19 Ocak 2013 Cumartesi

Yaşayacak Bin Yıl

Bu sabah kalktığımda, karşı apartmanın çatısının üzerinde bir bulut duruyordu. 
Güneş ışıkları çok parlak olduğu için, bir süre gözümü açamadıysam da, açar açmaz yataktan fırlayıp pencereye sarıldım. Camı açıp, pervaza oturdum ve bir süre -sanırım yarım saat- bu mucizeyi izledim.
O zaman, karşıdaki iki apartmanın arasından görünen elektrik direğini, yeşil tepeleri ve bu tepelerin ardındaki başka apartmanları fark ettim. Sonra gözüme bu apartmanları saran güneş ışığıyla dolu bir başka bulut, ondan sonra da masmavi gökyüzü takıldı. Ardından tüm dünyayı seyretmekte olduğumun farkına vardım şaşkınlıkla. 

Hayatım boyunca hiçbir zaman kendimi 30 yaşında, bir gökdelenin içinde, masa başında çalışan biri olarak hayal edemedim. Şimdi, bunun imkansız olduğunu daha iyi anlıyorum. Ben asla ömrümü otobüslerde ve kocaman binalarda harap edemem. Dünya değişiyor. Eskiden, insanlar geçimlerini sadece topraktan sağlarlardı. Toprak ve insan, bir bütündü. Toprak insanın her şeyiydi. Baktığı, emek verdiğiydi. Eviydi - öldükten sonra bile. Oysa şimdi, insanlar kendilerini kocaman beton yığınlarının ya da küçük hareketli makinelerin içine hapsetmişler. Bir zamanlar evleri olan topraktan kaçmışlar. Ormanlar, kırlar, uçsuz bucaksız vadiler, hepsi harap ediliyor ve yerlerine insanları topraktan koparıp alan yeni beton yığınları dikiliyor. Evlerimizin balkonlarındaki çiçeklere laf eden bile var. Birkaç yıl sonra, muhtemelen tüm bunlardan geriye hiçbir şey kalmayacak. Sürekli dershaneye gitmek zorunda olduğum için, hayatımı otobüslerde geçirdiğim ve geri kalanını da böyle geçireceğime inandığım bir dönem olmuştu, kabul. Ama şimdi, görüyorum ki ben bunu asla yapamam. Ben, pencerenin pervazından mavi gökyüzünün ve yeşil kırların bir kısmını izlemek istemiyorum. Ben o gördüğüm yeşil tepeye uzanıp, gökyüzünün bir parçası olmak istiyorum. Gündüz ve gece, hep bunu yapmak istiyorum. 
"Ah, ne böceğinden bahsediyorsunuz siz? Böcekler, fareler yılanlar... Dilerlerse, hepsi yesinler leşimi. İçsinler kanımı. Rüzgar saçlarımı savursun dört bir yana. Gece köpekler de gelsin, onlar da katılsın ziyafete. Kemiklerim, sarı çiçeklerin arasında çürüsünler. Ama izin verin de, yatayım şuraya ve biraz yaşayayım." 
Bu söz tam da beni anlatıyor işte...

Ne istediğini bilmek çok güzel bir duygu. Yaşamaktan bir pişmanlığım ya da herhangi bir korkum kalmadı. Ben yaşadığımı hissetmek için çizecek ve yaşamdan kaçmak için yazacağım. Hayır, kaçmak için değil. Daha da fazla yaşam için. Ve bir gün öldüğümde, hiçbir şey yaşamamış insanlar gibi olmayacağım. Ben bin yıl yaşamış bir insan olacağım.
Şu an hayatım fazlasıyla sıkıcı. Ama bunun bir gün geçip gideceğini biliyorum. Ben sadece annem için çalışıyorum. 
İnsanlarla olan sorunlarım devam ediyor. Yine de yalnız hissettiğim söylenemez. Çünkü artık kesin olarak emin olduğum bir şey var ki, sorun bende değil. Fark ettim ki asosyal olan ben değilim, insanlar. Sonuçta, konuşmaktan, arkadaş olmaktan kaçan onlar. Kendilerini titanyumdan duvarların içine saklıyor, bu duvardan dışarı ne bir şey çıkartıyor ne de içeri bir şey sokuyorlar. Ve mutsuz olan da ben değilim, çünkü ben böyle iyi bir ruha sahip oldukça, nasıl olsa karşılıksız bile olsa sevecek bir şeyleri hep bulabilirim. Bazen kendimi depresif ve kötü hissedeceğim bariz (hem de ben bunları herkesten daha beter yaşayacağım) ama ben de bu ruh oldukça atlatmasını bilebilirim. Önümde sonsuz olasılık, yaşanacak milyonlarca farklı hayat var. Seçimlerimin beni nereye götüreceğini kim bilebilir? Hayatımın benzersiz olacağına karar verdim bir kere. Bana ne dokunabilir ki? Yaşıtlarımdan daha güçlüyüm, çünkü onlardan çok daha fazla acı çektim ve çok daha fazla şey gördüm. Bunlar olmasa bile, farklı bir hayal gücüm olduğu aşikar. Yaşayabileceğim en beter hisleri ve bunları atlatmanın yollarını iyi biliyorum. 

Kısacası: Hayat güzel. "Söz ver bana, benim cenazemde kimse ağlamayacak" sözü boşuna denmemiş. 

8 yorum:

  1. Alice-chan, mükemmel... Çoğumuzun şu anda hissediyor olduğu şeyleri benim asla beceremeyeceğim bir şekilde anlatmışsın. Daha fazla yazsaydın eskilere dönüp ağlayabilirdim, o kadar iyiydi yani.
    Etiketi görünce gülmeden edemedim ama. Arkaplanın da çok iç açıcı, ferahlatıcı olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Nika-chan.
      Elektrik direkleri gerçekten ben de mutluluk ve güven duygusu uyandırıyor. Sebebi sanırım her şehirler arası kırlık alanlarda elektrik direklerinin bulunması. Yani nerede elektrik direkleri, orada manzara. Küçükken İstanbul'dan Bursa'ya hep arabayla giderdik, elektrik direklerinin arkasındaki tepelerin üzerinden doğan güneşi ve ben de uyandırdığı hisleri unutmadım.
      Kısacası, benim için elektrik direkleri güzel ve umut verici simgelerden. (Bir de dolunay var.) Melankolim tutunca böyle oluyorum işte.
      Arka plana gelince, o da en sevdiğim film olan 5 Centimeter per Second'dan... O filmin en sevdiğim film olmasının en büyük nedeni o arkaplanları. Gerçekten insanın içini açıyor değil mi, tıpkı bugün gördüğüm o benzersiz manzara gibi. Bulutlar, gökyüzü, rüzgarda uçuşan çimenler... Hayat bu işte.

      Sil
  2. Öyle bir anlattın ki şuan ne desem diye düşünüyorum.
    Öncelikle senin yaşındaki birinin böyle düşünmesi gerçekten çok güzel. Yani düşünce biçimi olarak seni kendime çok yakın buluyorum ^^
    Bu arada blogunun yeni teması yazıyla acayip uyumlu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, sanırım o yazıyı yazarken Alice the Baka ergenliğine yarım saatliğine ara vermişti. Düşünce biçimi olarak Unazo-sama'nın beni kendisine yakın bulması mı? *kalp krizi geçirir* ARIGATOUUUUU!!! TwT

      Sil
  3. Valla yalan söylemeyeceğim, akşama doğru, gökyüzünü izlemek için koşa koşa balkona abandığım doğrudur. Geçen sene de yapıyordum bunu zaten. O, turuncu,mavi,mor ve beyaz bulutların karışımına bayılıyorum. Hatta telefonumda bir sürü bulut resmi var. Acayip eğlenceli bi şey. Biraz da üzücü geliyor insana. Artık en ufak bir bulut için bile çocuk gibi seviniyorum. Bazen düşünüyorum geleceğim nasıl olmalı diye. Ben de senin gibi kendimi kocaman bir binanın içinde bütün gün bilgisayar başında bir çalışan gibi hayal edemiyorum. Ayrıca o tür insanlar bana sıkıcı ve mutsuz geliyorlar. Aslında ben hiçbir şey olmak istemiyorum. Ama derslerime çalışıyorum, sınavlarımı yüksek tutmak için elimden geleni yapıyorum çünkü yapmak zorunda olduğum şeyler var. İnsan 'ben gencim boşveeeer' diyemiyor. Öhöm. Yani kısacası ben de bilmiyorum biraz saçmaladım o/////o

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bulutlara bakmak çok zevkli. İnsana huzur veriyor. Ben de ilgilenmediğim halde çalışıyorum. Neden?

      Sil
  4. Bende öyle manzara görsem bende otururum desem yalan olur, benim öylece oturmam bir mucize olur çünkü daha büyük mucize öyle bir manzarayı görebilmek.. Bendeki bu şansla :(( Ne şanslısın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şanslı olduğumu biliyorum, teşekkürler. ^^ Ama aslında ben her zaman gökyüzünü izlemeyi severim. Yine de görsen izlemeye vakit ayıracak olman güzel bir şey.

      Sil