11 Aralık 2013 Çarşamba

Alice Pan'in Yok Yok Ülkesi (Okumanıza Hiç Gerek Yok)

Neden büyüyemiyorum?
Hayır, yani bedenen değil. Bedenen fazlasıyla, hatta istemediğim kadar büyüyorum. (Mesela göbeğim kendi bildim bileli fazla büyük.) Ama kendimi hala en fazla 12 yaşında hissediyorum. Hatta 12 bile değil.
Herkes kendimin ne kadar iğrenç olduğumu söylediğimde yaptığım kötü şeylerden bahsettiğimi sanıyorlar ya da böyle dememi kendimden nefret etmeme bağlıyorlar. Tabii, ben hem yaptığım kötü şeyler, hem de kendimden nefret ettiğim için de iğrencim ama iğrenç olduğumu söylerken genellikle kast ettiğim bu ikisi olmuyor. Daha çok şöyle şeyler...
1 - Salondaki televizyonun üzerinde ayak tırnağı parçası, ayak derisi parçası, taşlaşmış ekmek parçası ve mandalina ile elma plasentaları duruyor. Ve annem bunları atamıyor çünkü beni evire çevire dövmek yerine onları orada tutmasının dünyadaki en büyük anne sevgi gösterisi olduğunu düşünüyorum...
2 - Sinirlendiğimde kimseye ne yumruk, ne tekme atarım, ne de ısırırım... Burnunu karıştırır ve üstüne sürerim.
3 - Mart'ta 15 yaşına basacak bir genç kızım. Yapabileceğim daha fazla iğrençlik kaldı mı?
Nefret ettiğim şey güzel olmamak değil. Erkek arkadaş sahibi olmamak değil. Popüler olmamak değil. Mesele ben hala böyle biriyken, tüm arkadaşlarım büyümüş ve  berbat veletlerden büyük insanlara dönüşmüşken benim hala böyle bir dönüşüme dair en ufak bir  belirti göstermemiş olmam. Kendimde bir sorun var gibi hissediyorum. Üstelik hala az buçuk çocuk sayılırım belki ama ya 16 yaşına geldiğimde ne olacak? Çünkü kendimi biliyorum ben, yine aynı bok olacağım, hatta belki daha da kötüsü (Nitekim sanırım bir zamanlar daha iyiydim ve büyüdüğümde benden beklenen kişi olmam olasılığı vardı.). Soracaksınız: O zaman neden değişmiyorsun? Elinde olmadığından mı? Hayır, elimde, sadece değişmek istemiyorum. Benim derdim, insanların şimdi olmasa bile, elinde sonunda benden değişmemi bekleyecekleri. Mesela elinde sonunda birileriyle çıkmak zorunda kalacağım çünkü aksi takdirde... Bilmiyorum. Olmaz işte. Biliyor musunuz, herkes bana "L gerçek bile değil, ona neden bu kadar aşıksın?" der ama L'nin gerçek olmaması benim ona aşık olma sebebim zaten. Çünkü ben gerçek birine aşık olamam. (İşte bir itiraf daha: Bugün itiraflar dizisi mi yapıyorum nedir?) Pekala, L söz konusu olunca bu değişebilirdi belki (Yani sonuçta o L, ona aşık olamayacağım hiçbir bir gerçeklik yok.) ama gerçekten, ben bugüne dek aşık olmayı denedim. Ünlülerle, arkadaş çevremden, sınıfımdan ya da başka bir yerden tanıdığım insanlarla... Hatta kendimi kandırmaya çok yaklaştığım da oldu. Ama sonuçta kimseye karşı bırak L'ye hissetiklerimi, bugüne dek hoşlandığım çizgi film ya da kitap karakterlerinden hiçbirine hissetiğim şeyleri asla hissetmedim çünkü işte, gerçek erkeklerle bir sorunum var, daha doğrusu "ilişki" kavramıyla bir sorunum var, kelimeyi bile ne zaman duysam midem bulanıyor. (Tabii kimsenin benim gibi bir psikopatla ilişki kurmak istediğinden değil, zaten mesele bu da değil, mesele işin ben tarafı.)  Bana en yakın gördüğüm arkadaşım bile bir hayali karaktere aşık olduğu için normal insanlarla ilgilenmiyor, normal insanlarla ilgilenmediği için bir hayali karaktere aşık DEĞİL. Sonracığıma haydi bu meseleyi aseksüelim diye atlattık diyelim peki ya iş konusunda ne yapacağım? Sinirlenince patronumun pahalı ceketine sümüğümü mü süreceğim? Elbette bir patron edinmeyi başarabilirsem... Zira kimsenin 26 yaşında oyuncaklarıyla oynamaya çalışan ve Pokemon falan izleyen bir ruh hastasını işe alacağından şüpheliyim. Yani kısaca demek istediğim şu ki bu böyle devam etmez kardeş. Biraz büyümeliyim. Hala çocuk gibi oyun oynuyorum ve işin kötüsü takıntılıyım da. Ve benim bu takıntımı paylaşan ya da onu katlanabilecek bir Allahın kulu daha yok bu dünyada. Mal mal yaşıyormuş gibi hissediyorum. Herkes bende bir bozukluk olduğunu anlayabilir. Anlıyorlar da. Bende bir tuhaflık olduğunu algısı azıcık açık bir insan kolaylıkla görebilir. Mesela sınıf arkadaşlarım hiçbir erkeğe ilgi duymadığımı söylediğim için lezbiyen olduğumu düşünüyorlar ama ben onlara bir anime karakterine tutkun olduğumu nasıl açıklayacağımı bilemiyorum. 
Benim dünyamda aşk, çiftleşme, hormonlar ve cinsellik olmazdı. Bebekler bebek isteyen insanların onları hayal etmesiyle dünyaya gelirlerdi.  Para olmazdı çünkü aslında sadece bebekler değil, her şey hayal gücüyle meydana gelirdi, diyelim bir kek hayal ediyorsunuz ve o önünüzde belirirdi. İstediğiniz ve gerçekleşen şeylerin bir bedeli olmazdı. Bir de herkes istediği gibi görünür, davranır ve konuşurdu çünkü yargılamak da olmazdı.  Ne harika bir dünya değil mi? Ama sanırım Tanrı böyle bir dünyayı eğlenceli bulmadı da ondan bunu yarattı... Eh, ona kızamam, ben  Tanrı olsam ben de şu an hayalini kurduğum dünyadan sıkılırdım. Ve böyle bir dünya yaratmışken onu milyonlarca toz zerresi için asla değiştirmezdim. Bir de ben aslında bu dünyayı mazoşistçe bir şekilde seviyorum. Yaşadığımız tüm bu önemsiz ve saçma dramlar fevkalede harika... İnsanlar bu dünyadaki toz zerreleri ama mükemmel toz zerreleri... Neyse. Saçmalıyorum işte.
Belki de blogun adını değiştirmeliyim. Mesela "Bir Ergenin Hayatı" koyabilirim, sloganı da "Ergeni Ergenden Öğrenin!" olabilir. Ya da ismi "Ergenleri Tanımak", sloganı ise "Anneler, babalar ve ergen musallatına uğramış diğer insanlar! Bir ergenin kendi ağzından anlattığı hayatı sayesinde ergeniniz hakkında çok şey öğrenebilirsiniz!" olur. Böylece internette sorunlu çocuklarının sorunlarını araştıran aşırı hevesli batıvari ana-babalara bir yardımım da dokunmuş olur hem. Ne kadar iyi kalpliyim değil mi ama, blogumu bile insanlara yardım etmek için kullanmayı düşünüyorum! Eheheh.
O değil hemen hemen tüm bloggerlar bana "Aslında Saçmalık benim blogumun adı olmalıydı." diyorlar. Kimse kusura bakmasın ama en saçma blogun benim blogum olduğu konusunda bence herkes hemfikir olmalı. Yani lütfen ama! Bu benim tek meziyetim! (Saçmalamak, rezillik, aptallık yani...) Bunu da elimden almaya çalışmaya kalkmayın lütfen! Zaten yeterince şeye sahipsiniz...
Eee... Öhöm. Nerede kalmıştık? ^^"
Aslında blogun adı için "Neet Yuvası" ya da "Harikalar Diyarı" gibi iki isim düşündüm ama sadece düşündüm. Çünkü Saçmalık bu blogun ismidir, açık ve net. Yalnız şablonu değiştirsem çok, ÇOK iyi olacak. Yani daha doğrusu bir şablon uydurabilsem. Nasıl yapıyorsunu lan? Ben de asla sayfayı kaplamıyor o şablon. Belli bir boyutu mu var? O boyutta anime wallpaper'larını nereden bulabilirim? Kusso... Bu konuda acayip yeteneksizim. Hatta en az fotoğraf çekinme konusunda olduğum kadar yeteneksiz. (Fotoğraf çekinme konusundaki yeteneksizliğim fillerin dans etme konusundaki yeteneksizliğine eş değerdir.)
Bu arada bugün dışarıda bir buçuk saat servis bekledim. (Dışarıda çünkü ben servise evin önünden binmiyorum, 4. Levent'ten biniyorum, oraya da metroyla gidiyorum.) Normalde karlı havalarda ASLA okula gitmem, hele bu kadar uzaktaki okula HİÇ HİÇ gitmezdim ama bugün sınavım vardı. Tabii 1 buçuk saat ayaklarım morarınca mecburen annem müdürü aradı ve yalvar yakar sınavı başka güne aldırttı da eve gelebildim... OF! Nedir bu her kar yağdığında benim başıma gelenler? Önce ölümden dönerim (7. sınıf), sonra annem beni uyarmış olmasına rağmen aptal gibi eve daha erken varayım diye okuldan kaçıp minibüsle eve 5 saatte dönüp anahtarlarımın yanımda olmadığını fark etmek (Bu en kötüsü - geçen yıl/ 8. sınıf) ve 1 buçuk saat servis beklerken donmak, metroda beklerken de insanlar tarafından dilenci zannedilmek ve sapık davranuşlara maruz bırakılmak. Yalnız her gün metroda yanından geçtiğim dilencilere daha çok acıyorum artık. Orada, soğukta beklemek o kadar korkunçtu ki, üstelik onların okuyacak kitapları da yok ve 1 buçuk saat değil, tüm gün oradalar. Hem belki dönecek evleri bile yok. Zavallı insanlar. Neyse, elden bir şey gelmiyor işte, içim karardı şimdi... Zaten Yorucho da yok. Onunla konuşmadığımda kendimi hep kötü hissediyorum. Mesela benim hayatım bir anime olsa Yoru'nun olmadığı sahnelerde başımda gri bulutlarla geziyor olurdum ve arka plan da siyah olurdu, Yoru geldiğinde ise güneş doğar, çiçekler açar ve arka plan pembeye dönüşürdü. Çizim stili Shaft'dan KyoAni'ye kayardı.
Fazlasıyla saçma yazının sonu.
Not: Peter Pan neden beni kurtarmaya asla gelmedin? Wendy gibi anaç olmasam da ben mızıkçılık yapmazdım. 

8 yorum:

  1. Saçmaladığını düşünüyor olabilirsin ama bence kesinlikle bir şeyleri açıklığa kavuşturmuşsun ve farkında değilsin. Sorunlarını anlatıyorsun, karşılaştığın zorlukları, hayatın neden bu kadar boktan ve adaletsiz olduğunu. Ama buna içten bir tavsiyeyle çözüm yolu bulmuşsun. "Değişmeliyim" diyorsun. "Değişsem iyi olur belki." Eğer diğer insanların seni görmek istediği gibi olmak istiyorsan bu zaman kaybından başka bir şey değildir. Başkalarının olmasını istediği gibi olma sen sadece kendin ol. Ve değişme. İnsanlar seni sen olduğun için sevsin. Zamanında insanların istediği gibi olmayı denedim ve beni daha çok seveceklerine onların kölesi olup çıktım. İnsanlar ne istediğini bilmeyen aç gözlü yaratıklar. Ne yaparsan yap istediklerini onlara veremezsin hep daha iyisini daha fazlasını isterler.
    Ayrıca hiçbirimiz mükemmel değiliz. Tek başına da değilsin. Buna benzer bazı şeyleri ben de yaşadım ama yapacak bir şey yok. Ben böyle bir insanım ve beni hiçbir şey ama hiçbir şey değiştiremez.
    Nasıl bir insan olduğuna bak ve gurur duyulacak yanlarınla öne çıkmaya çalış. Her ne kadar kötü alışkanlıkların olsa da bazı insanların senin içinde aslında kim olduklarını görebileceğinden eminim. Tıpkı benim seni nasıl gördüğüm gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mükemmel tavsiyelerdi, gerçekten çok teşekkür ederim Shuu-chan sana hayran kalıyorum. *-* Tam duymaya ihtiyacım olan şeyler yazmışsın. Esasında bence kötü meziyetleri iyi meziyetlerinden çok olan insanlar iyi meziyetleri kötü meziyetlerinden çok olan insanlardan daha şanslılar çünkü biri onları sevdiği zaman, gerçekten seviyor. İşte ben bunu biliyorum ama unutuyorum ve bazen duymaya ihtiyacım oluyor... Çok, çok sağol! ^^

      Sil
  2. Eğer senin kendini 12 yaşında hissetmen absürt ya da olmaması gereken bir şeyse 4 yaşındaki çocuk gibi davranan ben kendimi atmalı mıyım?
    Kafadan sallamıyorum, deneyimlerimden yola çıkıyorum. Agresifim, inatçıyım, fena halde gıcığım, konu aşk ve arkadaşlık olduğunda tam bir odunum, hatta öküzün önde gideniyim. Ama kimin umurunda? İnsanlar beni böyle kabul edeceklerse etsinler, etmeyeceklerse zaten öncelikle ben onları reddediyorum. Öncelikle yapman gereken şey başkalarının değil, senin ne düşündüğün. Ne yapmak istiyorsan onu yap ve kim olmak istiyorsan onu ol. Sen kendini bulduğunda seni olduğun gibi sevecek insanları da bulacaksın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorun birilerinin beni sevmemesi değil zaten, buna aldırmıyorum. Değişmek istemiyorum ama bu halimi de sevmiyorum, yani kendimde bir sorun varmış gibi hissediyorum ama bu hissi atlattım. Bazen aslında önemli olan şeyleri unutuyorum sadece. Ergenlik işte.

      Sil
  3. Ayichu'm TTmTT *sarılır* Boşver ya, bence bizim gibiler olmasaydı bu hayat AŞIRI sıkıcı olurdu -<-" Yani zaten sokakta göreceğimiz 100 adamın 99'u birbirine benzerken o 1 tanesi de 99'una benzeseydi hayat hayatlıktan çıkardı (maalesef bizim gibiler o 1 oluyor ve 99 tarafından EZİM EZİM EZİLİYOR). Kendi içinde çelişiyorsun ve ben de Vally-Vally abla gibi iyi bir psikolog da değilim (Valentine beni KESİN öldürürdü bunu görse XDDD). İnan seni ÇOK iyi anlıyorum, yıllarca ben de ezik gibi olmadığım birisi olmaya çabaladım durdum ve değişmeyi de istemedim... Tamam birisi lütfen beni HEMEN şurada öldürsün MSN başında "harika" şekillerde hızlı yazıyor olsam da şu anda resmen düzgün bir şey yazabilmek için 5-6 kez cümle silip kendimi şu veya bu şekide "havalı" olmaya zorladım TT_TT" Ve orijinal bir çözüm de sunamam tek bildiğim şey sanırım "Ayichu'm ^m^ <3" demek TTmTT Ama diyebileceğim bir şey var ki: Neysen osun. Kendini sevmeyebilirsin ama eğer olmadığın birisi olmak istiyorsan da olamazsın çünkü aslında zaten KENDİN olmayı istiyorsundur. Bu aslında kendini sevmediğini sanıp kendini SEVMEKTİR. Tecrübemle söylüyorum. Belki seninle apayrı şekillerde büyüdük ve 7-8 ay farkımız var ama benziyoruz: Ben de kendimden uzun süre nefret ettim ve hala daha ediyor olabilirim de. Ve çoğu kişi hala bana "Abartılı jest ve mimik yapıyorsun" yok "Çizgifilm izliyor bu, 4 yaşındaki bebeler gibi ^^D" yok "Niye çizdiklerin hep 20'lik çıtırlar gibi/vampir/aynı karakterler?" falan diyor, kendim de dahil olmak üzere. Ama sonunda bir çözüm ürettim: Kendin hakkında ne düşündüğüne bu yaşlarda ALDIRMA. 15 yaş en heyheyli yaşmış (söyleyenin ağzına sağlık, çok doğru). Öffff sen bu yorumu lütfen sil, sil yalvarırım ki sil, HİÇ yardımcı olmaz eminim TTmTT Yani teke tek MSN veya Facebook'ta konuşuyor olsak rahatça bana bile mantıklı gelen şeyler söyleyebiliyorum (bana kendim hakkında hiçbir şey mantıklı gelmez normalde de ^^") ama burada... YORUM YAPAMIYORUM!!!!!! Yarın MSN'de konuşurken falan yorumumu yapayım yoksa şimdi yaparsam aptal saptal ve sürekli kendini tekrar eden bir bok çıkacak. Lütfen görür görmez sil bunu, gözlerine iyilik edersin TTmTT

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yoyucho'm senin bana "Ayichu'm :3" demen yeter zaten, ben neden bu saçma sapan şeylerle uğraşıyorsam? Lütfen, benim Yoyucho'm var! Ayrıca verdiğin tavsiyeye de teşekkür ederim, gerçekten haklısın, insan böyle şeylere 15 yaşında karar vermemeli ve 15 yaşında nasıl mutluysa öyle yaşamalı. Ve ben de mutluyum aslında, sadece ergenlik beni mutsuz etmeye çalışıyor o kadar. -.- Ayrıca şu konuda da çok haklısın: Değişmek istememem kendimi sevdiğimi gösteriyor aslında.
      Eğer istiyorsan yorumunu silerim ama şahsen silmek istemiyorum, sana bu güzel yorumun için çok çok teşekkür ederim Yoyucho'm. :3 Seni de çok çok sev. <3

      Sil
    2. Ben de seni! Ben de! BEN DE! X333 <3 *kucak kucak KUCAAAK!!!!* Bu arada yeni şablonun ÇOK güzel olmuş :3 <3

      Sil
    3. Bloggerin şablonu, benim değil. xD Ben şablon yapamıyorum, bunu koydum o yüzden. .-.

      Sil