16 Ocak 2014 Perşembe

Geçen Gene Mallanırkene

  • Annemin Reşitpaşa'daki bir kasaptan aldığı taze baharatlı antrikot denen şey için 10 yıllık aşkım pirzoladan vazgeçebilirim. Kararsızım. Pirzola ile çok güzel anılarımız oldu ama artık ondan o eski tadı alamıyorum... Üzgünüm pirzola. Antrikotun çekiciliği beni esir aldı... 
  • Saçlarımı kestirdim!!! Daha doğrusu yılbaşı hediyelerimden biri Mello saç kesimiydi. Pek Mello'ya benzediğini söyleyemem. Daha çok Armin oldum. Eğer saç kesiminden sonra saç rengim koyulaşmış olmasaydı (Çok acayip ama gerçekten de öyle oldu.) şişko Armin cosplayi yapabilirdim. Saç kesimimi o kadar beğendim ki kendime olan hislerim tamamen değişti. Hala aynı berbat tipe ve fiziğe sahibim ama yine de sırf saçlarım yüzünden kendimi dünyadaki herkesten daha güzel hissediyorum. Kuaförler kesinlikle büyücü. Ama iyi olanlardan. Yeni saç kesimleri kendimi hep iyi hissettirir ama bu sefer ayrı. Kendimi genel görünüş olarak da hiç bu kadar sevmemiştim. Saç kesimimim o kadar iyi ki ne sivilcelerim ne göbeğim ne de bin bir tür kusurum umurumda.
  • Bir de sınıfımdaki tüm kızların saçı en az sırtına geliyordu tamam mı? Hatta benim ensemden biraz daha uzun olan saçlarımı çok kısa buluyorlardı, kestireceğimi söylediğimde "lan saçların zaten kısacık, daha neresini kestireceksin?" diye tepki vermişlerdi. Kuaförden çıkınca ertesi gün erkek gibi kesilmiş saçlarıma vereceklerini hayal ettiğim tepkiler şunlardı: "O_O ZATEN ERKEK GİBİYDİN, İYİCE ERKEĞE BENZEMİŞSİN, İĞRENÇ OLMUŞŞŞ!!!" ya da "OHA LEZ!!!" Ama verdikleri tepkiler şunlar oldu: "O_O KYAAAAA ÇOK ŞEKEEEEER!!!!! >///333///< *mıncıklar mıncıklarlar*" Hatta bir kız öğlen yemek almak için kantine gittiğimizde "Ben hamburger yerine seni yiyeceğim. *-*" dedi. O_O" Ayrıca bir kız da aynen şöyle bir betimleme yaptı: "Hollywood filmlerindeki çekici dedektiflere benzemişsin." Ben de erkek olanlardan bahsediyor sanıp salak gibi "Evet, bir erkek olsam çok yakışıklı olurdum, değil mi? ^^D" dedim ama o meğer bir kadın olarak güzel olmamdan bahsediyormuş! O_O Eğer saçımı beğenmeseler ve düşündüğüm tepkileri verseler bu zerre kadar umurumda olmazdı çünkü senelerdir istediğim saç stilini başkaları için yaptırmadım ve kendim burada da belli olduğu gibi FELAKET beğendim. Normalde başkalarına aldırırım biraz ama şu anki saçlarımı öyle beğendim ki aldıramıyorum. Kuaför TAM hayallerimdeki gibi yaptı. Bu kadar hayallerimdeki gibi olacağını düşünmemiştim... Neyse. Ama herkes bu kadar beğenince benim beğenim de arttı. Zaten anime bilenler "Aynı anime karakterine benzemişsin dedi ya o bana yeter lan!!! (Anime saçı (xDDD) gibi olması umuduyla kestirdiğiniz saçlarınızın gerçekten anime saçı gibi olması ne kadar güzel bir his biliyor musunuz ha!!!??? *3*)
  • Geçen gün bir iş için eski mahallemin olduğu bölgeye gitmiştim. Oradan taşınalı 5 yıl kadar oluyor sanırım ama bir mahalle bu kadar mı değişmez. Gerçi büyüdüğüm için gözüme ruhsuzlaşmış görünüyor artık. Küçükken bana nasıl da canlı, kıpır kıpır, hayat ve macera dolu görünürdü oralar... Ama hala deniz kıyısında ve yeşillik içinde olmanın güzelliğini ve havasını koruyor elbet. Neyse, yanımda annem yok, yakınlardaki eski kasabımıza gitmiş (Yeni sevgilimle tanuşmama vesile olan kasap evet)  sokaklarda yürüyüp nostalji yapıyorum, şimdi senelerdir kapalı olduğu için bahçesini otlar bürümüş anaokuluma, arkadaşım olan bakkala, üstünde az oturmadığım o bir çınar ağacının gölgesinde kalmış çeşmeye bakıyorum falan. Aklıma gelen güzel ve kötü anıların verdiği nostaljik duyguya kendimi kaptırmış yürüyorum. (Her yerde ayrı bir anım var zaten, semtin her köşesini, bucağını özümsemişim resmen.) Sonra geçtiğim bir evin önünde bir köpek uyuyordu tamam mı, okşamak için yaklaştım ve... Köpek uyanıp öyle bir üstüme atıldı ki neredeyse ısırıyordu! Bir koşu tutturdum ki... Ta sahile dek kaçmışım. Üstelik yukarıda annemle buluşacaktım. Sonra o geldi ama ben köpek var diye yukarı çıkmıyorum. Neyse, bir şekilde beni ikna etti, tekrar yukarı çıkmaya başladık birlikte ama köpek yine fırladı! Annem saldırgan da olsa köpeklerle baş etme konusunda çok iyidir (Baş etmek onun uzmanlık alanı zaten.) ama ben... Köpekleri ne kadar çok sevsem de normal bir insan gibi saldırgan olanından korkuyorum ben de. Neyse. Sonra eve tek başıma döndüm falan... Ama köpek o duygusal, nostaljik gezintimin içine sıçtı resmen, psikopat piç! Ulan bir de sen kimin mahallesini kimden koruyorsun!? Orada sade senin tarafından kovalanmadım ben! O dalmaçyalıdan da kaçmıştık biz! (Gebermiş gitmiş herhalde artık, evinin önünden geçtim, tık yok.) Mal köpek yüzünden eski evime gidemedim... Her ne kadar ev sahipleri ile aramız pek iyi olmasa da beni tanıyacaklarını sanmam. Eğer hala hayatta ve oradaysa köpekleri Susam tanır belki... Onu o kadar çok severdim ki. 
  • Percy Jackson serisini ilk okumaya başladığımdan beri severim. Zengin bir hayal gücüyle bezenmiş, konusu orjinal, karakterleri şahane, heyecanlı ve eğlenceli bir macera serisidir. Percy Jackson ve Olimposlular serisini (yani ilk seri) beğenerek ve severek okudum. Sonra Olimpos Kahramanları serisinin ilk kitabını tesadüfen markette gördüm ve aldım. O zamana dek aktif bir Percy Jackson hayranı değildim. Yani Harry Potter'a hayran olduğum gibi değildim. (Gerçi Harry Potter'ın yeri ayrıdır, öyle de kalacaktır, orası ayrı.)  Kayıp Kahraman'ı okumaya başladığımda şöyle olmuştum: "Bu ne ya? Ne biçim Percy Jackson kitabı bu yea? -<- Bu tipler de kim!?" Biraz okuduktan sonra ise şöyle: "Oh aslında şu Leo'dan birazcık hoşlandım. Piper da tatlı bir kıza benziyor. Jason ise çok Gary Stu ama yine de iyi biri gibi." Ve ortalara doğru: "Eee sonra? Sonra? *-* Neden daha hızlı okuyan biyonik gözlere sahip değilim sanki!? >OOO<" Ve sonunda: "LANET OLSUN BİR SONRAKİ KİTAP NEREDE?" Ve şu anda itiraf etmeliyim ki 2. seriyi ilk seriden daha çok seviyorum. İlk seri bu serinin yanında gerçekten çocuk işi kalıyormuş meğer. Yani özellikle Athena'nın İşareti'nden sonra olaylar öyle bir derinleşti ki... Hades'in Evi'nin her SAYFASINDA şöyleyim zaten *buradan sonrası bir sonraki uyarıya dek ful spoiler içerir: 


Bu kitaba başlamadan önceki halim.
 
Bu kitaba başlayıp Annabeth ve Percy'nin  Tartarus'daki rezil durumunu okuduktan sonraki.


Bu Percy'ye aşık olduğunu kitabı okumaya başlamadan önce öğrendiğim Nico ile ilgili her cümledeki.








 



Bunlar da ahanda Nico'nun Cupid'le yüzleştiği kısımdaki.
Ah bir de Leo ile Clypso meselesi var, sonra bir de Nico'nun Percy'yi sevdiğini öğrendiğim halde hala desteklemekten kendimi alamadığım Percabeth anları var (Percabeth gözümde yaoi karşısında kazanan iki yegane hetero couple'dan biridir, diğeri ise Yuno x Yukki olur - ikisinden de ayrı ayrı tiksinmekle beraber aşklarına şapka çıkarırım.), var da var kardeş! Hah bir de bunlar sadece üzücü olanlar. Bunların yanında bir de diğer hisler. Bu kadar çok his... KALDIRAMIYORUM KARDEŞİM! KİTABI BIRAKACAĞIM, BIRAKAMIYORUM DA, HER SAYFASINDA AYRI BİR MACERA, AYRI BİR HEYECAN, AYRI BİR MERAK!!! Öyle bir seri ki Percy Jackson, resmen kitabın içinde yaşıyorsunuz, diğer karakterlerin yaşadıkları duyguları öyle bir özümsüyorsunuz ki onlar ve/ve ya onlardan biri haline geliyorsunuz. BU KADAR ÇOK BÜYÜK HARFLE YAZMAMDAN DA ANLAYABİLECEĞİNİZ GİBİ, HADES'İN EVİ ÜSTÜMDE İNANILMAZ BİR PSİKOLOJİK BASKI YAPIYOR! Tamam, Percy Jackson hayranlığımı bir kenara bırakıyorum. Yoksa hızımı alamayacağım bu gidişle. Kitabı bitirdikten sonra özel bir yazı yazarım belki.
  • Cumartesi günü en sevdiğim yönetmen olan Makoto Shinkai (aka 5 cm per second'ın yönetmeni) filmi geliyor ama gidemiyorum. Niyen? Yoru'm meşgul. Hem de yakın bir arkadaşımın doğum günü var. Aslında arkadaşımın doğumgününden sonra 5 cm per second'a yetişebilirdim ama işte Yoru'm gelmiyorsa bir anime filmine gidemem. TT_TT En sevdiğim filmi beyaz perdede görmek kim bilir nasıl bir his olurdu. Ahhh neden Tanrı'm neden bana bunu nasip etmedin? Keşke o ilanı hiç görmeseydim. Metroda Makoto Shinkai'nin Cumartesi günü bir sinemada oynayacağını görünce heyecandan kalbim duracak gibi oldu ama sonuç??? Lanet olsun! Kusso! KUSSO KUSSO KUSSO! SOKAYIM BÖYLE İŞE!!! Sonra Miyazaki filmleri de gelecek de Shinkai ayrıdır benim için be. One More Time One More Chance'i sinemada izlemek... Enfes bir şey olurdu. Umarım bir gün kısmet olur. Gerçekten öyle çok isterdim ki. 
  • Çok ilginç bir şey var. Bir animeyi sevip sevmeyeceğimi ilk görüşte anlayabiliyorum. Yani tabii ilk görüşte pek ısınamayıp sonradan hastası olduğum animelerde oluyor ama bazen bir yerde gördüğüm bir animeyle ilgili romanlardaki ilk görüşte aşk tanımına benzer bir his duyuyorum ve bu hissi duyduğum animeler mutlaka en sevdiğim animeler listesinde ilk sıralara yerleşiyor.
  • Geçen sene insanların gerçekten gerçek insan olduklarını düşünmediğim bir dönem olmuştu. Ben her gün bir duygudan öteki duygunun pençesine düşer, pamuk şekere batan iğne gibi duygulara batar, duygu selinde boğulurken arkadaşlarımın hala hiçbir şeyi kafalarına takmamaları, hiçbir şeyin farkında olmamaları, her gün aynı olmaları bana inanılmaz mantıksız gözüktüğü için onların NPC oldukları sonucuna varmıştım. Ama bu sene NPC ben oluyorum sanırım. Zira arkadaşlarım derslerin onları bitip tüketmesinden doğan depresyonalarını paylaşırken niyeyse ben böyle şeylere "Yaşamanın başka yolu yok, ne yaparsın, katlanmak zorundasın" gibi şeyler deyip geçiyorum. Bir de sınıfımdaki bazı kızlar kendini kesiyor. Bildiğin, derste jilet çıkarıp kendilerine çizik atıyorlar. Görünce deliye dönüyorum, sanki herkesin ortasında kendini kesmek çok normalmiş de ben deliymişim tepkisi veriyorlar. Bu kızları gördükçe tüm o intihar meilliliğimle ne kadar salak olduğumu görüyorum. Gerçi ben en azından yalnızılık gibi geçerli bir şey yüzünden kendime zarar veriyordum, tabii o da salakça ama bu kızların dertleri ders notları. Te Allah'ım... Üstelik benim onların yaşadıklarını anlamayan bir aptal olduğumu düşündüklerinden eminim. Ne kadar komik değil mi?   Onlara blogumdaki 2013 tarihli yazıları okutmak isterdim...Sanırım ben psikologların bahsettiği şu 15-16 yaşlarındaki boşluk dönemini 13-14 yaşlarında yaşadım. O zamanlar yazdığım yazıları okuyorum da, bir tanesinde demişim ki, "Peki ya bu duygular nasıl atlatılıyor?" Buna verecek bir cevabım yok. Sanırım atlatılmıyor ama içine gömüyorsun. Ya da gerçek dünyada medet olmadığını anlayıp kendi dünyana kapanıyorsun.



6 yorum:

  1. Antrikot benim 2. sevgilim V_V 1. HER ZAMAN bonfile XDDD Ve saçın bence de ÇOK şeker! X333 <3 HEP böyle yaptır .m. Ayrıca psikologlar bizim yaşı tutturabilir mi sence? -<-" Biz NEET yuvası çocuklarıyız. V_V"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Antrikot *Q* O tadı daha önce tatmadım ya hayatım yalanmış... *abarttı xD*

      Sil
  2. Saç olayında sanki beni anlatmışsındasfhf öhöhöm u_u Kalplerimiz bir bebek ♥ Ben de bir ara Armin'e benziyordum taaki saçlarımı kahverengiye geri boyatana kadar T_T Eski saçlarımı özlüyorum T_T *bu arada saçlarının modelini görmeyi çok istedim *0**

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla benim saçlar da kahveye döndü kestirdikten sonra. o.o Zaten ne idüğü belirsiz bir sarıydı ama yani en azından sarıydı, şimdi bildiğin kahverengi oldu. xDDD Tamam, bu yazıya koyayım :3

      Sil
  3. Ayrıca gelecek hafta bize gelebilirsen yine gideriz ;m; <3 *chu~*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gidemeyiz maalesef çünkün sadece 1 günlüğüne ;w;

      Sil