8 Şubat 2013 Cuma

Kırık Tuğla


Dinleyin beni şapşallar.

İnsanların nasıl hikikomori ya da otakulara "sorunlu" yaftası yapıştırabildiklerini anlamıyorum. Kendi hayatları, boşa geçen günler dizisinden başka bir şey değilken nasıl onlar değil de, istedikleri hayatı sürdüren (bunu ne yolla yaptıkları önemli değil) hikikomori ve otakular "sorunlu" olabiliyor? Bence böylelerinin, -yani "kendi hayatları boşa geçen günler dizisinden başka bir şey olmayan"ların- bu insanları dışlamalarının tek nedeni, onların kendi istedikleri hayatı yaşayacak cesaretleri olmamaları ve içten içe de bunu çok iyi bilmeleri.

Ben hikikomori ve otakulara çok büyük bir saygı duyuyorum. Bırak arkandan ne dediklerine aldırmamayı, insanları tamamıyla kafandan silmek, üstüne bir de ailene dünya kadar yük olup bunu da zerre takmamak bana göre sahici bir cesaret ister. Hatta... Ben de istiyorum. Hayır hayır, kendimi dünyadan soyutlamayı değil. Aksine... Ben. Dünyayla. Bir. Olmak. İstiyorum.

Liseye hazırlandığım şu günlerde (aslında açıkçası "şu günlerde" hiçte liseye hazırlanıyor falan sayılmam), etrafımdakiler (özellikle yetişkinler) bana tavsiyeler verip duruyor: "Şu hayatta bir şeyler elde etmek istiyorsan açıkgözlü ve çalışkan olmalısın Alice! Bu hayatın kuralı budur... (Pöh! Hiç güleceğim yoktu doğrusu, amca!) Biliyorum, daha çok gençsin ve kafan çok karışık ama yakında hayata atılacaksın ve..." Hayat? Orada dur bakalım moruk.

Öncelikle. Başarı derken kast ettiğin şey nedir ve benim gözümde de "başarı"nın senin kas ettiğin şey olduğunu nereden bilebiliyorsun? Belki benim gözümde başarı 100 tane erkekle çıkmak ya da evde 10 tane hayvan beslemek gibi bir şey? Bunların "açıkgözlü ve çalışkan" olmakla ne ilgisi var? Kimse, bunu asla düşünmüyor işte. Çünkü yaşadığımız toplumun kurallarına göre, herkesin edinebileceği tek bir amaç vardır: Gençsen iyi bir lise/üniversiteye girmek, yetişkinsen de iyi bir iş sahibi olmak, çok para kazanmak ve evlenip çoluk çocuğa karışmak. Neden? Çünkü insanların aksi takdirde "hayatta kalmak" için başka şansları yok. Peki gerçekten yok mu?

Bence var. Sadece insanlar korkuyorlar. Farklı olduklarını söyleyip bunun için gerçekten çabalıyorlar, fakat hiçbiri farklı değil aslında. Hepsi, nefret ettikleri halde, okula ve işe gidiyor, hayatlarını asla istemedikleri şekillerde sürdürüyorlar. Küçük mutluluklarla avunmayı öğrenip, göçüp gidiyorlar. "Hepimiz, bu dünyanın toz zerreleriyiz." Dolayısıyla bu dünyada iz bırakmamızın ve sonsuza dek kalıcı olmamızın hiçbir yolu yok. Fakat yaşam dersiniz, o farklı işte. "Yaşam"da iz bırakmanın, başka yaşamları değiştirmenin birçok yolu vardır. Bir besteci, binlerce kalbe dokunabilir. Bir yazar, binlerce ölü duyguyu canlandırabilir. Bir dedektif, binlerce hayatı kurtarabilir. Ama her şeyden önce, bir insanın asıl görevi, kendi kalbine dokunmak, kendi duygularını canlandırmak ve kendi hayatını kurtarmaktır. Peki ya o ne yapar? Kendisinin "farklı" olduğunu sanarak yaşar ama her gün, HER GÜN toplumun ona dayattıklarından başka hiçbir şey yapmaz. Sonra da neden insanlar bu kadar duygusuz, dargörüşlü, mutsuz?

Evet, insanlar, başkalarının piyonları olarak kullanılıyorlar. Fakat bu "başkaları", onları piyon olarak kullananlar kim biliyor musunuz? Kendileri! Herkes ve herkes sadece bir piyon - çünkü bizzat kendileri tarafından kullanılıyorlar. Nefret ettikleri bu düzeni kuranlar kendileri. Hayallerinin önlerine engelleri koyanlar, sadece onlar. Her insanın seçeneği vardır. Eğer onu bu seçenekleri görmekten alıkoyan perdeleri kaldırabilirse, işte o zaman şu çok meraklı oldukları "özgürlüğe" kavuşabilirler.

Her gün okula gidiyorum ve bundan nefret ediyorum. Oradaki çocukların şımarıklıkları, kendinibilmezlikleri, körlükleri, aptallıkları ve su katılmamış saflıkları, beni öldürüyor çünkü. Sınıfımdaki çocukların, sırtını döndüğü an arkasından konuşmaya başladıkları çocuklarla, sanki gerçekten arkadaşlarmış gibi, konuşup gülüşmeleri, birbirlerine lakaplar takıp eğlenmeleri midemi bulandırıyor. Sonra, gözlemlerime göre, bu çocuklar, derslerde ya da teneffüste, olağandışı en ufak bir şey bile yapmıyorlar. Zil çaldığına sınıfa giriyor, tekrar çaldığında sınıftan çıkıyorlar. Arada itişip kavga çıkarıyorlar. Sınav olacaklarını öğrendikleri zaman da hemen çalışmaya başlıyorlar. Bazıları da sınav olsun olmasın, hep çalışıyor. Ama hepsinin ortak bir noktası var: Yaptıklarını asla sorgulamıyorlar. Ve işin en berbat kısmı ne biliyor musunuz? Benim de onlardan en ufak bir farkım yok. Ben de "arkadaşlarım", arkalarını döner dönmez onlar hakkında atıp tutar, tekrar bana döndüklerinde de "arkadaşlarımla" eğleniyormuş gibi yaparım. Zil çaldığında sınıfa girer, tekrar çaldığında sınıftan çıkarım ve bu arada beklenmedik hiçbir şey yapmam. Arada olay çıkar, (bilirsiniz işte; kavga, birinin başına "komik" bir şey gelmesi vb.) ilgileniyormuş gibi yaparım. Sınav olacağını öğrendiğim zaman çalışmaya başlarım (bazen olmadığında da çalışırım), sonra da sınav ne kadar zor ve benim zekamla öğrendiklerimi aşıyor olsa da girerim. Eğer iyi not alırsam sevinirim. Kötü not alırsam razı olur, azarı işitir ve "daha fazla çalışırım."

Ama artık yeter. O okula dönmek istemiyorum. Zaten son zamanlarda okulda her zaman olduğundan daha fazla "huzursuzluk" çıkarmaya başlamıştım, bu tatilde ne istediğimi daha iyi anladım. Benim işim okulla değil. Ben yaşamak istiyorum! Benim için başarılı olmak sınıf birincisi olmak demek değil. Hayır! Benim için başarılı olmak demek bir hikayeyi bitirmek, birinin hayatını kurtarmak ya da güneşin doğuşunu yakalayabilmektir. Ben ömrümü, gerçekte benim için hiçbir anlam taşımayan derslerle tüketemem! Ömrümü upuzun binalarda, onlarca insanın arasında, fakat onlardan binlerce kilometre uzakta geçiremem. Diğer yazımda da bundan bahsetmiştim zaten. Fakat bunu engellemek için hiçbir eylemde de bulunmamıştım.

Evden kaçmak istiyorum. Kulağa çok saçma geldiğini biliyorum ama aynen öyle. Zaten sürekli çok iyi bir insan olan ve benim gibi bir evladı kesinlikle hak etmeyen anneme yük oluyorum ve babam da beni sevmiyor. Kaçmam onlar için de iyi olacaktır. Fakat...Önümde 3 küçük engel var:

1 - Annemin biraz rahatlamasını istiyorum. Yaniii... Zengin olup onun isteklerini karşılayabilmek. Ama benim istediğim hayata göre, zengin olup olamamam şansa bağlı. Öte yandan bir şekilde ona, benim için yaptıklarının karşılığını ödemeliyim ve bu kaçmakla olmaz. Kaçmak onu rahatlatacaktır ama benim borçlarımı kapatamaz. Hem sadece ona fazlasıyla borçlu olduğum için değil... O gerçekten benim gördüğüm en iyi insan. (Annem olduğu için söylemiyorum.) Ama bunun yanında,  gördüğüm en "hayattan hak ettiklerini alamamış" insan da o. Ve "birileri" ona hak ettiğini vermiyorsa, ben vermeliyim.

2 - Gidecek bir yerim yok. Eski neet günlerimi özlediğim belli oluyor ama o zamanlar gidecek çok yer vardı ve önümde uzanan kocaman bir gelecek yoktu. Geçici günler olduğunu biliyordum.

3 - Bir de "ya yetişkin olduğumda ne olacak?" meselesi var. Şu an sadece çevresinin baskısından bıkmış bir gencim ve bu hislerimi buraya samimiyetle döküyorum fakat o kadar da saf değilim. Her ne kadar şu an kalbim ve bedenim her şeyiyle kaçıp canımın istediği gibi yaşamayı arzulasa da, bunun diğerlerininki gibi geçici bir his olup olmadığını, büyüyünce "keşke okuyaydım da adam olaydım" diye düşünüp pişmanlık duyup duymayacağımdan emin olmam lazım. Öte yandan tüm o zavallı yetişkinlerin, bir zamanlar benim gibi hissedip de, sonradan bu tür endişelere kapılıp kaçmaktan caymış olduklarını düşününce... Yani o zaman ne anlamı kalır ki? Ben bir fark yaratmak istemiyor muyum?

 Farkındayım, fena halde kendimle çelişiyor ve çok ağır bir ergenlik geçiriyorum, üstelik de akıl sağlığım da fazla yerinde sayılmaz. Ama ne yapalım? Böyle bir dönemimdeyim işte. Dediklerime inanmak ya da onları dikkate almak zorunda değilsiniz. 13 yaşını geçmiş birçok okuyucu bunları yaşamış atlatmıştır zaten. Hatta şu an bana çok gülüyor da olabilirler. Ama ben de bunu onlar için yazıyorum zaten. Nasıl yaptınız? Bu hissi nasıl atlattınız? İleride tüm bunları önemsiz kılacak çok daha önemli bir gerçek mi keşfettiniz? Toplumun yozlaşmasını amaçlayan koca göbekli amcalar tarafından beyinleriniz mi yıkandı? Yoksa herkesi bu düzene ayak uydurmaya zorlayan ve bunu fark edenleri yok eden korkunç bir canavar mı var? Ne? Cevap nedir?

Aslında biliyorum. Bizlerin, hepimizin, birbirinin klonları olan hayatlar sürerken buna katlanmamızı sağlayan o tek "küçük mutluluğun" ne olduğunu biliyorum. Fakat o beş harfli şey benim ilgimi çekmiyor ve kimsenin bana onu verebileceğini hayal edemiyorum. Bir zamanlar çokça verilmişti, kabul, fakat artık bunu yapabilecek birileri kalmadı. Beni avutabilecek bir "küçük mutluluk" yok yani. Tek başımayım ve alabildiğine özgür olmak için tek engelimi de yenmiş gibi duruyorum.

İleride zaten her şey değişecek. Kimse ezelden beri okula ve işe gitmiyordu, kimse edebiyete dek de okula ve işe gitmeyecek. Milyonlarca yıl sonra olsa bile, dünyanın, şimdi bizi o milyonlarca yıl sonrasına gönderseler asla anlayamayacağımız bambaşka bir düzeni olacak. Bir gün insanlar okula ve işe gitmekten sıkılacaklar, hatta bir gün insan kalmayacak. Ama bundan önce belki de insanlık yıkılacak, yeni ırklar ortaya çıkacak. Bu ırkların bambaşka yaşantıları, onları yormasına ve mutsuz etmesine rağmen  çeşitli "neden"lerle sorgusuzca uydukları bambaşka kurulu düzenleri olacak. Ve belki de bir gün, tüm bu kurulu düzen saçmalığı hepten yok olacak ve insanlar -ya da başka ırklar- istedikleri gibi yaşayacaklar. Birileri canavarı öldürecek.

O okula dönemem. Lanet olsun. O iğrenç insanların yanına dönmek istemiyorum.

Bu arada şey. Panelim yine mutsuz mutsuz, depresif depresif şeylerle dolmuş. Şu gerizekalı, ergenliğin dibindeki rezil halimle başkalarına tavsiye vermeye hiç hakkım yok belki ama kendini "asosyal" sanan okuyucularıaşunu önereyim: Kendinizi etrafınızdaki insanlardan soyutlamadan önce onları iyi tanıyın. "Iyy, o Justin Bieber seviyor", "Böö, hayatında hiç kitap okumamış" falan diye milleti yargılamayın. Benim sınıf arkadaşlarım, bana iftira attılar ve beni döveceklermiş falan. Biraz moral bulmak için bu olayı anlattığım en yakın arkadaşım da, beni dövmeyi planlayan sınıf arkadaşlarımla konuşmuş ve sınıf arkadaşlarım yalan söylediğimi söyleyince de bana değil, onlara inanmış tabii. Tüm bu saçmalıklar bundan geliyor. Kusura bakmayın yani. Bu sefer sınırlarımı aştım. Bu yazıyı okuduktan sonra da kendine "aptal", "ergen" ya da "asosyal" diyecek olan kalmamıştır herhalde?

Zaten ne kadar saçma sapan blog varsa hepsini takip ediyorum. Bloggerın en kötü yanı da bu işte. Bir kez takip ettin mi geri alamıyorsun. Gerçi o takip ettiğim saçma sapan kişiler okumaz herhalde bu yazıyı ama. Olsun. Belki başka birileri de bir şeyler çıkarır. Durun, tekmelemeyin. Ben sadece şu son paragraftan bahsediyordum. Yoksa birilerinin diğer şeyleri de okuyup olmadık (!) şeyler çıkarmasını istemem. 

En azından artık intihar fikrinden tamamen vazgeçtim. Saçmalık. Dibine kadar yaşayacağım.

Şimdi. Sen ne istiyorsun?

15 yorum:

  1. Kimsenin sana "aptal" "ergen" ya da "asosyal" dediği yok.Hatta bir tek sen diyorsun gibi.Böyle düşünen insanlar varsa eğer,ya bu düşüncelerini saklıyor ya da kendilerinin de öyle olduğunu düşünüyorlardır.
    Benim derdim sevebileceğim bir meslek bulmak.Grafiker olabiirim mesela.Ya da psikolog.Okulu bırakmak imkansız,ailen asla izin vermez.Evden kaçarsan yaşayacağın şüpheli,yaşasanda polisler seni bulur.Bulunamazsan ailenin üzülüp tımarhaneye kapatılacağı kesin.İşe yaramaz.
    İnsanlar paraya öncelik veriyor.Mutuluğu bir kenara atıyor.Parayı bulduklarında mutluluğu kaybetmiş de oldukları oluyor.
    Bu düzeni bozmak milyaryıllar alabilir.Belki de bu düzeni sen bozarsın,kim bilir?Ama tek başına bu işi halledemezsin.Greenpeacenin tek bir çalışanı yok mesela.
    *iyice saçmaladı arkadaş*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne aptal, ergen ya da asosyal olmam umurumda, ne de insanların bana böyle demesi. Sadece, alakaları yokken ve burada fazlasıyla öyle olan insanlar varken, böyle demeleri sinirimi bozuyor.
      Ayrıca düşündüğün gibi değil. Ailem beni arar gibi yaparlar ama umursamazlar. Bu bildiğiniz acıklı aile hikayelerinden değil. Benim için bu önemli değil. Ben kaçmak istiyorum ve polis falan da yakalayamaz. Öyle bir şey yok. Böyle yapan insanlar tanıdım. Kendimdeki sorunları aşmam gerekiyordu, kalacak bir yer bulmak benim tek sorunum. Yaşam -düzen- kendi kendine değişecektir. Benim tek amacım elimde böyle bir şans varken kendiminkini değiştirebilmek.

      Sil
    2. Kaçarken yanına bilgisayarı almayı unutma konuşuruz (Ciddiyim.Ya da ne bileyim telefon numaranı verirsin.Gerçi telefonla kaçmak mantıksız.En iyisi sim kartını at ve internet çeken bir yerde telefonunla yaşa sonra bilgisayar alırsın asdf.)
      Bence sen kalacak yer arama.Direk kaç.Bunu yapacak cesaretin varken.Evdeki tüm paraları al.Kartları alma ama.Annene lazım olur.
      Bulduğun ilk taksiye atla ve seni götürebileceği-ve bütçenin yeteceği- en uzak yere götürmesini iste.
      Bende bu cesaret yok.Ailemi ve arkadaşlarımı seviyorum ben.Yaşantım eğlenceli değil pek ama yine de..

      Sil
    3. Bilgisayar olmayan bir yere gitmem zaten. Bilmiyorum. Planım yok. Ben sadece bir çatının üzerinden, herkes okulda sıkılıyorken, boğazı izleyip kitap okuduğumu hayal ediyorum ve bu içimi kıpır kıpır ediyor. Hayatından memnun olman ne de güzel.

      Sil
    4. Hayatım idare eder ama kaçmak iyi olurdu asdf.
      Sahiden sen kaçsana.Kendim kaçacakmış gibi hissediyorum ve derhal kaçmak istiyor gibiyim.
      İstersen izmire gel.Burda kiri.ile suki var asdf.
      Ben olsam bu gece kaçardım.Şimdi kaçacak yerin yoksa,yarın da olmayacaktır.Bir arkadaşına git mesela.
      Yanına fotoğraf makinesini almayı unutma,gittiğin yerleri çekersin.
      Bu arada annene bir hoşçakal mektubu da bırak.
      Naaa neee!~

      Sil
    5. Ben filmlerdeki gibi bir şey tasarlamıyorum aslında.

      Sil
    6. Biliyorum asdf.Ama öyle birşey tasarlamak hoş olurdu asdf.

      Sil
  2. Blog takip etmeyi bırakabiliyorsun canım ._. Şimdi kendi blogunda -aslında hangi blog olduğu fark etmez- izleyiciler kısmı varya hani, işte oraya giriş yap, adının altında "seçenekler" yazıyo oraya tıkla ve "site ayarları" de. Soldaki "üye olduğunuz siteler" bölümünden istediğin blogları takip etmeyi bırakabilirsin ^^
    Senin yazılarını okuyunca, bak içten söylüyorum, kendimi çok... çocuksu hissediyorum. Çünkü benim hayatta bir hedefim yok. Uzun zamandır, çevrem yüzünden, geleceğimi düşünüyorum ama öyle sıkıldım ki yarın ne olacak, neler yapacağım onu bile düşünmek içimden gelmiyor. Doğaçlama yaşıyorum hayatı, öyle ot gibi. Aslında yaşamak istemiyorum çünkü bu "yaşamak" değil. Bu kahrolasıca düzenden sıkıldım ama kıracak kadar güçlü değilim. Evden kaçmayı her insan hayatının belirli dönemlerinde düşünmüştür evet, ve ben hala düşünüyorum ama diyelim kaçtık. Ya sonrası? İnsan kılığına girmiş fantastik bir varlığın bizi açlıktan ölmek üzereyken kurtarıp kendi diyarına götüreceği ve biz de hayatımızın geri kalanını orada eğlenerek geçiremeyeceğimize göre. Kaçmak için önce para lazım. Ve kalacak bir yer. Aslında kalacak yeri bir karavanla halledebiliriz. Ama bunun içinde gene para ve ehliyet için zaman gerekiyor. Kısacası, şuan hepimiz düzenin köleleriyiz. Hepimiz sıkıldık ama belki de kırmaktan korkuyoruz. Senin düşündüklerin geçici şeyler değil. Sadece, belki de yeni yeni farkına vardığın için bu kadar fazla üzerinde düşünüyorsun çünkü büyüyorsun. Ve büyümek insanı daha gerçekçi düşünmeye itiyor. Bunları artık boş kaldığın her an düşüneceksin, aklından hiç çıkmayacak ama bazen elinden hiçbir şey gelmeyecek. Kendimden biliyorum çünkü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim neyse ki bir amacım var, zaten o olmasaydı çoktan ölmüş olurdum.
      Sanırım rahat batıyor bana. Zaten evden kaçayım kaçmayayım, sürekli kaçık gibiyim ve bundan da yakınıp dururum bildiğiniz gibi. Oysa şimdi... Tabii ki başıma fantastik kitaplardaki gibi şeyler gelmeyeceğini biliyorum (düpedüz yalan), hatta macera da beklemiyorum. Ben sadece yarın neler olacağını saniyesi saniyesine bildiğim bir hayat istemiyorum. Sokaktaki çocukları hatırladıkça bu hislerimden gerçekten çok utanıyor ve depresyona giriyorum ama bu her günü birbirinin aynı geçen hayattan da burama kadar geldi artık. Bu hayat değil. Bunu biliyorum. Öyleyse neden yaşıyorum? Bu soru aklımda dönüp duruyor ve beni asla rahat bırakmıyor.
      Neyse, önemi yok gerçi. Bir bok yapacağım yok nasılsa.

      Sil
  3. Ben hikikomorileri ve otakuları sevmiyorum nedense. Sorunlu yaftası da yapıştırmıyorum ama insanın kendini sadece salak animelere ve oyunlara vermek istemesi saçma. Hadi diyelim oyuna vermesine bir şey demesek de animelere vermesi gerçekten saçma. Çünkü animeler ve mangalar çok gerizekalıca. Ayrıca ben sürekli önüne sunulan şeyleri tüketen insanları sevmem. İnsanın inekten farkı olmalı.
    Ben de nefret ediyorum aslına bakarsan. Hayatım boyunca tanıştığım insanlardan da etrafımdaki düzenden de. Büyüyünce bir şey olmak istemiyorum. Sevdiğin mesleği seç işleri falan palavra, insanlar asla yetinmez sonuçta. Eninde sonunda herkes sıkılır. Ben hayatımı çalışarak harcamak istemiyorum. 4 yaşından beri okullarda sürünüyorum. Şu oluyor bu oluyor. Eninde sonunda çalışarak öleceğim bunu da biliyorum. Bundan da nefret ediyorum.
    Sınıfta herkes o kadar yapmacık ve o kadar vıcık vıcık ki kendimi insanlara dik dik bakarken buluyorum. Artık yüzümdeki tiksinti ifadesini saklamaktan sıkıldım. Her şeyden nefret etmek zorunda olmaktan da sıkıldım.
    Çalışarak ölmek istemiyorum.
    Zaten zengin olmak falan da istemiyorum. Asla hırslı olmadım.
    Kendi kendime yaşamak istiyorum. Dağ evim olsun. Yakınlarda akarsu ya da göl olsun. Kocaman bir orman olsun. Sürekli kar yağsın yağmur yağsın. Köpeğim olsun, ne bileyim kedim olsun.
    Bıktım insanlardan da beyin yıkayıcı göbekli amcalardan da.
    Emo falan da değilim. Sadece istemiyorum. Ve bu sıçmık düzende o kadar kötü bir şey var ki her türlü insanlara muhtaç oluyorsun. Ben insanlara muhtaç olmak da istemiyorum.
    Şu an evden kaçmamamın tek nedeni rahat olmam. Üşeniyorum. Yeterince param yok. Ama... Gerçekten defolup gitmek istiyorum buralardan. Dedemin bolu'nun dağlarında bir evi var. Mesela onun anahtarını bir yerden bulsam. Kışları orada kalırım. Yazın da kendime başka bir yer bulurum herhalde.
    Okula gitmeyi ben de istemiyorum. Tek istediğim sadece merakım yüzünden bir şeyler öğrenmek. Zorunda olduğum için değil. Ve lanet olasıca insanların yüzünü görmek istemiyorum.
    Evden kaçınca kimse arkandan üzülmez kısmına gelince, ailem benim umrumda değil. En son bir kaç yıl önce rüyamda öldüklerini görmüştüm, ama sanırım yeterli tepkiyi o zaman bile verememiştim. Bana bir şeyler olunca hemen bir tarafları tutuşuyor ama öbür türlü çok da umurlarında değilim. Eğer uzun bir not yazarsam sevgili örnek çocukları olan ablamla da yetinebilirler. Zaten ailenin tüm bokluklarını şu zamana kadar hep ben çektim. Ailem olsun ya da çevrem olsun hep zamanı geldiğinde çok iyi sustuğum için nefretlerini benim üzerime kustular. Ben hiç bir zaman bir bok da söyleyemedim. Çünkü söylediklerimi ne anlayabilirler ne de umursarlardı. Artık insanların bana yaptıklarının aynısını çekmelerini istemekten de sıkıldım. Bir bok olmuyor işte. Kimseye işkence etmek gibi bir niyetim de yok. Bunu yaparsam kendimi kaybedeceğimi biliyorum, katil olmadan gebermek istiyorum mümkünse.
    İşin kötü kısmı insanlar birbirlerinin ağzına sıçınca bir mutluluk, bir sevinç, bir üstünlük duygusu hissediyor.
    Şu an okulu bırakmamamın tek nedeni gerizekalı yaftası yememek. Bir tek bu konuda çevremi umursuyorum. Çünkü bir kere bile gerizekalı yaftası yersem insanlar asla söylediklerimi dinlemez. Köyün delisi ilan edilirim. Ve ben insanlara ne kadar bok kafalı olduklarını hissettirmek istiyorum. İsterlerse yine deli olduğumu düşünsünler ama sözlerimin bir aptalın ağzından çıktığını düşünmesinler.
    Çok saçmaladım biliyorum ama sanırım böyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hikikomoriler ya da otakuların hayatlarını nasıl geçirdikleri umurumda değil, umurumda olan tek şey HAYATlarını geçirmeleri. Kendini oyunlar ya da animelere verip dünyadan soyutlamak mantıksız tabii - en az diğer her şey kadar.
      İnsanlar da var da, ben daha çok hayatımdan bıktım. Ya da sadece kitaplarda ve izlediği şeylerde aklına sokulan "kaderini kendin belirle" mesajından fazla etkilenmiş ergenin tekiyim. Peki etkilendiğim mesaj kötü mü? Bana öyle gelmiyor.

      Sil
  4. Evden kaçmak... Bir ara inanılmaz derecede çok isterdim. Ancak olmuyor işte. Gidecek yerin yok. Paran yok, hiçbir şeyin yok kısaca. Hem gerçekçi de gelmiyor. Hayatta kalamam ben öyle.
    Şimdiyse annemi düşünüyorum. Anneannemi. Küçük kardeşimi (Ne kadar şımarığın teki olsa da küçük. Onun suçu da değil.). Benim gitmem, en azından annemi derinden sarsardı.
    Neyse ki, biraz bulanık olsa da, bir amacım ve gelecek planım var. Moda tasarımcısı olmak da değil hani hayal ettiğim iş. Animasyon yapabilirsem ne mutlu bana.
    Okula da sadece hayalimi gerçekleştirmek için giderim. Gerisi... iğrenç okul arkadaşları...
    Geçecek bunlar bir gün. Buna inanıyorum ben.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gidecek yer ya da para sorun değil aslında. Olaya yanlış yaklaşılıyor. Bu şeyleri sorun haline getirmek, bunu gerçekten istemediğini gösterir ki bu da inan bana, muhteşem bir şey. Keşke ben de böyle olsaydım.
      Benimki geçecek türden bir şey değil. Bulanık falan değil, basbayağ kendimi bildim bileli yapmak istediğim hayalim/amacım/isteğim var ve bu hayalim/amacım/isteğimi de okul koridorlarında sürünerek hayatta gerçekleştiremem. Ayrıca zaten yaradılıştan tüm bu şeylere ait değilim. Sokaktayken tüm o insanlardan biri olduğumu hissediyorum ama okulda bu olmuyor. Ne yaparsam yapayım kendimi bir "öğrenci" olarak göremiyorum. Bir gün mutlaka kaçacağımı biliyorum. Her şeyden kaçacağım. Ben bu şeylere alışamam.

      Sil
  5. Aslında hikikomori olan da haklı, hikikomori olmayan da, sosyal olan da haklı, sosyal olmayan da haklı...Dünya'ya bir şekilde hepimiz ayak uydurmak zorundayız. Bunu büyüdükçe anlayacağımızı düşünüyorum. Şuan her şey biraz karmaşık. Herkes bir amaç uğruna çalışıyor, çabalıyor. Bir amaç olmayınca da tavuk gibi etrafa bakınıyorsun. (bkz. ben) Gelecek bana çok karmaşık geliyor. Şimdiden neler olacağını tahmin edebiliyorum. Her şey mahvolacak çünkü ben bir amaç uğrunda çalışıp çabalamıyorum. Kısacası motivasyonum yok. Şu günlerde bana sürekli aşılanan şey de bu zaten. Çaba. Bir süre çabaladıktan sonra bunu ne için yaptığımı unutuyorum ve aniden minder gibi bir insana dönüşüyorum. Gelecek için çalışmak falan istemiyorum. Daha bu küçük yaşta böyle saçma sapan düşüncelerle yarışmak da istemiyorum. Kafa dinlemek istiyorum. Çünkü her yıl aynı şey oluyor. Ders, ders, ders,çalış,çalış,çalış, yazı bekle, yazı bekle, yaz gelsin rahat bir nefes al, yaz bitsin okul başlasın,çalış,çalış...Şu günlerde ayrı bir stresliyim. Liseyi düşünesim bile gelmiyor. Çok korkunç bir şey.

    YanıtlaSil
  6. Blogumu izlersen sevinirim :)

    YanıtlaSil