16 Mart 2014 Pazar

Hoşlanmayacağınız Şeyler

"Niye bazı insanların hayatlarnda güzel şeyler olurken bizimkinde hiç olmuyor?" diye düşünüyordum bu sabah okula giderken. "Biz" derken kast ettiğim annem ve ben ve aslında daha çok da annem. Annem, bir anne olarak bazen beni çıldırtsa da, bu dünyada en çok saygı duyulması gereken insanlardan biridir. Bunu annem olduğu için söylemiyorum, dediğim gibi, bir "anne" olarak beni çıldırtıyor. Ben bir insan olarak annemden bahsediyorum. Yani ben hiç annem kadar güçlü bir kadınla şahsi olarak tanışmadım. Elbette tüm anneler güçlüdür ama benim annem beni tek başına ve kimseye muhtaç kalmadan ve elinden gelen en iyi şekilde büyütmek için her şeyi yapmış biridir. Bu hayattaki en büyük isteklerimden biri annemin biraz mutluluk yüzü görmesi. Çünkü bu dünyada bazı insanların yaşadıkları mutlulukların çok daha fazlasını hak ediyor o. Ne var ki buna rağmen benim gibi bencil birinin bile dikkatini çekecek kadar bahtsız... Bu dediklerimi duysa eminim "benim çok güzel bir hayatım var kızım, ne durumda olan insanlar var bak, ben çok şanslı bir insanım" derdi ama değil işte! Annem gibi biri bundan çok daha fazlasını hak ediyor. Ayda en az bir hafta neredeyse 12 saat çalışan bir insanın en azından emekli maaşı ev kirasından düşük olmamalı. Ama annemin öyle. Oysa babam... Küçükken babamı melek sanardım. Gördüğüm en iyi insandı. Şüphesiz cennetlikti. Annem ise sürekli bağırıp çağıran bir canavardı. Hatta bir keresinde onu ejderha olarak resmedip annemi ağlatmıştım. Şimdi bunu hatırladıkça ben ağlıyorum. Çocukken gerçekten salaktım. Gerçi nasıl bilebilirdim ki? Büyüdükçe babamın gerçek yüzünü yavaş yavaş görmeye başladım. Babam kötü bir  insan sayılmaz ama iyi de değil ve onun sahip olduklarına annem sahip olmalıydı. Eğer babam sinsilik etmese öyle de olacakmış. Ben bunu öğreneli daha çok olmadı. Ama öğrendikten sonra babama büyük bir nefret duymaya başladım. Üstelik ben bunu annemden öğrenmedim. Yani annem bana bu olayı hiç anlatmamıştı. Duyduğumda annemin ne kadar haksızlığa uğradığını ilk anlayışımdı. Ama bence Tanrı da anneme haksızlık ediyor. Tamam, en çok iyi insanlar sınanır, ödülünü sonra alırlar ama ne yani, annem bu dünyada hiç mutlu olamayacak mı? Şu an annem işten çıkarılsa haydi bana babam bakar ama ya annem? Ona kim bakacak? O maaşla geçinilmez ki. Şu an bir iş bulursam ben bile çalışacağım. Uzun zamandır kafamda vardı ama daha çok kendi bencilce hayallerim için para biriktirmek istediğimden dolayı... Oysa şimdi iş ciddiye bindi. Ben annem için başarılı oldum olmadım olamazsam... Bilemiyorum. Bir de baba parasıyla geçinmek gibi hayallerim vardı. Sanki ben zengin çocuğuyum da. Gerçi annemden şanslı olduğum kesin. Bir ergene göre benim hayatımda oldukça güzel gelişmeler oluyor ve yazının devamında bunu daha iyi anlayacaksınız.
İşte bu düşüncelerle okula gittim. Cuma okul haftasının son günü olsa da benim en sevmediğim gündür çünkü bir türlü bitmek bilmez, resim ve beden dersleri vardır... İkisini de sevmiyorum çünkü resim öğretmeni çok gıcık, beden dersini severdim ama 30 kiloluk kızın bile kaldırabildiği gülleyi kaldıramayıp üstüne bir de gülle ile birlikte son hız yere çakılarak Newton'ın yer çekimi kanunlarını görsel olarak mükemmel bir şekilde kanıtladığım o dersten sonra değil... Ama bugün çok güzeldi çünkü:
1. Müzik öğretmenine dersin nasıl işlenildiğini çok merak ettiğimi ve resim malzemelerimi evde unuttuğumu söyleyerek resim dersi yerine müzik dersine girdim.
2. Bu olayı daha uzun anlatacağım.
3. Güzel bir kız olduğumu anladım. Ya da öyle bir şey, sanırım. Fikrimi dinleyin bir. Şimdi bizim sınıfta bir kız var ve kimse ondan pek hoşlanmıyor ve ben bunun nedeninin şu sticker kadar yapışkan tiplerden biri olması olduğunu düşünüyordum. Hani biraz fazla cana yakın tipler olur ya... Sürekli sosyalleşmek için çaba harcarlar. (Ayrıca onda benim kişisel olarak hoşlanmadığım bazı başka özellikler de var ama galiba bunlar genel sebebe dahil değil.) Ama tek nedeni bu da değil. Bu kızın pek... Nasıl denir? Güzel bir görünüşü yok ve bunun nedeni de bir parça bakımsızlık. Eğer karakteri çekici olsaydı bu benim için hiç önemli olmazdı ve diğerlerinin de onu en azından bu kadar dışlamayacaklarını tahmin edebiliyorum. (Şimdi de tam olarak dışlanıyor sayılmaz, sadece kimse onunla fazla yakınlaşmıyor.) Ben yine de nedenleri doğrulamak için bir arkadaşıma neden kimsenin onunla fazla yakınlaşmadığını sordum ve o da aynı yanıtı verdi ama bunu şu şekilde ifade etti: "Biraz yapışkan ve arkadaşlık kurmak için fazla çaba harcıyor, ayrıca dış görünüşü de bence etmen, o kızın banyodan çıktıktan sonra vücuduna losyon sürmek gibi şeyler yaptığını da hiç sanmam." (Konu bu değil ama bir parantez açıyorum, fakat bunu, yani her ne kadar iç güzellik daha önemli desek de dış güzelliğin ne kadar önemli bir etmen olduğunu bu kadar açık bir şekilde ifade etmesi... "İç güzellik daha önemlidir" lafını duyduk hep ama artık buna inanıyormuş gibi davranmaya bile tenezzül etmiyoruz.) Biliyor musunuz? Ben de losyon sürmem. Krem de öyle. (O vıcık vıcık şeyden nefret ediyorum, kremli ellerle hiçbir şeye dokunamazsın ve ben de feci şekilde dokunma hastalığı vardır. Üstelik elim kalem tutar, "geniş zaman" ekinin tam anlamıyla - her zaman.) Aslında benim kişisel görünümümle tek ilgim (o da iğrendiğim için)  kıllarımı almak ve ara sıra dişlerimi fırçalamak, hepsi o. Benim o kızın sahip olmadığı kadar iğrenç özelliklerim vardır. Yani ben çirkin biri olsam bu bakımsızlıkla herhalde benden de uzak dururlardı, bakımsızlığımı kapatacak kadar çekici bir kişiliğim olduğu söylenemez ne de olsa. Güzel olmasam da çirkin değilim... Bir daha kendime çirkin demeyeceğim.
Gelelim 2. meseleye...

Sınıfta müzik dinleyerek kendi kendime resim çiziyordum. Sınıfa 3 kız girmiş, başımı kaldırıp bakmadım bile. Sonra millet "burada" diye parmaklarıyla beni göstermeye başladılar. Kulaklıklarımı çıkarıp başımı kaldırdığımda içlerinden sadece birini azıcık tanıdığım (ve normalde hoş biri olsa da o an gözüme çok acımasız görünen), diğer ikisini ise hiç tanımadığım ama biri tam bir zorba, diğeri de kavgacı liderleri gibi görünen 3 kız yanıma yaklaştı. "Sen anime mi izliyorsun?" dediler, ben de manga verdiğim arkadaşlarımdan birinden beni duyup manga isteyeceklerini düşünerek "evet" dedim. Bunun üzerine "kavgacı" liderleri "Biz okulun anime izleyicileri olarak bizim gibilerle iletişime geçmeye çalışıyoruz da" dediler. Okulda bayağ anime izleyen olduğunu biliyordum ama BEN HARİÇ HEPSİNİN iletişim içinde olduklarını bilmiyordum! Meğer bizim şube hariç diğer tüm şubeler animeci kaynıyormuş ve hepsi de birbirini tanıyormuş, hatta bayağ yakınlaşmışlar! (Kıskandım.) Hem de daha önce gerçek hayatta tanıştıklarım gibi sadece birkaç seri izlemiş, anime kavram ve kültürüyle ilgisi olmayan insanlar değil, bayağ "fujoshi" olan, "cosplay" planları yapan ve birbirlerine klasik Japonca kelimelerle hitap eden insanlar! Neyse işte, sanırım beni de aralarına aldılar. Diğer arkadaşlarımın birbirimizin fujoshi olduğunu öğrendiğinde verdiğimiz tepkiler ve "Ereri" deyince geçirdiğimiz fangasmlara karşı tepkileri çok komikti. Her ne kadar artık yalnız olmasam da eskiden kurduğum "okulda anime izleyen birileriyle tanışıp animelerdeki gibi süper kankalar olma" hayallerim gerçek oluyor gibi! Gerçi bu hayalleri kurarken yalnızdım, şu ansa dünyaları verseler değişmeyeceğim ve çok çok çok çok ÇOOOOOK sevdiğim bir en yakın arkadaşım zaten var, başkasına da gerek yok, teşekkür ederim. Ama yine de okulda ciddi anime izleyicileri olması beni çok mutlu etti, henüz pek konuşamamış olsak da en yakın zamanda onlarla ciddi otaku sohbetlerine dalmak için can atıyorum! Ya aslında hala OKULDA biriyle fangasm geçirdiğime inanamıyorum! Ve birilerinin abartılı tepkilerimi garip bulmayıp üstüne bir de benim gibi abartılı tepkiler vermesine! Yalnız biraz fazla zorlama tavırları var. Yani anime karakterlerine benzemek için biraz kasıyorlar gibi. Yani tamam, benim tavırlarım da çok abartılıdır ama bu benim kişiliğimden kaynaklanıyor, ben anime izlemeden önce de böyleydim. Hem de ben duygularımı anime karakterleri gibi göstermek için kasmam. Mesela illa "KYAAAAAAAAAA!!!!!" diye bağırmam, çığlığım ağzıma nasıl gelirse öyle bağırırım. (Belki de gerçek hayatta otakular böyle oluyor, kim bilir?) Tabii anime karakteri gibi davrandığımda olur ama otaku damarım kabardığında . Neyse neyse, yine de çok eğlenceli kızlar! (Burun kanama hareketleri de çok havalı.) Bahar da geldi... BELKİ ANİMELERDEKİ GİBİ SAKURA YAPRAKLARI UÇUŞURKEN (*okulun etrafında sakura ağaçları yok*) ETEKLERİMİZ SALINA SALINA (*okulda pantalon giyiyorlar*) GÜLÜŞEREK DONDURMA YERİZ!!! (*bu şahıs yapamaz çünkü en yakın arkadaşına bağımlı*)
Fakat ne var, biliyor musunuz? Arkadaşlık ilginç bi'şi.  Ortak ilgi alanları arkadaşlık kurmak için yeterli değil. Hatta kişilik de yeterli değil. Büyüme, hayat, tanışma koşulları ve tüm bunların birleşimi bile yeterli değil. Arkadaşlık tamamen şans işi bir şey. Tek bir söz ya da tek bir gülüş her şeyi değiştirebiliyor. Ve biriyle o "bağı" bir kez kurmuşsanız, ilgi alanları falan önemli olmuyor. Böylece sınıftaki arkadaşlarımı da sevdiğimi anladım. Yani eskiden bana otakularla takılmaktansa, "sıradan" sınıf arkadaşlarımla takılmayı tercih edeceğimi söyleseler herhalde kahkalarla gülerdim. Meğer o işler öyle değilmiş. Eğer tüm arkadaşlarınızla ortak ilgi alanı yüzünden tanıştıysanız ve arkadaşlığınız da bu ilgi alanına dayanıyorsa arkadaşlık ilişkilerinizi biraz gözden geçirin derim ben.
Neyse, şaşırtıcı derecede güzel bir Cuma günüydü işte... Ama hava bugün bozdu. :C (Yazı yazmaya Cuma başladım, bugünse Pazar.) Ve ben tam da hasta olacak zamanı buldum, kusso! Yani sınav haftamı... Sigh. Neden hasta olmak için k.çımı yırttığımda hiç hasta olamıyorum ama tam da en olmayacak zamanlarda hasta oluyorum? (Benden nefret eden insan/lar, burada sevinebilirsin.) Bir de haftaya okulda piknik yapmayı planlıyoruz, tabii hava Cuma günkü kadar güzel olursa. Bizim okulun bahçesinde piknik yapmamak günah olur.
Kendim hakkında yazmayalı ne çok olmuş... Hayatımda birçok gelişme oldu. Mesela NİHAYET RAMEN YEDİM!!! Sınıftan bir arkadaşım bana aldı, meğer Kiler mi Kim mi artık adı her neyse, bir markette 1 liraya satılıyormuş. Fena değildi, iyi yapan yerlerde daha da güzel olacağını düşünüyorum. Anime izleyerek yeme keyfi... Gerçekten çok güzeldi. <3 Ve Darker than Black'e başladım evet! Ayrıca Tengen Toppa Gurren-Lagann ve Yowamushi Pedal'a da. Üçü hakkında da yazmak istiyorum. Okuduğum bayağ manga da var: Koe no Katachi (henüz başındayım,fikir belirtmiyorum), Gakuen Babysitters (This one make my heart doki doki, çok kawaiiiii!!! >333< <3 Eğer depresyonda falansanız mutlaka okuyun, yani bu manganı yüzüne bir gülücük oturtamayacağı kadar mutsuz biri olamaz...), Haikyuu ve... Hey! Bir sürü manga okuyordum ben ne oldu? Unuttum... ("Manga" demişken, neden hala Shingeki no Kyojin'in mangasına başlamadım ben? Birileri bana gaz versin!) Bir de Elif Şafak'ın "Ustam ve Ben" kitabını bitirdim. Gerçekten şaşırtıcı derecede güzeldi... Osmanlı'da geçen bir kitabın içinde bu kadar çok şey barındırabileceğini hiç düşünmezdim, neredeyse her şey vardı kitapta. Pek eğlenceli başlamamıştı ama öyle olaylı ve meraklı devam etti ki! Üstelik Mimar Sinan ve Osmanlı hakkında araştırma dürtülerimi uyandırdı. Bir de ben en yakın eski'yi bile hep farklı bir evren gibi görürüm, halbuki insan hep insan aslında ve temel şeyler pek de değişmiyor. Ne kadar zaman geçerse geçsin nefes alma, yeme-içme ve hissetme duygularını barındıracağız. Ve doğup öleceğiz. Bir şeylere "ihtiyaç" ve "inanç" duyacağız. Zeka düzeylerimiz farklılık gösterecek. Bunlar ve bu tür şeylerin değişeceğini düşünmüyorum ben... Ha bir de annemin bana bağırması tabii.
Bu kadar, teşekkür ederim.

1 yorum: