21 Ocak 2014 Salı

Hayat Güzeldir

Hayatında türlü aksilik çıkan, resmen kafasında kara bulutlarla dolaşan, bozuk bir insanım. Güzel, akıllı, başarılı, yetenekli ya da zengin değilim. Berbat bir hale getirdiğim sıradan bir hayata sahibim. Buna rağmen neden bilmiyorum ama depresif olmadığım dönemlerde hayata güzel, akıllı, başarılı, yetenekli ve zengin insanlardan çok daha iyi bakabiliyorum. Hiç güzellik olmayan şeylerde bile bir güzellik görebiliyorum. Tamam, genelde depresif, mızmız, ayda, hatta haftada bir mutlaka "baş edilemeyecek muazzam acılar uçurumuna" yuvarlanan bir eziğim. Ama demek istediğim şu ki bunlar hep ergenliğin getirdiği şeyler sadece. İnsanların nasıl olup da hayatlarından devamlı bu kadar bıkkın olabildiğini anlamıyorum ben. Elbette büyük sıkıntılar içinde olan insanları kast etmiyorum. Düzgün bir işe sahip veyahut daha çocuksa düzgün bir okula giden, karnı aç gezmeyen, sevdikleri yanında, sıradan ama düzgün bir hayata sahip olan insanlardan bahsediyorum. (İmrenilesi bir hayata sahip olup gene sahip olduklarının farkına varamayan gerizekalılar için zaten hiçbir şey söylemiyorum.) Tamam, kendini yalnız ya da sosyal açıdan kötü durumda hissedebilirsin, işteki verimin ya da notların kötü olabilir, kısacası bazı açılardan kendini yetersiz görebilirsin... Ama bunlar tüm insanların yaşadığı şeylerdir. (Yaşamayıp yaşıyormuş gibi yapanlar var bir de. Ağzına sıçtıklarım. Neyse, bu, pembe ve çiçekli arka planla yazdığım, neşeli ve mutluluk verici bir yazı. Bu yüzden o götoşları karıştırmayalım. Ayrıca küfür ederek ortamın ağzına da sıçmayalım lütfen.) Özellikle de benim. Mesela kafamda uydurduğum hikayelere inanır, gecelerce uyuyamam, akla gelebilecek her konuda, tüm konularda kötüyüm... Buna rağmen bunlara sadece zaman zaman takılıyorum. Oysa bazı insanlar böyle şeylere takılıyorlar ama bırakamıyorlar bir türlü. Sanırım önceki yazımda sınıfımda derste jileti çıkarıp kendini kesen kızlardan bahsetmiştim şöyle bir ayak üstü. Biraz daha bahsedeyim.  Elbette bu kızlar çok iyi tanıdığım insanlar değil. Belki kendi içlerinde çok farklı, içinden çıkamadıkları problemleri vardır, kim bilir? Belki aşk acısı çekiyorlardır. Ya da aileleriyle sorunları vardır. Ama düşünün: Sadece içten içe yaşayabilecekleri bir sıkıntı nasıl onları kendilerine o tür bir zarar verecek kadar ileri götürtebilir ki? Aslında içten içe sıkıntıları olduğunu da sanmıyorum. Çünkü dıştan görünen sebebe kendilerini kesmelerine şaşırtmayacak kadar takıntılılar. Bu sebep ne mi? DERSLER. SINAVLAR. NOTLAR.
Yav yemin ederim, anlamıyorum, anlamıyorum. Ulan not yahu. Siktiriboktan (Burada pembe ve çiçekli arka plan değiştiği için küfür edebiliriz.) bir sınavdan aldığın boktan iki rakam. Üstelik aldıklarından yakındıkları notlar da 60 falan. Benim Fizik dersinden aldığım notların toplamı bile 60 değil ve sen gidip sınavdan 60, 65, 70 aldın diye bileğini kesiyorsun. =_=" Şimdi problemli olan ben miyim bunlar mı? (Aslında sanırım ikimiz de problemliyiz...  Benim Fizik'ten 25 alıp derste hala gizlice kitap okumam da abartılı. Ama ne yapayım, bunlar hep Hades'in Evi işte, sigh.) 30 yaşına geldiğinde o notların bir tekini bile hatırlamayacaksın ki! Şimdi böyle gereksiz bir şey için kendini kesmeye değer mi? Zaten ben bu ota boka kendini kesenlerin resmen gösteriş yaptığı kanısındayım. Çünkü şahsen ben aynen öyle yapıyordum. Kısaca yalnızlık başlığı altında toplanabilecek bir takım sorunlar yüzünden devamlı acı içinde olduğum o dönem galiba geçen seneydi. Acımı bastırmak için kafamı duvara vurur, kollarımı, bacaklarımı, alnımı keser (Ama jiletle değil, bıçakla, nedense jiletlere karşı hep mesafeli oldum.), ağzımın içini resmen oyar, ısırabildiğim her yeri ısırır ve tırmalardım. Sözde bunları saklamaya çalışıyordum ama aslında çalışmıyordum. Birilerinin görmesi, bana ne olduğunu, kendime ne yaptığını sorması için deli olurdum. Peki ya neden intihar etmiyordum? Göt korkusu olsa haydi neyse. Aklımdan geçse bile ciddiye bile almadığım bir düşünceydi. Neden mi çünkü ben ölmek istemiyordum. İstediğim şey kurtarılmaktı. Neyse. Bu başka mesele. Kalbim kırıktı. Acı içindeydim. Hislerimi paylaşacak kimsem de yoktu. Sonra ne oldu? Bir insanla tanıştım bunların hepsi değişti... Onunla tanıştığımdan beri yalnızlık hissetmiyorum. (Bahsettiğim kişi kendini biliyor. ^-^ *sarılır*) Hem kendime koyduğum kurallar var. Eğer birine karşı hiçbir yanlış yapmadığından eminsen ama o kişi yine de seni bırakırsa asla onun için üzülme çünkü üzülmeye değecek biri değil demektir. Başkalarını üstün görerek kendini kandırma. Şu birine bağlı olmadan yaşayamayan karılar gibi de davranma.
(Bunları kendime yazdım çünkü benim genel hatalarım ve üzüntüm bunlara uymamaktan doğar.)
Herneyse. Gene başkalarına dönüyorum. Açıkçası zaman zaman olabilir ama genellikle ben kendimin boş yere  üzülmediğini düşünüyorum. Çirkinliğime üzülmem gerçekten çirkin olduğum için. (Martı kaşlar, sivilceler, kocaman bir göbek, pörtlek ve garip gözler vb. vs...) Kaldı ki ona da sadece zaman zaman üzülüyorum bakın. Görünüşümdeki onca kusura rağmen kendimi güzel bulduğum zamanlar bile olabiliyor. Aslında benim kendimi çirkin bulmamın nedeni de bu Victoria's Secret mankeni olacak kadar olmasa da Disney'in bir gençlik dizisinde baş karakter olabilecek kadar güzel insanların kendine çirkin demeleri. "Eğer bu pürüzsüz tenli şahane madonna çirkinse ben..." diye düşünüyorum ve devamı geliyor. Derslerime üzülmemin tek nedeni Yoruko'da kalıp kalamayacağımın onlara bağlı olması. (Eskiden epey üzülürdüm de artık pek takmıyorum.) Ve artık yalnızlığı da takmıyorum çünkü Yoruko var ve onunla tanıştığımdan beri kendimi neredeyse hiç yalnız hissetmedim. Yani tek sorunum dış görünüş, o da dediğim gibi, o gerzek taş karılar yüzünden. Kaldı ki bu yüzden kendimi de kesmem. (Aynada kendimi görünce tekme attığım, sonra cam parçalarının kafamı yardığı (Ama bu yanlışlıkla olmuştu, bunu planlamamıştım.) ve tuvalete yetişemediğim için kendi üstüme kusup anneme çığlık attırdığım olmuştur.) Aslında gerçekten umurumda olsaydı, abur cubur yemeyi bırakır, diyete girer, bir sürü bakım ürünü ve makyaj malzemesi alır, retrica ile binlerce fotoğrafımı çekip instagram hesabıma koyar, bir şekilde kendime biraz çeki düzen verirdim ama işte bu da sadece o kendini beğenemeyen taş gibi hatunları görünce oluyor. Oysa bu insanların "dertleri" sürekli, sürekli, SÜREKLİ hayatlarında. Eğlenirler, gülerler, güzel şeyler olur ama sorsan gene üzgündür, yine mutsuzdurlar. "Ben şanssızım", "Niye hep ben?" ve "Hayat hiç yüzüme gülmüyor"   favori laflarıdır. Hep kötümserdirler, bir sınava girerler, çıktıklarında hemen "kesin 30 alacağım" derler. (Ve 70 alırlar.) Bir ödevi veremediler diye dünya başlarına yıkılmış gibi olurlar. Bir hata yaptıklarında bunu ölümüne abartırlar. Bu tür şeyler... Ve bu aptalca ve saçma üzüntüleri tüm hayatını etkiler. Oysa insan üzüle üzüle nereye kadar yaşar ki? Bana Pollyannacı diyebilirsiniz ama değilim. Ben de her zaman işleri iyi tarafından göremiyorum elbette. Hatta ilk başlarda bunu yapmakta çok zorlanmıştım. İyi tarafı bulabilsem bile beni tatmin etmiyor ve işin kötü tarafını düşünüp üzülmekten kendimi alamıyordum. Ayrıca yaptığım da çok yapmacık geliyordu tam manasıyla uygulayamadığım için. Ama zamanla bu bir alışkanlığa dönüştü. Artık ara sıra kendimi kaybettiğim olsa da işlerin iyi yanına odaklanıyorum. Çünkü kötü yana odaklanmak bana iyi hiçbir şey kazandırmaz. Neden yok yere kendimi üzeyim ki? Bunu saçma buluyorum. Fizik sınavından 20 alıp teneffüste kahkaha atabiliyorum. Yakın bir arkadaşımı kaybedip en azından onunla geçirme şansım olan tüm o güzel zamanlar için minnettar olabiliyorum. Korkunç bir gecede gökyüzüne bakıp onu görebildiğim için mutlu hissedebiliyorum. Dünyanın acımasızlığı etrafımı sardığında bu dünyadaki güzel şeyleri hatırlıyorum: Sevdiğim kitapları, sevdiğim animeleri, sevdiğim yemekleri, sevdiğim insanları, onlarla geçirdiğim güzel anıları, yazı yazmanın ya da resim çizmenin verdiği hissi... Her şey sadece iğrençlik, acı, mutsuzluktan ibaret olduğunda bile ayağa kalkıp hayatta olduğumu hissetmenin tadına varabiliyorum. Bütün bunların yerine öbür türlü davranmak bana ne kazandırırdı?
Gerçekten kendinizi yalnız hissediyorsanız arkadaş edinmek için çabalayın. Derslerinizle ilgili sıkıntınız varsa çalışın. Kendinizi çirkin hissediyorsanız, ki eminim hissettiğiniz kadar çirkin değilsinizdir, kendini güzel hissedebileceğiniz hale getirin. Eğer tüm çabalarınıza rağmen olmuyorsa da bu sorunlarınızı boşverin ve hayatın güzelliklerine bakın. Emin olun onlardan çok fazla var. Yine emin olun ki böyle yaptığınız sürece hayat mutlaka değişecek ve gerçekten güzelleşecektir. Çünkü insanın bazen takmaması gerekiyor. Depresyondayım dersen depresyondasındır ama değilim dersen değilsindir. Mutsuzluk siz ne kadar onu hissederseniz o kadar büyür. Mutsuzsanız bile değilmiş gibi yapın. Aptalca gelebilir ama kaybedecek bir şey olmayacağına ve tam aksine çok şey kazanacağınıza dair bana güvenebilirsiniz. Hem şunu da unutmayın: Gündüz gecenin en karanlık anından hemen sonra gelir.

6 yorum:

  1. Ben de çoğu zaman senin hissettiğini hissediyorum. Hem bence sen ÇOK kawaiisin! >333< <3 *sarıl sarıl + chu~* Ayrıca taş gibi olup da kendilerini beğenemeyenlerin içi de güzel değil bence, bu yüzden kendilerini beğenemiyorlar. Şahsen sen tam tersisin O.O Senin için ÇOK güzel, dış değil iç önemlidir! >-< Ayrıca dıştan da bence güzelsin! :3 <3 Ergenlik takıntıları işte, oluyor böyle. Önemli olan ilerlemeye devam etmek. V.V

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında bu kadar mutlu olmamın ve hayattan zevk alabilmemin sebebi sensin. Seni ÇOK seviyorum. ^^D <3

      Sil
  2. Voaaah... Yazını okuduktan sonra iyimserlik kapladı içimi. Sanırım amacına ulaştın. :3

    84'ten takdiri kaçırdığım için üzgündüm biraz. Ailem yüzünden istemediğim bir okulda okuyorum, üstelik gitmek istediğim okulu da kazandığım halde. Neymiş şimdi okuduğum okulun puanı daha yüksekmiş -ki arada sadece 15 puancık var-, evimize daha yakınmış -ki diğer okulla arada sadece 10 dakikalık fark var- falan filan... Bir sürü bahane üretiyorlar. En sonunda 10. sınıfta o okula geçme fırsatı tanıdılar bana ama yine de 4 ay daha çekeceğim bu iğrenç okulu... -_- Sonracığıma, yıllardır hayalimdeki dostu arasam da bir türlü bulamıyorum. Aslında üzülmek için bir sürü haklı nedenim var ama yine de yazını okuyunca iyimserliğe kapıldım işte... :')

    Bu arada "Benim Fizik'ten 25 alıp derste hala gizlice kitap okumam da abartılı." kısmında yalnız değilsin fsjdhjfjgf Matematikten 30 aldım ama hâlâ derste kitap okuyorum. :') Fiziğim de berbat, matematik kadar olmasa da. Lanet olsun sayısal derslere! -_-

    Neyse... Ağlama duvarına çevirdim burayı resmen. Sadece teşekkür etmek istemiştim. Bundan sonra yine kendimi bunlar için üzmeye kalkarsam aklıma gelirsin belki de... ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 84'ten takdiri kaçırmak için dua ederdim. Bunun için üzülünür mü yahu!? 1 puancığın sana ne gibi bir etkisi olacak ki o değersiz kağıt parçası dışında... Üniversite ortalaman için de bir başka sınavdan 1 puan fazla alırsın ne olacak? Ne kadar iyi bir not...
      Okul meselesi benim bir arkadaşımın da bu problemi. Buna gerçekten üzüldüm bak. Ama madem seneye kurtulacakmışsın sık dişini. Aileler bazen mantıksız davranabiliyor ya da davranışlarındaki mantığı biz anlamıyoruz... Bir de okulunda belki mutluluk duyabileceğin bir şeyler vardır iyi bak. ._. Arkadaş konusunda... Evet o problemi uzun süre bende yaşadım. Ama dediğim gibi aldırma. O sana gelecektir. Şahsen bana öyle oldu. Ya da etrafındakilere iyi bak... Belki bulmuşsundur? Çok klasik olacak ama hayatından memnun değilsen senden çok daha kötü durumda olanları düşün. Sevdiğin şeylere sahip olamayanları.
      Ve yazım bir işe yaradıysa asıl ben gerçekten çok teşekkür ederim. ^_^

      Sil
  3. Senin dedigin gibi hayat cok güzel.her ne kadar onu yaşanmaz hale getirenler olsa da

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, insanlar hayatı yaşanmaz hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar ama onlara aldırmak zorunda değiliz. ^^ Şahsen ben diğer insanlara pek takmıyorum, beni üzen şey diğer insanlardan çok kendim oluyorum genelde.

      Sil