30 Kasım 2013 Cumartesi

Dini Savunan İmansız

Şahsen ben "inanmanın" insanın yeme, içme, nefes alma gibi temel ihtiyaçlarından biri olduğunu düşünüyorum. İnsan; Allah, Tanrı,  Zeus ve tayfası, ay, güneş, ateş, ne olursa olsun bir şeye inanmalıdır yaşamak için. Zaten inanır da. Ateistler bile bir şeylere inanırlar: Maddiyata inanırlar, bilime inanırlar, dünyanın yuvarlak olduğuna inanırlar, belki aşka inanırlar ve Tanrı'nın olmadığına inanırlar.
Şimdi ben öyle aman aman dindar biri olmadım hiç. Ezbere bildiğim çok fazla dua yoktur. Hiç namaz kılmadım. Oruç tuttuğumda da bunu Allah için değil, bazen tüm gün yiyecek, içecek bir şey bulamayan insanları anlamak için yaptım. Bazen deistleştim. Bazen agnostikleştim. Bazen de kötüleri cehenneme gönderen ve bu kadar iğrenç insanın inandığı bir şeye inanmayı reddettim. Sonra Ömer Sevinçgül'ün Carpe Diem serisinden "Seni Sana Bırakamazdım" kitabını okudum. Kitap aslında arkadaşımındı, TÜYAP'tan almıştı ve ben dönüş yolculuğunda bitirdim. O kadar sürükleyici bir kitaptı. Konu yüzünden değildi bu sürükleyiciliği , Sevinçgül'ün dili yüzündendi. Öyle güzel cümleler kurmuş ki bir türlü elimden bırakamadım. Din konusunda kafası karışık bir kızın bir adamla soru-cevap şeklindeki mailleşmelerinden oluşuyordu kitap - sanırım serinin diğer kitapları da böyleymiş. (Konu anlatmak konusunda çok kötüyüm ya.) Dinle ilgili öyle güzel yorumlar vardı ki içinde, bu konuya dair bir ilgi oluşuverdi içimde. (Bir de bu lisedeki din öğretmenim çok aydın bir insan, onu dinledikçe de böyle hissediyorum.) Böylece Kur'an'ın Türkçe mealini okumaya başladım, ara sıra açıp okuyorum daha doğrusu ve insanların içinde yazanları nasıl yorumladıklarına hayret ediyorum. Yahu o kitabın indirildiği zamanki şartlar ne, şimdiki şartlar ne? Neymiş, İslamiyet'te kölelik varmış, kadın-erkek ayrımcılığı varmış... Ya sen insanların kız çocuklarını diri diri gömdükleri ve köle olanlara insan muamelesi yapılmadığı bir dönemde bakış açısını nasıl bir anda değiştirebilirsin ki? Kaldı ki hala günümüzde bunlar oluyor. Ve Kur'an insanları mümkün olan en iyi şekilde sınırlamaya çalışıyor. Ama birkaç gerizekalı kalkıp diyor ki: "Aaa kadınlarımızı dövebilirmişiz, heyooo! *çat pat küt*" Abicim sen modern bir dönemde yaşıyorsun, günümüzde öyle şeyler kalmadı ki - yasal bile değil! Sen karını nasıl döversin? Ateistler de hooop, hemen bu boş kafalı insanları göstererek "Din şiddet yanlısıdır!" diyorlar... Ne ilgisi var? Bir de bazılarına göre "Kur'an ne demişse o hep geçerlidir" diyorlar ya, bence tam tersi, Kur'an çağımızın şartlarına göre yorumlanabilir ve yorumlanmalıdır da. (Kitaplar yorumlanmak, anlamak için vardır kardeşim!) Yoksa bknz: Az önceki örnek. Bu dini insanlara yanlış anlatır, kurnaz ve zeki Ateistlere de fırsat çıkarır. Gerçekten, Ateistler göründükleri kadar akıllı değiller aslında, insanların aptallığından güç alıyorlar. Yoksa ben Ateistler'in büyük kısmını da gayet salak buluyorum.
Eski sınıfımın neredeyse tamamı inançsız kişilerden oluşuyordu. Daha doğrusu, kendini maddiyata adamış, "Justin Bieber"dı, diğer boktan ünlülerdi, sınavlardı, şuydu buydu derken ruh cebi kapanmış insanlardan. Bunlar her din dersinde öğretmene şu soruyu sorarlardı: "Allah varsa kanıtı nerede?" Şimdi bu o kadar gerizekalıca bir soru ki sırf "inançsız, asi, özgür düşünceli ve zeki çocuklar" olduklarını kanıtlamak için sordukları besbelli. (Dediğim gibi aptal insanlardan yararlandıkları için Ateistler zeki görünürler ya hani?) Ya da gerçekten anlayamayacak kadar gerizekalılar. Yahu kardeşim varlığının kanıtı olan bir şeye herkes inanır zaten. Eğer Allah varlığını bize gösterseydi zaten herkes ona iman ederdi. Oysa Allah'a elimizdeki kitap ve kalbimizdeki iman gücünden başka bir şey olmadan iman etmek, iman etmek demektir zaten. Valla bunu anlayamayacak kadar gerizekalı olduklarına inanmak istemiyorum, işte bu yüzden havalı görünmeye çalıştıklarını düşünmek istiyorum ama... İşte bu, bu yazıyı yazmamın amacı.
Gözle göremiyorsun diye Tanrı'ya inanmamak kadar saçma bir şey yok. Hayatımızdaki en önemli şeyler, gözle göremediklerimizdir. Sevgi, mutluluk ya da hüzün... Bunların hiçbirini göremeyiz ama  varolduğunu biliriz. Nasıl? Üç nokta. Madem Tanrı yok diyorsun, biraz daha kesin kanıtlarla gel kardeşim. Ateistlerin çoğu, eve gidince dua okuyup arkadaş ortamında "Allah yok yea" diye dolaşan ve boş fikirleriyle kaygılarını dindirmeye çalışan tipler gibi geliyor bana. Bir kısmı zaten korku ya da kaygı duyamayacak kadar kendilerini maddi dünyaya adamışlar. (Bknz: Eski sınıf arkadaşlarım.) Ha gerçekten inanmayanlar da var tabii ki onlar bu meseleleri s*klerine bile takmıyorlar çok affedersiniz. Mesela benden tescilli bir ateist olabilirdi çünkü içki içmeyi yasaklayan (Tamam, içki içmenin zararları vardır ama nasıl içileceğini bilirsen, gayet de güzel bir şeydir. Annem bana böyle öğretti yani.), gay/lezbiyen/biseksüel/transeksüelliği yasaklayan, günah denen şeyi koşulsuzca günah kabul eden, kötüleri cehenneme gönderen bir Allah'a inanmayabilirim. Ama asla diğerlerinin inancı umurumda olmaz. Neyse, burada mesele benim inancım değil.
Bir de şu var ki haydi Allah'ın ya da başka bir Tanrı'nın olmadığını düşünelim. Öldüğümüzde cennet ya da cehenneme gitmeyeceğiz. Ahiret yok. Kader yok. Her şey rastlantısal ve nedensiz. Ne olmuş? Cidden: Ne olmuş? Ta yazının başında dediğim gibi: İnsanlar yemek, içmek, nefes almak gibi inanmaya da ihtiyaç duyarlar. Bildiğimiz tüm kutsal kitapları insanlar yazmışsa, dinleri insanlar uydurmuşsa da, insan kendini kaptırmadıkça, yozlaşmadıkça bir şeye inanmanın neresi yanlış? O kitaplarda kötü şeyler yazmıyor ki. "Yalan söylemeyin, hoşgörülü olun, erdemli olun" gibi şeyler yazıyor. İnsanların bunlara uymasının neresi yanlış? Hayır, yobaz, dar görüşlü, iğrenç insanlara elbette karşı çıkarsın ama internetteki "müslümanım" dediğinde üstüne saldırıp dalga geçen ergenlerin sayısı "ateistim" deyince üstüne saldıran yobazların sayısına eşit oldu neredeyse. İki davranış da aynı zaten, ön yargıyla yaklaşıp herkesi belli bir kefeye koymak.
Tekrar dediğim gibi: Dindar biri değilim. Açıkçası belli bir dini görüşüm yok. Henüz 14 yaşındayım ve bu konudaki inançlarım ortada. İslam dinindeki çoğu şey bana mantıklı ve doğru geliyor. Öte yandan kabul edemediğim şeyler de var.  Herneyse, sonuçta ben bir ergenim. Daha dini inanışlarımın oturması için erken. Bu yazıyı yazmamdaki amaç bir tarafı savunmak değildi aslında. (Başlığa takmayın siz. Gördüğünüz gibi tam olarak imansız da değilim ben.) Sadece şu sıralarda inanan kimselerle dalga geçmek moda haline geldi resmen, şurada burada dar kafalı insanlarla dalga geçip dini kötüleyen kişiler türedi. "Allah yoksa uçaklar nasıl uçuyor?" gibi şeyler diyenler salak olabilir ama bu insanları gösterip "İşte Allah'ın kulları böyledir" diyen ateistleri çok daha salak ve can sıkıcı buluyorum. Tekrar edeyim: Ateizme ya da teizme karşı değilim ben. Ben, insanların başkalarının inanışlarının alay konusu haline getirmesine karşıyım. Bir inanışın sorgulanmasına karşıyım. Tek bir salağı gösterip genelleme yapılmasına karşıyım. Dinin ya da dinsizliğin insanları bu kadar keskin hatlarla bölmesine karşıyım. Çok merak ediyorum, mesela eski sınıfımda tahtaya "kafiratör" yazıp önünde kıçını sallayarak dans eden o sınıf arkadaşım, 10 yaşındaki çocuklarına türban takan o ailelerden birinde yetişmiş olsa yine hareketi sergileyebilir miydi? Değil o hareketi yapmak, öyle bir hareket yapmayı aklının ucundan bile geçirebileceğini sanmıyorum. Durum böyleyken bu yaşta bu arkadaş kimi, neye göre yargılama hakkını kendinde görüyor, anlamıyorum ben.
İnsanların birbirlerinin inancına karışması yanlıştan da öte, mantıksız. Herkes istediğine inanabilir, istediği gibi yaşayabilir. Kimse kimseye bir ateisti imana getirdi ya da birini ateist yaptı diye madalya takmayacak ki kardeş! Neye inanarak mutlu oluyorsanız ona inanın, nasıl mutlu oluyorsanız öyle yaşayın.

24 Kasım 2013 Pazar

Düşünüyorum da belki de bazı insanların doğuştan neşeli ya da hüzünlü olmalarının sebebi önceki hayatlarıdır. Mesela önceki hayatı kötü geçmiş biri elinde olmadan hep bir parça hüzünlüdür, önceki hayatı güzel geçmiş biri ise neşeli. Evet, reenkarnasyona inanıyorum. Bu müslüman olmadığım anlamına gelmiyor, hâşâ ama ben çok inançlı birisiyim zaten. Bence bir ruhun birden farklı bedende yaşaması oldukça mantıklı, kendimi olduğumdan çok daha yaşlı hissediyorum. Hep yaşıtlarımdan olgun olmam bir yana, bazen bazı yerler ben de sanki daha önce oraya gitmiş ve orada bir şeyler yaşamış gibi garip hisler uyandırıyor. Ve empati yeteneğim fazla kuvvetli olabiliyor. Neyse, teori işte.
Okuldan sıkılmaya başladım. Derslerim berbat. Ama çalıştığım da yok doğrusu. Gerçekten çalışasım gelmiyor. Artık liseye geçtim ve dünyayı kurtarmaya hazırım, neden süper güçler hala harekete geçmediler? Yoksa liseye geçtiğimin farkında değiller mi? Oysa anneme göre liseye geçtiğimin tescilli kanıtı olan failatün failatün failü'yü bile öğrendim artık! Herneyse, eğer süper güçler beni daha fazla bekletirlerse sıkıntıdan öleceğim. Hayatımda zevk aldığım tek şey eve gelip Yoru ile konuşmak haline geldi. Okul hayatım hala fena gidiyor sayılmaz ama tüm günü resmen şu şekilde geçiriyorum: "Yoru'm nerede? Ne yapıyor? Yoru'mu özledim. Şu okul bitse de eve gidip Yoru'yla konuşsam..." Evet, beni motive eden başka bir şey yok. Kota yüzünden anime de izleyemiyorum, 5 aydır fature normalin çok çok üstünde geliyor ama annem sadece 13 lira ödeyerek sınırsıza geçmeye yanaşmıyor hala. Sınırsıza geçtiğinde devamlı girmemden korkuyormuş... Şu anda sanki her fırsat bulduğumda bilgisayar başında değilmişim gibi. Üstelik anime izlememek de işe yaramıyor çünkü anime izlemesem youtube'dan devamlı anime videoları izliyorum ve bunlar da kısa şeyler olsalar da toplamda en az 10 bölüm animeye karşılık geldikleri için fatura sürekli böyle...
Yoru'm demişken... YORU'YLA BULUŞTUM!!!!! *Q* ^m^ X333 >333< <3 Tam 1 hafta boyunca sürekli bir sorun çıkacak diye diken üstündeydim, son gün yok saat, yok mekan derken gerçekten de sorun çıkacak diye yüreğim ağzıma geldi ama... BULUŞMAYI BAŞARDIK!!! Öyle güzeldi ki. Zaten internetten sürekli şöyleyiz: "Yoyucho ^-^ x333 <3 *kucaklar*" "Ayichu ^-^ >333< <3" Ama insanın dünyadaki en yakın dostuna gerçekten sarılması kadar güzel bir şey yok. Ne var ki yanımızda annelerimiz vardı, gerçi konuşurken bizi rahat bıraktılar ama bir dahaki sefere yanımızda onlar olmadığında daha rahat olacağız ne de olsa. ^-^
Suicide Room filmini izledim bir de. Hakkında ne diyebilirim bilemiyorum. Güzel bir filmdi ama benim beklentilerim daha büyüktü açıkçası... Mesela daha etkileyici bir gelişme ve final beklemiştim. Konu güzeldi ama sadece konuyu bulup senaryoyu biraz koyvermişler gibi geldi bana. Bunun yanında gelişme ve final kısmını; oyunculuklar, görseller, müzikler ve güzel sahnelerle ustaca kapatabilmeyi de bilmişler. Aslında bu filmi mesela geçen yılın bu dönemlerinde izlesem filmin çok büyük bir hayranı olabilirdim çünkü ruhsal acımı bastırmak için fiziksel acıya başvurdum dönemler yanlış hatırlamıyorsam o dönemlerdi. Hani şu durmadan delilik hakkında zırvaladığım ve bir tür karanlıklar diyarında yaşadığım. Hatta düşünüyorum da "Keep Myself Alive" hayatımın o döneminin theme song'u bile olabilir. Evet, keşke bu filmi o zamanlar keşfetseymişim. Eğer filmden etkilenip kendimi öldürmeyi seçmezsem çok yardımı dokunabilirdi. Mesela Dominik'in sözlerinin, oysa şimdi bir anlam ifade etmiyorlar çünkü ben o evreleri çoktan geçtim. (Hatta ben de bir ara aynı Dominik gibi okula silah götürmüştüm, onun gibi tabanca değil ama çakımı çünkü kimseye zarar vermeyi aklımdan bile geçirmemiş olsam da istersem zarar verebileceğim hissi yardım ediyordu.) *spoiler* Yalnız o sözleri söyleyen bir karakterin nasıl olup da sonunda kendini öldürdüğünü ben hala anlayabilmiş değilim. *spoiler* Dominik kişiliksiz bir karakterdi bana sorarsanız. Tamamen Sylwia'nın doldurmasına geldi sonunda. Yaşadığı şey ciddiydi tabii ama atlatılamayacak kadar da kötü değildi. Sylwia gibi insanlar herkesten farklıymış gibi konuşur dururlar ama bir farkları yoktur. Etkileyici sözler ederek saf insanları kandırmaktan başka bir bok yapamazlar. Dominik biraz da saftı bence. *spo* Sylwia bilerek ona kendini öldürtmedi belki ama dediğim gibi Dominik yine de onun doldurmasına geldi işte. Ama ben buna rağmen karakteri sevdim. Oynayan kişi (Jakub Gierszal gibi bir herifti sanırım.) öyle iyi oynamış ki sevmeden edemiyorsunuz. Yok, yanlış dedim, adam karakteri oynamamış, yaşamış resmen. Öyle iyiydi işte...
Şahsen benim için filmin en iyi sahnesi ailesinin arkadaşları kendi kızlarını Dominik'e ayarlamaya çalıştıklarında Dominik'in "Üzgünüm ama ben gayim" deyip gidip en yakın heykeli öptüğü sahneydi. Ama bunun dışında da beni etkileyen sahneler vardı. Özellikle oyun grafiklerinin çok iyi olduğu görüşündeyim, anime gibiydi. Ama işte, bir de kurgu daha zekice ve etkileyici olaydı... Cidden, filmin tek kusuru buydu.
Bu arada, şu sıralar favori şarkım. Bu film için yazılmış bence. Ayrıca bu şarkı sayesinde Get Scared grubunu keşfettim, acayip mutluyum. Bu, Sarcasm ve Scream şarkıları çok ayrı güzel.

 Filmin konusu: Emolar bu arada. Yani bana göre Dominik emo. Ama Türkiye'de bileklerine"SHéni SHévdm dé öLDüm bhén!!!" gibi şeyler kazıyan ve facebook hesaplarının adı "bheLalı chocuq" ya da "sheker qıs" gibi şeyler olanlardan değil tabii, has emo o.
Eğer intihar eğilimli bir döneminizdeyseniz bu filmi izlemeyin ama. Ya da izleyin izleyin. Veya... Bilemiyorum ya. Size kalmış. Birazcık aklınız varsa filmden bir şeyler çıkarırsınız, yoksa da gider kendinizi en yakın yerden atar ya da *spoiler* Dominik gibi hapları alkolle birlikte kafaya dikersiniz. *spoiler*
Başka başka... Ha Ateşi Yakalamak'a gittim bir de. Ama hay gitmez olaydım! Yoyucho'mu o kadar çok özledim ki filmin tadı çıkmadı! Yorumda bulunamayacağım o yüzden.
Nightcore diye bir grup var, bileniniz vardır belki, cidden çok berbat bir grup. O kadar berbat ki taktım. Ben bunu youtube'daki anime wallpaper'lı şarkı videolarını görüp duruyordum, vocaloid gibi bir şey sandım bunu. Sonra resminin beni cezbettiği bir şarkı videolarını açıp dinledim ve vocaloid olduğundan iyice emin oldum. Ardından internette araştırmaya koyuldum çünkü daha önce hiç bu kadar iğrenç bir vocaloid sesine şahit olmamıştım ve hakkındaki yorumları merak ediyordum. Ve... O 5 SANİYE DİNLEDİKTEN SONRA KAFAMI DAVULA ÇEVİREN ŞEYİN (BAKIN, ŞEY DİYORUM, KİŞİ YA DA VOCALOID DEĞİL) GERÇEK İNSAN SESİ OLDUĞUNU ÖĞRENDİM! Birkaç dünyanın en tiz sesli psikopatının oluşturdukları bir grupmuş bu ve üstelik o kadar beğenilmiş ki grupluktan çıkmış akıma dönmüş! Yaptıkları tek bok ritimleri hızlandırmak be! Hem de sesleri o kadar iğrenç ki ilk dinlediğim halimle empati kurup daha etkileyici yazabilmek için şimdi tekrar bir şarkılarını açtım ve... BU NE AMK!? BAŞIM AĞRIYOR VE ÜSTÜNE BİR DE MİDEM BULANIYOR!!! (İlk defa blogda "amk" gibi ciddi bir küfür ediyorum yalnız. Affedersiniz, bu korkunç müzikal işkence karşısında çenemi tutamadım, o kadar kötü ki kulaklarım onları kesmem için yalvarıyorlar. Ve Van Gogh hayranı olarak bunu yapabilirim.)
Okuduğum kitaplarda ise bir numara yok. 
Bu kadar.
Hayat fazka sıkıcı.

10 Kasım 2013 Pazar

Evden Kaçsam Bile Kendimden Kaçamam Ki

Kaçma isteğim temalı yeni bir yazıyla yeniden karşınızdayım. Ben var ya? Geçen yıl resmen özgürmüşüm be! Şu anki okulumdan annem de benim kadar memnun ama ben aslında tamamen şans eseri bu kadar iyi bir okula düştüm çünkü benim puanım pek yüksek değildi aslında. E bu p.ç oğlu p.ç milli eğitim bakanlığının ne yapacağı belli zaten: Üniversite sınavını da kaldırıp yerine ders notlarını getirecekler! Ya da hepten kaldırmazlar belki ama SBS gibi olur, 11. sınıfın ortasında her şey güzel, keyifler de çakır iken şak diye haberi verirler: "Sınavda ders notları %'de bilmem kaç (50'nin üstünde olacağı kesin bir sayı) etki edecek" diye. Bu yüzden annemle yılın başından dersleri sıkı tutmaya çalışıyoruz ama sınav senem de değil ki bu kardeşim. 1 sene boyunca yarış atını oynadıktan sonra daha ilk yılın ilk döneminden çıtayı bu kadar yüksek tutmaya ihtiyacı olan bir çocuk değilim ki ben. Çünkü anlıyorum: Bakın, burada da anladığımın belirtileri, biliyorum, MEB boku, MEB piçi, MEB kanlı sünneti yüzünden sürekli başarılı öğrenci olmalıyım ama bunu doğru bulmuyorum tamam mı? Tamam, üniversite liseden ÇOK daha önemli, üniversitede lise konusunda olduğum kadar şanslı olamayacağım şüphesiz. Ben de iyi bir hayat istiyorum. Çöpçülük yapmak istemiyorum. Ama gençliğimin en güzel yılları olması gereken yılları da derslerle çarçur etmek mantıklı gelmiyor bana. Benim çok yakın bir arkadaşım var tamam mı? Bu kız 3 yıl boyunca çalıştı çabaladı ve sınıfın en başarılı öğrencilerinden biri olup Beşiktaş Anadolu Lisesi'ne girdi. Okullarında 28 ekimde Duman konseri yapılacaktı. Bayramda beni aradı ve bundan bahsetti, bize de bilet alacaktı ve birlikte konsere gidecektik. Hepimiz çok umutlandık, sonra babası sınavları başlayacak diye gitmesini yasakladı. O da bilet alamadı. Şimdi hayal ediyorum da gitsek kim bilir ne kadar çok eğlenecektik, bizler için ne kadar güzel bir anı olacaktı. Hepimizin çok sevdiği bir grup Duman. Ama babası izin vermeyince hepimizin hayalleri yıkıldı işte. Ulan kız 3 yıl boyunca çalışıp çabalamış Beşiktaş Anadolu'ya girmiş, o 3 yıl boyunca çoğu eğlenceden mazur kalmış, hatta mezuniyet balosuna bile katılamamış, bu kadar da hakkı olmasın mı? Olmasın. Bence bu da bir hastalık. Üstelik geçmişe baktığında çözülmüş ve çöpe gitmiş onca testten başka hiçbir şey görmeyecek olmak çok korkunç.  İnsan geçmişini de geleceğine de ama en çok da yaşadığı ana önem vermelidir bence.
Ne var ki annem beni çok sıkıyor, mutluluğumu değil, derslerimi önemsiyor resmen. Zaten gene depresif bir dönemdeyim, sınavlarım da bitmiş, izninle depresyonumu yaşayayım be kadın. Depresifliğimin sebebi mi? Klasik işte. Çevremdeki herkes mükemmel, bense bok çukuru gibi duruyorum ortada. Gerçi sınıf arkadaşlarım arasındaki elitliğim devam ediyor ama bu da sarmıyor beni. Ben de onlar -çevremde saçtıkları muhteşemlik ışığıyla bok çukurundaki beni kör eden insanlar- gibi olmaya çalışmaya karar verdim, kilo vermek için 1-2 gündür bir şey yemiyorum. Sadece bu yemeye son verme kararını verdikten sonraki birkaç saat açlık hissettim, şimdi hiçbir şey yok. 1-2 hafta bir şey yemezsem ne kadar kilo veririm acaba merak ediyorum. (Bu arada bunun sağlık açısında sakıncalarından bahsetmeyin lütfen, gerçekten çok şişmanım ben ve de o 1.50 boyla 30 kilosuyla 20'ye düşmeye çalışan kızlar gibi değilim. (O gerizekalı ergenler öyle bok kafalılar ki kafalarından sıçtıklarına neredeyse eminim.) Kilomla boyumu verirdim ama utanıyorum, böyle bir durum. Biliyorum, bu yemek yememe şeysi sonunda hastalığa da dönüşebiliyor  ama keşke tutulsam çünkü kendimi tanıyorum ben, sonunda 1 kilocuk veremeden pes edeceğim ve tek bir şey yer yemez tekrar klasik hayvan gibi yeme alışkanlığıma geri döneceğim. asdfghjklş) Ama fark ettim ki ne kadar çabalasam da, üstümdeki tüm pislik katmanını delmeyi başarsam da (Ki bu bile çok zor çünkü bu pislik katmanı derime öyle bir yapıştı ki, onunla bir oldu resmen ve geri dönüşü olmadığı kânısındayım.) değiştiremeyeceğim şeyler var. Mesela saç rengim ya da göz rengim. Tamam, peruk takabilir veya lens kullanabilirim ama o kadar delirmedim henüz. Ayrıca saç ve göz rengimle sorunum yok. (Yani, kendimle ilgili her şeyle sorunum var ama aynaya baktığımda kendime zarar verecek hareketlerde bulunmamın sebepleri arasında gelmiyorlar daha.)  Ya aslında var ya? Şu anda bana bir kalem verseniz, istediğim ideal görünümü çizsem ve bir şekilde bu görünüme kavuşsam, üstüne üstlük yine aynı sihirli yolla ideal kişiliğe de sahip olsam bir süre sonra (ne kadar olduğunu tahmin edemeyeceğim artık) yine kendimden nefret etmeye başlarım ben. Çünkü benim sorunum beni ben yapan her şeyle galiba. Mükemmel olamadıktan sonra her şekilde kendimden nefret edeceğim. Biliyorum, bu bir hastalık, ya da ergenliğin doğal sonuçlarından biri, ne var ki teşhisi koymak tedavi etmiyor arkadaş. Aslında kendimi sevdiğim zamanlar da olmuyor değil, her zaman böyle değilim yani ama böyle olduğumda da kendimi kesici ve zarar verici aletlerden uzak tutmak çok zor oluyor. Üstüne üstlük sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da kendime zarar vermeye çalışıyorum fark ettirmeden. Örneğin arkadaşlarıma kırıcı şeyler söylüyorum, sonra da "Ben bunu nasıl dedim?!" diyorum. Vay be, bugüne dek daha önce bunu hiç itiraf etmemiştim. İtiraf etmek, anlatmak rahatlatıyor biraz.  Kafamın içindeki koroyu susturuyor. 
Gideyim de biraz "Sana Gülbahçesi Vadetmedim"i okuyayım, beni en iyi Deborah anlar şimdi. Eğer bildiğiniz self-esteem konulu şarkı, film, kitap vb vs (her şey olur) varsa önerirseniz sevinirim. Ya da şöyle kendinden nefret eden ve gerçekten nefret edilesi özelliklere sahip bir baş karakteri olan depresif bir anime falan... Dediğim gibi, bilgisayara rahatça giremiyorum ama fırsat bulursam izlemeye çalışırım. 
Not: Ayaklarım olduğu için bile minnet duymam gerekirken kendimdeki şeylerle dalga geçmemin iğrenç olduğunu biliyorum, kimsenin hatırlatmasına gerek yok. Fakat öte yandan ne kadar iğrenç olduğumu görüyorsunuz işte, değil mi? Çelişki. Herkesin sahip olamadığı şeyler vardır ve bu şeyler yerine sahip oldukları ama benim sahip olduklarım, sahip olamadığım şeyler uğruna gözümü kırpmadan feda edebileceğim şeyler. (Örneğin sivilcelerimden kurtulmak için ayaklarımı verebilirdim - zaten onlar bile düzgün değil ki;  tombul, yamuk yumuk ve yara izleriyle dolular. Ya da kötü bir hastalığa sahip olmamaktansa güzel sesli olmayı yeğlerdim. O zaman çizgi hali rast gele bir karalama gibi duran frekansta ve sadece kendim anlayabildiğim bir sese sahip olmaz ve ses kayıtlarımı blogumda yayınlardım.)
Notnot: Bir insan nasıl bu kadar mükemmel olabilir?
Notnotnot: Bugün (3. gün) karnım fena halde guruldamaya başlayınca yemek zorunda kaldım ve büyük bir pişmanlık içindeyim. Eğer birazcık karın ağrısına dayanbilseydim testi geçecektim ama olmadı. Offf. Şimdi bu akşam kusma yöntemini denemeye çalışıyorum ama normalde bile çok zor kusan ben tabii ki beceremiyorum. Hem becerebilsem de saat 11'de yediğim şeyi bu vakitten sonra kusar mıyım bilmiyorum, onu çoktan sindirmişimdir. Gerçekten bu kadar tehlikeli şeyler yerine başka bir diyet uygulamayı denerdim, spor yapmayı da ama buna fırsatım olmuyor ve annem ayın çoğunu yoğun çalışarak geçirdiği için ne bulursam onu yiyorum. Bu yüzden düzgün bir diyet yapabilmem mümkün değil. Hem de herkes gibi ben de mümkün olduğu kadar çabuk bir netice istiyorum sonuçta...

8 Kasım 2013 Cuma

Ağzımı Bozduğum Yazı

http://25.media.tumblr.com/c7b2ef8607e814cc95509c88db044148/tumblr_mvosu3UFfp1s07a9lo1_500.gif
Saçmalık her gün sikmesi dışında artık kem gözlü bir süper titan avcısı tarafından ekranınızı temizleme hizmeti de vermektedir.

Merhaba. Matematik sınavı resmen koydu geçirdi de ondan ağzımı bozuyorum.
Ama cidden. Yemin ederim kadının çıkmayacak dediği yerden çıkmış lan. Hem de çıkmayacak dediğinde bile anlamadığımız için ısrarla bir kez daha anlatmasını istediğimiz ve onun yine ısrarla "sınavda çıkmayacak!!!" diye anlatmadığı konuda... O yüzden 10 puanı oradan vermeli bir kere. u_u Ayrıca bir soruyu da doğru yapmışım... 20 puan garanti yani. ^^D *arkadaş gerizekalı* Gerçi kurtarma isteyeceğiz çünkü HİÇBİRİMİZİN sınavı iyi geçmedi. Yani aramızda 30'un üstünde bekleyen bir Allahın kulu yok. Ama... Yapmaz di mi? O 10 puanı da vermez. Bir bahane bulur. Sonuçta IT'S HIGH SCHOOL LIFE CRUELTY BITCH! Olsun... Hayal kurmak suç değil ya. ;_;
Matematik sınavı çok moralimi(zi) bozmuştu ama bugünkü İngilizce sınavı iyi geldi. ^-^ Yani soruların hemen hepsinin cevabını bildiğim bir sınava girmek iyiydi. u_u Gerçi benim moralimi bozan şey Matematik sınavından da çok o Fizik quiz'iydi. Tam mat. sınavının olduğu hafta fizik konuları müthiş karmaşıklaştığı için sınavdaki 6 sorundan sanıyorum yalnızca birini doğru yapabildim ve cevaplarını velilerimize gönderecekmiş, yetmedi, bir de internette yayınlayacakmış! Ben sınav sonuçlarının sesli okunmasını bile salakça  buluyorum (Sadece öğrenciye sınav kağıdını veremezler mi? Niye herkes aldığınız notu duymak zorunda?) - bu apayrı bir seviye... Her neyse. Sözelim iyidir benim, inşallah Edebiyat ve Dil Anlatım'da da, Türkçe'de gösterdiğim istikrarlı başarıyı gösteririm. Sözel konusunda başarılı olmanın çok yararsız olduğunu düşünürüm çünkü sözel derslere az zeka ve az çalışmayla bile yine başarılı olursun ama matematik ayrı bir kafa istiyor. Bende de o kafa yok işte. Neyse... Belki sözel kafasına sahip olmak da o kadar fena değildir. Neticede normal insanların çalıştığından az çalışıyorum ve asıl mesele de bu zaten değil mi? Çalışmamak! *bu da koala kafası falan oluyor herhalde*
Ağzımı bozduğum yazı dedim ama pek de küfretmedim aslında. Ne bileyim, içimden gelmedi. Zaten tek planladığım matematikten bahsederken küfretmekti, e o da harbi koydu geçirdi ama. Neyse, sınavlar dışında okul hayatım iyi gitmeye devam ediyor. Okulda genellikle eğleniyorum ve okulun güzel geçtiği günleri çok seviyorum. ^-^ Yalnız sınıf arkadaşlarım şimdi ancak açılabildiğimi, yani çekingenliğimi ve sessizliğimi üzerimden yeni attığımı söylüyorlar. Haydaaa! Tamam, son zamanlarda okulda çenem daha çok açıldı ama  ben de yeni bir okula başlamış ve uyum sağlamaya çalışan herkes kadar konuşuyordum işte? Ama alnımda "bu çocuk fazlasıyla sessiz ve utangaçtır" mı yazıyor nedir,  ne yaparsam yapayım en azından ilk başta her zaman herkes tarafından "sessiz ve utangaç kız" olarak algılanıyorum. Belki  arada sırada diğerleriyle sohbet etmek ya da dışarı çıkmak yerine sınıfta kendi başıma takıldığımdandır ama ne yapalım abicim, sosyal böcük değiliz sonuçta. Canım her zaman konuşmak istemiyor, bazen resim çiziyor, kitap okuyor ya da ders çalışıyorum. Ya da bana çok sessiz olduğumu söylerlerken geçmişteki halimle karşılaştırma yapıyorlardır? Hmmm... Bence en büyük olasılık içimdeki psikopat kabuğunu soydukça çıkan ortaya çıkan mandalina gibi kendini gösterdikçe aslında ne kadar sessiz kaldığımı anlıyorlar. Şey bugün kendimi tutamayıp bir yığın saçma sapan anımı anlattım da. Sanırım şu an sınıfın şebeği gibi bir şeyim. Ben de "cevher" varmış en azından. İyi mi ettim kötü mü bilmiyorum. Tamam, herkes güldü, eğlendik falan ama ne bileyim... Yine garip olmak istemiyorum ya. Aslında normalde garip, yani farklı olmak sorun değil, tam aksine benim için bu bir iltifat. İtiraf edelim, belki hepimiz için olmasa da birçoğumuz için öyle an azından. Yoksa neden popüler kültür ürünü bebekler kendilerini tuhaf gibi göstermek için bir taraflarını yırtsınlar ki? Tuhaflık, gariplik, farklılık günümüzün modası. (Tabii millet farklı olayım derken farklı olmaya çalıştığının aynısı oluyor ya neyse.) Ama gerçekten tuhaf olduğunuzda, yani bir zamanlar damar fobiniz olduğunu açıkladığınızda ya da ilk kez regl olduğunuzda regl'nin ne demek olduğunu ve nasıl olduğunu bildiğiniz halde amansız bir rahim hastalığına tutulduğunuzu düşündüğünüzü söylediğinizde bu, moda olmuyor işte. Çünkü aslında moda olan tuhaf ya da garip olmak değil, öyleymiş gibi görünmek. Bu yüzden insanlar bana sesli şekilde "garip" ya da "tuhaf" dediklerinde bunu bir hakaret olarak algılıyorum. Bir de dün tören sırasında başıma kapüşonumu çekmiş, her zamanki psikopat bakışlarımla milleti kesiyordum. Tamam, o sırada başımdaki kapüşon ve psikopat bakışlarımla cidden psikopat göründüğümün farkındaydım ve rahatsızlık vermiyordu. Ama sonra biri bana seslendi,ben  ona doğru dönünce de korkup geriye sıçradı.Sonra da "Okulun ilk günlerindeki gibi psikopatlaştın yine" dedi. Birkaç kişi daha ona katıldı ve böylece hemen herkesin benimle ilgili ilk izlenimlerinin bir psikopat gibi görümdüğüm olduğunu öğrendim. Ve yorumlamama göre bu yüzümü açıkça göstermeye başlıyorum. Ama tepkilerine bakılacak olursa bunda bir sorun yok. Öte yandan bilmeden psikopat gibi durmam biraz dokunmadı değil. Yani... Niye psikopat gibiymişim ki? Bence ben çok normaldim. Naaaniii? :C Herneyse. -_-"
Haftaya okulca TÜYAP'a gideceğiz. (Şu an bir şey fark ettim ve bunun için ayrı bir parantez açmak istiyorum.  http://alicelawliet.blogspot.com/2012/11/bir-psikoloji-kitabndaki-teorileri.html#comment-form Bu yazıyı yazdığım zamanda TÜYAP'a gitmek için hazırlanıyormuşum ehe. ^^D Yani aradan neredeyse 1 sene geçmiş oluyor. Zaman ne de çabuk geçiyor... gibi bir şey demeyeceğim çünkü öyle değil. Üzgünüm ama aradan geçen zaman hiç de öyle kısacık bir zaman falan gibi gelmedi bana. -_-" Ne çok şey değişmiş, ben ne çok değişmişim. Bu arada sanırım geçen yıl TÜYAP daha geç başlamış. o.o Çünkü o yazıyı 22 Kasım'da yazmışım ben. Aslında geçen yılki TÜYAP anılarımı yazdığım bir yazım da vardı ama ne yazık ki onu silmişim. İşte bu yüzden artık çok ama çok anlamsız olmadıkça hiçbir yazımı silmiyorum. O günü çok iyi hatırlıyorum - çok güzel bir gündü. O günkü hislerimi yazdığım yazıyı silmemiş olsaydım gerçekten çok iyi olurdu ama aptal ben işte. Ne yaparsın? *gerçi hala akıllanmış değil, hatta şimdi yazdığı birkaç "saçma" yazıyı silecek*) Sınıfımızda oldukça kafa iki kız var, onlarla fuarı yıkıp geçmeyi planlıyoruz. Onlara Gerekli Şeyler standını ve Uykusuz standını göstereceğim çünkü Fırat anahtarlıklarımı çok beğendiler ve onlar da istiyorlar. Ayrıca birlikte Pegasus, Dex ve Dogan Egmont standlarına uğrayacağız. Sıra arkadaşıma Obsidiyen'i okuttum ve çok beğendi, ben öyle aman aman beğenmemiştim aslında ama ben 2, o da 3. kitabını alacak ve seriyi bitireceğiz. (Sıra arkadaşım yurtta kaldığı için benden kitap istiyor, böylece ona kendim okuduğum tüm kitapları okutuyorum. xD) Ayrıca ben Paranormal'in 3. kitabını da alacağım. Aslında serinin bitmesini hiç istemiyorum ama sonunda neler olacağını çok merak ediyorum. O seriyi de okuttum sıra arkadaşıma ama niyeyse o benim kadar bayılmadı (Obsidiyen'i daha çok seviyormuş), oysa ben 2. kitaptan sonra serinin hayranı oldum çıktım. Uyumsuz'u da Mekanik Melek gibi kitapçıda okumaya çalışıyorum ama olmuyor çünkü sonuçta bu sene dershaneye gitmiyorum, dolayısıyla kitapçıya da. Bu yüzden eğer görürsem onu da alabilirim. Ve elbette Hades'in Evi... Aslında kitap için o kadar heyecanlı değildim ama sonra -dayanamayıp spoiler'ı basıyorum, ona göre- Nico'nun Percy'ye aşık olması olayını öğrendim ve... FUJOSHI KALBİM HİÇ DURUR MU? Yalnız Riordan'ı buradan takdir etmek istiyorum. Bu kadar popüler bir gençlik serisinin bu kadar popüler bir erkek karakterin birçok insanın hoşlanmayacağını bile bile bir erkek karakterden hoşlandığını yazdığı için. Şahsen bence çok doğru bir hareketti, sırf yaoici olduğumdan demiyorum bunu - Nico'yu hiçbir kızla paylaşamazdım. :P Bir de Leo gay çıksa çok sevineceğim ama (Şöyle bir Jason'a aşık falan çıksa ne güzel olur. ^-^) imkansız, o çapkın çünkü. :P İlk kitapta Thaila'ya asılıyordu ama Thaila'nın bakirelik yemini olduğu için o iş olmaz sanırım. Athena'nın İşareti'nde Hazel'a asılmaya başlamıştı işin kötüsü. (Hazel'ı niyeyse HİÇ sevmiyorum. Hatta neredeyse Rachel kadar nefret ediyorum. Rachel'dan da nefret ederim çünkü - son derece salak, sinir bozucu, iki yüzlü ve gereksiz bir karakter bence.) Keşke Thalia ile, onunla olmayacaksa Reyna ile birlikte olsun. Zaten Percy Jackson'da sevdiğim hepi topu 3 kız karakter var: Reyna, Thalia ve Annabeth. Annabeth'e de kanım Athena'nın İşaretı'nde ısınabildi ancak. Piper'ı da seviyorum gibi. Ama onun dışında neredeyse tüm kız karakterlere gıcığım. Bu yüzden Leo olacaksa ya Reyna ya da Thalia ile olmalı bence. Ha, en iyisi kimseyle olmaması çünkü forever alone'luğu bence onu tamamlıyor. asdfghjkl  Yalnız beni bu kitap için bu kadar heyecanlandıran şey herkesin kitabın diğer esprilerle dolu kitaplara göre daha ağırbaşlı ve karakterlerin de daha olgunlaşmış olduğundan bahsetmesi. (PerNick olayı da bu söylentileri besliyor, sonuçta cesaret ve ağırbaşlılık isteyen bir iş gay aşkını işlemek de.) Gerçi Annabeth'in işareti de ilk seri ve Kayıp Kahraman'a göre (Neptün Oğlu'nu bilmiyorum ama, çünkü onu okumadım. xD O kitapta neler olduğunu ful diğer kitaplardan çıkardım. xDDD) bayağ ciddi bir romandı. Zaten Riordan her kitabında kendini geliştiriyor. İşte benim de o yüzden bu kitaptan büyük beklentilerim var, Rihard'ın Tartarus konusunda muhteşem bir iş çıkardığını düşünüyorum. Neyse, yeter bu kadar Percy muhabbeti. 0_0 Paragrafın %75'ini Percy Jackson'a ayırmışım resmen. 0_0 Gerçi PerNick olayını duyduğumdan beri PJ'ye olan hayranlığım bayağ arttığı için normaldır. Cuma günü kitabı almak için sabırsızlanıyorum. ^-^ Beni hayal kırıklığına uğrattığını düşünemiyorum...
Bu arada son yazımdan beri yaptığım diğer saçmalıklar:
1 - Okula yanlışlıkla kot pantalonla gittim. Sabah karanlığında elime geçen ilk pantalonu geçirmişim. Bunu da ancak te metroya gidince fark ettim. Ama ilk kez acayip panik olmama rağmen mantığımı kaybetmeyip durumu felakete çevirmemem akıllılıktı. Çünkü eğer annemi arayıp eve geri dönseydim büyük olasılıkla servisi kaçırırdım, eve dönünce de annem uykusu bölündüğü için bana çemkirip durur, okula giderken de onun bağırıp çağırmasını çekerdim. Oysa son derece mantıklı bir şekilde "Okuldan atılacak halim yok ya" diyip okula öyle gittim ve hiçkimseye yakalanmadım. (Üstelik o gün Pazartesi olduğu için tören olmasına rağmen.) 
2 - Öğretmenin sınıfta olduğunu fark etmeden sınıfa "IT IS NOOOW OOOR NEEEVEEER!!!!!" diye çığırarak girmek. Tüm sınıf + öğretmen bir sepsessiz dakika boyunca  gözlerini size dikerler ve sonra kahkahalar. Siz de "Eheheheheh ^^" Kusura bakmayın hocam, dalmışım da... ^^" " diye mal gibi sıranıza geçersiniz. Ama sonuçta It's my lifeee! It's now or never! I ain't gonna live foooreveeer! I just wanna live while i'm alive! IT'S! MY! LİFE!~!!!
3 - İngilizce sunumum vardı ve resmen bok ettim ama bundan bahsetmek istemiyorum, hatırladıkça yanaklarım kızarıyor ve başımı duvara vurasım geliyor. (Bu arada yanakları kızarmayan, göz altları morarmayan insanlar ne şanslı lan. Yanaklarımın kızarmasından nefret ediyorum. Üstelik öyle çabuk kızarıyorlar ki.)
Hatırlayabildiğim rezilliklerim bu kadar. 0_0 Rezillik katsayım mı düşüyor ne? Gerçi sayılamayacak kadar çok yaptığım rezillikleri hatırlayamamam daha büyük bir olasılık. -_- Neyse, yazacak daha fazla şey bulamıyorum, o yüzden haydi ben kaçtım bebeğim. (Evet, iğrencim, biliyorum.)
Not: Bu yazıyı bitirene dek TÜYAP'a gittim. Güzeldi ama niyeyse geçen yılki tadı alamadım. Herhalde geçen yılkinin hemen hemen aynısı olduğundandır. (Ama bu sefer daha çok kitap aldım bak.) Bir kere Gerekli Şeyler TÜYAP'a iyi hazırlanmamıştı. Yani geçen yılki posterlerden farklı olarak bir tek One Piece "aranıyor" afişleri vardı. Gerçi onlar da çok hoştu ama ben Hellsing posteri falan beklemiştim.
İşte Luffy şeysim. ^-^ Çok hoş değil mi ya?


    
Notnot: Dün banyodan çıkar çıkmaz yağlandığı için saçlarımı 3 kez yıkamak zorunda kaldım. Neredeyse o ancak 3 buçuk yaşında çıkmış tüm saçlarımı yolacaktım. (Bir avuç saçım var zaten.) Ama bugün sırf elbise giydim ve saçımı tokayla tutturdum diye HERKES bana "Çok tatlı olmuşsun x333" deyip yanaklarımı sıktı. Şikayetçi olduğumdan söylemiyorum bunu. Ben sevilmeyi severim. ^-^  Yeni sınıfımı seviyorum!!!