24 Mart 2014 Pazartesi

Bana Bir Kaktüse Rastlarsam Derhal Suyunu İçtirecek Yapım

Dayanamadım. Ama Zutara'dan girip de Avatar'dan çıkacağım çok belliydi. Yani benim "çocukluğumun çizgi filmi" Avatar'dır. Aslında Jetix çizgi filmleriyle büyüdüm derdim ama ne yazık ki biz de Digiturk yoktu ve dolayısıyla Jetix'i sadece digiturkleri olan anneannemlere gittiğimde izleyebiliyordum. Ama... CNBC-e hatırladığım kadarıyla Avatar, Sünger Bob, Catdog, Rugrats, Hey Arnold, The Wild Thornberry's, My Life As A Teenage Robot gibi Nickelodeon çizgi filmlerini verirdi. Allah o çizgi filmleri o kanala koyanlardan razı olsun. Babama gittiğimde HEP CNBC-E izlerdim ve en sevdiğim çizgi film de Avatar'dı! (Otaku olmak kaderimde yazılıymış adamım! =-=) Babamla Avatar izlemek yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biriydi. Ne zaman televizyonda Avatar görsem çığlıklar eşliğinde koltuğa kurulur ve başlarım serinin özetini yapan Katara'ya eşlik etmeye: "Su! Toprak! Ateş! Hava! Geçmişte dört ulus barış ve uyum içinde yaşardı. Sonra Ateş ulusunun saldırmasıyla her şey değişti. Yalnızca dört elementin ustası olan Avatar onları durdurabilirdi. Ama dünyanın ona en çok ihtiyaç duyduğu anda ortadan kayboldu... Aradan 100 yıl geçti. Erkek kardeşim ve ben yeni Avatar'ın Aang adında bir hava bükücü olduğunu öğrendik. Hava bükmek konusundaki yetenekleri olağanüstü olmasına rağmen birilerini kurtarmadan önce öğrenmesi gereken çok şey var. Yine de ben Aang'in dünyayı kurtaracağına inanıyorum!" Evet, anlayacağınız, çok büyük bir Avatar hayranıyım!
 
Küçükken Avatar'ın beni cezbeden pek çok yönü vardı. Örneğin çizimleri, o sakin ve uzak doğuyu çağrıştıran arka planları, müzikleri, "bükme" olayının kendisi (Çocukken de şimdi de Avatar'daki bükme hareketlerini yapmak en sevdiğim spordur diyebilirim.), bükme hareketleriyle yapılan o zarif ama heyecanlı dövüşler (Bu serideki dövüş sahnelerinin büyük kısmının birçok animedeki dövüş sahnelerinden çok daha güzel olduğunu belirtmeliyim bu arada.), komedi ve karakterler gibi... Ama şimdi daha da çok sebep var. Mesela karakterlerin ne kadar derin olduklarını büyüdükçe fark ediyorum. Özellikle de Zuko ve Aang'in... Yani Zuko bence çizgi film tarihindeki en kompleksli  karakterler listesinde bir ilk ona falan rahatlıkla girebilir. Geçen gün izlediğim bir bölümündeki bir Zuko sahnesi ergenlik çağının doruğunda sayılabilecek benim bir hayli dikkatimi çekti özellikle. Sahnede Zuko, Azula, Mai ve Ty-Lee sahilde oturuyorlardı. Birden hepsi hikayelerini anlatarak içlerini dökmeye başladılar. Zuko ne kadar öfkeli olduğundan bahsedince diğerleri birden "Kime/neye öfkelisin Zuko?" diye üzerine gelmeye başladılar. Sonra birden Zuko "KENDİME ÖFKELİYİM!!!" diye haykırdı ve duygularının dışa vurumunun göstergesi olarak önlerindeki sahil ateşi patlayıverdi. Kolay kolay unutabileceğim bir sahne değil çünkü küçükken muhtemelen bu tür sahneleri anlamsız ve sıkıcı bulsam da (Onca seksiliğine rağmen Zuko'ya hayran olmamamdan çıkardım bu sonucu.) şimdi Zuko'nun yaşlarında biri olarak onu çok iyi anlıyorum ve bir çizgi film karakterinin yaşının getirdiği duygu ve düşünceleri bu kadar iyi yansıtması gerçekten hayranlık uyandırıcı. Aang de Zuko gibi gerçekçi bir karakter. Çocuksu olduğu kadar olgun ve duygularını kontrol altına almayı becerebilen ama onları yok etmeyen biri. Bu da içinde diğer tüm Avatar'ların ruhunu taşıyan ama yine de 12 yaşındaki (Donmuş halde geçirdiği 100 yıl sayılmaz.) bir çocuğa çok uygun bir karakter. Ateş Kralı ile çarpışmaya hazırlanmadan önce geçirdiği son günlerde yaşadığı kaygı ve sorunlar çok gerçekçi ve anlaşılırdı. (Ve bir o kadar da eğlenceli.)  Aang'in asla "yok etme" yolunu tercih etmemesini  de seviyorum. Duygularını kontrol edebilmek derken kast ettiğim de bu. Hırs gibi şeylere yenilmiyor ve tıpkı dünyayı korumakla görevli birinden beklendiği gibi en makul seçimleri yapabiliyor. Ateş Kralı Ozai'yi öldürmek yerine güçlerini alması gibi. Ayrıca annesinin intikamını almaya giden Katara'ya verdiği öğüt de çok güzeldi: "Onu öldürme, sadece öfkeni kus ve bırak gitsin." (Let it go~ Let it go~ Can't hold it back any-Tamam, tamam, sustum. -<-") Aslında bakarsanız Avatar bilgece repliklerle dolu ve her karakterinden ayrı bir şey çıkarılabilecek bir seri.
 http://fc02.deviantart.net/fs70/f/2012/116/7/8/dream_team___avatar_the_last_airbender_by_shizumahru-d4xmvov.jpg
Nedense Korra'dan pek hoşlanmadım.Karakterden değil, seriden. Ama neden hoşlanmadığımı bilmiyorum, yani gayet güzel bir seri. İkincisi de ilki kadar güzel olan pek az fantezi yapıtı bulunur ve Avatar'ın benim için duygusal bir anlamı da olduğunu hesaba katarsak elbette Korra'dan bir Avatar en azından benim için beklenemezdi. Sanırım beklentilerimi fazla yüksek tuttum. Ya da sakin bir kafayla tekrar izlemeliyim.
Gelelim benim büyük Avatar çizgi film midir anime mi tartışmasındaki yorumuma... Ben  Avatar'ı ikisinin arasındaki kendi türünde bir çizgi yapımdır diye tanımlarım ama aslında "anime" ve "çizgi filmleri birbirinden ayıran şeyin ne olduğuna baktığınıza bağlı. Ben "Anime çizgi film değildir, aksini söyleyen mal öküz aptallara ölümmm!!!" tiplerinden değilim, temelinde ikisi de animasyondur ama ben animeyi konu devamlılığı ve çizim tarzı ile sıradan çizgi filmlerden ayırırım. Animelerin ayriyeten çoğunun en azından 12-13 yaş altına hitap etmediği de gerçek ama tüm çizgi filmler de çocuklar için değildir. Bknz: South Park, Family Guy, Simpsons gibi yapımlar. Ne Japon işi ne de çizimleri anime tarzıdır, yani kesinlikle anime değillerdir ama çocuklara da hitap etmezler. (Özellikle South Park. Gerçi ben 8 yaşımdan beri izliyorum ama olsun...) Benim ayrımıma göre Avatar anime olarak kabul edilebilir. Öte yandan bazıları için bir anime'yi "anime" yapan en önemli unsur "Japon"luktur. En önemli olmasa da sanırım bu da önemli bir unsur çünkü "anime" aslında Japon kültürünün bir parçasıdır. Bu da dikkate alınırsa Avatar anime değildir ki bu da gayet mantıklı. Bu yüzden bence Avatar  anime ve çizgi film arasında tamamen kendine özgü muhteşem bir yapımdır.
TEAM AVATAR FOREVER!!!
Not: Bu arada şu "bükme" olayını araştırıyorum şu sıralar. Bu sadece Avatar dünyasına özgü bir şey mi yoksa herhangi bir mit ya da gerçekliğe dayanıyor mu diye merak ediyorum. Çünkü bana tıpkı "büyü" gibi geliyor. Gerçekliğe dayanan ama fanteziye dönüşen bir şey gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder