12 Ekim 2013 Cumartesi

Okul Hayatı

Yazıya giriş kısmında giderek daha kötü olmaya başladığım için bu konuda kendimi iyi hale getirene kadar bu kısmı atlamaya karar verdim. Bu yüzden lütfen burada uygun selamlama sözcükleriyle kafanıza göre doğru dürüst bir giriş olduğunu varsayın. 
Bazı yönlerden okul hayatını özlemiş olduğumu fark ettim. Yaz tatili güzeldi, tüm gün Yoru (ki kendisi en en en yakın arkadaşım olur u_u) ile klanlamak, anime izlemek, yazı yazmak, kısaca bilgisayar başında keyif çatmak ve arada arkadaşlarımla buluşmak çok eğlenceliydi - ama okul hayatının da kendine özgü yanları var, tamam, okuldan hala nefret ediyoruz falan ama duygu skalamızı -en azından benimkini- renklendirdiğini inkar edemeyiz. Yaz tatili genelde hep aynı düzen içerisinde geçer. Okula başlamak en azından hayatı biraz hareketlendiriyor. Bazı yanlarının hoş olmadığını inkar etmeye asla ve kâtâ kalkışmam ama dersleri dinlemeyip kitaba ya da deftere bir şeyler karalamak ve pencereden dışarı bakıp hayal kurmak, hatta sıcacık bir sınıfta başını öne eğip harıl harıl ders çalışmak, sakin bir teneffüste kitap okumak ve arkadaşlarla boş boş takılıp gülmek, sonra bir de yoğun, boğucu ve sinir bozucu bir günün ardından eve dönmek... Bütün bunlar aslında ne kadar da güzel şeyler değil mi? 
Dünyanın tekrar doğal dengesine kavuşması sonucu bu acımasız popülasyondaki doğal yerime, yani  Mary Sue'luktan Kuroki Tomoko'luğa doğru tekrar yavaş yavaş kayıyor oluşuma rağmen hala hayatımdan memnun sayılırım. Aslında ilk matematik sınavına kadar Mary Sue'luğumu koruyabileceğimi, küçük çapta bir sosyal sorun oluşsa bile (Örneğin edindiğim arkadaşların ergen yüzlerini göstermeye başlamaları vb., vs. gibi.) en azından bir Light Yagami olabileceğimi düşünüyordum ama "küçük çaptaki sosyal sorun" (Evet. Edindiğim arkadaşlar öğretmenler telefonlar konusunda uyarı yapmayı bırakır bırakmaz benim çok korktuğum şekilde disipline gitme ya da okuldan atılma korkularını üzerlerinden atıp telefonlarını çıkardılar ve cep telefonlarının ergenliğin temel gıdası olduğunu herkes bilir.) ile başa çıkamadım. Cep telefonları çıkarıldı, içindeki oyun ve programlar diğerlerine gösterildi ve sonunda 10-30 yaşları arasındaki ülkemiz kız/kadınlarının vazgeçilmezi olan ergen fotoğraf çekimleri başladı. (Çünkü bizim ülkemizde kadınların 30 yaşına dek bu ergen fotoğraf çekimlerinden vazgeçemedikleri görülür.) Peki ya nedir bu "ergen fotoğraf çekimleri"? Hepiniz alışveriş merkezleri başta olmak üzere hemen hemen her yerde, genelde Filli Boya reklamı gibi dolaşan, Hollywood starları gibi giyinen ve dünya babalarının malı sanan genç kız topluluklarının; efendime söyleyeyim, dudaklarını büzmek, alınlarını kırıştırıp yine dudaklarını "o" der gibi aralamak, (O muhteşem dolgunluktaki seksapel dudaklarını vurgulamasalar olur mu hiç!?) ah, bir de elbette dillerini çıkarmak usulüyle (Bu vazgeçilmezi nasıl unuturum!?) çektirdikleri fotoğraflardır. Öyle 3, 5 fotoğraf falan da  çektirmezler, en az 50 fotoğraf çektirmelidirler ki içlerinden üstüne "Berbat çıktım ama yanımdakiler çok değerli :)))" yazabilecekleri en güzel fotoğrafı bulmak için yeterince seçenekleri olsun.
Peki Alice ne anlar ergen gibi fotoğraf çekilmekten?  Hiçbir bok anlamaz tabii. Annesi internetten ramen sipariş etmesine izin verdiği için "RAMENİMİ DE ALINCA TAM OTAKU OLACAĞIM YAAAY!" diye havalara uçup ramen satan hiçbir dükkanın yaşadığım semte gelmediğini öğrenince gözyaşlarına boğulıp kendini yerden yere atan bir kızım ben. Daha az ya da daha fazla mı malca? Hayır. Ama ikisinin birbiriyle bir trampetin bir karıncayla olduğundan daha fazla alakası var mı? Yine kocaman bir hayır. Yani uyum sağlamayı gerçekten denedim, 1-2 fotoğraf da çektirdim ama "Ne kadar normal pozlar veriyorsun, biraz komik yüz yapsana kızım!" dediklerinde kalpten gidecektim. Bir de az önce dedim ya, "Öyle 3, 5 fotoğraf falan da  çektirmezler, en az 50 fotoğraf çektirmelidirler." diye, hah, işte ben o meseleyi tamamen unutmuşum. Bunlar öyle deyince sağa çekip beklemeye başladım ama bekle anam, bekle, bir türlü bitmedi işleri. "Ay çok kötü çıkmışım" diyerek aynı pozları sağdan, soldan, yukarıdan, aşağıdan ve başka saçmasapan açılarla tekrar tekrar çekip duruyorlar. Bir de facebook hesabımı istediler. Ama o sırada daha en fazla 1 buçuk haftadır falan tanışıyoruz. Bu kadar kısa süredir tanıdığım insanlara sırf fotoğraflara beni de etiketleyip ne kadar popüler olduklarını herkese gösterecekler diye ne demeye facebook hesabımı vereyim ki ben? (Dedi arkadaş listesinin neredeyse tamamı tanımadığı insanlardan oluşan çocuk...) Zaten gerçek hayatta tanıdığım insanlara bile vermiyorum, hatta yakın olduğum  6 kişi hariç eski sınıfımdan herkesi arkadaş listemden sildim, ailemin de tümü engelli. Çünkü tanıdığım insanlara facebook hesabımı verdiğimde gerçek hayatta facebook'ta paylaştığım şeylerle ilgili muhabbetler dönüyor, ben de hiç hoşlanmıyorum bundan. Yoksa veririm yani, ne olacak ki - dediğim gibi, ne de olsa arkadaş listemin neredeyse tamamı tanımadığım insanlardan oluşuyor. Demek istediğim, olsa olsa 1 buçuk haftadır tanıştığın birinin facebook hesabını istemek, bana göre tuhaf açıkçası. Üstelik "çizgifilm" izliyorum dediğimde "Çizgi film mi? Ne izliyorsun, Caillou, Pepe falan mı ahahah?" diyen birilerini eklemek İSTEMİYORUM.
Zaten onları geçiştirmeyi başardım, "eklemek için bilgisayara girmek istemiyorum, annem çok fazla bilgisayara girmeme kızıyor" falan dedim ki "için bilgisayara girmek" kısmını çıkarırsak son derece doğru bir cümle oluyor. Yani  yalancı değilim ben. u_u İşte ben böyle dedikten sonra da bir daha beni fotoğraf çekilmeye çağırmadılar. Eh, etiketleyip saçma sapan şeyler yazamadıkça, hele de dudak büzüp abidik yüz ifadeleri yapmıyorsa biriyle fotoğraf çekilmenin ne anlamı olufr ki zaten!? Neyse, hala aynı kızlarla takılıyorum, konuşuyorum falan ama fotoğraf çekilme faslından sonra aralarından biraz dışlandığımı hissediyorum. Bu fotoğraf çekilme meselesi başladığında ilk başta biraz yanlarında duruyordum ama çekilmeleri bitmiyor ki anacım, dur dur da nereye kadar!? Şimdi daha çok kendi aralarında takılıyorlar işte. Hala sosyallik çemberinin tamamen dışına itilmiş değilim ama birkaç hafta geçti, herkesin özellikle yakın olduğu birileri var, bense milletle grupça takılıyorum. Gamze diye bir kız vardı, onunla yakınlaşır gibi olmuştuk ama bu fotoğraf çekilme faslından sonra o aynı dershaneye gittiği kıza yanaştı, bana hiç yüz vermiyor. Tabii yine onlarla geziyorum, konuşmalarına katılıyorum ama demek istediğim, özellikle yakın olduğum biri yok. (Diğer herkesin var, herkes hiç yanından ayrılmadığı bir arkadaşa sahip oysa.) Neyse, önemi yok bunların, açıkçası o sınıftaki kızlardan biriyle yakınlaşsam kendimin eşsizliğinden şüphe ederdim. u^u (Eşsizlik = Gerizekalılık + az biraz çatlaklık)  Ayrıca, o okuldaki arkadaşlara sadece anneme asoyal olmadığımı kanıtlamak ve forever alone şeklinde takılmamak için ihtiyacım var. Dolayısıyla kimseyle özel bir ilişki kurmuşum, kurmamışım, fark eder mi? Etmez. Yalnızlık çektiğim yok.  Ne de olsa benim zaten çok çok çok yakın arkadaşlarım var ve onlar bana yetiyor. ^-^
Sanırım Kuroki Tomoko'luğa önümde hala uzun bir yol var.
Herneyse, günlerim bir şekilde geçiyor işte, hatta bazen bayağ eğleniyorum. Özellikle de serviste. Liseye başlarken yaşıtım olan tüm arkadaşlarım "Of ya, şimdi en küçük biz olacağız ya, kesin döverler bizi" diyorlardı, ben de hafiften tırsmıştım açıkçası ama 11. ve özellikle de 12. sınıflar çok kibarlar, dövmek ne kelime, abla gibi davranıyorlar. (10. sınıfların bir sınıf sınıf atladılar ve artık okuldaki en küçükler değiller diye -çok affedersiniz- g.tleri kalkmış, kantinde, serviste bir havalar, bir pozlar...) Serviste de neredeyse herkes 12. sınıf ve muhabbetleri acayip eğlenceli. Servis şöförümüzde çok kafa adam, istediğimiz yerde indiriyor, çok ısrar ettiğimizde okula geç bırakıyor (Ders kaynıyor yani. :P), bakkaldan bir şey almamıza bile izin veriyor ara sıra. Hem geçen gün Murat Boz'u gördük - kızlar öyle çığlık attı ki. xD Servis bazen okuldan bile daha eğlenceli oluyor.
Herneyse... Gelelim benim kişisel hayatıma.
Bu aralar sanırım izleyecek hiçbir anime bulamadığımdan (Öneri alayım lütfen.) kendimi boşlukta hissediyorum. İki çok güzel kitap okudum. Biri Paranormal serisinin 2. kitabıydı. Bu kitabı 1. kitaba göre daha çok beğendim. 3. kitabını almayı hem çok istiyorum hem de almaktan kaçınıyorum çünkü seriyi bitirmek istemiyorum. Neyse, 2.si ise, "Sevgi Hakkında Öğrendiğim 10 Şey". Aslında bu kitabı daha bitirmedim. Yarısından çoğunu okudum ama henüz bitmedi. Yine de sonunda ne olacağını tahmin edebiliyorum. Neyse, kitap, Alice adında babası kansere yakalanan ve gezmeyi seven bir kız (Hehehe, hayır, kitabı sevme sebebim bu değil. :P) ve senelerdir sokaklarda kayıp kızını arayan bir adam hakkında. Tahmin etmek hiç zor olmadığı için adamın kızın gerçek babası olduğunu söylememde sakınca olmaz herhalde. Ha bir de kısa süre önce Can Dostum'u okumuştum. O da harikuladeydi. Özellikle de köpeklere bayılan benim gibi biri için. Bu arada aklıma geldi de sınıf arkadaşlarıma götürülecek çok kitap var. Ah~... Kitap okumayı seven bir sınıfa düşmüş olmama seviniyorum.
Açıkçası kendimi iyi hissetmiyorum. Yazıyı yazmaya başlayalı kaç hafta oldu hatırlamıyorum ama herhalde o zamanlar iyiydim. Fakat şimdi değilim. Arabesk müzikler açıp dinlemek istediğim bir ruh halindeyim ve şaka falan yapmıyorum. Olasılık dahilindeki tüm kötümser tahminlerimin elinde sonunda gerçekleşmesinden nefret ediyorum. Arkadaşlarımı kaybetmekten bu kadar çok ve bu kadar şiddetli bir şekilde korkmaktan nefret ediyorum. (Çünkü bir şeyi çok kafaya takar ve olmasından çok korkarsanız elinde sonunda mutlaka gerçekleşir.) Ve bu kadar kompleksli olmaktan da nefret ediyorum. Nasıl böyle olduğumu merak ediyorum aslında. Ben bilmem kaç sene boyunca hakaretten başka bir şey işitmeden yaşamadım mı? Neden şimdi ortalama normal bir insan kadar saygı görürken bile bu kadar kıskanç ve kompleksliyim bilmiyorum. Tek bildiğim durup dururken karamsarlığın kucağına düşmüş olmam.
Eskiden bloguma yazmak işleri yoluna sokardı, yoksa artık kurallar değişti de bloga yazmak beni kötümserleştiriyor mu? Hayır, bunu kabul edemem. Bu blogu ve ona yazmayı fazlasıyla seviyorum.

3 yorum:

  1. En azından Mary Sue olabilme şansın olmuş Alice-chan, ben baştan beri Kuroki Tomoko'yu oynuyormuşum meğer. Ama sorun değil. Hiç değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım senin okul hayatın da en az benimki kadar iyi geçer Yane-chan. Gerçi okul işte, arkadaşlarım fena değil ama "okul"dan ne beklersin ki zaten?

      Sil
  2. Yine kendim yazmışım gibi hissettim okurken. Çok ilginç. O.o

    O "ergen pozu verilen fotoğraflar"dan nefret ediyorum. Yaşıtlarımın %90'ı neden gerizekalı olmak zorunda ki?! Bir de o fotoğraflara beni de dahil etmek isteyen kesim var ki, bahsetmeyeceğim bile. Neyse ki diğerlerinden en azından biraz farklı olan bir arkadaş buldum ben de. Onunla takılıyorum hep. O da olmasa herhalde asosyalliğin dibine vurup her teneffüs kütüphanede kitap okurdum. Hoş, şimdi de okulun en sevdiğim ve en çok ziyaret ettiğim mekanı kütüphane. :D

    Neyse işte... :D

    YanıtlaSil