21 Kasım 2012 Çarşamba

Bir Psikoloji Kitabındaki Teorileri Yalan Çıkarıyorum (Alice The Baka'nın Dönüşü)

Ya... Bunu söylediğimde cidden döveceksiniz  beni (hem de öyle pis döveceksiniz ki yediğim sanal dayak bugüne dek yediğim tüm gerçek dayaklardan daha çok yanımı yakacak muhtemelen) ama...
Depresifhalimiatlatıpeskifevritavırlarımadönmeyibaşardımartıktekrartümasosyalliğimlebaşımagelensalaksaçmaolaylarakıçımlagülebiliyorumgeçenyazıyüzündençoksorrytmmbys.
Ah. AHHHHH!!! Tamam, yeter. Bir daha öyle mal mal mallanmayacağım, (?) söz. (VURMAYIN OĞLUM!!! Zaten eski tiki-zorba sekizinci sınıflardan yeni kurtuldum. :((( )
Yazmak benim için uyuşturucuyu geçtim, ilaç ya valla bak. Sadece iki ay yazmadım, düşmediğim ruh hali kalmadı. Önce cyborg oldum, sonra yüzyıllık yalnızlık omuzlarıma çöktü falan. O değil de, ciddi ciddi bir gözlemciye dönüşüyordum az kalsın ki tövbe tövbe hatırlamak bile istemiyorum. Şimdi, -bu sefer sahiden- sevgili bloguma söz veriyorum ki bir aydan daha uzun süre yazmamazlık etmeyeceğim. (Ayrıca siz de şöyle uzun bir yazı yazsanız fena olmaz ha... Tamam, parantez içlerini yazan rahatsız edici benlik olarak çenemi kapıyorum.) Ya bir insan bilmem ne kadar zaman boyunca hiçbir şey -HİÇBİR ŞEY!- yazamaz ve sonunda neredeyse onu ele geçirmek üzere olan şapşal shoujo manga kızı iblisini yenmeyi başarıp tek bir yazı yayınlıyorum ve ertesi gün BOOM!!! Bir de bakıyorum ki düzelmişim - yani düzelmişim derken... Hep kendime deli meli derim ya? Size çok gizli bir sır vereceğim -ekrana yaklaşın-, aslında değilimdir! Sadece biraz garip biriyimdir, hepsi o. Ama geçen yazım ve ondan önce yazdığım son yazı arasında geçen zaman zarfı içerisinde cidden delirmiştim. Şimdi düzeldim. Elbette olanları anlatmayacağım -düzelmiş olsam bile hala bunu hiç istemiyorum- ve mızmızlanmayacağım. (Son mızmızlanma seansı bana yetti)  Sadece... Şöyle adam gibi bir yazı yazmak istiyorum be. (Ben... Adam gibi yazı? Sıçarak gülme efektini nasıl yapıyorduk, bi hatırlatsanıza.) 
Bir de Cuma günü Çanakkale'ye gittik sınıfça, Cumartesi döndük zaten. Orada öyle güzel manzaralar gördüm ki onlarda iyi geldiler bana sanırsam. Hiç abartmıyorum, hayatımda o kadar güzel bir manzara gördüğümü hatırlamıyorum ben. Çok güzeldi ya. Güzel derken sadece manzaraları kast etmiyorum tabii. Yani... Neyse ben geziyi anlatayım direk. (Muhahaha... Amacım başından beri konuyu buraya getirmekti ve başardım! >:) Teheee~) (bakabakabakabakaBAKA!!! *tamam, diğerlerini kontrol eden salak tsundere benlik devreye girdi, sakin olabilirsiniz*)
Okuldan Cuma akşamı saat 24:30 gibi çıktık. Aslında otobüste Y ile oturacaktım ama mal M her zamanki gibi "yaa Y benimle otursun Y benimle otursun" diye tutturunca Y'yi ona bıraktım. (Ya bunu yapacaktım ya da okulda yine başka bir şey için tutturduğunda yaptığım gibi suratına iki tane geçirecektim, ama annesi otobüsteydi ve annemin arkadaşı olduğu için o zevki tadamadım maalesef.) Böylece  etrafımdaki herkes arkadaşlarıyla "helelaylaylom" modunda takılırken ben M malı uyuyana dek bir iki saat Athena'nın İşareti'yle forever alone modunda takıldım. Sonra hoca -sanki çokta uyuyacakmışız gibi- uyuyalım diye ışıkları kapattı ve elimde Athena'nın İşareti'yle g.t gibi kaldım. Derken aklıma telefonum ve nereden gelirdiği belirsiz ama bedava olduğu için zerre umursamadığım internet paketim geldi ve önce Kayıp Rıhtım'a girip beklediğim birinin hikayesi var mı diye baktım (yoktu), ardından da "acaba ne kadar sıçmışım?" diye bloguma girip o yazıyı okudum (O sırada da kafamı cama öyle çok vurdum ki ön koltuklardan şikayet geldi). Sonra Ninja-sama (bu arada klanımızın ağası ask.fm'e geri dönmüş, gözümüz aydın, yehuuu!) ve Ani-chan'ın yorumlarını görüp biraz düzelir gibi oldum, ardından Ninja-sama'nın bloguna girip son yazısını okudum ve o an ultra-bunalımlı gotik-emo benliğim daha fazla dayanamadı zaten, kırıldı direk. (Bu arada evet, Ninja-sama, nedense herkes bunalımda ve benim bunalımım da doğrudan herkesin bunalımıyla bağlantılı aslında.) Seviyorum lan sizi!!! Neyse, saat 4 civarı verilen moladan sonra M malı uyudu da Y yanıma gelebildi. Gerçi pek anlamı olmadı, zira geldiği gibi koluma yaslandı ve uyuduk. Bir ara ben uyanır gibi olduğumda yanımda farklı biri vardı ama rüya sanıp tekrar uyudum. Kahvaltı molasında uyandığımda ise yanımda ondan da başka biri vardı. ಠ_ಠ
Her neyse, yaklaşık bir saat süren kahvaltının ardından tur rehberimizle tanıştık. Size şu kadarını söyleyeyim ki tur rehberimiz müthiş biriydi. Ben hep bize zaten bildiğimiz şeyleri ultra-sıkıcı hale getirerek anlatacak birini beklemiştim ama bu adam gerçekten müthişti. Anlattıklarını unutabileceğimi sanmıyorum. Eğer siz de sınıfça Çanakkale gezisi düzenleyecek olursanız, kesinlikle tavsiye ederim. (Ayrılmadan önce hepimize numarasını verdi.) Yani... Öyle bir anlattı ki resmen içim parçalandı. Hele Seyit Ali'nin öyküsünü dinlerken az daha duygusal bir modumda olsaydım %100 ağlamıştım. Zaten adama sordum, tiyatro oyuncusuymuş. Adam resmen Kurtuluş Savaşı'nı canlandırdı be.
Gezinin bir başka güzel tarafı da "sınıfın magandaları" olarak adlandırdığım gruptan kimsenin gelememiş olmasıydı. Öyle tipleri bilirsiniz, genelde başlarında sınıftaki tüm kızların aşık olduğu bir mal bulunan, kendileri bir boka yaramadıkları gibi bir boklar yapmaya çalışanları da engelleyen ve her zaman en berbat esprileri yapıp "höhehöhehöhe" diye gülen çocuklardan bahsediyorum işte. (Hani hep futbol falan oynarlar ya hani? Hah, hatırladınız di mi?) Gerçi onlar gelse de gelmese de, mala aç kalmadık Allah'a şükür. Zira Seyit Ali heykelinde Seyit Ali'nin tuttuğu merminin üstüne çıkıp fotoğraf çektiren mi ararsın yoksa anıtların önünde makyajını tazeleyen mi? Hepsi vardı. Zaten her ne kadar öyle dua mua okusalar da, kimsenin gerçekten nereleri gezdiklerinin farkında olduklarını sanmıyorum ben. Ya da bu milletin nasıl kazanıldığının... Ben pek milliyetçi bir insan değilimdir açıkçası. Ne bileyim? Kendin seçmediğin bir şeye bağlanmak saçma geliyor bana. Ama o toprakları gezince, bu millet uğruna canlarını feda eden onca askerin öykülerini dinledikçe ilk defa Türk olmakla gerçekten gurur duydum. Benim anlayamadığım, bizlerin nasıl öyle insanların soylarından geldiğimiz. Ben şöyle düşünüyorum, ne kadar cesur, iyi insan varsa savaşta öldü. Bu milletin geleceği için canlarını, çocuklarını, kendi kanlarını feda eden tüm insanların ruhları şad olsun.
Neyse, gezi boyunca genelde solo takıldım ve gezdiğimiz toprakların altında yatan askerleri düşündüm hep. Zaten şu "Çanakkale içinde..." diye başlayan ağıt vardır ya, hani o da aklımdan çıkmadı hiç. Sevdiklerin ve vatanın uğruna kendini feda etmek, ölüm ne kadar basit bir olay gibi görünüyor, değil mi? Halbuki düşünsenize bir... Öleceğinizi bile bile vatanınızı korumak uğruna, sevdikleriniz uğruna cepheye gidiyorsunuz. Aç, susuz ve yaralı bir şekilde günlerce çarpışıyorsunuz. Her yerde arkadaşlarınızın cesetleri, kan kokusu... Ölümü beklemek. Cesur bir insan olduğumu düşünürüm ama orada acaba ben bunu yapabilir miydim, diye düşünmeden edemedim. Eğer gitmediyseniz fazla dramatize ettiğimi düşünüyor olabilirsiniz ama gerçekten savaşlarda çarpışan tüm herkesin acısını içimde hissettim resmen. Neyse, gidenler zaten eminim ne hissettiğimi anlıyorlardır.
Geri dönüş bayağ kötüydü. Ben dün gece 1-2 saat anca uyuyabildiğim için en azından dönüşte uyuyabilmeyi umut ediyordum ama  geçen gece "uyuyun lan!" diye başımızın etini yiyen öğretmenler bu sefer müzik falan açtılar ve kimse de yerinde durmadı tabii. Hayır, açtıkları da müzik olsa. Justin Bieber ile One Direction'dan tutun da "Call Me Maybe"ye kadar çalmadıkları şey kalmadı. Bir ara "acaba ne zaman Rebecca Black'in Friday'ini açacaklar?" diye düşünmeye bile başladım, o derece yani. Zaten eve gittiğimde tam üç yıldan beri ilk kez deliksiz, kabus görmeden, kendimi tekmelemeden ve haykırmadan uyumuşum. Tabii insan sadece bir gün bile olsa Ayşe'yle uyuyup uyandığında kendini Veli'nin kıçında bulunca böyle oluyor. Ayrıca o kadar çok yemek yedik, o kadar çok yemek yedik ki İstanbul'a varmaya 1 saat falan kala ne zaman gülsem resmen göbeğim kaburgalarımı zorluyordu yahu!!! ಠ_ಠ
Eveeet... Çanakkale maceralarını anlattığımıza göre (bu arada her gittikleri yerden milyon tane şey alan, hatta aldıklarının aynısı bir daha alan arkadaşlarımın aksine ben peynir tatlısı dışında hiçbir şey almadım, çünkü genelde gittiğim yerlerden sadece magnet alırım ve doğru düzgün magnet yoktu) şu psikoloji kitabı meselesine geçebiliriz. Bakın, benim annem gazetecidir ve kıçı kırık bir derginin yazı işlerine falan bakar. O işinden nefret eder (doğal olarak) ama ben çok severim, çünkü çeşitli yayın evlerinden çıkan son kitaplar anneme hep gelir. Son zamanlarda pek fazla iyi kitap yazılmadığı için genelde gelenler hep vasat şeyler olurlar fakat arada Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet Gezer gibi süper ötesi muhteşem-hayat değiştiren kitaplar geldiği de olur. (Bu arada bu kitabı OKUYUN! İki eliniz kanda olsa bile mutlaka okuyun. İnanın bana, okumazsanız kaybedeceklerinizin haddi hesabı yok çünkü.) Neyse, birkaç ay önce bir psikoloji kitabı gelmiş ve annem de  bunu sanırım benim ne kadar sabırsız biri olduğumu bildiği için -çok affedersiniz, depresyondan çıkınca çok şımarık olurum- sıçarken canım sıkılır da okurum diye tuvalete koymuş. Eee... Aslında işe yaramadı da değil hani. ^^ Kitabı gerçekten okudum. Okudum okumasına da... HİÇ AMA HİÇ BEĞENMEDİM! Zira bu kitabın salak yazarları (u_u), gelip teorilerini benim üzerimde denemeyi unutmuşlar! *superconfusedlookhere* Adamım, nasıl biri bir psikoloji kitabı yazar da teorilerini benim üzerimde denemeyi unutur? Yani... Bu resmen çılgınlık!  ಠ_ಠ Her neyse. u-u Şimdi, izninizle, bu pek fevkalade (!) kitaptaki bazı psikoloji teorilerini sizlerle paylaşmak istiyorum. 
Saçma teori #1: Sadece iyi kalpli insanlar bunalıma girerler. 
Doğruya doğru. Benim kadar çok bunalıma giren bir insan daha olamaz. (Duygusal dengem yok ya benim, o yüzden yane. .s .s) Ama ben... İyi!? (pardon, kusarak gülme efekti neredeydi?) İşte, bu teorinin saçmalığını açıklamaya gerek bile yok! u-u
Şeeey... Şimdi tabii ki aslında birkaç teori daha sayardım (günün birinde beni öldürecek falan olursanız, size seve seve izin vereceğim dostlarım) ama bu tek teori zaten kitabın saçmalığını yeterince gözler önüne seriyor, hıhı evet. u_u (yalan söyleme yeteneği level: 1900000 -_-)Hem, biraz da ciddi olmak gerekirse, kitaptaki teoriler o kadar da saçma değildi. Yani çok bilindik şeylerdi, tamam, ama fena da değildi. Sonuçta herkesin benimki gibi saat başı yeni-çarpıcı psikoloji teorileri üreten ve sürekli bir şeyler keşfeden bir aklı yok heh-heh-heh. Onion Icons (1 sn. 1 sn... Az önce hayatım boyunca ilk kez kendimi mi övdüm ben? MSN Onion Emoticon Set Tamam, bunu hafızamdan çıkarıyorum. Siliniyor... %75 silindi... Silinme tamamlandı. Ohhh! MSN Onion EmoticonsDur, ne için rahatlamıştım ben? o-O) 
Bir de neymiş, insan en çok hoşlandığı kişiden çekinirmiş. En saçması da buydu hani. Bir kere o zaman ben neyim lan? Gerçi artık birinden ne kadar hoşlanıyorsam onunla o kadar az konuşmaya başladım, çünkü (evet, yeni bir saçmalık daha geliyor)... Durun da son birkaç ay içinde gelişen muhteşem (!) konuşma yeteneğimi sizlerle paylaşayım: 
Kişi: İyi günler. 
Alice The Baka: Günaydın. (Saat öğlenin ikisidir ve yeni falan da kalkmamıştır.) 
***
Kişi: Merhaba, benim adım X. Senin adın nedir? 
ATB: Ben İstanbul'da oturuyorum!!! (o sırada İstanbul'dadırlar.) 
***
K: Biraz bizimle takılsana. 
ATB: Üzgünüm, okula gitmem gerekiyor. (Hafta sonu.) 
***
K: Kaç yaşındasın?
ATB: Watashi wa L des
 Ve maalesef bu dialogların hepsi gerçekten de yaşandı... -_-"

Adamım... My life is an epic fail! *bu metnin yazarı çok fazla Scott Pilgrim okuyor*

Her neyse, şimdi sıkı durun, çünkü asıl konuya geçiyorum. *derin bir nefes alır* Ben... LUCİD RÜYA GÖREBİLİYORUM!!! EYOOO!!!
Eee benim salaklıklarımı geçecek olursak (Onion Icons) lucid rüya nedir diye soracak olursanız, kısaca kişinin rüyada olduğunun farkında olduğu rüyalar diyebiliriz. Bazı insanların çocuklukları lucid rüyalarla geçerken, bazı insanlar da bu rüyaları hiç görmezler. Ben lucid rüyanın ne olduğunu çoook küçük yaşlardan beri biliyordum (en sevdiğim derslerden biriydi - çünkü çok kolaydı -_-") ama nedense bugüne dek hiç yapmayı denememiştim. (Aslında lucid rüyaların majiyle pek ilgisi yoktur ama o zamanlar böyle olan her şeyden manyak gibi korkuyordum, sanırım o yüzden olacak.) Yani hayatım boyunca hiç daha önce lucid rüya görmemiştim. Ta ki birkaç hafta öncesine kadar...
Her zamanki gibi dershaneden çıkmış, otobüs duraklarına doğru gidiyordum. Nedense her zaman çok kalabalık olan semt o gün neredeyse bomboş, etrafta çok az insan var. Ben bu durumu garipseyedurayım birden kar yağdığını fark ediyorum ve o an ilk kez kendi kendime "Acaba rüyada mıyım? Ekim ayında karın işi ne?" diye soruyorum. (O zaman ekim ayındaydık da.) Ama emin olamıyorum, çünkü benim rüyalarımın nasıl olduğunu biliyorsunuz ve bu rüyada -kar yağması ve öyle bir semtin ıssız olması dışında- anormal görünen hiçbir şey yok. Böylece "Yok canım, rüya değildir herhalde" diyerek (ama biraz da tırsarak) otobüs durağına doğru ilerlemeye devam edip otobüse biniyorum. (Aslında gelen ilk otobüsün bizim semte giden otobüs olmasından bile bunun bir rüya olduğunu anlamam gerekirdi. Genelde benim otobüsün gelmesi için en az 10-15 dk. beklemek zorunda kalırım da. -_-")
Fakat nedense bundan bir sonraki durakta iniyorum ve orada da yine bizim otobüsü beklemeye başlıyorum. Durakta dershanedeki sosyal öğretmenime acayip benzeyen bir kadın ve 9-10 yaş grubunda 3 tane çocuk var. Bir otobüs geliyor ve ben duraktakilere bizim semtten geçip geçmeyeceğini soruyorum. Onlar da geçer diyorlar. Hatta o 3 çocuktan biri bir arkadaşını gösterip "Hatta bu arkadaş da oraya gidiyor" diyor. Yani sizin anlayacağınız rüya gerçekten çok gerçekçi. Neyse, o an bunun bir rüya olmadığına karar veriyorum ve böylece otobüse biniyorum. Sonra otobüste o çocukların biraz önünde bir yere oturuyorum ve otobüs kalkıyor. Sonra ilk defa ilginç bir şey oluyor: Birden çok üşüdüğümü fark edip pantolon giymiş olmayı diliyorum. Veee... Evet, birden altımdaki etek pantolon oluyor. ^^
O sırada aklıma lucid rüya görüyor olabileceğim geliyor ama tam o sırada otobüsten iniyorum ve eve doğru yürürken aklıma lucid rüyaları kontrol de edebileceğimiz geliyor ve direk L'i mi çağırsam yoksa daha basit bir şey mi yapsam karar vermeye çalışırken heyecanlanıp uyanıyorum.
İşte gördüğüm ilk lucid böyle, basit bir şey. (Yine de benim için ilginç bir olaydı.) Gördüğüm ikinci lucid rüya daha heyecanlıydı ama. O rüyada hortlakların bastığı bir dünyada, pembe saçlı ve kare çerçeveli gözlükler takan, acayip güzel ablamla hortlak avlayan bir kızdım. Bir gün yine hortlakların bastığı bir kasabaya gitmiş ve orada rüyadaki ablamın ve benim erkek hallerimiz olan iki aynı bizim gibi hortlak avcısı kardeşle tanışıyorduk ve sırf ben ablamın erkek hali olan çocuktan hoşlandım diye onlarla çalışmaya karar veriyorduk.(İtiraf edeyim, mavi perçemleri ve punkçı kıyafetleriyle, kare çerçeveli gözlüklere rağmen çocuk cidden yakışıklıydı ama.) Fakat onlar önce ablamla bizim ne kadar iyi hortlak avcıları olduğumuzu denemek istiyorlardı ve karşımıza 2 tane hortlak çıkınca birini hoşlandığım çocukla ben, diğerini de ablamla kardeşi alıyorlardı. Ama hoşlandığım çocukla bizim peşine düştüğümüz hortlak bayağ güçlü çıkıyordu ve bizi kovalamaya başlıyordu. Ondan kaçarak bir otele geliyorduk, sonra hoşlandığım çocuk kayboluyordu ve ben beyaz, saç kurutma makinesine benzeyen silahımla hortlağa saldırarak bir odaya saklanıyordum. Hortlak beni bulduğunda da aksi gibi saç kurutma makinesi silahın şarjı bitiyordu ve ben de hortlak bana "heh, sizin gibi acemi hortlak avcılarının beni yakalayabileceğini mi sandın?" gibi şeyler derken ortada kalakalıyordum. Fakat sonra neyse ki odanın bir balkonu olduğunu keşfedip oraya çıktım ve balkondan atlayıp mor gecede süzülmeye başlamadan hemen önce hoşlandığım çocuğun yan balkondan bana gülümseyip "iyi iş!" diye bağırdığını duydum. Sonra da sanırım uçmanın verdiği heyecanla uyanmışım. (Lucid rüyalarda heyecanlanırsan uyanırsın, sadece bu bakımdan astral seyahate benzer.)
Bu rüyada başından beri rüyanın içinde olduğumun farkındaydım ama rüya öyle güzeldi ki değiştirmeye falan hiç gerek duymadım, zaten hortlaktan kaçarken buna fırsatım da olmadı. Hatta bu rüyayı o kadar çok sevdim ki hikaye haline getirmeye bile karar vermiştim, fakat sonradan resim yeteneğim biraz daha gelişince manga olarak çizmeye karar verdim. Çünkü hikayenin geçtiği evren görsellerle daha güzel anlatılacak bir evrendi, yani tüm o mor gökyüzü, punkçı giysiler  falan... .w. (sadece hoşlandığım çocuk değil, herkes, hatta hortlaklar bile punk tarzında geziniyorlardı - artık yatmadan önce en son ne düşünmüşsem?..)
Ahhh. Acaba bir daha ne zaman lucid rüya görebileceğim?

O değil de arkadaşlarımla bir MANGA DÜKKANI KEŞFETTİK LAN!!! (Uhf. Yazmayalı ne çok şey olmuş yahu!) Bakın olaylar aynen şöyle gelişti.....
Şu başta bahsettiğim gıcık şahıs, M, işte onu genelde annesi alıp dershaneye götürür.Yani bizim gibi otobüsle gelmez. Ayrıca haftanın tüm günleri okuldan çıkar, çünkü ya dershanesi ya da balesi vardır. Ama nadiren de olsa, ne balesi ne de dershanesi olduğu günlerde, bizimle gelir (evi bizim dershanelerin bulunduğu semtte) ve birlikte gezeriz. İşte yine böyle bir günde, o, ben ve Y okuldan çıkıp dolaşmaya koyulduk.
Önce her zaman gittiğimiz birkaç kitapçıya uğradık. Sonra M bizi genelde pek de uğramadığımız pasaja sürükledi. (Sırf oradaki bayağ ünlü bir dükkanın sahibini tanıdığını kanıtlamak için.) Sahibini tanıdığı dükkanı gezdikten sonra da, gözümüze pasajın alt katındaki pet shop takıldı ve bu sefer Y ile M beni oraya gitmek için ikna etmeye çalışmaya başladılar. Oraya gitmekten hiç hoşlanmam, çünkü içinde renkleri çok güzel olmasına rağmen (gökkuşağı *m*) gerçekten KOCAMAN bir papağan serbest halde bulunur ve ben de ondan bayağ korkarım. (Ama papağanın boyutu gerçekten kocaman... Yani kendi kafanızın iki katını düşünün, aynen öyle işte. Bir ara fotoğrafını çekerim.) Ama onlar olduğu için bu sefer oraya gitmeyi kabul ettim. Sonra alt kata indik ve...
Ben zaten o beyaz dükkanın vitrininde "çizgi-roman, manga ve fantastik kitaplar" yazısını gördüğüm gibi merdivenleri falan bıraktım, trabzandan atlayıp (bileğim kırılıyordu az kalsın) "MANGAAA!!!" diye dükkana uçtum. Evet, uç-tum. -_-" Normalde tüm pasaj bana bakarken utanmam gerekirdi ama resmen şok geçirmiştim tabii. Yani öyle bir yerde... Manga dükkanı? Zaten mangalara bakarken arkadaşlarım beni tutmasa bayılıyordum. Ama abi... Siz olsanız siz de aynısını yapardınız... Yani dükkanda yaoi manga bile vardı ! YAOİ DİYORUM YAOİ!
O günden beri ne zaman dershaneye gitsem oraya uğruyorum- ve her gittiğimde de yeni bir manga/çizgi roman alıyorum tabii. u_u Gerçi bu pek de iyi değil... Yani, normalde bir ayda 5 lirayı anca harcayan ben,  bugün Hellsing'in Türkçe basımını görünce resmen nasıl para dileneceğimi bilemedim. Aksi gibi arkadaşlarımda da az para varmış... Şu an Gülsüm'e tam 10 buçuk lira borcum birikmiş durumda yahu! (Yarın ödemezsem bu borç 50 kuruş daha artacak üstelik, çok uzun zamandır ödemiyorum çünkü.) Haydi o neyse, arkadaşım falan da, eğer arkadaşlarım durdurmasaydı adama "yarın ödesem olur mu diyecektim?"  ya!!! Neyse ki ne yaptım ettim, Hellsing'i almadan çıkmamayı başardım o dükkandan. Sonra da akbilcide 1 lira akbil doldurması için adamla kavga ettim ama olsun, Hellsing için değerdi... (Zaten kazandım da, heheheh. Sen kim oluyorsun da 1 lira akbil doldurmuyorsun ya?! Olmayan Ülke'de 1 lira akbil doldurmayan yer yok oğluam!!!)
Not: Dün Hellsing'i okumam için Türkçe basımını beklememi öneren arkadaşa da teşekkürler bu arada... Hellsing özlemim dibe vurmuştu artık, onun sayesinde sabretmem iyi oldu. Bugün koltuğa uzanıp o vahşet ve kanla dolu rahatlatıcı dünyaya dalmamın keyfi vazgeçilmezdi...
Neyse, ben ve mangalara geri dönelim. Sadece Gülsüm'e olsa neyse, borcum olmayan arkadaşım kalmadı! İşte bu yüzden sanırım bu manga dükkanının açılması kötü oldu. Ama sadece bu yüzden!!! (Bir de artık diğer çizgi roman ve manga dükkanlarının papucu dama atıldığı yüzünden. -_-" Ama ne yapayım? Bildiğim başka tüm manga/çizgi roman dükkanları Beyoğlu'nda ve Beyoğlu'na o kadar sık gidemiyorum. Hem ben bu dükkandan sadece manga aldım; Avengers, Uykusuz vs. gibi şeyleri kendi eski çizgi romancılarımdan devam edeceğim tabii ki. u_u) Diğer her bakımdan iyi... Sayesinde dershaneye gitmeyi sever oldum! ^_^ (zaten muhtemelen birkaç ay sonra bu duruma alışır ve orada daha az para harcamaya başlarım - yani umarım)  Şu an bu manga dükkanını annemden sır gibi saklıyorum, odama pek girmediği için aldığım yeni mangaları da görmüyor. Gerçi Naruto ve One Piece gözüne çocuksu geldiği ve onlarla pek vakit harcamadığı içinde henüz bulaşmamış olabilir... Hellsing'i görürse yanarım! Normalde benim gibi uçan bir çocuğu olan bir kadının, böyle şeyler de biraz daha rahat olması beklenir ama benim annem tam tersi! Death Note'a bilece "acayip acayip şeyler" diyor, öyle "kanlı-manlı" bir şey görse ne düşünür kim bilir!!! İşte bu yüzden bazen anneme çok gıcık oluyorum... Neyse, bir şekilde saklarım ben.
Imm bu arada, İstanbul'da oturan var mı bilmiyorum ama, varsa çizgi roman dükkanına bir uğramasını tavsiye ederim (adres verebilirim, aslında facebook sayfasından da bakabilirsiniz). Şu an Türkçe her şey %20 indirimde (yaklaşık 4-5 civarı bir şey ediyor sanırım, gerçi bana Black Butler 1'i sipariş ettiğim için biraz daha indirim yapıyor gibi) ve gerçekten ÇOK güzel şeyler var. [Karşılaşsak ne güzel olurdu! *m* Zaten beni anında tanırdınız. -_-" (o sırada okuyucunun içinden geçen: "Çizgi roman dükkanlarından uzak durmaya dikkat etmeliyim! o.o' ")] Üstelik ne istiyorsanız getirebiliyor! Aslında ben çoook eskiden Remzi'de de yabancı manga görmüştüm ama o zamanlar ingilizceme çok güvenmediğim için güzelim Bakuman'ları alamamıştım... Sonra zamanla Türkçe'si olmayan mangaları İngilizce okuyarak fena olmadığımı gördüm (zaten en iyi dersim, sınıf ikincisiyim). Cennetin hep gittiğim böyle bir yerde olduğu kimin aklına gelirdi ki?
Ha bu arada, dükkanı ilk keşfettiğimiz gün, yaklaşık 1 saatin ardından oradan çıkmayı başarabildiğimizde pet shop'a gidip o papağana teşekkürlerimi sordum. Ne, sonuçta o olmasa orayı muhtemelen asla keşfedemeyecektik, değil mi? Gerçi papağanın, benim teşekkürüm karşısında bana öküz gibi bağırması kötü oldu. -_-" (Her ne kadar hala ne zaman o petshop'un önünden geçtiğimde o papağana saygılarımı sunmaya devam etsem de, itiraf edeyim, hala ondan korkuyorum!!! Ama inanın bana, hayvan resmen dövüş ister gibi bakıyor, böyle eğilip iki yana yürüyor falan ben dükkanın önünden geçerken... Uçabilse üzerime atlayacağından eminim!)

 Yaaa... Şey... Bakın, yaoi çok sevmem ama... O manga öyle şirindi ki! İçini biraz karıştırdım ve tek bir hard sahne bile görmedim, hatta yaoi olduğundan da o kadar emin değilim aslında. o_O Ama kapağına bakacak olursak yaoi gibi görünüyor, ayrıca içinde kapaktaki çocuklardan biri diğerine romantik bir tavırla sarılmıştı. Neyse, yaoi olsun olmasın, o mangayı almak istiyorum ama... Utanıyorum. Yani oranın çok gideceğim bir dükkan olacağı belli ve adamlarla iyi bir ilişki kurmak istiyorum - böyle yerler, genelde sürekli müşterilerine bir süre sonra indirim yapmaya başlarlar. Ve... İşte. Acaba kışın yüzüme kar maskesi takıp girsem mi? Hahaha, düşünsenize, kar maskeli korkunç bir herif çizgi roman dükkanına dalıyor, herkes onun hırsız olduğunu sanıyor ama bir yaoi manga alıp çık- ALICE, NE SAÇMALIYORSUN SEN? En iyisi bir delilik anını beklemek - öyle anlarda çok cesaretli olurum.

Imm, aklıma yazacak başka bir şey gelmiyor, bu yüzden yazıyı burada bitiriyorum. ^^ (Daha ne yazacaktın lan zaten!?) Yalnız başlık yazıyla çok alakalı oldu haa. -_-" Durun, aslında aklımda Death Note 12 ile ilgili bir şeyler var- Tamam, şaka. Bu cuma günü İstanbul TÜYAP kitap fuarına katılacağımı ve bunun hayatımdaki ilk kitap fuarı olacağını da belirtip gidiyorum. u_u *dramatik çıkış* Kitap okumayı bu denli çok severken hayatımda daha önce ne bir kitap fuarına ne de kütüphaneye gidememiş olmak beni çok üzüyordu. *ezik geri dönüş* Neyse ki bu sefer babam kesinlikle götürecek! Bu sefer onu iki kez aradım.

Bu kadar. Bloguma yazmayı seviyorum. ^^ Bazen Harry Potter, Death Note ve burası evim gibi geliyor. Another Note çıkınca gerçekten süper olacak. ^^ Beyond'u tanımak için çok heyecanlıyım. Ve Wammy's House... (kitapların Tsugumi Ohba tarafından yazılmadığını sakın ola hatırlatmayın) Buraya yazı yazmak gerçekten çok güzel. Şimdi gidip biraz Hellsing okuyacağım. (Henüz sadece 2 bölüm okudum - heyecanımı hemen burayla paylaşmak istemiştim.)
Not: Bir de içinde yaklaşık 350'si L olmak üzere tam 500 Death Note fotoğrafı bulunan annemin bilgisayartı tamirde ve büyük olasılıkla format atılacak - YAŞASIN!!! O kadar L fotoğrafını toplamak o kadar eğlenceli olacak ki!!!
Not2: Frankenweenie'ye giden var mı? o.o Gitmek istiyordum da, nasıl bir şey diye soracaktım.
Not3: Gerçekten bu yazıyı sonuna dek okuyabilen bir yiğit çıkacak mı merak ediyorum... Ben bile tam 4 günde yazdım!
.
.
.
.
.
Pazartesi günü okula gitmedim, bu yazıyı falan yazdım işte. Aklıma yaz tatili geldi. Ne güzel, her gün saçma sapan yazılar ekliyordum, yemek falan yiyordum (mutfağı patlattığımı burada da anlatmıştım di mi?)... Böcekler vardı evde, onlarla savaşıyordum. Müzik falan dinliyordum. Kıçım rahattı. Ne güzel günlerdi. Yok, acıklı hayat hikayemi vurgulamıyorum. Cidden ha. Özlemişim.











12 yorum:

  1. Uzun zamandır kimseye bir cümlecik bile yorum yazamadığımı farkettim o_o
    Ve galiba bu aralar ben sahil herkes bunalımdaydı, acaba bu bulaşıcı bişey midir ki? Karantina altına alınmam gerekir mi? Uzaylıların haberi olur m- Tamam sadede geliyorum.
    Lucid rüya konusunda da..aslında 3-4 tane falan görmüşlüğüm vardır,hatta ilk deneyimim gerçekten acayip bişeydi.Ben babaannemlerde kalırken,saat sanırım gece on bir gibi (ve babaannem ikidebir beni kontrol etmeye geliyor ve uyumuş taklidi yapıyorum falan) bir türlü uyuyamıyorum.Sonunda biraz uykuya daldım diyorum, acayip acayip rüyalardaki acayip saçma (iğrenç veya korkunç veya şirin değil.Saçma.) yaratıklar ve saçma şeyler gördüğüm için ikidebir uyanıyorum ve saate bakmaya çalışıyorum. Hatta yatağın önündeki saatin bile aynısını rüyamda gördüğüm için gözlerimi aralamam zor oluyor. Ben yine uykuya dalıp böyle saçma bişey görürken, bu sefer "Yine mi bu saçma rüyalardan lan?" diye geçirdim içimden (çook kurak bir kasabada geçen tuhaf yaşlı bir kadını yürüdüğü yer içine çekiyor ve geğiriyordu) ve madem rüyadayım,uçabilirim deyip uçtum. Sonra anide tuhaf hissedip gözüm bir kaç kez aralandı ve rüyamda ne kadar yükselirsem uyurken ayağım o kadar havaya kalkıyordu. o_o
    Bir başka rüyada da şu senin lucid rüyanda heyecanlanma şeysini kanıtlayan bir olay olmuştu, ben elimde bir biskrem ve yarısı dolu su şişesiyle deli gibi merdiven çıkarken arkamdan mısır firavunları ve mumyalar beni kovalıyordu. Tam dünyayı kurtaracak son kata varıp uyandım.
    (Bu arada eminim bu yorumu okurken "Bu kız ne içmiş acaba?" demişsindir T_T)
    Ve ben çoğu rüyamda ölüp ölüp uyanıyorum öyle,bir gecede 5 kere dirildiğime eminim.
    Manga dükkanı hakkında,gerçekten çok şanslısın Alice-san! Bizim Konak Pierre'de de ingilizce manga falan satıyorlar. (Bir kere mallık hakkımı kullanıp Bakuman'ın 1. cildi yerine kapağını incelediğim 4. cildi alıp süper bir halt işlemiştim)
    Neyse çok uzun ve saçma yorumdan dolayı özür dileyim kaçıyorum ben u.u Yine yazdığında sevindim *-*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkesi her şey için yargılayabilirim ama tuhaf rüyalar için asla. o-o Ayrıca lucid rüyalarda gerçekten öyle bir şey oluyor, mesela uçuyorsan kolun veya bacağın havaya kalkabiliyor. Ayrıca mesela rüyada birinden kaçıyorsan gerçekte de soluk alıp verişlerin hızlanıyor ya da birine el sallıyorsan gerçekte de el sallıyor olabiliyorsun. Bu konuda derinlikli yazmalıyım.

      Sil
  2. Birkaç kez lucid rüya görmüşlüğüm var ama hatırladığım her rüya gibi saçma sapan rüyalar işte..
    Biri beni tuvaletten çıkan bir zombinin kovalamasıyla başladı. Apartmandan koşa koşa inerken bunun bizim apartman olmadığını farkediyorum. Sonra zombi beni duvara itince duvara çarpıyorum ve bir acı hissetmiyorum. O sırada rüyada olduğumu farkettim ve....... gerçek hayattaki sakarlığım rüyaya yansımasaydı daha iyi olabilirdi u.u (Zombi birden kuş oldu ve açık pencereden uçunca "Ben de uçacaaaağğğğm" diye bağıra bağıra pencereden atladım. Arka pencereden atladığım için 2 saniyelik uçuştan sonra duvara çarpıp yere düşerek uyandım (bu arada GERÇEKTEN yatağın yanındaki duvara çarpıp yataktan düşmüşüm.))
    Bir başkasında da yemek yerken balkondan o meşhur kükreyen aslan çıkmıştı. (sanırsam buna benzer başka bir rüyayı da yazmıştım buraya. Banyodan L çıkıp meşaleyle beni kovalıyodu böyle) Yine kaçmaya çalışırken duvara çarpıp acı hissetmedim, sonra rüyada olduğumu anladım. Sonra bu aslanı Homura'ya çevirdim ama Homura da balkondan uçtu. (Ah, rüyadayken ne düşündüm hiç bilmiyorum) "Hadai bakalım" deyip ben de atladım ve uçtum. Ama bu sefer cidden uçtum, baya uzun gelmişti uçtuğum süre. Ardından gökyüzünde trafik ışıkları falan hayal etmiştim, yüzümü bulutlara çevirdim ve tekrar aynı yöne baktığımda trafik ışıkları vardı. Tam "lalalaylom her şey istediğim gibi gidiyo" derken trafik güvercinler yüzünden sıkıştı (kahpe güvercinler!) ve bir güvercine çarpıp uyandım.
    Para bulur bulmaz o kitabı almaya çalışacağım ama şu sıralar babam kitap konusunda çok seçici davranıyor (Onu alma, onun filmini izleyebilirsin, kitapla hemen hemen aynı (tam da ......Yok, o senin yaşına uygun değil (sadece N veya M'yi alacaktım!)..........Hayır, bu kardeşine daha uygun gibi (Kitabın ismi "Peri" olduğu için -______- Aslında konusu çok güzel ama sırf ismi yüzünden)......
    Uhm......Açıkçası ben de henüz hiçbir kütüphaneye gitmedim. Bulunduğum yer kütüphaneye gidip rahatça kitap okumaya müsait değil. 2 senedir kütüphane yapılacak diyorlardı, mal mal onu bekliyom ben de u______u Kısa zamanda gittiğin fuarı anlatan bir yazı bekliyorum Alice-chan u.u (tamam, hiç samimi gelmedi, döv beni)
    Ve, tahmin de edebileceğin gibi, bulunduğum yer manga/çizgiroman satılan yerler de barındırmıyor. Ama dershanenin oralarda çizgiromanvari bir şeyler satan bir dükkandan bahsediyorlardı. Pazar günü çıkışta o dükkandan çıkan birinin elinde Death Note'u görünce oraya koşa koşa gitmek istemiştim ama lanet olası otobüs her gün beni yarım saat bekletmeye and içmişken o gün erken geleceği tuttu!
    Bu yorumdan çıkarılacak ders: Siz siz olun otobüs şöförlerine güvenmeyin
    Bir diğer not: Cumartesiyi sabırsızlıkla bekliyorum *q*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gayet samimi görünüyor, yani ben ne kast ettiğini anladım, sorun yok. Teşekkür ederim. ^^

      Sil
  3. Bu yorumu 2. kez yazıyorum (lanet olası internet)
    Ben 6 yaşında falan bi lucid rüya görmüştüm.Bi yerdeydim (nerede olduğumu hatırlamıyorum)ve rüyada olduğumu fark edip uyanmaya çalışıyordum.Sonra rüyamda başka bi yere gidiyordum.
    Bide yine 5-6 yaşlarımda -lucid değil ama- rüyamda bi adam bana salak olduğumu söylüyordu (yalan sayılmaz)bende sensin salak! diye bağırıyordum ve ses ağzımdan da çıkmış sdfgh.Rüyamda konuşuyordum yani.Sonrs uyandım.
    Bu arada uzun yazı yazmanın sırrı ne?

    YanıtlaSil
  4. Yeni yazı yazmana sevindim Alice-chan!
    Çanakkale'deki şehitliğe hala gidemediğim için kendime öyle kızıyorum ki... Babamlar falan hep Çanakkaleli, kuzenlerimin hepsi gitti ama ben hala gidemedim oraya.
    'Sınıfın magandaları' (ki onlardan her sınıfta olur, onlar her yerdeler O_O), sınıftaki erkeklerin arasında en 'popüler' olanları oluyor genelde. Dolayısıyla, onlar olmadığında onlardan daha az popüler geçiyor onların yerine(sınıftaki tüm erkekler oradan kaybolsa ve sınıftaki tek, yani en popüler erkek ben olsam...*ismini Death Note'a yazar ve yorumunu bitirmek için kalan 40-pardon, 39 saniyeyi daha iyi kullanmaya çalışır).
    Okul gezilerinde, en saçma şarkılar çalınır ve söylenir. Sırf bu yüzden, ilkokulun başından beri okulla hiçbir geziye gitmemeye çalışıyorum.(bir keresinde zorunlu bir geziye..-dur bunu neden burada anlatıyorum?)Neredeyse herkesin telefonu var, dinlemek isteyen bir kulaklık taksın bir zahmet, ben mecbur muyum berbat şeyler dinlemeye?
    İnsanlarla konuşma konusunda tek sorun yaşayanın sen olmadığına eminim. Herhangi biri bir şey söylediğinde ona cevap veremeyip, eve gelince ona verilebilecek mükemmel cevapları gece yarısına kadar düşünüyorum bazen 0_o
    Ben hiç lucid rüya görmedim ve göremem de sanırım. Çünkü genellikle korkunç kabuslar görüyorum(benim gibi karanlıktan, aynalardan ve gerçek olmadığına emin olduğunuz şeylerden korkuyorsanız, bu çok kolay nedense) ve gördüğüm şeyin gerçekten yaşanmadığına emin olduğum saniyede uyanıyorum, aksi hiç yaşanmadı.

    Sen, lucid rüya görüp bunu manga konusu yapabiliyorsun, bense rüya bile göremiyorum... Neyse, bunu düşünmüyorum ve son saniyelerimi mutlu geçirmeye odaklanıyorum.

    Kitap fuarında iyi eğlenmişsindir umarım.(normalde iyi eğlenceler yazacaktım fakat bugünün Cuma olduğunu farkettim -_-)

    Not: Sanırım dikkatsiz bir okuyucuyum ya da çizgi roman dükkanının adını-adresini vermeyi unutmuşsun. Sanırım Arkabahçe'den söz ediyorsun ama emin olmak istedim.

    Not2: Bu arada Hellsing'i beklemeni öneren bendim, ilk defa bir işe yaramışım, yaşasın!

    Not3: Not2'yi neden yazdığımı bilmiyorum. Kendimi beğenmiş, kaba ve görgüsüz biri gibi duruyorum. Son yazdıklarımı unut.

    Not4: Kitap fuarında nasıl olduğunu anlatan yazını bekliyorum, umarım Hiçlik'te internet vardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim ^^
      Eee çizgi roman dükkanının adresini bilerek vermedim, biri merak ederse veririm diye düşünüyordum ama doğru tahmin. o-o Nereden bildin?

      Sil
    2. Ayrıca kendini beğenmiş gibi falan durmamışsın, öyle deme. Onun için de ayrıca teşekkür ederim. ^^'

      Sil
    3. Hiç önemli değil :)
      Nasıl olduğunu hatırlamıyorum, sanırım Star Wars kitaplarını arıyordum ve burayı görmüştüm, bayağı etkilemişti beni. Anlatımını benzetince aklıma orası geldi. Şanslı bir tahmin.

      Sil
  5. TAMAM. BU YORUMU ÜÇÜNCÜ KEZ YAZIYORUM. -_-"
    İlkini bu yazıyı yazdığın gün telefondan yazmıştım, ikincisini az önce yazdım ve nedense birden sayfa kayboldu. VE BU 3. YETER ARTIK. 3. TAĞAM MI? 3. YAŞA ARTIK YORUM. YOKSA BİLGİSAYARI KIRICAM.
    Öhöm.
    Şey. Ben de çanakkale'ye 8 yaşındayken falan gitmiştim(6 bile olabilir aslında hatırlamıyorum tam.). Çok güzeldi. Tekrar gitmek istiyorum ama artık kitap almak için bile dışarı çıkmadığımdan olsa gerek aklımın ucuna bile gelmedi çanakkaleye tekrar gitmek. Aman, zaten tek başıma gidemem. -_-
    Lucid rüyalar konusunda da saçmalamayan tek kişi benim herhalde. Yani bilmiyorum. Benim saçma rüyalarım saçma olur. Ve ben onlara müdahale etmem. Normal rüyalarımda arada bir şeyler döndüğünü anlarım ama yine müdahale etmem. Bilmiyorum, genel olarak eğlenceli geçer benim rüyalarım. (arada çok korkunç olanlar da çıkıyo ama size anlatsam herhalde gülersiniz bana asşldfj KORKTUĞUM ŞEYLERİ ELALEM GERÇEK HAYATTA YAPIYO, BEN RÜYADA ONA YAKIN Bİ ŞEYLER GÖRÜYORUM İÇTEN İÇE BAĞIRARAK UYANIYORUM... -_-") Her neyse, benim Lucid rüya özelliklerim arasında sahnelere sansür koyma bile var şlskadjvm YANİ O DERECE.
    Tamam, saçmalamadan.... saçmalamadan anlatmalıyım. Sen işte bu yazıyı yazdığın gün ben lucid rüya görmüştüm mesela. Hatta bu biraz Lucid'i geçip inception çakması bi şey olmuştu. İlk başta bi rüyada bir şeyler görüyodum sonra uyanınca aynı şeyler oluyodu ben de 'enee bu rüya herhalde' diyodum. Ama sonra ne akla hizmetse aynen devam ediyodum. Bilmiyorum ama rüyada olduğumu farkettiğimde benim aklıma fikşınıl karakterlerle tanışmak veya elimdeki pipeti snipera dönüştürmek gelmiyor. Sadece o gün aklımı kurcalamış insanlar falan olursa onları görüyorum.
    BİR SANİYE................
    FENA SAÇMALADIM.
    BENİM YAZACAĞIM DAHA ÖNEMLİ ŞEYLER VARDI.
    Bunalım kısmına gelince; iyi insanlar bunalıma girer önermesine inanmıyorum açıkçası.
    Bence(edindiğim tecrübelere göre);
    -Caniler delirir.
    -Aptallar bunalıma girer.
    Bu kadar. U_U
    Yani bir kere kendimizi zaten aptaldan sayıyoruz da, biz aptal olduğumuzu kabul etmesek bile abi, aşık olup bunalıma giren var lan. AŞIK OLUP. Hani bence benimki gayet doğru bir önerme. İnsanlar bunalıma girer, çünkü salaktırlar, ama biraz düşünebiliyorlardır. İnsanlar eğer bunalıma giremiyorlarsa, yine salaktırlar. Ama bu sefer düşünemiyorlardır ve ben o insanların hayvanlarla aralarında kıyafet giymekten ve saçlarıyla ilgilenmekten başka bir fark olduğunu düşünmem.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunalıma girenler aptaldır, kesinlikle doğru...

      Sil