27 Aralık 2013 Cuma

Caz Yapan Liseli Çocuklar



Benim bir animeyi 1-2 günde bitirdiğim nadirdir. Ya çok severim, bitmesin isterim, o yüzden uzattıkça uzatırım ya da bir noktadan sonra sıkılırım ama bırakamam da, izledikçe izlerim, bitirene dek aylar ayları bulur. Ama bazen bir josei açarım, damak çikolatası gibi gelir, bitirene dek bırakamam. Sakamichi no Apollon da böyle bir seriydi işte. Zaten kısaydı (12 bölümcük ;m;) ama ben 3 bölüm de olsa bitirmeyince bitirmem kardeşim. Oysa Sakamichi no Apollon da tutamadım kendimi - iki günde bitene dek izledim. Aslında bir günde bitirirdim ama teyzemler geldi. Neyse. Aynı zamanda tek bir yazıyı da bir animeye ayırmam (Fazla tembelim, her şeyden bir yazıda bahsetmeyi tercih ederim, yazılarım da bu yüzden destan gibi zaten.) ama çok sevdiklerim ayrı. Ve Sakamichi no Apollon'u beklediğimden çok daha fazla sevdim.
Caz severim. Bir kere annem hastası olduğu için küçüklüğümden beri bizim evde hep caz çalar. Nasıl sevmemeyim? Dolayısıyla caz yapan liseli çocuklar benim için zaten son derece çekici bir unsurdu ama açıkçası bu animede beklediğimden daha fazlasını buldum. Tamam, caz severler için kulağa şenlik ve sevmeyenlere de sevdirici bir anime olacağını tahmin ediyordum ama "eh, bu kadardır işte" diyordum. Meğerse değil imiş. Bir kere tamam, beni müziğe özendirdi, herhalde bu dünyada müzik dersinden zayıf almayı başaran tek insan olarak benim bile bir enstrüman çalasım geldi ama bunun sebebi müziğe ya da onun  kendisinin hissettirdiklerine özenmemden çok, Kaoru ve Sentaro'nun "müzik yoldaşlığına", daha doğrusu "caz yoldaşlığına" özenmiş olmamdı. Müzik üzerinden kurdukları arkadaşlık tek kelimeyle çok tatlı idi bence. Yani ikisinin öyle klasik bir "İleride beraber bir müzik grubu kurup çok ünlü olacağız!" hayali yoktu. Aslında baş karakter Kaoru öyle müziğe çok eğilimli biri de değildi (en azından bana öyle gelmedi hani) ta ki Sentaro ile tanışana dek...Ve o zaman da bence aldığı zevkin sebebi müzik yapmaktan çok Sentaro ile müzik yapmak oldu. Tabii Sentaro için durum farklıydı, o başından beri müziğe, daha doğrusu caz müziğe gönül vermişti ama o da Kaoru ile tanışınca Samwise'ını bulmuş Frodo gibi oldu ya da Bonnie ile Clyde bir araya gelmiş gibi hissetti... Aman anladınız işte! Birbirlerini buldular yani. Ve bu animeyi -caz dışında tabii- bu kadar etkileyici kılan şey de buydu bence.
Bu arada konudan bahsetmeyi unuttuğumu fark ettim. Kendim berbat yazdığım için turkanime'den kopyala-yapıştır yapıyorum: "Nishimi Kaoru, babasının işi dolayısıyla şehirden şehire, okuldan okula dolaşmaya mecbur olduğu bir hayat sürmektedir. Yani yeni nakil olduğu okullarda geçirdiği ilk günü halihazırda alıştığı bir rutinin sıradan bir parçasıdır yalnızca. Gittiği her okulda zeki ve yeni gelen olması nedeniyle sürekli dışlanan Kaoru bir sonraki taşınmalarına değin bu dışlanmaya katlanmaktan başka çaresi olmadığını bilmektedir. Ama bu sefer işler biraz farklı gelişir. Öncelikle sınıf başkanı Mukae Ritsuko’ya ve sonra da her ne kadar imkansız gibi görünse de Kawabuchi Sentaro’ya yakınlaşmaya başlar. Sentaro kavgalara katılmasıyla, dersleri asmasıyla bilinen, kötü çocuk denilebilecek kıvamda birisidir. Lakin ne tuhaftır ki bu üç farklı ruh caz isimli tek bir ortak paydada buluşurlar ve öyle ki Kaoru da bu yeni şehirden oldukça memnundur." (turkanime çok iyi tanıtmış bu arada, o yüzden kopyala-yapıştır yaptım zaten, tebrik ediyorum. u_u)
İşte konu böyle. Kaoru yeni gelen ve zeki, elit çocuk olarak hep dışlandığından dolayı, biraz ürkek biridir ve en küçük olayda bile kolayca hasta gibi olur. Böyle zamanlarda da yalnız başına temiz hava almak için okul terasına çıkma ihtiyacı duyar. Sınıf başkanı Ritsuko ona okulu gezdirirken kafasına tesadüfen bir top çarpar ve yine bu duruma gelir. Hızla terasa çıkar ama teras kapısının önünde bir

çocuk yatmaktadır. Bu tabii ki de herkesin ne kadar belalı bir çocuk olduğundan bahsettiği Sentaro'dur ama Kaoru bunu bilmez. Sentaro uyanır ve Kaoru'ya teras anahtarını çalan kişi suçlaması yapar. Ama tam o sırada ellerinde terasın anahtarıyla üst sınıftan çocuklar gelir. Kaoru kendinde bir cesaret bulup terasa çıkmak için onlara kafa tutar ama çocuklar onu bir kenara fırlatırlar. Kaoru gibi ufak tefek, zayıf ve her tarafından narinlik akan bir çocuğun, terasın anahtarı için beceremese de üst sınıflara kafa tutmasından etkilenen Sentaro o üst sınıflarla kavgaya girişir ve o an Sentaro'ya aşık olursunuz. İnanır mısınız cazla şekillenmiş arkadaşlık, aşk ve gerçekler üzerine bir animede bile, müthiş kavga sahneleri olabiliyor. (Animeler ve onların mükemmel görüntü açılarının mucizesi gerçekten takdire şayan.) Neyse (u_u"), sonracığıma, tabii ki Sentaro anahtarı alır ve bir şekilde arkadaşlıkları başlar. Biliyor musunuz ilk başta animede ciddi ciddi shounen-ai olduğunu sanmıştım. Kaoru'nun Sentaro'nun üzerindeki örtüyü çekmesiyle uyanan Sentaro'nun Kaoru'nun elini tutarak "Sonunda benim için geldin mi?" demesinin başka ne gibi bir anlamı olabileceğini animeyi bitirdikten sonra daha hala bilmiyorum. Ama o aşk olayları çok daha farklı imiş meğer. Bırakın shounen-ai'yi aşk üçgenleri, dörtgenleri, hatta beşgenleri havada uçuşuyor. Yine de baymıyor. Yani animelerdeki romantizmden ölümüne nefret eden beni bile baymadıysa sizi de baymaz bence. Gerçi sanırım o benim animeye resmen aşık olmuş olmamdan kaynaklanıyor - en çok nefret ettiğim şeyler bile bu animede bana hiç dokunmadı çünkü. Mesela baş kız karakterimiz Ritsuko animelerde görmekten en çok nefret ettiğim karakter tipi idi: Cıyak bir sesle bilmem ne-kun diye ortada

dolaşmaktan başka pek bir işe yaramayan, aşırı duygusal, kişiliksiz, şirin ve erkek ana karakterin aşık olduğu kız. Ama niyeyse ondan nefret etmedim. Tabii diğer bir kız karakter olan Yurika çok ayrıydı ve Ricchan onun yanında bayağ bir sönük kalıyordu. Aslında bakarsanız Yurika da başta nefret ettiğim bir karakter tipi idi. Güzel, başarılı, zeki... (Kıskanç ben işte.) Hem de Junichi'nin o sonraki halini görünce onu bırakacağını ve ya ailesinin ona biçtiği yoldan gideceğini ya da çaresiz kalınca Sentaro'ya gideceğini düşünmüştüm ama o ikisini de yapmadı ve Junichi'yi bırakmadı. Junichi gibi bir adamı bırakan kızın yüzüne bakmazdım. (Olgun erkek severim kardeşim ben! Hem ne de olsa bu dünyada L gibi birini bulamayacağım. Bari Junichi gibi bir erkek bulayım!) Bir de soğuk ve sert biri gibi görünmesine rağmen çok yumuşak kalpli olması çok şekerdi bence. Neyse, spoiler yok, gerçi vereceğimi verdim zaten ama... Tabii en çok Kaoru ile Sentaro'yu sevdim. Aslında başta Kaoru'dan çok hoşlanmamıştım, tipik bir gözlüklü, zeki, ciddi karakter havası vardı. Ama bölümler ilerledikçe onun hassas, nazik ve saf yönünü de görüyorsunuz ki, işte o yönü de çok şeker. Sentaro zaten o belalı ama çocuksu hali, afacan tavırları, kocaman gülen suratı, neşesi ve canlılığıyla en sevdiğiniz karakter oluyor.

Sakamichi no Apollon bir josei türünce yakışır şekilde hoş, tatlı ve eğlenceli bir anime, müzikle, hele de caz gibi enfes bir müzikle şekillenmiş olması ise animeye apayrı bir tat katıyor. Eğer kötü bir havanızdaysanız kesinlikle keyfinizi yerine getirecek türden bir anime. Ayrıca caz sevmiyorsanız bile animeyi izlemenizi öneririm çünkü animeyi sevmek için caz sevmenize gerek yok. Üstelik %90 olasılıkla animeden sonra seversiniz.  En azından bir moanin açıp dinleyin yahu! Ama dediğim gibi animeyi sevmek için illa caz müzik sevmek zorunda da değilsiniz.
Kesinlikle favori sahnedir. Aslında burada Kaoru ile Sentaro'nun arası bozuk çünkü Sentaro ondan yardım isteyen bir çocuğun grubuyla birlikte yarışmaya katılıyor. Ama onlar çalarlarken teknik bir arıza çıkıyor. İnsanlar gitmek üzereyken onları "oyalamak" için Kaoru yetişiyor ve... İşte bahsettiğim birliktelik bu!

İşte bahsettiğim "My Favorite Things" uyarlaması. Ritsuko'nun sakin ve tatlı sesi bu şarkıya çok iyi gitmiş. (Ritsuko'nun gereksiz olduğunu düşünmediğim yegane sahnelerden...) Ful versiyonu da şu oluyor. Dinlemenizi tavsiye ederim.


Ve... İşte Yurika ve benim Junichi'ye hayran kaldığımız yer. Tabii ben onun "dağıtmış" halini daha çekici bulurum ama sonuçta o her haliyle çekici. Suwabe Junichi'yi tebrik ediyorum, gerçekten harika söylemiş, tabii Chet Baker'ın söylediği versiyonu dinlemeniz de tavsiyedir.
 
Çok güzel bir animeydi ya... Fazla güzel bir animeydi! Böyle animeleri bitirince bir arkadaşa veda etmiş gibi hissediyorum. ;_; Ama hatırlayacak güzel anılara da bir yenisi eklenmiş oluyor...

2 yorum:

  1. Ben de yeni bitirip yazısını yazmış biri olarak hala etkisinden çıkamadım. Sabah akşam caz radyosu dinlemenin dışında olmadık yerde yüz ifadelerini hatırlayıp gülümsemek gibi bir etki de yaptı bana.
    Çok, çok, çok güzeldi!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ya gerçekten çok hoştu. Zaten joseiler hep hoş olur. Bu da güzel bir tanesiydi. ^^

      Sil