2 Aralık 2012 Pazar

Sarı Taşlı Yol

Emimim aranızdan bazıları şu Marvel'ın Oz Büyücüsü çizgi romanını şurada burada görmüştür. Ben ilk kez bahsettiğim çizgi roman dükkanında görmüştüm, oradaki adamlar çizgi romanın çok güzel olduğunu söylemişlerdi ama alıp almamak konusunda kararsızdım. Sonra Kültür Mafyası dergisinde hakkında bir yazı okudum, orada da çizgi romanın güzel olduğu yazınca  ertesi gün gidip aldım. Ve iyi ki almışım diyorum kendime, çünkü okuduğum en iyi çizgi romanlardan biriydi. Eh, haliyle burada bahsetmesem de olmazdı şimdi. ^^
Aniden çıkan bir hortumla evi Kansas'tan kopup Oz Diyarı'na konan ve Doğu'nun Kötü Cadısı'nı öldüren Dorothy, köpeği Toto ve sonradan onlara katılan Korkuluk, Teneke Adam ve Korkak Aslan'ın hikayesini az biraz biliyordum ama Oz Büyücüsü kitabını hiç okumamıştım. Bu yüzden, mesela Hansel ve Gretel gibi, basit bir çocuk hikayesi olduğunu sanıyordum (basit dediysem lafın gelişi, tüm Grimm hikayeleri mükemmel ve göründüklerinden çok daha karmaşıktır) ama size şu kadarını söyleyeyim, benim yeni Alice Harikalar Diyarında'm. Evet, hikayeyi bu kadar sevdim. (Gerçi gerçek kitabı okumadığım için, önsöz ya da "yapım aşaması" kısımlarında böyle bir şeyden bahsedilmemesine rağmen, çizgi romana asıl kitaptan farklı olarak ekleme ya da değişiklikler yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. ._.) Şimdi gelelim çizgi romana.
Önce çizimlerden başlamak istiyorum. Çizimler gerçekten MUHTEŞEMdi. Hani "görsel şölen" derler ya, aynen öyleydi. (Marvel yine çok iyi iş çıkarmış. >-<) Bazı yerlerin taslak/karalama gibi görünmesini çok sevdim ama en çok sevdiğim şey karakterlerden de ziyade arka planlar oldu. Renkler öyle müthiş kullanılmış, o gökyüzü, o deniz, o kırlar öyle güzel çizilmiş ki anlatamam. Yani normalde yazılarını okumam birkaç saniyeyi alacak sayfayı, çizimler yüzünden 5 dakikada falan okudum diyeyim, yeter herhal.
Karakterlere gelecek olursak, çizgi romanın çizeri Skottie Young, "eskiz defteri" kısmında Dorothy için "O bu hikayenin ruhu. Eğer sayfa üzerinde Dorothy'ye iki saniye baktığınızda sizi onu sevmeye ikna edemezsem bu işi almamalıydım" demiş. Gerçekten, karakter sadece küçük bir kız olduğu için okuyucunun ona ısınmasını sağlayan kendine özgü özellikleri yok ama tasarımı öyle şirin ki, ona ısınmadan edemiyorsunuz. Onion Icons (Hele güldüğü zaman çizgi romanın içine girip yanaklarını koparasıca sıkasım gelmişti.) ("Koparasıca sıkasım" nasıl bir ifadedir bu arada?)
Korkak Aslan'ın ise yuvarlak hatlarla çizilmiş olması gerçekten iyi olmuş, eğer klasik asil bir aslan gibi çizilseydi o "korkak" havası verilemezdi. Açıkçası ben o pofuduk görünümü dışında Korkak Aslan'dan pek hoşlanmadım. Hikayede bayağ işe yarıyordu tabii ama her şeyden korkup, kükremesiyle herkesi korkutması hoşuma gitmedi nedense. O yüzden onun hakkında pek bir şey diyemem.
Teneke adam benim en sevdiğim 2. karakter oldu. İlk başta iri yarı, Alphonse gibi bir şey olması tasarlanmış ama öyle olsaydı onu böyle sevemezdim sanırım. Bence hikayenin yazarı Frank L. Baum'a benzetilmesi hoş olmuş, hem de ona klasik "huysuz dede" imajı vermiş. Aslında, -bir kalbi olmamasına rağmen- çok iyi kalpli ve duyarlı biri olduğu için de, bu imaj müthiş durmuş.
Ama Korkuluk kesinlikle açık ara favori karakterim. Bence o, Oz Büyücüsü'nün şapkacısı gibi bir şey. Eğilip bükülen samandan bedeni, eldivenleri, mavi tüniği ve aynı renk uzun korkuluk şapkasıyla, tasarımı o sevimli, iyi yürekli ve cesur karakterine cuk diye oturmuş. Aslında nesini bu kadar sevdiğimi tam olarak bilmiyorum, diğer karakterler de en az onun kadar cesur ve iyi kalplilerdi ama eğer sarı taşlı yolu takip etmemi gerektiren tehlikeli bir yolu geçmek için bir yoldaş seçecek olsaydım kesinlikle onu seçerdim.
Yan karakterlere geçecek olursak; Kuzeyin İyi Cadısı'nı sevmedim (hikaye boyunca "ne zaman çıkıp da Dorothy ve arkadaşlarına bir kötülük yapacak?" diye düşünmemi sağlayan bir tipi vardı), Batının Kötü Cadısı ve Oz Büyücüsü'nün tiplemeleri iyiydi, Güneyin İyi Cadısı zaten hoştu. Kanatlı Maymunlar ve Toto'da ise yazar ve çizerin kattığı bir şey yoktu, yine aynı fesli, sevimsiz maymunlar ve küçük, kara Toto.
Ve son ayrıntılara gelecek olursak, hikayenin yazım dili çok iyiydi. Her kareyi kitap okur gibi, heyecanla okudum. "Bu benim savaşım. Arkamda durun ki size zarar gelmesin."  Özelliklere o kısımlara BAYILDIM. Aslında, Oz Büyücüsü'nün kitabını da okumayı istememin en büyük sebebi o kısım, çünkü gerçekten de böyle bir çocuk romanında Teneke Adam'ın kurtları kesip biçtiği ve Korkuluk'un kargaları boğduğu bir bölüm olup olmadığını merak ediyorum. Gerçi büyük olasılıkla yoktur, sonuçta bu Marvel. Sadece aksiyon kısmını güçlendirmek için katılmış bir sahne de olabilir. Yine de ne süper sahneydi be! (Arka planların gücü adına!)
Hikayede eksik bulduğum tek şey komediydi. Özellikle Korkuluk üzerinden biraz daha komedi öğesi katılsaydı, sahiden kusursuz olurdu diye düşünüyorum. Ama sonuçta bu tür bir çocuk masalının komediye o kadar da çok ihtiyacı olmaz, yani eksikliğini çekmedim, sadece olsaydı iyi olabilirdi diyorum. ._.
Bir de yetişkinlerin "çocuk masalı" deyip geçtiği ve çocukların sadece masal diye okudukları Oz Büyücüsü, Alice Harikalar Diyarında ve Peter Pan gibi kitapların aslında günümüzdeki pek çok "klasik" ve "okunması gereken" romandan çok daha kaliteli ve düşündürücü olduğunu fark ettim. Mesele, bu hikayelerdeki derinliği kavrayabilmekte yatıyor. Oz Büyücüsü akıl, iyilik ve başka pek çok şey hakkında pek çok önemli mesaj içeriyor. Hem de bunların hepsi son derece sürükleyici bir hikayenin içinde! Bay Baum, Bay Charles ve Bay Barrie gibi insanlara, bizleri gerçekliğin sıradanlığından biraz olsun koparmayı başaran öyküleri için çok çok teşekkür etmek istiyorum. Küçük Dorothy, Alice ve Peter Pan olmasaydı ne yapardık? Nam-ı diğer Çılgın Şapkacı, Korkuluk ve Kaptan Hook'u da unutmamalıyız tabii.
Ben de durmadan kitap önerip duruyorum, önce Rüzgarın Adı, sonra Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet Gezer, şimdi de bu... Ama ne yapayım!? Arkadaşlarım arasında kitap okumayı seven çok az kişi var (zaten sevenlerle de konuşacak bir şey nadiren oluyor) ve ben de okuduğum kitaplarla ilgili şeyleri bir yere dökmeliyim, değil mi? Siz Gölge Hırsızı'ndan bahsetmeye başlamadığıma dua edin. Gerçi onu pek sevmedim, zaten aşk romanlarından hoşlanmam, bir de üzerine kitabı en az aşk kitabı havamda olduğum zamanda okumaya başlamam ve o güzel konunun heba edilişi eklenince.. Ama başladığım kitapları yarım bırakmaktan hiç hoşlanmam ve her ne kadar konu giderek daha da çok heba edilse de, itiraf etmeliyim ki yazım dili çok akıcı. >_< Aslında niyetim bir ara kitapçıda görüp birkaç sayfasını okuduğum ve "Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında" romanını almaktı ama o gün yanımda para yoktu ve ertesi gün gittiğimde kalmamıştı!!! Ben de Gölge Hırsızı'nı aldım işte. Almak için o kitabı seçmemin nedeni ise, yazın evinde falan kaldığımızdan bahsettiğim annemin arkadaşının oğlunda görüp o zamandan beri merak ediyor olmamdı. Aslında o sırada okuyabilirdim ama o zaman kitap bana sanki her tarafından sonsuz bir hüzün akıyor gibi gelmişti. Şimdi öyle gelmiyor, kitap normal ve merak etmeme değer bir şey yokmuş (hala sanki çok da ihtiyacım varmış gibi biraz hüzünlü de kapağından hüzün akmıyor en azından).
Her neyse. Bu arada bu, uzun zaman için son yazım sanırım. Zaten kimse yazı mazı yazmıyor, ask.fm'de çok durgun... (Sınav haftanız mı?) Belki olur da birileri yazarsa yorum atmaya vaktim olur diye umuyorum. Derslerime gerçekten çok çalışmam gerekiyor. Hani eskiden de iyi bir lise aslanın ağzındaydı ama şimdi boğazında (üstelik bunu bizim kendi öğretmenlerimiz söylüyor). Diyelim 5 yanlış yaptın, direk eleniyorsun. Diğer çocuklar için çok sorun değil, onların hepsinin aileleri zengin ama benim sadece annem var ve şu sıralar heyheyleri biraz fazla üzerinde olsa da, onun için çabalamam gerekiyor. Ve bu, benim gibi bir fındık beyinli için gece gündüz çalışmayı gerektiriyor. Şimdi dershaneden yeni döndüm (bu yazıyı yazmaya başlayalı oluyor zaten),  Cuma günkü matematik sınavı için çalışmaya başlayacağım ve bu sınavda çarpanlara ayırma vs. çıkacak. Kareköklerin çıktığı geçen sınavdan 56 aldığımı düşünürsek... Telefondan yorumlara bakabilirim, uykusuzluk için önerileriniz varsa lütfen yazın.
Son olarak, size bir soru: İkisinden birini seçmek zorunda kalsaydınız, kalbi mi seçerdiniz yoksa aklı mı?

6 yorum:

  1. Yazı yazmıyorum çünkü..Üşeniyorum.Yazı yazmak istediğimde bloga değil,günlüğüme yazıyorum.Birkaç gündür ona da yazmıyorum gerçi.
    Bu arada ben sanırım aklı seçerdim çünkü doğru düşünmek benim için önemlidir.
    Not:O sahneler orjinal kitapta yok.Küçükken okumuştum oz büyücüsünü şimdi pek hatırlamıyorum ama.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Orjinal kitaptan kastım, Baum'un yazdığıydı. Sonuçta bu oldukça ünlü bir çocuk romanı, bu tür romanların çocuklar için sadeleştirilmiş, özellikle Türkçe'de, pek çok örneği bulunuyor. Zaten benim bugüne dek -bu çizgi romandan önce- gördüğüm tüm Oz Büyücüsü kitapları 15 sayfalık bol resimli bildiğimiz çocuk kitabı niteliğinde yazılmış şeylerdi.
      Sanırım herkes yazı yazmaya üşeniyor ama gerçekten öldüğünden kuşkulandıklarım da var...

      Sil
  2. Oz büyücüsünü okumanı şiddetle tavsiye ediyorum. 8. sınıfta okumuştum ve hala en sevdiğim kitaplar arasında ve ben Oz büyücüsünün bir cocuk kitabı olduğunu sanmıyorum çünkü verdigi mesaj çok... çok ya anladın iste o.o Çizgi roman okumayı pek sevmesemde Oz'u alacağım ve ben açıkcası Marvel'i de pek sevmiyorum ama belki bu çizgi roman fikrimi değiştirebilir.
    Ve bende yazı yazmak istiyorum ama ilham gelmiyor, sınavlar beni bitiriyor ve okul berbat. İcimi bir yere dökmek istiyorum ama... lanet olsun o kadar üşengecim ki tam üç aydır Açlık Oyunları'nı bitirmeye çalışıyorum o.o
    Çin işkencesinden berbat yemin ederim bu üşengeçlik ._.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eh, sen de tavsiye ediyorsan kesin okurum Unazo-sama! (oradaki 3 noktayı gayet iyi anladım)Ben çizgi roman okumayı çok severim ama açıkçası benim de Marvel'a pek ilgim yoktur. Hele de animeleri keşfettikten sonra tüm o Spider Man'ler falan iyicene ilgimi çekmez oldu... Sanırım herkes aynı halde. Okul bizi yiyor.

      Sil
  3. Açıkçası ne zaman alice harikalar diyarında ya da oz büyücüsü filmlerini izlesem beynim yanıyor. Resmen hipnoz oluyorum. İğrensem de kanalı değiştiremiyorum ve ekrana bakmaktan kızarıp sulanmış gözlerimle saatlerce o filmleri izliyorum.
    Bu yüzden bende bu tür hikayelere resmen fobi oluştu. Okuyunca beynim eriyecek diye korkuyorum. Biraz da iğreniyorum. Oz büyücüsünü de çok eskiden biraz okumuştum ama yarım kalmıştı herhalde.
    Akıl, kalp seçme konusunda da... Açıkçası oldum olası duygusallıktan nefret ettim, hatta iğrendim. Duyguların insanın adalet hissini körelttiğine inanıyorum. Ve de bencilleştirdiğine. O yüzden akıl.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oz Büyücüsü'nün filmini hiç izlemedim, Alice Harikalar Diyarında'nın Johnny Depp'li filmini güzel olmakla beraber asıl Alice'den uzak ve klasik "inanırsan yaparsın" temalı klasik Disney filmlerindendi, bu yüzden dediğim gibi güzel olsa da ben o filme hiç ısınamadım niyeyse.
      Açıkçası Oz Büyücüsü'nün kitabını ya da filmini bilmiyorum ama çizgi romanı insanda nasıl beyin erimesi yaratabilir, emin değilim. Gerçi yaratır mı yaratır... Belki de hikayeyi fazla iyimser ve klasik bulabilirsin gerçi, orası ayrı. Ben sadece gerçekten sevdim ve tanıtmak istedim.
      Kalp konusunda katılmıyorum. Biraz delice gelebilir ama duygusallığın da beyinle ilgili olduğunu düşünüyorum. Bence kalp olmadan beyin hiçbir işe yaramaz, çünkü insan aslında kalbiyle görür. Akıl -ya da zeka, ikisini farklı şeyler olarak kabul etmiyorum - Oz Büyücüsü'nün de çizgi roman da söylediği gibi, hayatta edindiğimiz deneyimlerden oluşan şeylerdir. Beyin sadece bilgileri içinde tutmaya yarayabilir belki.
      Yanılıyor da olabilirim, düşüncem bu. Zaten sanırım ben de beyni seçerdim. İnsan kalbi olmadan göremez belki ama, en azından ne mutlu olur, ne acı çeker, ne de başka bir şey.
      Gerçi bir çılgınlık yapayım deyip kalbi de seçebilirim, belli olmaz. Belki ikisini de seçmem.

      Sil