8 Temmuz 2013 Pazartesi

İçine Kapanıklar Derneğine Hoşgeldiniz! Bir Komplonun Parçası Olduğunuzu Biliyor muydunuz?


Welcome to the NHK!'yi o kadar çok sevdim ki eğer hakkında dünyanın en etkileyici yazısını yazmazsam sahiden içimde kalacaktı. Fakat uyarmalıyım ki yazıda spoiler verebilirim. Bu yüzden isteyen okusun istemeyen okumasın.
 Welcome to the NHK! Satou Tatsuhiro adlı bir hikikomorinin hikikomorilikten kurtuluş yolunu anlatıyor diyebiliriz. Bu arada biraz Satou'dan bahsetmek istiyorum çünkü sanırım o kişilik olarak bana en çok benzeyen anime karakteri. İkimiz de aslında zeki olmamıza rağmen saflığımızla başımı belaya sokan, saçma sapan umutlara kapılıp sonra hayal kırıklığına uğrayan ve hayatımızdaki olumsuzlukları bir takım komplolara bağlayan yarı şizo hikikomorileriz. (Hatta nickimi "Satou" ya da"SA10" diye değiştirip her yerde Satou'nun resimlerini kullanasım geliyor.) Satou'nun aptallıklarına güldüğüm ya da sövdüğüm anlar oldu ama hepsi de inanılmaz tanıdıktı. Ben Satou'nun kolayca empati kurulabilecek bir karakter olduğunu düşünüyorum çünkü çok gerçekçi. Muhteşem anime karakteri özelliklerine ve muhteşem anime karakterlerinin şansına sahip değil bir kere. Tepkileri, düşünceleri, hatta aptallıkları bile biz sıradan insanların zaman zaman verebileceği tepkiler, düşünebilecekleri düşünceler ve yapabileceği aptallıklar. Zaten hikikomori oluşunun ardında da öyle çok derin meseleler falan yatmıyor. Lise hayatı boyunca kızın teki tarafından "komplo komplo komplo" diye beyni yıkanan herkes sonunda gayet rahat hikikomori olabilir. Hele bir de Satou kadar saf olunca... Aslında onun durumu hafif bile sayılır. 3 yıl boyunca evden dışarı çıkmamış olsa da animenin ilerleyen bölümlerinde birçok kez dışarı çıkıp insanlarla konuşabildiğini görüyoruz.
http://www.alafista.com/wordpress/wp-content/uploads/images/january11/157.jpgÖhöm, konuya dönecek olursak, işte bu üniversiteyi bırakmış, 3 yıllık hikikomorimiz Satou Tatsuhiro bir gün hikikomori hayatını bırakıp dışarı çıkmaya karar verir. 3 yılın ardından ilk kez "dünyaya açıldığında" ise gördüğü ilk insanlar dergi dağıtan yaşlı bir kadın ve şemsiyeli güzel bir genç kız olur. Satou tam bu güzel kızın hayallerine dalmıştır ki derginin üzerinde yazan "hikikomori" yazısını fark eder ve hırçınlaşıp tekrar evine kapanır. Fakat sonradan anlaşılacağı üzere o şemsiyeli güzel genç kızımız (Misaki) Satou'yu hikikomori yaşamından  kurtarmakta kararlıdır. Satou'yu onunla her gün Satou'nun dünyada evi dışında kendini rahat hissettiği tek yer olan evinin karşısındaki parkta buluşup ona hikikomorilikten kurtulma seansları vermek için ikna eder ve böylece Satou ile Misaki her gün parkta buluşmaya başlarlar. (Eğer Satou anlaşmaya uymazsa 1000 yen para cezası var bir de - bak bak bak!)
Açıkçası Misaki'nin Satou'yu hikikomorilikten kurtarma yöntemleri bana pek de işe yarar yöntemler gibi gelmemişti. Kız resmen ders veriyordu Satou'ya. (Gerçi kız Satou'yu hikikomorilikten kurtaracağım falan diyor ama bakmayın, aslında bu hem saf hem de yaşı küçük, yani öyle özel bir şeyler beklemek saçma. Zaten sonradan amacının farklı olduğunu anlıyoruz da neyse...) Aklıma geldi de hatta bir bölümde Misaki rüya yorumladığı bir seansta olaya Freud'un kim olduğunu anlatmaya başlayarak giriyordu. Hani Satou zaten üniversite terk, üstüne bir de hikikomori ya, nereden bilsin Fred'u..?(!) Ama sonra Satou buna cinsel simgelerle dolu bir rüya anlatıp bie güzel veriyordu ağzının payını. Gerçi onun Misaki'ye o cinsel simgelerle dolu rüyayı anlatırkenki niyeti başkaydı ama olsun! Misaki safım da kıpkırmızı olup dersi aceleyle bitiriyordu. İyi gülmüştüm Satou'ya.
Zaten Misaki anime boyunca hikikomori  diye Satou'yu aşağılıyıp dursa da sonunda anlıyoruz ki aslında kendisi Satou'dan bile daha daha problemliymiş ve Satou'ya Satou'nun ona ihtiyaç duyduğundan daha çok ihtiyaç duyuyormuş. ("Amacının farklı olduğunu anlıyoruz" dediğim buydu işte.) Ama detaya girmeyeceğim çünkü o ağır spoiler olur. Sonuç olarak ikisi arasında çok farklı bir ilişki var. Tam olarak aşk diyemem ama çok güzel ve işin garibi desteklediğim bir ilişki. Garip diyorum çünkü ben genelde animelerde ya da kitaplarda çıkan/çıkmaya başlayan çiftleri birbirlerine hiç yakıştırmam. Oysa bunların evlenmesi gerektiği gün gibi ortada. v_v Hem de zaman zaman Misaki'ye çok gıcık olduğum halde... (Ama genel olarak seviyorum.)
Ayrıca animede Satou ve Misaki'den başka sorunlu karakterler de var. (Aslında ana karakterlerin hepsi sorunlu da diyebiliriz.) Mesela Satou'nun şu ünlü psikopat "Senpai"si, sınıf başkanı ve de onun Satou'dan çok daha ağır durumdaki hikikomori kardeşi. Bir de komşusu Yamazaki diye bir otaku var ama ona "problemli" demeye dilim varmıyor çünkü bence serinin en doğru düzgün karakteriydi Yamazaki. Hatta serideki en sevdiğim karakterdi bile diyebilirim. Çünkü Satou her ne kadar bana felaket benzese de aptallığı ve saflığı bazen çok sinir bozucuydu. Yamazaki'nin düşünce tarzını ise çok beğendim. Ayrıca animeye renk kattığını da belirtmem gerek. Bu arada otaku olduğunu da söylemiş miydim? ^^ Hele Pururin'e hastadır hasta.
Dayanamayacağım Satou ile tanışmalarını anlatacağım ben.
Şimdi bu Satou lisedeyken Senpai'sine artistlik olsun diye bahçede dövülen bir orta okulluyu kurtarmaya niyetlenir (tabii ki sonuçta başarısız olup dayak yer) ve bunun sonucunda da bu orta okullu -başarısız olduğu halde- buna hayran olur. O orta okullunun Yamazaki olduğunu zaten çakmışsınızdır. Bir gün Satou aylardır yan daireden gelen "Pururin pururin~" diye ultra saçma  şarkıdan sıkılır ve komşusuna şarkıyı kesmesini söylemeye karar verir. (Bu arada o şarkıyı ne zaman duysam yüzümde salak bir sırıtış belirmesini engelleyemiyorum. Gerçekten dünyanın en sinir bozucu şarkısı olabilir. Nyan Cat'in şarkısından bile daha sinir bozucu. "Küçük kızlar/Esrarengiz bir nedenden dolayı/Memnun değiller" nedir lan? xD asdfghjklş Gerçi itiraf edeyim arada benim de mırıldandığım olmuyor değil.) Böylece yan daireye gider ve Yamazaki ile tekrar karşılaşmış olurlar.
Bence Yamazaki gerçekten de animedeki en iyi karakterdi. Bir kez hiçbir zaman Satou'yu diğerleri gibi "zavallı aşağılık hikikomori" diye aşağılamadı ve Satou'nun tüm aptallıklarına katlanıp üstüne bir de ona hep yardımcı oldu. Hatta bu salak Satou ilk başta Misaki'ye hiki olduğunu kabul etmeyip kreatör olduğunu söyleyince gerçek bir kreatör olmak için eğitim alan Yamazaki sırf bu Misaki'ye gösterecek diye Satou ile galge çıkarmaya bile başlar.
Ama benim Yamazaki'ye en çok saygı duyduğum yer şu 13 ya da 14. bölümde gayet keyifli bir gün geçirirken ekranın başına oturan benim bile sahnenin etkisiyle hayattan soğuduğum bir sahnede
"Aaa Satou-san?
Yeter.
Biz intihar gibi dramatik bir olaya başvuracak seviyede insanlar değiliz. Ne kadar depresyon, acı içinde olursan ol gündelik hayatına dönmelisin. Dönmezsen de, burada aptalca ölürsün.
Dramatik bir ölüm bize uygun değil."
 sözleriyle hem beni, hem de Satou'yu intihar etmekten vazgeçirmiştir. "Biz intihar gibi dramatik bir yolla ölecek insanlar değiliz." Gerçekten iyi konuşmaydı ve onlarca kelimeden çok daha etkili oldukları kesin. (Misaki'ye gıcık olduğum sahnelerden biriydi bu arada... O Satou tam intihar edecekken ne derdi dersiniz? "Ölme, eğer sen ölürsen, benden daha aşağılık biri kalmayacak!" Şimdi hiç intihar edecek birine söylenir mi lan bu şapşal kız? Ama Satou'nun bu lafları duyunca önce donakalıp sonra uçurumdan atlamak için daha da debelenmesi çok komikti doğrusu.) "Biz intihar gibi dramatik bir yolla ölecek insanlar değiliz." İddia ediyorum: Anime tarihinin en müthiş otaku karakteridir Yamazaki. Gerçi sonra yazık olduğu çocuğa. Her ne kadar Satou ile yaptıkları galge başarısız olmuşsa da bence çok başarılı olabilirdi o. Ama bir takım ailevi problemler yüzünden gitmek zorunda kaldı işte. Ayrıca gitmeden önce söylediği şu sözler de çok güzeldi:
Çünkü Welcome to the NHK! böyle bir anime işte. Bu animeden öyle romantik hikayeler, sıcak kavuşmalar, mutlu sonlar falan bekleyemezsiniz. Bu animede hayal kırıklıkları, dram ve bolca gülünçlük bekleyebilirsiniz olsa olsa.
Yamazaki'nin gidişi beni cidden çok sarsmıştı ama ya. Nasıl giderdi Yamazaki? Satou onsuz ne yapardı? Ne zaman morali bozulsa bir şekilde yerine getiren ve Satou'ya Misaki'den çok daha fazla yardım eden arkadaşıydı o. Hem, ne zaman insanlar sinirimi bozsa bana "Go to hell, bitches!" demeyi öğreten de oydu. Cidden çok kafa adamdı Yamazaki. ("Yamazaki gibi komşum olsun bin tane borcum olsun!" Bir yerde okumuştum bunu ama hatırlamıyorum şimdi nerede okuduğumu. Dibine kadar katılıyorum. Hepimize lazım öyle bir yan kapı komşusu.)
NHK'yi herkesin sevmeyeceğini tahmin edebiliyorum. Eğer hiç kendinizi eve kapatıp sosyal hayattan izole etmek ya da yok olmak istememişseniz bu animeden hoşlanmamanız doğaldır. (Ayrıca ağır öğeler içeriyor - yani biraz yetişkinler için olduğu da söylenebilir.) Ama bunları bir kez olsun yaşamışsanız bu animeden çok şey çıkaracaksınızdır. Eğer animeyi tek bir kelimeyle tanımlayacak olsaydım kesinlikle "trajikomik" derdim. Çünkü içinde gerçekten  hayata dair her şey var: Hayatın hayal kırıklıkları, hüzünleri sevinçleri... Bunlar çok içten ve doğal şekilde yansıtılıyor. Ayrıca Satou ve arkadaşlarının maceraları da gerçekten çok güzel ve eğlenceliydi. Hikikomoriliği en güzel anlatan anime olduğunu söylemeye gerek bile yok.
Peki ya sonunda ne oluyor? Satou elbette kurtuluyor. Peki ya nasıl?
Babası hastaneye kaldırılınca ailesi ona para göndermeyi bırakıyor ve aç kalıyor, dolayısıyla da yemek almak için para kazanmak zorunda kalıyor. Evet, bu kadar. Animenin tüm konusunun bu olduğunu bile söyleyebilirim. Hikikomorilik tamamen maddi durumla ilgili bir olay. Tamamen çaresiz kaldığında dışarıdaki dünyanın acımasızlığı anlamını yitiriyor.
 

Satou artık bir hikikomori olmayabilir ama sanmayın ki NHK de yok oldu. NHK hala var. Bizleri yıldırmak için hep de orada olacak. Hayatta başınıza gelen tüm olumsuzlukların nedeni NHK'dir! Ama birlikte olduğumuz sürece önemli değil. Birlikte komplolara karşı gelebiliriz.
Bunun gibi bir de Sayanora Zetsubou-Sensei varmış ama NHK'nin verdiği duyguyu verebileceğini hiç sanmıyorum. Onda da sorunlu kişilikler anlatılıyor olabilir ama hiçbirinin
bir Satou etmeyeceğinden eminim. Zaten fotoğraflarına falan baktım da lise animesiymiş. Pöh. (Lisede geçen ve liselilerle ilgili animelere karşı doğal bir önyargım var da.) Gerçi yine de ilginç olabilir. Bir ara bakacağım.
Son olarak mutlaka dinlemeniz gereken birkaç NHK! parçası paylaşmak istiyorum. Animeyi hiç izlemeseniz de bunları dinlemenizi gerçekten öneririm çünkü çok güzel parçalar. Bu arada bu animenin ilginç yanlarından biri de şu ki normalde animelerin endingleri hiçbir zaman dinlenmezken bunda en azından ben her bölümün sonunda endingi dinledim. Hatta ending parçaları açılış parçasından bile güzeldi diyebilirim. (Ama açılış parçası da çok güzel. Bazıları dandik demiş de yok öyle bir şey.)
 Bu ending parçasına bayılıyorum ya. xD Animenin maskotları haline gelen şu küçük mavi yaratıkların stickerlarını bulup oraya buraya yapıştırasım var zaten. "ABABABABABA NINGEN!!!"
Bu da çok hoştur fakat. "Yarın dünyanın sonu gelse de seni tanıdığım için önemli değil."
Opening parçası "Puzzle".
Bu parçaya bayılıyorum işte. "Knock knock knock~"
Bu parçanın çalmaya başlaması demek kahkahalar geliyor demek.

Ve işte o ünlü Pururin şarkısı... O kadar anlamlı ki her dinleyişimde gözlerim doluyor. :,((( Allam çok güzel bir şarkı.
Ettooo... Boşverin.
 Bu sahneyi paylaşmadan edemezdim.
Bir de bu anime de bir light novel'dan uyarlanmış. v_v Zaten tahmin ediyordum, light novel'dan uyarlanan animeler kendilerini hemen belli ediyorlar. Her light novel'dan uyarlanan anime gibi bunun da duyduğum kadarıyla animenin atmosferinden ve saçma sapan bir mangası varmış ama başlamayı hiç planlamıyorum çünkü light novel'dan uyarlandığını bilmeden önce No.6'in mangasına başlamıştım ve tam bir hayal kırıklığıydı. NHK'nin mangasından gördüğüm birkaç kesite göre bu sefer de aynı şey yaşanacak gibi duruyor. Neden light noveldan uyarlanan animelerin mangalarında fanservice'in dibine vururlar ki? -_-"
Son olarak bu resmi koymasam ölürdüm asdfghjklş xDDD:

Ah Satou, ah Yamazaki, ah Welcome to the NHK, ah...

2 yorum:

  1. sadece 4 bölüm izledim.ilk üç bölüm ve bide son bölüm buna ragmen konuyu anladım ve gerçekten bana çok şey kattı diyebilirim.Bende bir hikikomoriyim (liseye giden..ama sosyal hayatı olmayan ve okul dışında odasından bile çıkmayan) ve ana karakteri kendime çok benzettim gerçekten içten bi karakter ama bu animeyi hep şu söz ile hatırlıyıcağım
    ''Atlayamaya cesaretiniz varsa,yaşamaya da cesaretiniz olsun''

    bu arada güzel bir blog olmuş :P yazmaya devam..!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende aynı durumdayım dostum. :D NHK zaten bizim gibi liseli hikikomoriler için çıkarılmış olmalı... Benim de seriden hatırlayacağım iki sözden biri o. Diğeriyse yazıda da bahsettiğim "Biz intihar gibi dramatik bir yolla ölecek insanlar değiliz."
      Teşekkür ederim, yazmamak gibi bir şansım yok zaten. ^^

      Sil