10 Kasım 2013 Pazar

Evden Kaçsam Bile Kendimden Kaçamam Ki

Kaçma isteğim temalı yeni bir yazıyla yeniden karşınızdayım. Ben var ya? Geçen yıl resmen özgürmüşüm be! Şu anki okulumdan annem de benim kadar memnun ama ben aslında tamamen şans eseri bu kadar iyi bir okula düştüm çünkü benim puanım pek yüksek değildi aslında. E bu p.ç oğlu p.ç milli eğitim bakanlığının ne yapacağı belli zaten: Üniversite sınavını da kaldırıp yerine ders notlarını getirecekler! Ya da hepten kaldırmazlar belki ama SBS gibi olur, 11. sınıfın ortasında her şey güzel, keyifler de çakır iken şak diye haberi verirler: "Sınavda ders notları %'de bilmem kaç (50'nin üstünde olacağı kesin bir sayı) etki edecek" diye. Bu yüzden annemle yılın başından dersleri sıkı tutmaya çalışıyoruz ama sınav senem de değil ki bu kardeşim. 1 sene boyunca yarış atını oynadıktan sonra daha ilk yılın ilk döneminden çıtayı bu kadar yüksek tutmaya ihtiyacı olan bir çocuk değilim ki ben. Çünkü anlıyorum: Bakın, burada da anladığımın belirtileri, biliyorum, MEB boku, MEB piçi, MEB kanlı sünneti yüzünden sürekli başarılı öğrenci olmalıyım ama bunu doğru bulmuyorum tamam mı? Tamam, üniversite liseden ÇOK daha önemli, üniversitede lise konusunda olduğum kadar şanslı olamayacağım şüphesiz. Ben de iyi bir hayat istiyorum. Çöpçülük yapmak istemiyorum. Ama gençliğimin en güzel yılları olması gereken yılları da derslerle çarçur etmek mantıklı gelmiyor bana. Benim çok yakın bir arkadaşım var tamam mı? Bu kız 3 yıl boyunca çalıştı çabaladı ve sınıfın en başarılı öğrencilerinden biri olup Beşiktaş Anadolu Lisesi'ne girdi. Okullarında 28 ekimde Duman konseri yapılacaktı. Bayramda beni aradı ve bundan bahsetti, bize de bilet alacaktı ve birlikte konsere gidecektik. Hepimiz çok umutlandık, sonra babası sınavları başlayacak diye gitmesini yasakladı. O da bilet alamadı. Şimdi hayal ediyorum da gitsek kim bilir ne kadar çok eğlenecektik, bizler için ne kadar güzel bir anı olacaktı. Hepimizin çok sevdiği bir grup Duman. Ama babası izin vermeyince hepimizin hayalleri yıkıldı işte. Ulan kız 3 yıl boyunca çalışıp çabalamış Beşiktaş Anadolu'ya girmiş, o 3 yıl boyunca çoğu eğlenceden mazur kalmış, hatta mezuniyet balosuna bile katılamamış, bu kadar da hakkı olmasın mı? Olmasın. Bence bu da bir hastalık. Üstelik geçmişe baktığında çözülmüş ve çöpe gitmiş onca testten başka hiçbir şey görmeyecek olmak çok korkunç.  İnsan geçmişini de geleceğine de ama en çok da yaşadığı ana önem vermelidir bence.
Ne var ki annem beni çok sıkıyor, mutluluğumu değil, derslerimi önemsiyor resmen. Zaten gene depresif bir dönemdeyim, sınavlarım da bitmiş, izninle depresyonumu yaşayayım be kadın. Depresifliğimin sebebi mi? Klasik işte. Çevremdeki herkes mükemmel, bense bok çukuru gibi duruyorum ortada. Gerçi sınıf arkadaşlarım arasındaki elitliğim devam ediyor ama bu da sarmıyor beni. Ben de onlar -çevremde saçtıkları muhteşemlik ışığıyla bok çukurundaki beni kör eden insanlar- gibi olmaya çalışmaya karar verdim, kilo vermek için 1-2 gündür bir şey yemiyorum. Sadece bu yemeye son verme kararını verdikten sonraki birkaç saat açlık hissettim, şimdi hiçbir şey yok. 1-2 hafta bir şey yemezsem ne kadar kilo veririm acaba merak ediyorum. (Bu arada bunun sağlık açısında sakıncalarından bahsetmeyin lütfen, gerçekten çok şişmanım ben ve de o 1.50 boyla 30 kilosuyla 20'ye düşmeye çalışan kızlar gibi değilim. (O gerizekalı ergenler öyle bok kafalılar ki kafalarından sıçtıklarına neredeyse eminim.) Kilomla boyumu verirdim ama utanıyorum, böyle bir durum. Biliyorum, bu yemek yememe şeysi sonunda hastalığa da dönüşebiliyor  ama keşke tutulsam çünkü kendimi tanıyorum ben, sonunda 1 kilocuk veremeden pes edeceğim ve tek bir şey yer yemez tekrar klasik hayvan gibi yeme alışkanlığıma geri döneceğim. asdfghjklş) Ama fark ettim ki ne kadar çabalasam da, üstümdeki tüm pislik katmanını delmeyi başarsam da (Ki bu bile çok zor çünkü bu pislik katmanı derime öyle bir yapıştı ki, onunla bir oldu resmen ve geri dönüşü olmadığı kânısındayım.) değiştiremeyeceğim şeyler var. Mesela saç rengim ya da göz rengim. Tamam, peruk takabilir veya lens kullanabilirim ama o kadar delirmedim henüz. Ayrıca saç ve göz rengimle sorunum yok. (Yani, kendimle ilgili her şeyle sorunum var ama aynaya baktığımda kendime zarar verecek hareketlerde bulunmamın sebepleri arasında gelmiyorlar daha.)  Ya aslında var ya? Şu anda bana bir kalem verseniz, istediğim ideal görünümü çizsem ve bir şekilde bu görünüme kavuşsam, üstüne üstlük yine aynı sihirli yolla ideal kişiliğe de sahip olsam bir süre sonra (ne kadar olduğunu tahmin edemeyeceğim artık) yine kendimden nefret etmeye başlarım ben. Çünkü benim sorunum beni ben yapan her şeyle galiba. Mükemmel olamadıktan sonra her şekilde kendimden nefret edeceğim. Biliyorum, bu bir hastalık, ya da ergenliğin doğal sonuçlarından biri, ne var ki teşhisi koymak tedavi etmiyor arkadaş. Aslında kendimi sevdiğim zamanlar da olmuyor değil, her zaman böyle değilim yani ama böyle olduğumda da kendimi kesici ve zarar verici aletlerden uzak tutmak çok zor oluyor. Üstüne üstlük sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da kendime zarar vermeye çalışıyorum fark ettirmeden. Örneğin arkadaşlarıma kırıcı şeyler söylüyorum, sonra da "Ben bunu nasıl dedim?!" diyorum. Vay be, bugüne dek daha önce bunu hiç itiraf etmemiştim. İtiraf etmek, anlatmak rahatlatıyor biraz.  Kafamın içindeki koroyu susturuyor. 
Gideyim de biraz "Sana Gülbahçesi Vadetmedim"i okuyayım, beni en iyi Deborah anlar şimdi. Eğer bildiğiniz self-esteem konulu şarkı, film, kitap vb vs (her şey olur) varsa önerirseniz sevinirim. Ya da şöyle kendinden nefret eden ve gerçekten nefret edilesi özelliklere sahip bir baş karakteri olan depresif bir anime falan... Dediğim gibi, bilgisayara rahatça giremiyorum ama fırsat bulursam izlemeye çalışırım. 
Not: Ayaklarım olduğu için bile minnet duymam gerekirken kendimdeki şeylerle dalga geçmemin iğrenç olduğunu biliyorum, kimsenin hatırlatmasına gerek yok. Fakat öte yandan ne kadar iğrenç olduğumu görüyorsunuz işte, değil mi? Çelişki. Herkesin sahip olamadığı şeyler vardır ve bu şeyler yerine sahip oldukları ama benim sahip olduklarım, sahip olamadığım şeyler uğruna gözümü kırpmadan feda edebileceğim şeyler. (Örneğin sivilcelerimden kurtulmak için ayaklarımı verebilirdim - zaten onlar bile düzgün değil ki;  tombul, yamuk yumuk ve yara izleriyle dolular. Ya da kötü bir hastalığa sahip olmamaktansa güzel sesli olmayı yeğlerdim. O zaman çizgi hali rast gele bir karalama gibi duran frekansta ve sadece kendim anlayabildiğim bir sese sahip olmaz ve ses kayıtlarımı blogumda yayınlardım.)
Notnot: Bir insan nasıl bu kadar mükemmel olabilir?
Notnotnot: Bugün (3. gün) karnım fena halde guruldamaya başlayınca yemek zorunda kaldım ve büyük bir pişmanlık içindeyim. Eğer birazcık karın ağrısına dayanbilseydim testi geçecektim ama olmadı. Offf. Şimdi bu akşam kusma yöntemini denemeye çalışıyorum ama normalde bile çok zor kusan ben tabii ki beceremiyorum. Hem becerebilsem de saat 11'de yediğim şeyi bu vakitten sonra kusar mıyım bilmiyorum, onu çoktan sindirmişimdir. Gerçekten bu kadar tehlikeli şeyler yerine başka bir diyet uygulamayı denerdim, spor yapmayı da ama buna fırsatım olmuyor ve annem ayın çoğunu yoğun çalışarak geçirdiği için ne bulursam onu yiyorum. Bu yüzden düzgün bir diyet yapabilmem mümkün değil. Hem de herkes gibi ben de mümkün olduğu kadar çabuk bir netice istiyorum sonuçta...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder