6 Nisan 2014 Pazar

Alice: Ermişliğe Doğru


Biliyor musunuz bu aralar gerçekten büyüdüğümü hissediyorum. Yani ruhsal olarak falan diyorum. Belki de yanılıyorumdur, sadece duygularım köreliyordur, bilmiyorum ama bu aralar daha makul ve olgun tepkiler verir oldum gibi geliyor bana. Mesela artık ne olursa olsun kendimi o kadar çok üzmüyorum ve gerçeklerle yüzleşebiliyorum. Benimle oynayan bir evren yok (Ve o sırada Evren~: "Heheheh sonunda gerçek olmadığı düşünmeye başladı... *evil laugh & lightning*" İstersem Nirvana'ya ulaşayım asla kurgusal düşünce biçimim değişmeyecek.) ve diğer insanlar Evren'in benimle savaşmak için kullandığı NPC denen silahlar değil. (Fakat bu düşünceyi çok seviyordum ben. İnsanların gerçek olmayan düşmanlar olduklarını düşünmek canımı yakmalarını engellemenin tek yollarından. Neyse.) Benim olduğum kadar gerçek, tıpkı benim gibi karmakarışık duygu ve düşüncelerle donanmış iki hazineye sahip (kalp ve beyin), dolayısıyla ne yapacaklarını tahmin etmesi imkansız canlılar. Sevdiğim herkesin hep aynı şekilde ve aynı zamanda elimden gitmesi tesadüf. Tesadüf, Alice, tesadüf. Sen artık büyüdün. Sakinleş. Derin bir nefes al. Evren sana takmış durumda değil. Sen de sadece bir toz zerresisin. Neden taka taka sana taksın ki? Özel bir yanın falan yok. Kendini beğenmişlik yapma. İnsanların duygu ve düşüncelerini kontrol edemeyiz. Bu yüzden aslında kimseye sahip olamayız. Yani hepimiz yalnızız. Yalnızlık insanın doğasında olan bir şey. İlişkiler çıkarlara dayalıdır. Sevgi genelde çıkardan sonra gelir. Aslında sadece platonik ilişkiler çıkarlardan yoksundur. Ben canavar değilim. Yalnızlığa mahkum paranoyak bir deli de değilim. Ben gerçekten iyiyim. *yerden kırmızı dokunaçlar çıkar ve onu yakalar* (AMR parodisini fark edenler ÇAK'ın bakalım!) 
Yani olayın özeti şu ki insanlar gider çünkü onlara sahip olamayız.
Gerçi ne olursa olsun sizin olan ve ona ait olduğunuz insanlar da vardır.
Birkaç yıldır Nisan'da hep böyle olurum.
Herneyse. Olgunlaşmamı biraz da şu sıralar tutulduğum müthiş bilgi açlığına ve aşkına bağlıyorum. Hep merak ettiğim çok şey oldu ama asla bunları öğrenmenin yolunun okumaktan geçtiğini göremedim. Yani çok okudum ama merak ettiğim şeyleri öğrenecek kadar değil çünkü öyle iğrenç bir eğitim sistemimiz var ki öğrencilere bir şeyler öğretmeyi bırak onları öğrenmekten soğutuyor. 8 yıllık eğitimimi bitirdiğim gün aynen şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: "8 yıldır öğrendiğim tek şey hiçbir şey öğrenmediğimdir." Çünkü insan merak etmediği ve gerek duymadığı şeyi öğrenmez ve bu devletin 8 yıllık sözde "eğitim" sistemi merak ettiğim hiçbir şeyi bana öğretmedi bana. Neyse. Ben de böylece "öğrenme" kavramından soğuyup bugüne dek merak ettiğim hiçbir şeyi öğrenmeye tenezzül etmedim. Ama son günlerde inanılmaz bir her şeyi öğrenme isteğine kapılmış durumdayım. Bir süredir okuduğum 5 ayrı roman vardı, hem de birkaçı da arkadaşlarımın, ne ara bitireceğim bilemem ama hepsini bir kenara atıp deli gibi ansiklopedi okumaya başladım. Ah bir de tarih kitapları. Hani okullarda tablet dağıttılar ya?  İnanmayacaksınız ama gerçekten amacına uygun kullanıyorum. Yani yaptığım ilk şey oyun ya da anime indirmek olmadı! Siyaset tarihi, dil tarihi ve müzik tarihi indirdim, notlar çıkara çıkara okuyorum. Ha, bir de Kur'an'ı indirdim, böyle okumak da daha kolay oldu. Yalnız milli eğitim bakanlığı'na ilk kez teşekkür ederim, tam da içime bilim aşkı ateşi doğmuşken bu tablet dağıtma işi çok iyi oldu, çok güzel oldu. Şahsen benim çok işime yaradı.
Anlayacağınız durum bu... Her şeyi öğrenmek istiyorum ama öğrenecek o kadar çok şey var ki! Nereden başlayacağımı bilemediğim için annem bana Dünya Tarihi diye bir kitap aldı, yazarı Ernst H. Gombrich, gerçekten güzel kitap - sizin de merak ettiğiniz şeyler varsa tavsiye ederim. Aslında ben Dünya'nın Kısa Tarihi'ni okumak istiyorum ama o biraz ağır kaçar gibi geliyor. Bir de benim sorunum şu ki kolay kolay inanmıyorum. Sonuçta koca tarihin yalan olması muhtemel bir durum ve bu düşünceden yola çıkarak duyduklarıma bir türlü inanamıyorum. Neyse. Geçmişe gitmenin bir yolu bulunana dek belki de yalanlarla idare etmek zorundayız ne yapalım?
Belki bunlar yüzünden de olgunlaşır gibi oldum. İnsanların neden din ya da bilimi tercih ettiklerini daha iyi anlıyorum sanırım. Çünkü bilim de din de insanları şu yaşadığımız dünyanın aptallığından koparıp başka bir boyuta taşıyor. Ben ikisini de seçiyorum ve beni götürdükleri boyuttan uğruna kendimi harap ettiğim şeyler çok mantıksız, saçma, aptalca geliyor. Sadece kendisinin sorunları olduğunu düşünen ya da dünyada sadece kendisinin yaşadığını sanan insanların kendini beğenmişliklerinden arınmak iyi geliyor. Hata yapmadığın halde kaybettiğin şeyler için üzülmene değmez. Ben yanlış bir şey yapmıyorum. Bu yüzden gönlümü ferah tutacağım. 
Sigh. Kendime çok iyi tavsiyeler veriyorum. Ama asla tutamıyorum.


1 yorum:

  1. Kendimi gördüm, evet. Artık "evrenin" bize takmadığını anlama yaşına geldik.

    YanıtlaSil