14 Şubat 2014 Cuma

Benim İnsanıma

Bazı insanlar vardır. Bir gün kendinizi artık bu insanlarla ilişkiniz kalmamış halde bulursunuz. Ölürler, kavga edersiniz ya da aranızdaki bağ ancak tamamen koptuğunda fark edeceğiniz kadar yavaş ve sessizce giderek zayıflayıp sonunda yok olur. Ama bu insanlar asla hayatınızdan çıkmaz aslında. Ya da en azından diğerleri gibi çıkmazlar. Çünkü insan vardır, unutup gidersin. Ansızın aklına geldiğinde "Vay be, ben asırlardır düşünmediğim bu insanı mı vazgeçilmez bulmuşum?" dersin. İnsan vardır, hüzün ve öfkeyle hatırlarsın. "Vay be, ben bu göte mi bu kadar bağlanmıştım?" dersin. Ama şimdi bahsedeceğim türde insanları hatırladığında muhakkak kafanda bir şarkı çalmaya başlar, ayakların ne diğer insanların ayak bastığı bu dünyaya basar ne de kendi dünyana. Ayakların ikinizin dünyasına basmaya başlar. Kalbin eski güzel bir anının mutluluğuyla dolar bir anda, kendini salak salak sırıtırken bulursun. Sokakta salına salına yürürken gözlerin baktığı hiçbir şeyi görmez ilk başta. Sonra yavaş yavaş fark edersin etrafındaki artık onsuz dünyayı. Ama başını kaldırınca gördüğün ay hala ikinizin ne kadar sevsen de bir daha asla eline alamayacağın, onun kokusu içine sinmiş bir kitabı okuduğunuz ve her şeyden konuşup aslında hiçbir şeyden konuşmadığınız, dünyalarınızın adeta insan bedenine has bir tutkuyla birleştiği o gecedeki ay gibi gelir sana. Yıldızların bir güzellik yapıp şehrin pis ve zehirli gökyüzünde bile kendini göstermeyi başardığı, gece yaratıklarının sesi, tenini okşayan buğdaylardan başka hiçbir şeyin olmadığı gecedeki gibi. Senin mutluluk denen duyguyu ilk kez tattığını fark ettiğin ve ağzında çikolata eritirmiş gibi bu hissin tadını çıkardığın o gecedeki... O ayı görünce o gecenin serin meltemi çıkagelir, yanaklarını okşar ve bedenin bir sokağın ortasında dikilirken, zihnin çok uzaklardaki o anıya döner. Hayatın boyunca kalbinin kutusunda saklayacağın o anıya. Ama sadece bir anlığına, sonra bir hız treninden çıkmış gibi tekrar bin bir dertle dolu sıkıcı dünyana dönersin. Bazense bir kalabalıkta, o insan selinin ortasında, bir tutam güneşte buğday gibi sapsarı olan bakır rengi dalgalı saç görmüş gibi olursun. Ya da bir kitapçıda onun fiziğinde birini görünce kalbin bir anda hoplayıverir. Sonra sakinleşir, hiçbir şey olmamış gibi yürür geçersin. Bu belki şimdi hayatından çıkmış diğer insanlar için de olur. Ama fark şudur ki bu insanları böyle hatırlamak seni asla üzmez. En fazla suratında buruk bir gülümseme bırakır. Ve bir anlık bir "Ah, keşke bir kez daha olsaydı..." düşüncesi rüzgar gibi geçer aklından.Ama sonra yürümeye devam edersin. Eve gidip dersini çalışırsın. Çocuklarınla ilgilenir, karını/kocanı dinlersin. Ve sonra sabah kalkıp önceki gün yaptıklarının aynısını yaparsın. Ama gözlerin, kulakların hep başka bir şeyin peşindedir. Hep onu görmek istersin, o sesi duymak istersin. Ve her yerde ararsın... Ne var ki bulsan da ne o artık o'dur, ne sen artık sen, ne de hayat artık hayat.
O hayali takip etmekten vazgeçsen de bazen o gelir yine de seni ille bulur. Örneğin nostaljik zamanlarda... İlk tanıştığınız günün 4. yıl dönümü gibi. Bu tür nostaljik hislere kapılmak saçma aslında. Tarihin aynı olması ne ifade eder ki? (Kaldı ki tarih bile aynı sayılmaz ya... O zaman 10'ken 14 şimdi.) Dolunay bile yok bu gece. Ben evdeyim ve kim bilir o nerede. Ama öyle sanıyorum ki ikimizin kalbi de aynı yerde. (Aslında bu gece şiir yazacak biri varsa o olmalı ama ben de fena değilim sanırım he?) Neyse nerede kalmıştık? Heh "o hayali takip etmekten vazgeçsen de bazen o gelir yine de seni ille bulur" diyorduk. Evet nostalji saçma ama saçma da olsa oluyor işte. Bunları neden burada anlattığımı bilmiyorum. Okuyucuların neden bahsettiğimden hiçbir haberi yok büyük olasılıkla. Belki anlattığım şeyleri anlayan birkaç kişi vardır ama neticede kimse benim durumumu bilmiyor. Tabii okuyucular arasında "o" yoksa ki sanırım bu da benim yazma nedenim... Bir şekilde blogumu bulmuştur ve yazdıklarımı okuyordur diye yazıyorum belki de. Herneyse. Yani eğer okuyorsa bilmeli ki temelinde sevgiden önce çıkar yatan ilişkiler ağlarıyla sarmalanmış halde hala insanların ruh eşleri olduğuna inanmamı sağlayan tek şey onun hatırası. Belki de başka koşullarda tanışsaydık her şey mükemmel olabilirdi gibi bir laf etmeyeceğim çünkü olamayacağı çok bariz. Birbirimize bağlanmamızın nedeni bizi birbirimizden koparan şeylerdi. Eğer her şey o kadar mükemmel olmasaydı belki şu an hala iletişimde olurduk ama birbirimiz için iki insandan başka bir şey olamazdık. Bizi koparan şeyler sayesinde her şey bu kadar mükemmel gelişti ve sonumuzun böyle olacağı önceden belliydi. Böyle olduğu için üzgün değilim. Çünkü bana kattığın şeyler hala bende. Kimse de alamaz. Ve de bu dünyada yaşayan milyonlarca insanın arasında bir tanesinin benim insanım olduğunu biliyorum. Bu da her şeyden daha önemli. Tren kalkmış olabilir. Sen benden insanlar ve şehirler ve hatta yıldızlar uzaklıkta olabilirsin. Artık bambaşka bir şey olmuş olabilirsin. Ama önemli değil. Ruhun kaçmadıkta sen her zaman benimlesin ve daima da öyle olacaksın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder