23 Ekim 2013 Çarşamba

Okullar açıldığından bu yana neler yaptım?
1 - Keşfettim ki 1 yıl öncesine göre insanlarla çok daha rahat konuşabiliyorum.
2 - Yeni sınıfıma alışmakta hiç zorluk çekmedim. Hatta dersler yüzünden okul kavramının kendisine duyduğum nefreti çıkarırsak okulumu seviyorum. Demek istediğim yani elbette okuldan kaytarmak için herşeyi yaparım çünkü o "okul" ama ne de olsa okula gitmek zorundayım ve en azından gittiğim okulun bu olmasından memnunum. u_u
3 -11. ve 12. sınıflar öyle bizleri ezmiyorlar. 12. sınıflar sınav, 11. sınıflar da şamata derdinde zaten, en azından gözlemlerime göre. Ama 10. sınıfların bir sınıf atladılar, artık okulun en küçükleri değiller diye resmen bir tarafları kalkmış, kusura bakmayın 10. sınıflar. Anlamıyor da değilim, anlıyorum ama ne bileyim, saçma geliyor bu tutum. Boktan bir kurumda, boktan bir hayata çıkan bir boktan basamak daha atlamakla övünmek, bayağ değişik.
4 - Edebiyat dersinde öğretmen "Aşk nedir?" diye sorduğunda diğer öğrenciler "Aşk altında ıslandığın yağmuru sevmektir..!" ya da "Gülü severken dikenine katlanmaktır aşk..." gibi bol noktalı sözler edelerken sıra bana geldiğinde "aşk hormonel bir yanılgıdır" diye yanıt vererek ("Aşk bir sudur iç iç kudur" demek de aklımdan geçmedi değil ama sanki başlarından büyük aşklar geçmiş gibi konuşan diğerlerinin aklını başına getirmek için gerçeği söylemeye karar verdim.) ve Almanca dersinde öğretmen Almanca bilen ya da Almanca ile alakası olan biri olup olmadığını sorduğunda herkes "falanca akrabam orada yaşıyor" ya da "annem/babam bilir" gibi şeyler söylerken kalkıp "Hocam ben Almanca tek bir cümle kurabiliyorum: SIE SIND DAS ESSEN UND WIR SIND DIE JAEGER!!!" diye sınıfın kulak zarını patlatarak (Gerçi cümleyi bitirmeme izin vermediler. "Jaeger" diye bağıramadım. Gerçi gerçi iyi de oldu. Sonra kendime hakim olamayıp şarkıyı söylemem tehlikesi vardı.) fharQımıhz tharZmZ. :))) İlkinde hoca çok güldü ve alkışladı ama ikincisi pek iyi olmadı aslında. Öğretmen çok tuhaf baktı. Şimdiden kendimi soğutmuş olabilirim. Ya da yanlış telaffuz edip bilmeden küfür mü ettim acaba? Ama öyle olsa daha sert bir tepki verirdi herhalde. 
5 -  Tam 2 hafta boyunca annemin her gün "Bugün hava çok soğuk olacak, göreceksin" demesi üzerine 2 hafta boyunca her gün okula uzun kollu lacoste, kazak ve üstüne bir de palto ile gittikten ve doğal olarak 2 hafta boyunca her gün piştikten sonra tek bir gün sadece lacoste'la çıktım dışarı (Bir sebepten ötürü anneme de sinirliydim.) ve tam da o gün aksi gibi hava gerçekten de buz gibi oldu ve ben de tüm gün dondum. O kadar üşüdüm ki serviste yanıma oturan kabarık paltolu kıza yapıştım. (Tabii kız rahatsız olup çekildi bir süre sonra. asdfghjklş xDDD) Ama servisten inince eve gidene dek yine dondum. Üstelik tam eve varmışken de bizim oradaki yokuşta yuvarlanıp yere düştüm ve dizime bir şeyler oldu ama ne olduğunu ben de çözemedim. Neyse ki kısa süre sonra düzeldi.
6 - Okulda ormanda ölü fare bulduk. Cesedi hala sağlam sayılırdı. Acaba zavallı neden ölmüştü?
7 - Yılın bu zamanlarında ruh halimin otomatikman melankolileştiğini fark ettim. Sürekli ağlayasım geliyor. Daha olmamış şeyleri çoktan gerçekleşmiş gibi hayal edip ağlamaya başlıyorum. Asıl o şeyler gerçekleştiğinde çok daha beter ağlayacağım ya neyse.
8 - Boş Koltuk'u okumaya başladım. Diyebilirim ki etkileyici bir kitap ve kitabın arkasındaki yazı çok iyi olmuş: "Küçük bir kasaba hakkında büyük bir roman." Gerçekten de öyle. Ama kitapta Rowling'in ne kadar başarılı bir yazar olduğunu bir kez daha görüyoruz çünkü insan doğasını tüm çıplaklığıyla anlatabiliyor. Kitap aniden bir kalp kriziyle ölen belediye başkanı (ya da öyle bir şey işte) Barry Fairbrother'ın yerini kimin alacağını anlatıyor ama aslında bu konu üzerinden toplumun çeşitli kesimlerindeki insanların yaşantıları anlatılıyor diyebiliriz. Bazı karakterler gerçekten çok ilginç. Mesela Şişko karakteri... 16 yaşında ve hayatı istediği gibi yaşamak için kendini neyin doğru neyin yanlış olduğunu belirleyen kalıplaşmış ahlak kanunlarından arındırmaya çalışan bir karakter. Önce bir ergen olarak ona sempati duymuştum. Ama onun bölümünün olayları annesinin gözünden gördüğümüz devamında ondan nefret ettim. İnsanın hayatı istediği gibi yaşamak için ahlak anlayışından kurtulmak çok mantıksız çünkü insan ahlak anlayışından kurtulup istediği her şeyi yapabilse bile kimseyi umursamayıp etrafındaki herkesi kendinden uzaklaştığında mutluluğa ulaşamaz ki. Ayrıca aynı zamanda sınıfındaki çirkin ve dersler konusunda başarısız bir kızı facebook hesabından durmadan aşağılayan bir karakter de bu... Ha bir de o kızı kendimle fazlasıyla özdeşleştiriyorum. Aynı benim gibi, onun da çevresindeki herkes (mesela kardeşi ve anne ile babası) güzel/yakışıklı, yetenekli ve başarılı iken kendisinin dersleri kötü, özellikle yetenekli olduğu bir şey yok, çevresindeki herkesin sürekli hatırlatıp onu aşağıladığı gibi çirkin. Karakteri pek sevemedim ama bana benzediği için onunla ilgili bölümleri okurken kendimi biraz daha iyi hissediyorum falan filan işte. 
9 - Evde fare olduğundan şüpheleniyorum çünkü geçen hafta durup dururken mutfaktan "ŞAAANGIRT!!!" diye bir ses geldi. Bir yere bir parça peynir bırakıp evde gerçekten de fare olup olmadığını kolayca öğrenebilirim ama bunu yapmaya da korkuyorum çünkü gerçekten fare varsa ne olacak? Gerçi daha kulağım falan yenmedi neyse ki.
10 -  Yarım kalmış tonla hikayem var ve kafama bir o kadar hikaye fikri daha yağmaya devam ediyor. Yani tam anlamıyla fikirler yağıyor. Ah gerçekten bir editör lazım bana. Annem editör aslında ama elbette ona hikayelerimi falan okutamam. 
11 - Light gibi cips yiyeyim derken boğuluyordum. Şöyle oldu: Patates cipsini aldım, "I will take a potato chips..." diyerek ağzıma götürdüm, ağzıma attım ve "...And EAT IT!" kısmını söylerken cips boğazıma kaçıyordu.
12 - Ayrıca bugün de L'ye olan aşkım yüzünden ölüyordum. İzlediğim AŞŞŞIRI tatlı bir L videosu (Ki ben normalde karizmatik L'min chibi ve kawaii çizilmesinden nefret ederim ama "Cuppycake Song" çalıyordu ve benim kalbim bile bu kadar moe'ye dayanamıyor.) ve Yoru'nun gönderdiği bir famservice L resmine ağzımın suyu aka aka bakarken içeride suyun kaynadığını unutmuşum. Hatırlayınca koşa koşa mutfağa gittim ve makarnaları tencereye attım ama su taştı ve hemen ocağın altını kapatmasam herhalde yangın çıkardı. Aslında o video ve resim yüzünden hala kendime gelebilmiş değilim. Ağlayacak gibi olup histerik kahkahalara kapılıyorum. Ben gerçekten sapığım. 



2 yorum:

  1. Merhabaa ben Yağmur; şu yesilelmaguzelmesela ve blogcu'dan, hatırlar mısın bilmiyorum ve pek ummuyorum hatırlayacağını :/ Ama hatırlarsın belki, neyse.
    ""Aşk bir sudur iç iç kudur" demek de aklımdan geçmedi değil" buna çok güldüm :D
    Boş Koltuk'u ben de okumayı düşünüyorum fakat bitirmem gereken yaklaşık iki yıldır birikmiş 15 tane kadar kitap var ve onları okumalıyım herhalde (?)
    Aklına yağan fikirlerin mükemmel olduğundan eminim çünkü hikayelerini severek okurdum :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa selam! ^^ Tabii ki hatırladım, niye unutayım ki? Teşekkür ederim. ^^

      Sil