22 Mayıs 2013 Çarşamba

Hayat Nasıl Yaşanmalı?

Vay canına. Nasıl aylardır bloga yazmadan durabilmişim ben? Tamam, sınav senem falan ama... Beni hiçbir şey durduramaz ki? Sanırım son sefer o kadar çok saçmaladım ki, içimde blogger'a karşı bir utanç duygusu oluştu. Ayrıca ask.fm'e çok fazla giriyorum. Hesabımı donduracağım ama msn'e bile bu kadar kısıtlı girebilirken  bu sefer hiç haberleşemeyeceğiz, depresyona gireceğim ve kendimi öldüreceğim. Hayır. Her zamanki gibi abartıyordum sadece. ("Keşke bu sefer abartmasaydın" dediğiniz duyar gibiyim - hahahah, çok komik. -_-")
İnanılmaz. Yazarken çekiniyorum resmen. Aylarca yazmayan bloggerlar çok uzun süre yazmadıktan sonra önceden konuyu belirleseler de sayfayı açtıklarında ne yazacaklarını bilemediklerini falan söylerlerdi - hiç anlamazdım. Bak n'oldu şimdi? Ne yazacağım belli ama sayfa bana bakıyor, ben de ona. Gerçekten vay canına.
Al işte. Zırvalarken neden bahsedeceğimi de unuttum. Yok yok, her zamanki saçmalama yazılarından yazmayacaktım. Yine saçmalayacaktım ama bu sefer bir konu hakkında saçmalayacaktım. Neyse, yine "düşünerek yazma" yoluna gidiyorum anlaşılan.
Şunu öğrendim ki ne kadar çaresiz ya da mutsuz olursa olsun ve ne kadar berbat bir hayat yaşamışsa yaşasın bir insanın en değerli şeyi yine yaşamıymış arkadaşlar. Getirin dünyanın intihar etmeye en meraklı, en umutsuz, en zavallı insanını, dayayın alnına bir tabanca, son anda yine yaşamı değerli olacaktır. Artık eminim bundan. Zaten çok uzun süredir bu düşünceden kurtulmuş bir insandım ama ne yalan söyleyeyim, hayat bazen biraz fazla anlamsız geliyordu hala. Yaşamaya değecek bir şey yokmuş gibi. Bu gidişle hayatımın hep aynı olacağını söylemiştim, hatırlıyor musunuz? (Hani şu "evden kaçacam ben", "neet olacam", "ne istersem onu yapacam", "okul bok gibi", "kurulu düzen" temalı yazı?) Artık aynı fikirde değilim. İnsanın hayatı aynı geçmez - hayatın sana ne sunacağını bilemezsin. İşte bu yüzden dibine dek yaşamak gerekiyor. Bir süre işi şansa bırakırsın, baktın olmuyor, ne de olsa kendi hayatını eline alma seçeneği her zaman var. Allah Allah. (Google Chrome dinci çıktı - "Allah" yazarken baş harfini küçük yazınca altını çiziyor.) Ben neden o yazıyı yazarken fark etmemişim ki bunu? Herhalde  liseye geçince hayatımın sona ereceğini ve bugünlerin son şansım olduğunu falan düşünüyordum. Zavallı eski-ben. xD (Eski-ben derken tekrar kişilik olarak evrim geçirmedim - o yazıyı yazarkenki halimden bahsediyorum.) (Alice - The Gereksiz Şeyler Kraliçesi.) (Ya da Türkçe Katili.) (Ah! En iyi ismi buldum! "Alice Kapaçeneni." Nasıl?)
Neyse, özetle, iyi bir liseye kazanamazsam bile bu yazı berbat etmeyeceğim. Sonuçta lise sadece iyi bir üniversiteye giden yol. Ve üniversite de iyi bir iş hayatına... O da cehennem gibi bir yaşama. HER NEYSE. Evet, bu yaz ne olursa olsun, iyi bir yaz olacak. İşte bu yaz için planlarım:

1 - Bir gün film maratonu yapacağım - okulda bize sürekli film izlettikleri şu günlerde (sanki SBS yokmuş gibi iyice "okulun son günleri" havasına girdiler salaklar çünkü) fark ettim ki film izlemeyi seviyorum. Düşündüğümden daha çok. Ve filmler konusunda sandığım kadar da berbat değilim - arkadaşlarımla filmler hakkında konuşurken bahsettikleri çoğu filmi bilebiliyorum. Hem 3 Idıots ve V  for Vendetta'dan sonra içimde iyice bir film aşkı kabardı. Şu an Kill Bill serisini izlemeyi planlıyorum.

2 - Haziran ayı içerisinde şu uzun zamandır bir türlü bitiremediğim tüm o serileri bitirecek, sonra da bir sürü yeni animeye başlayacağım. Başlamayı planladığım bu animelerin başında da Cowboy Bebop, Shingeki no Kyojin ve Aku no Hana geliyor. Ha bir de "Zamanda Sıçrayan Kız" (orjinal adını unuttum şimdi) ile şu "Hotaruni no Mori e" var. Tabii ki bunlar daha "planladıklarım". Otaku Alice geliyor bebeğim.
Not: Eğe  zamanının tümünü anime izlemekle harcayıp hala salak salak "yea aslında ben animeleri o kadar da çok sevmiyorum, hele otakuluk hiçte gurur duyulacak bir şey değil, lütfen bana öyle deme" tipleri şu anda bunu okuyorlarsa lütfen bu blogu terk etsinler. Kendilerini öldürmeleri de arz-ı talep edilir. Saygılarımla - Alice.
3 - Kitabımı bitireceğim. Evet. Şu defter'li hikaye. Bitireceğim onu. DELPHİ İLE KENDİ HARİKALAR DİYARININ KIÇINA TEKMEYİ BASACAĞIZ!
4 - Bir gün boyunca tamamen hikikomorilik edeceğim. Geçen yaz salona kamp kurmuştum ya, he, işte bu yaz da odama kamp kuracağım. Fakat biz de kablolu internet var - modem de salonda duruyor. Oh shit. Plan 4 iptal.
5 - Bir gece sabahlayıp tüm Death Note mangalarını baştan sona okuyacağım. Ayrıca başka bir gece de çok uzun zamandır okumak istediğim bir kitabı (o zamana dek nasıl olsa böyle bir kitap bulurum) bitireceğim. Bol bol sabahlama.
Eee... Bu kadar. Sanırım. Fakat nasıl olur? Bir yığın şey planlamıştım! Bu kadarcık mıydı yani!?
Ah doğru ya. "Arkadaşlarla bir anime belirleyip tüm gün onu izlemek", "arkadaşlarla tüm gün msn'de konuşmak" ya da "arkadaşlarla tüm gün -herhangi bir şekilde- saçmalamak" gibi maddeler de vardı fakat o arkadaşları kaybettiğim için... Neyse, bu bile "otaku" yazımı bozamaz! Yalnız bir yaz olacak ama ne yapalım, idare edeceğiz artık. u_u"
Bu arada şu hepinizi çok sıktığımı bildiğim şu "NPC" konusuna da açıklık getireceğim. Ben kendini beğenmiş, şımarık, iğrenç bir velet değilim. Otobüste, pazarda, sokakta çevreme baktığımda gördüğüm tüm o insanların bana ne kadar benzediklerini biliyorum. İnsanlar da tıpkı bitkiler gibi. Bazılarının farklı renkleri ya da farklı şekilde yaprakları var fakat genel olarak hepsi bitki. Fakat insanları bitkilerden ayıran bazı şeyler var. İnsan olmak demek hissetmek, dilemek, değişmek -ve bunun gibi pek çok şey- demektir.  Kimisi iyi bir işte çalışmayı, bir ev ve araba sahibi olmayı  ya da mutlu bir aile kurmayı isterken kimisi de rock yıldızı hayal eder. Kısaca birbirlerinden ne kadar farklı olurlarsa olsunlar herkesin hayalleri vardır. En azından böyle olması gerekir.
Fakat son zamanlarda çevreme baktığımda o kadar çok hayalsiz, amaçsız ve isteksiz insan görüyorum ki artık şüphelenmeye başladım. Bu insanların bir yaşam amaçları yok fakat işin garibi "zaten bir amacım yok - öyleyse neden yaşıyorum ki ben?" gibi en ufak bir düşünceleri de yok. Öyle yaşamış olmak için yaşıyorlar işte. Ve buna nasıl katlandıkları... Beni düşündürüyor.
Daha geçen gün sınıf arkadaşlarımdan biri ona "herhangi bir hayalin var mı?" diye sorduğumda kendi itiraf etti, "babam da hep aynı şeyi soruyor ama yok," diye. Babası akıllı adammış. Evet, sistem hepimizin hayatlarını derslerden, işten ya da başka birçok gereksiz şeyden ibaret olmaya itiyor olabilir ama hepimiz (her birimiz) yüreğimizin çok derinliklerinde de olsa, buraya gelişimizin gerçek amacını biliriz. Bu yüzden dersler, ödevler ya da diğer saçma sapan sorumluluklar yaşamlarımızı ne kadar kaplarsa kaplasın, "hayaller" dendi mi hala akan sular durur. Çünkü hayaller kimsenin bizden alamayacakları tek şeydir.
Ama benim "NPC" diye isimlendirdiğim şu tipler kendi amaçsızlıklarıyla amaçları olan insanları da kendi yollarına saptırmaya çalışıyorlar. Bence onlar yozlaşmanın gerçek sebebi. Doğduklarında insanlarsa bile şimdi sadece insanlığa dair ne varsa silmeye çalışan robotlar.
Bana istediğini diyin fakat sözümün arkasındayım. Amaçsız, hissiz ve herkesle dalga geçip duran insanların benimle aynı maddeden olduklarını kabul etmiyorum. İsterseniz bana "tekbencil, şımarık, iğrenç velet" de diyebilirsiniz. Fakat şu an bunu okuyorsanız sizden istediğim bir şey var: Eğer bir hayaliniz yoksa, ne olursa olsun kendinize bir tane bulun. Ve kimsenin hayalinizi elinizden almasına izin vermeyin. Sizi siz yapan diğer şeyleri de. Çünkü insanlar denerler. Emin olun biliyorum. Ama artık aldırmayacağım. 
Dün gece yine Death Note'ladım. Yani yine Death Note krizine girdim. Size tavsiye etmek istediğim bir şey var: Death Note'un mangaları elinizde varsa elinize 1. ve 12. ciltleri alın, 1. cildin ilk bölümünü, 12. cildin de "Son"(108. bölüm)'dan bir önceki "Son Perde" (107. bölüm) bölümünü açın ve önce biri, sonra birini ya da ikisini aynı anda okuyun. Ben her ikisini de denedim ve sonuç... Eğer gerçekten Death Note hayranıysanız epey... İlginç oluyor. Animenin ilk bölümüyle son bölümünü de izleyebilirsiniz tabii ama onu ben daha denemediğim için (kalbimin bu fikre alışmasını bekliyorum) bir şey diyemem.
Ayrıca 12. cildi aldığımdan beri hakkında bir yazı yazmak istiyordum. Hiç fırsat olmadı. Fakat çok dikkatimi çeken bir ayrıntı var. Near "Son" bölümünde (yani cidden son bölüm olan 108. bölümde) elinde bir çikolatayla görülüyor. Animede 26. bölümün adının "Renkarnasyon" olması beni çok etkilemişti - bu yüzden Near'ın bu hareketini anlamlı buldum. Fakat ne gibi bir anlam bulduğumu ben de anlamadım. Ohba bize bir mesaj mı veriyor?..
Zaten Death Note'un şu Near one-shot'unu da çok ilgi çekici bulurum.
Düşüyorum.
Near'ı neden seviyorum biliyor musunuz? Çünkü L'yi düşünen tek kişi oydu. Sadece o düşünüyordu.
Görüşürüz.

3 yorum:

  1. Ulan Alis-çan, neden kapattın ki hesabını şimdi? ;Q; Ve evet o blogger ekranı bana çok kışkıtıcı bakışlar atıyor, onun için ne yazık ki bloga hiç doğru düzgün bir şey yazma fırsatı olmuyor. Yazsam da siliniyor ve panelde de çıkmıyormuş yazılarım duyduğuma göre. İğrenç bir duygu.
    Ben yaşamak için fazla tembelim. Fazla sorumluluk, fazla insan, fazla iş, fazla gereksiz şey ve fazla aptallıkla dolu. Bir bitsin de gideyim istiyorum bazen.
    AMA.
    Gidemem, gitmem. Dediğin gibi hayat değerli. Ve aynı zamanda hayat gıcık. Hayat Tansaş gibi öyle kolay girip çıkabileceğin bir şey de değil. Doğmuşum, ki şans eseri doğmuşum,öleceğim zaman da ölürüm. Kimse hayatımı benden alamaz, kimseye hayatımı vermem.Kimsenin hayatını da almam.
    (Üstte Kiri-çii'nin saçmalıklarını okudunuz. Dıııt.)
    Ve..Sen bir dahisin Alice!11!!1 Bir eve gideyim, Death Note ciltlerime kavuşayım yapacağım mutlaka. Cilt demişken, sınıftaki gıcık ikizler hala 11. cildi geri vermediler. Mal mıyım ki ben veriyorum hakkaten? O cildi o ellerden geri almam lazım!

    YanıtlaSil
  2. O değilde ben Kiri'nin birşey yazmasına,hele hayat hakkında birşey yazmasına acayip şaşırıyorum nedense asdf (Neyse ne alakası varsa.)
    Ben senin yazıların yüzünden görünmez depresyona girmiş olabileceğimi düşünüyorum ama hiçbir kanıtım yok ._. .Pek bir şey de hatırlamıyorum görünmez depresyonla ilgili.Belki can sıkıntısından oluşan karamsarlıktır asdfg.
    Ben nedense o Death Note ciltlerini alamıyorum.Hiçbir nedeni yok asdf.Hatta sonraki kez kitapçıya gittiğimde almayı düşünüyorum v-v.Nedensizce almamam sıkmaya başladı ._.
    Ayrıca ben en fazla 25 yaşıma gelmek istiyorum ._.
    Uzun yazı yazmışın ya,neresine yorum yapayayım bilemedim bir paragrafa geçmeden ötekini unutuyorum sdf neyse ben yorum yazmış olayım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de yaşlanmak sıkıcı 30lar falan çocuk olan benim ilgimi çekmiyor. Eh göreceğiz ne olacağını.. |

      Sil