17 Aralık 2012 Pazartesi

Tekbencilik Kanunu (N'aber İnsanlar?!)

Selamlar, bugün Alice Tarihi'nde bir ilki gerçekleştirip, direk konuya gireceğim: DEATH NOTE SEN NASIL BİR SERİSİN?!
"Death Note sevgim depreşti ^^" gibi bir laf etmeyeceğim, çünkü Death Note sevgisi depreşmez, o hep oradadır. Ancak bazen öyle bir raddeye gelir ki, Death Note ile yatar, Death Note ile kalkar hale gelirsin. İşte son günlerde öyle bir duruma düşmüştüm. Zira durmadan L no nakamas dinliyor (ki bir dakika bile sürmeyen o melodiyi sırf adında L geçiyor diye sevdiğim çok belli), rüyalarımda Mello ile Wonderland'de tavşanları patlatıyor, Kira'yı yakalamanın yollarını arıyordum. Sonra bugün nihayet fırsatını buldum ve nihayet rast gele bir Death Note bölümünü açıp izledim. God... Thanks.
Allahım.... L'in tatlı yiyişi... O müzikler... L'in aksanı... Silahların çekilişi... L'in oturuşu... Elma... L'in duruşu... Otel odaları... L'in eli... Yazma hışırtısı... L'in parmakları... Ligth'ın odası... Ve L!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Nasıl özlemişim ANLATAMAM. Yaniii... Bu aynı anda hem tüm günü dışarıda geçirdikten sonra eve dönmek, hem soğuk bir günün ardından sıcak bir duş almak, hem Azkaban Tutsağı'nı izlemek, hem sınav haftası bittikten sonra yağmur yağarken evde yeni alınan bir kitabı ya da yeni Hellsing cildini okumak, hem eski bir dosttan güzel bir mesaj almak, hem yeni bir görev çıkması, hem yeni bir hikayeye başlamak, hem yağmurda aç, susuz, yorgun ve yalnız şekilde kalmışken kurtarılmak, hem yeni maceralar yaşamak gibi. Yani yani, dünyanın en güzel hissi. Aaahhh.... İş Death Note'a gelince, ben bile kendimi nasıl ifade edeceğimi bilemi yorum. admire2 onion head
*Öhöm* (Toparla kendini Alisse! Unuttun mu? Bu sefer doğru düzgün bir yazı yazacağım!) Bazen düşünüyorum da, Death Note'u neden bu kadar çok seviyorum acaba? Sonra da diyorum ki: Çünkü L. bled1 soğan başı Heheheh... Ama! (*öhöm* evet, ciddileşelim lütfen) Ondan da başka, sanırım sebebi, Death Note'un insanın direk adalet duygusuna saldırması. (Ve boş gezegenin boş kalfası benim de böyle şeylerden konuşmaktan başka işim olmaması...) Yani insanların çoğu, onlara "iyilik mi kötülük mü" gibi bir şey soracak olursak eminim ki çoğu "iyiliği" tercih edecektir. Fakat, "başkalarına kötülük yapan insanları öldürmek doğru mudur?" gibi bir şey soracak olursak, iş değişir. Bu sefer iyilik ve kötülük diye ayrılan iki grup, kendi aralarında hizipleşmeye başlarlar. Kimisi "doğru" olduğunu, sonuçta onların "kötü" olduklarını ve dünyanın suçlardan arınmış bir şekilde daha iyi bir yer olacağını söyleyecektir. Kimisi ise yanlış olduğunu, ne olursa olsun insanların zalimce öldürülmemeleri gerektiğini savunacaktır. Ve elbette, "suçunun ne olduğuna bağlı" diyen, sinir bozucu kararsız izleyiciler... "Öldürmek yetmez, şu şu şu gibilerine işkence etsek azdır" diyenleri saymıyorum bile.
Bu arada, eğer inanmıyorsanız hemen şimdi ask.fm'den akış'a girip bizzat kendiniz söylediklerimi test edebilirsiniz. Yalan dolan şeyler yazmıyoruz burada!!!
Öhöm, işin Death Note kısmına geri dönecek olursak, aslında Death Note'un ilk bölümünden son bölümüne kadar bize sorduğu soru, bir başka deyişle "animenin üzerine kurulu olduğu tema" tarih boyunca hep tartışılmış bir konu: İdam. Yani aslında anime bu kadar basit bir temele dayalı olmasına rağmen, öyle güçlü bir konusu var ki en basit zihinleri bile bir an olsun durup "Bu Light denen çocuğun yaptığı şey doğru mu? İnsanlar kanunen suçlu oldukları için öldürmeyi hak ediyorlar mı?" diye düşünmeye teşvik ediyor. En azından ben, taraf tutmasa bile bu konuda belirli bir fikri olmayan bir Death Note izleyicisi/okuyucusuyla hiç karşılaşmadım. 
Benim şahsi fikrime gelecek olursak... Ben iyilik ve kötülüğe inanmam. Şimdi uzun uzadıya bundan bahsedecek değilim ama bence insanları kendi doğruları ve kendi yanlışları vardır. Benim doğru ve yanlış anlayışıma göreyse, Light, hayır, Kira'nın yaptığı yanlış. Böyle düşünmek için kendimce türlü türlü nedenlerim var; örneğin yaptığı bana demokratik gelmiyor, benim fikrimce insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini söylemek zorbalıktan başka bir şey değil ve inandığın şey uğruna bile olsa (ki zaten "inandığın şey için savaş" felsefesini de umursamam ben) arkadaşlarınla ailene ihanet etmek (hele o arkadaş L olmasını da geçtim, sana "benim ilk ve tek arkadaşım" dediyse) benim gözümde en aşağılık davranış biçimidir vb. vs... Buna benzer kendimce türlü türlü nedenlerim var işte. Ama anlıyor musunuz, mesele de bu ! Bunlar sadece benim fikirlerim!! İyisi mi gelin de size biraz TEKBENCİLİKden bahsedeyim:
Zaten birçoğunuz duymuştur ve anlamını az biraz biliyordur ama bilmeyenler için özet geçmek gerekirse; tekbencilik kısaca şudur: "Bu dünyada sadece ben varım. Diğer insanlar sadece benim yar... Ah, bu klasik salak tanımı geçiyorum. Tekbenciliği anlatmak çok zordur ama şöyle diyeyim, mesela küçükken hiç sadece kendinizin gerçek, diğer insanlarınsa birer illüzyon olduğunu, kısaca tam anlamıyla "dünyanın sizin etrafınızda döndüğünü" düşündüğünüz oldu mu? Bu bir çeşit tekbenciliktir işte, tekbencilik az biraz buna benzer. Ama kesinlikle bu değildir.Tekbencilik felsefesini esas alan kişiler, sadece kendi düşüncelerini "esas" alır, diğer düşüncelerin doğruluğunu kendi düşüncelerinin yakınlığına göre kabul ederler. Bana kalırsa, tekbencilik, tüm insanların alt zihinlerine kazınmış bir... İçgüdüdür. Evet, biraz delice gelebilir ama aynen böyle düşünüyorum. Ve -yine benim teorimce- özellikle ergenlik döneminde kendisini fena halde göstermeye başlar.
*kendisinin de böyle olduğunu keşfeden arkadaşların şoklarını atmaları için beklediğimiz birkaç saniyelik ara*
Ben hep (tamam, hep olmasa da en azından büyük kısmında) Light'ın animenin sonunda ne yaptığını anlayacağını ve dünyadan büyük bir pişmanlıkla göç edeceğini sanmıştım. Ama yine "ben Tanrıyım!!!" diyerek gittiğini izlediğimde de kesinlikle şaşırmadım. O zamanlar tekbencilik ne demek bilmiyordum, hatta ben de diğer pek çok insan gibi, yaptığımız şeyler ve düşüncelerimizin doğru ve yanlış olarak ikiye ayrıldığını, doğru ve yanlışın kesin tanımları olduğunu düşünürdüm. Ardından zamanla "Doğru ve yanlış ne ki? Neye göre doğru, neye göre yanlış?" düşüncesine kapıldım. Sonra da kimsenin ne doğru ne yanlış bilemeyeceğini, Kira'nın yönteminin de tam olarak  bu yüzden yanlış olduğunu anladım. Ama o zaman da tekbencilik nedir bilmiyordum.
Solipsizm, tekbencilik ya da kuramsal bencillik denen şeyi yine Death Note'un meşhur soundtrack'i "Law Of Solipsism" sayesinde öğrendim. "Solipsizm" kelimesini araştırırken de karşıma kelimenin Türkçe karşılığıyla "tekbencilik" çıktı ve işte o zaman tam anlamıyla beynimden vurulmuşa döndüm. Zira benim tam tersini düşündüğüm, Light'ın felsefesi, Kira'nın kanunu buydu işte, "Tekbencilik Kanunu"!!! Şimdi durmadan Law Of Solipsism'i dinliyorum, bir seriye bu kadar giden başka bir soundtrack olamazdı.
Ayrıca, şunu da paylaşmadan geçemeyeceğim:
Ben gerçekten tekbenciliğin yanlış olduğunu düşünüyorum. Evet, ben de çoğunlukla insanların aptal ve yalnızca kendilerinden daha "güçlü" olanlar tarafından kullanıldıklarını düşünürüm. Bana göre de onlar sadece günden güne hayatlarını boşa harcayan, yapabilecekleri herhangi salakça bir şeyin bu dünyada iz bırakabileceğine gerçekten inanan, saf ve güçsüz olmalarına rağmen öyle değilmiş gibi davranan yoldan çıkmış yaratıklardır. Ve elbette ben de içimde bazen dayanılmaz bir öldürme ve her şeyi yeniden yaratma arzusu duyarım. Fakat ben bile, bunun sadece ergenlikten kaynaklandığını anlayamayacak kadar düşüncesiz değilim.
Bence insan, eğer sonunda gerçekten aklıselim biri olmak istiyorsa, ona ne kadar ters gelse de, tüm bakış açılarını denemeli ve anlamaya çalışmalıdır. Ancak bu şekilde, insandan daha yüce bir şey haline gelinebilir. Bize öğretilen budur.
Bunu koymadan GEÇEMEZDİM.  
Ayrıca, ben hemen hemen tüm insanlar gibi bir zamanlar sadece kendi görüşlerimi bildiğim / sadece kendi görüşlerime inandığım için tekbenciliğin nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Tam anlamıyla canavarca bir şey. Çünkü bir kez her konuda haklı olduğunu ve her şeyin senden ibaret olduğunu düşünmeye başlarsan, bunun bir sonu yoktur. Zamanla diğer insanlardan da uzaklaşmaya başlar, içinde sevgi ve diğer duygulara dair tek bir şey bile kalmaz, insanlıktan çıkarsın. Ondan sonra da o çok "engin" zekanın hiçbir önemi kalmaz, çünkü kendi düşüncelerinin doğruluğuna öyle bir saplanıp kalırsın ki hiçbir ilerleme kaybedemez, durduğun noktada kalakalırsın. Ve en sonunda, nasıl bir çukura düştüğünü anladığında -eğer anlayabilirsen tabii- kendini öyle bir yalnızlığın içinde bulursun ki kavanoza girmiş sinek gibi, çırpınıp durmana rağmen her şey için geçtir. Kurtulamazsın.
Bunları biliyorum, çünkü ben de yaşadım. Yani en azından bir kısmını. Beni kurtaran, hep bahsettiğim en yakın dostum Phaldor olmasaydı, ben de zihnimi asla açamazdım.
Elbette şu da var: Dediğim gibi tüm insanlar zaman zaman böyle düşünürler ama bizi canavarlıktan ayıran da budur zaten. Bizler düşünür, yorumlar ve hissederiz. Bu yüzden bize beyin ve kalp gibi muhteşem şey bahşedilmiştir. Üstelik burada beyin ve kalp derken vücudumuzu hafıza merkezini içinde bulundurup diğer organlara komutlar gönderen ve dört odacıktan oluşup hayatta kalmamızı sağlayan o iki organdan bahsetmiyorum.
Oh be. Şöyle uuupuzuuun ve adam gibi bir yazı yazmayalı ne kadar uzun zaman olmuş böyle. Sanırım biraz "cürretkar" bir yazı oldu ama kesinlikle silmeyeceğim. Gerçekten rahatladım. Son zamanlarda biraz insanların tepkisini çekmeyecek şekilde davranmaya başlamıştım çünkü. İyi oldu bu. Eğer biri seni, sırf ona gösterdiğin şey kişi yüzünden seviyorsa, o sevginin anlamı olmaz zaten.
Okul ve sosyal hayat gerçekten kötü gidiyor. Yalnız yaşamaktan bu kadar hoşlanan tek çocuk ben olmalıyım. Zaten nasıl arkadaş olduğumuzu anlamadığım sınıf arkadaşlarımdan giderek daha çok sıkılıyordum, üzerine bir de yıllık ve yılsonu balosu ekledi. Haydi yıllık neyse, şirin şirin şeyler karayıp geçeceğim alt tarafı ama yılsonu balosu için kendimize mutlaka bir eş bulmamız gerekiyormuş, yoksa öğretmen sınıftan rastgele birini eşleştiriyormuş sizinle. Haberi ilk duyduğumda gerçekten sinir krizi geçirdim ama faydası olmadı. Şimdiyse kara kara kiminle gideceğimi düşünmekteyim. Teklif edeceğim erkek olan tüm arkadaşlarım benimle dalga geçer (hem de balo karşı yakada yapılacağı için gelemezler). Aslında karşıda oturan ve dalga geçmeyecek iki tane erkek arkadaşım var ama biri bana küs gibi bir şey (zaten sıkıldım ondan da, bir "ne diyorsun sen, umurumda bile değilsin ki" diyor sonra da "benden sıkıldığın için böyleyiz di mi?" diye mallanıp duruyor) diğeri ise son zamanlarda bir soğuk davranmaya başladı, böyle afra tafralar falan... Uff ne yapacağım ben? Baloya gitmesem olmaz, bunu dile getirdiğim gibi sınıf arkadaşlarım ve ailem üzerime atladılar zaten, kaçarsam ellerinden kurtulamam. Neyse, buluruz bir şeyler.
Zaten gitmezsem gerçekten olmaz, çünkü... Yani M, G ve B değil ama Yi ve Ya (ne yapayım, baş harfleri aynı -_-") hiçbir nedeni olmaksızın bana gerçekten değer veriyorlar gibi bir şey. Ve ben... Hayır, onları sevmiyorum ama... Yani... Zaten bu yüzden vicdan azabı çekiyorum, bir de baloya gitmemezlik edersem... Biraz kızıp sonra eğlencelerine bakarlar doğal olarak ama... Yine de... Onlar tek arkadaşlarım gibi... Hem de biri sınıfın en güzel, diğeri de en komik kızı olmasına rağmen... Biraz karışık.*vicdan azaplı bir şeyler* (M en yetenekli, G ile B ise en çalışkanları... "Nasıl arkadaş olduğumuzu anlamadığım arkadaşlarım" derken neden bahsettiğimi çakmışsınızdır. -_-")
Bir de son günlerde kendimi çok duygusuz hissediyorum. Nasıl desem? Normalde sevinçten ya da üzüntüden deliye döneceğim, hüzünleneceğim, şaşıracağım, hayal kırıklığı duyacağım hiçbir şeye tepki göstermiyorum. Yani normal insanlar için ergenliğe girince bu doğal olabilir ama burada BENden söz ediyoruz. Yani BENden. Alice the... Tamam, anladınız. -_-" Biraz üzül, ağla, bir şeyler hisset be çocuk. Sadece Death Note'a hala aynı tepkiyi gösterebiliyorum, o kadar işte. (Hep diyorum, yine diyeceğim: Death Note hiçbir şeye benzemiyor.)
Ama güzel haber! İki yeni hikayeye başladım ~ lalala! Yani hikaye derken kitaba. Kitap yazmayı daha çok seviyorum, çünkü hikayeler gibi kısacık değiller, insan daha uzun süre uğraştığı için karakterlere daha çok ısınıyor, ailesi, gerçek yaşamı oradaymış gibi oluyor. Hiç bitirememem ayrı konu.
Ayrıca hiç arkadaşım olmayan -tabii ki- dershane işe yarıyormuş, notlarım iyi gidiyor - matematik sınavından 71 aldım, (hem de denklemli sınav!!!) diğerlerinden de 80'in altında olan yok. Bu yüzden biraz daha çok bilgisayara falan girebiliyorum ama önümüzdeki 11 günün ardından (o da evde yalnız olacağım için) uzun bir süre (bu sefer gerçekten uzun -_-") girmeyeceğim. Neden diye soracak olursanız...Dersler yüzünden mi? Hayır. Bilgisayarım mı alınacak? Yine hayır. Sadece sürekli nerede olduğumun (bilgisayar başında) bilinmesinden sıkıldım. Ben de biraz merak edilmek istiyorum - internet hayaletleri tarafından, evet.  -___-" Yani ne bileyim? Sürekli ya buradayım ya da ask.fm'de. Biraz gizem iyidir. u_u
Bugün okula gitmedim, çünkü NASA: A Human Adventure gezisi vardı ve Cuma günü kağıdımı getirmeyi unutmuşum. Aslında fazla üzülmedim, evde kalmak daha iyi. Çok güzel yağmur yağıyor şimdi.
Gitmeden Near'ın şu sözünü paylaşmadan da geçemeyeceğim:
"Sen yalnızca bir seri katilsin. Bu defterse tarihin en acımasız cinayet silahı.
Eğer normal bir insan olsaydın, merakından defteri bir kez olsun kullanmış olsan bile, defter yüzünden olanlar karşısında şaşırır, korkar, pişmanlık duyar onu bir daha asla kullanmazdın.
Özetle... Çıkarları, ihtirasları için defteri kullanıp, insanları öldürebilecek kişileri anlayabilirim ve böyle yapacak çok fazla insan var. Sen Şinigami ve defterin gücü karşısında yenik düşmüş... Tanrı olabileceği sanrısına kapılmış... Çılgın bir seri katilsin. Bundan ibaretsin. Başka hiçbir şey değilsin."
"Near... Hatalı olan sensin. Artık, adalet benim."
"Belki de haklısındır. Neyin doğru, neyin yanlış, neyin adalet, neyin kötülük olduğunu kimse bilemez. Fakat bir Tanrı varsa, bir öğretisi varsa bile, ben oturur düşünür... Bunun doğru olup olmadığına bakarım.
Ben de senin gibiyim. Doğru olduğuna inandığım şeylerin adalet olduğuna inanırım.
Sen asla Tanrı falan değilsin. Senin tüm insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini göstermen, insanların da o doğrultuda yaşamaları ne barış ne de adalet. Ben böyle düşünüyorum. Dahası, Tanrı olduğuna inanarak önüne çıkan herkesi öldürmek benim için mutlak kötülüktür."
Ve şunu da söylemeliyim ki Death Note serisindeki adalet anlayışı en çok gelişmiş kişi Soichiro Yagami'dir, yani şef Yagami. L Kira'yı desteklemiyor gibi görünüyor ama sonuçta o sadece işini yapıyor, onun da Near gibi düşünüyor olması kuvvetle muhtemel olmakla birlikte, kesin değil. Zaten ne kadar büyük bir L hayranı olsam da, onu hiçbir zaman adalet olarak kabul etmedim. Dediğim gibi, ben temel olarak bir kişinin adalet olabileceğini sanmıyorum.

Başlıktaki göndermeyi anlayanlara kocaman... Yok. Sarıl... Olmaz. Rahat bırakıyorum onları. (en büyük hediye)



14 yorum:

  1. Yi=Yiğit
    Ya=Yaren
    Aklıma gelen ilk isimler asdfasdf

    YanıtlaSil
  2. Death Note kesinlikle ruhu besler uwu
    Aslında ben de tarafsız bir izleyici/okuyucu sayılırım çünkü açıkçası benim adalet anlayışım (yani umarım vardır) oradan hiç kimseyle çok fazla uyuşmuyor. Ama en sevdiğim karakter Near sanırım o_o Sınıftaysa bir arkadaşımın 15 tane anime aşkı olduğu için o şu an Light'ı mı L'i mi seviyordur bilmiyorum. Diğeri ise sıkı şekilde L'i destekliyor.
    Tekbencilik hakkında,aslında bazen gerçekten çok mantıklı gelen bir tuzak gibi bence. Aslında küçükken (5-6 yaşlarında) böyle bir bakış açım vardı diyebilirim ama insanlara buna göre davranmıyordum (zaten hala düşünce ve davranışlarım tutmuyor)
    Duygusuz hissetme konusunda aynen. Ve fen konusunda acayip problem yaşıyorum. Sınavdan 78 almışım ve öğretmen de her hafta yaptığımız 150 soru testi yapmadığım için performansıma 40 verdi. Ve ben hala hiç bir duygusal tepkime göstermedim,en azından dışarıdan.(Bu annemler bu meseleyi öğrenirse değişebilir)
    Neyse,ben uzattım galiba vaktinin hırsızı olduğum için pardon Alice-san ;W;

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Death Note izlerken resmen etraftaki her şey kararıp kalıyor, sadece ben ve bilgisayar kalıyoruz. Aynen böyle hissediyorum. Ve normalde 10 dakikalık bir şeyi bile en fazla 7-8 dakikada bir durdurmadan izleyemeyen ben, Death Note bölümü bittiğinde tüm vücudumu karıncalanmış olarak buluyorum. Hatta annem bir keresinde "nefes almayı unutma!!!" demişti.
      Küçükken zaten tüm insanlar sadece kendilerinin olduklarını sanarlar ama bu küçüklükten, yani saflıktan dolayıdır. Asıl tekbenlikle ilgisi yoktur, ben sadece o durumu örnek gösterdim. Bu yüzden insanlara böyle davranmazsın zaten. Hatta söyledikleri tüm havalı sözlere kanar ve inanırsın.
      78 mi? Ben geçen sene fenden 26 almayı bile becerdim diyeyim, sen öyle anla işte. Neyse ki bu sene fenim iyi.
      Vaktim boş ve çok fazla, isteyen herkesin çalmasına açığım. Hatta birileri çalsın. ._. Lütfen. N'olur. Yalvarırım.

      Sil
  3. Adalet, iyilik, kötülük, çok karışık kavramlar bunlar. Eğer bir şeyler yazarsam fena halde saçmalayacağım için Aizen'in iki sözünü yazmaya karar verdim;
    "Hiçbir canlı kendisinden daha yüce bir varlığa inanç duymadan ve itaat etmeden yaşamını sürdüremez. İnanç duyanlar bu yükten kurtulmak adına kendilerinden daha güçlü kişileri ararlar ve buna karşılık, bunu aradıkları o kişiler de inanç duyabilecekleri daha da güçlü kişileri ararlar. Ve İşte krallar böyle doğar… Ve işte Tanrılar böyle doğar."
    "Bu dünya asla doğrular ya da yanlışlar gibi kavramları içerisinde barındırmadı. Sadece aksi iddia edilemez gerçekler vardı.
    Buna rağmen tüm yaşamlar kendilerine uygun olan doğruları seçerek ve onları mutlak doğrular olarak kabul ederek varlıklarını sürdürürler; çünkü yaşamanın başka yolu yoktur."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aizen'ın sözleri benim anlattıklarımı da anlatmadıklarımı da gayet güzel özetlemiş. İnsanların benim yazmak için paragraflar harcadığım şeyleri, 2-3 cümlede anlatabilmelerine gerçekten bayılıyorum.
      Keşke saçmalasa idin. Fena merak ediyorum.

      Sil
    2. O zaman saçmalayayım, çünkü bundan basit bir şey yok benim için.
      Bence iki sorun var, insanların her şeyi siyah ve beyaz olarak görmesi.
      Gerçekten her şey, iki kutup olarak düşünülebilecek kadar basit mi? 'İyi' ve 'kötü', 'doğru' ve 'yanlış'tan mı ibaret her şey?
      Eğer suç işlemek kötüyse, idam iyi midir? İdam kötüyse, suç işlemek iyi midir?
      ...
      Bunlar gerçekten karmaşık kavramlar. En iyisi, başta Law Of Solipsism olmak üzere Death Note'un müthiş OST'lerini dinleyelim ve 'kendimize uygun olan doğruları seçerek ve onları mutlak doğrular olarak kabul ederek varlıklarımızı sürdürelim; çünkü yaşamanın başka yolu yoktur.'

      Sil
    3. Bir de olayların koşullara göre değerlendirilmesi var. Mesela bir örnek vereyim, belki görmüşsündür, geçen haftalarda İngiliz bir gazeteci metro yolundaki ölmek üzere olan bir kadını ve trenini çekti.
      Gazeteci, flashıyla makinisti uyarmak istediğini söyledi, kadın ise öldü.
      Kimse adama inanmadı, gazetenin tirajı için yaptığını ve bunun 'etik' olmadığını söylediler.
      Adamın söylediği doğru olsun, fotoğrafı gerçekten kadını kurtarmak için çekmiş olsun.
      Farklı bir senaryoyu düşünelim. Olay aynı, fakat gazeteci sadece tirajı düşünerek fotoğrafı çekiyor. Şans eseri, makinist flashı görüyor ve duruyor, kadın da kurtuluyor.
      Adamı kimse eleştirir miydi? Yoksa 'Kahraman Gazeteci Kadını Kurtardı' diye başlık mı atarlardı?
      Bazen yapılanları koşullara göre değerlendiriyoruz. Mesela eminim ki Death Note'da Light sadece suçluları öldürüyor olsaydı, çoğu kişi onu destekleyecekti. L, arkadaşlıkla ilgili o konuşmayı yapmasa, animenin sonuna dek sadece Watari aracılığıyla birilerini suçlasa, Light L'den daha çok sevilirdi hatta.

      Sil
    4. Her şeyi doğru ve yanlış olarak ikiye ayrılamaz. Evet, sorun tam olarak bu. Eksiklerimi tamamladığınız için teşekkürler, sir. Ve "saçmalıklarınızı" eksik etmediğiniz için de.

      Sil
  4. Biliyor musun, seninle anlaşamadığımız tek şey işte bu konu o.o
    Tekbenciliğin ne olduğunu ve hayatımın büyük bir çoğunluğunu tekbencilik içinde geçirdiğimi yazını okuyunca fark ettim. Tekbencilik konusunda haklısın, gerçekten canavarca bir şey, özellikle Kira seviyesine ulaşınca ama tüm bunlara rağmen ben hala Kira'nın düşüncelerini savunuyorum. Hayır, işi aşırı derecede abartıp kendini tanrı ilan etmesini kastetmiyorum, sadece düşüncelerine katılıyorum. "Bu dünyayı yozlaştıran herkes ölmeli." Yeminle, beynimi adam gibi kullanmaya başladığımdan beri sürekli böyle düşünüyordum ve bu yüzden de Death Note ile tanışınca Light'a vuruldum. Gene işi abartıp amelleri için her şeyi bir kenara atsa da, amaçları uğruna savaşması hoşuma gitmişti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, seninle ortak olmayan tek konu bu Unazo-sama. o.o (Ama tamamen aynı olsak biraz korkutucu olurdu zaten) Aslında benim de iğrenç çocuk sapıklarını, kan emicileri ve haksız yere adam öldüren pislik torbası zorbaları gördükçe kafalarını alıp duvara çarpasım gelmiyor mu geliyor. Fakat biraz düşününce bu yazdıklarımı anlıyorum işte. Senin Light'ı sevmene de, hep böyle düşünmüş olmana da büyük saygı duyarım Unazo-sama. Dediğim gibi, bu senin doğrun ve senin zorla kendi doğrularını insanlara kabul ettirmeye çalışan bir zorba olmadığını çok iyi biliyorum. Bu konudaki fikirlerimiz ters olmasına rağmen böyle rahatça konuşabilmemiz bile bunun kanıtı.

      Sil
  5. Gerçekten çok güzel yazmışsın.
    Bu arada, ask.fm'de sormayı deneyeceğim ^.^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. NIKA-CHAN GERİ Mİ DÖNDÜN? Blogunu aramayı denedim ama blogun kapatıldığıyla ilgili bir şey çıkmıştı. Bu arada teşekkür ederim, tekrar okuyunca aptalca ve yetersiz bulmuştum. Gerçekten teşekkürler. ^^

      Sil
  6. Ohhohhoh... Ben bu yazıya 1 kilometrelik bir yorum yazmıştım. Ama gitmemiş. Yeni farkediyorum. :|
    Öncelikle Alis, U_U gerçekte doğru ve yanlış diye bir şey var. Ama bu her şey için geçerli değil, konular derinleştikçe ve insanların kanıları konulara bulaştıkça bu yok oluyor. Mesela, insan öldürmek kötüdür ve evet, Light'ın yaptığı tek şey de zorbalıktır. Ama ben olur da bir gün birini öldürürsem içimde bir parça asla vicdan azabı duymayacak. Ömrüm boyunca sen haklıydın, buna ihtiyacın vardı diyecek bunu da biliyorum.
    Bizler, insanlar, asırlardır köle olarak yaşıyoruz. Ve doğduğumuzdan beri bir şeyler bize dayatılıyor. Ormanların arasında dolaşıp kendi yolumuzu bulma hakkımız olması gerekirken, herhangi bir zorbanın bize yer altında açtırdığı dar basık tünelleri izlememiz gerekiyor. Hiç bir şey elimizde olması gerektiği kadar elimizde değil. Ve böyle olunca ben, zorbalığı kendime hak görüyorum. Saçma biliyorum.
    Ve her konuda olmasa da bazı konularda gerçekten her şeyin siyah beyaz olduğu taraftarıyım. Hayatım boyunca kendime denk birini asla bulamadım. Herkes kendini etrafındakilerden büyük gördü. Sözleriyle söylemeseler bile bunu herkesin davranışlarında gördüm. Ve bunu bana da bulaştırdılar en sonunda; çünkü insanları aşağılayanları da ben aşağılamaya başladım. Haklı mıydım bilmiyorum ama bu yüzden de yanlız kaldım. Hala da insanlara çamur atarım. Mutluyum jtwtj- dur bi saniye konuya geri döneyim. Sonuç olarak benim bazı fikirlerimin gerçekliğine ölümüne inanmamın nedeni insanlar ve onların yalanları. Belki de bunlar benim kendi yalanlarımdır. Ama aynı zamanda beni ben yapan yegane şey. Ve bana kalırsa insan gözüyle adalet kör olmalıdır. Bir suçu kim işlerse işlesin sorgusuz sualsiz kendini aynı çukurda bulmalıdır. Karmaşık konularda mutlak adaleti sağlayamayacak kadar aciziz ne yazık ki. Ne olayı tam anlamıyla bilebiliyor ne de suçlunun gerçekte vicdan azabı çekip çekmediğini anlayabiliyoruz. Ve bu dünyada adalet yok! Diye sızlanmaya devam edersek dünyada adalet diye bir şey kalmayacak.

    YanıtlaSil