26 Nisan 2014 Cumartesi

Bir Zombi Yapımında Ağlayabileceğimi Asla Düşünmezdim

Sanırım bu yazıyı oyunu izlemeyi tamamlayınca yazmalıydım ama dayanamadım. The Last Of Us'ı ilk kez Oyungezer'de görmüştüm. O zaman oyun daha çıkmamıştı ama hakkındaki inceleme yazısını okuyunca etkilenmiştim. Hatta bende oynamak istiyordum ki sonra PS3 oyunu olduğunu öğrendim. (Kuzenlerim her türlü teknolojik donanıma sahip ama onlara gidip oynama şansım olacağını sanmıyorum.) Sonra şevkim kırılmış olacak ki oyunu takip etmeyi bıraktım. Hatta Pewdiepie oynamaya başlayınca bile izlemedim. Daha doğrusu biraz baktım ama sıkıcı gelince bıraktım. Geçen gün beni ne teşvik etti tam olarak bilmiyorum. Aslında The Walking Dead'in oyun videolarını izlemeye başlamıştım. Sonra bana Last of Us'ı anımsattı ve The Walking Dead yerine onu açtım. 1-2 gündür  paso Pewdiepie'ın Last of Us videolarını izliyorum ve şu an son parttayım. Aslında sanırım imkanım olsa da bu oyun en azından benim için izlenmesi daha güzel olan türde bir oyun. Çünkü hareketler genellikle yürümek ve ateş etmekle falan kısıtlı. Ben de bu konuda pek yetenekli değilim işte. Ayrıca film gibi izlenmesi gerçekten keyifli bir oyun.
Oyunun konusu diğer tüm zombilerle ilgili yapımların konuları gibi: İnsanları zombilere dönüştüren salgın bir hastalık dünyayı ele geçirmiş ve insanlar hem birbirlerine hem de salgın sonucu zombiye dönüşenlere karşı savaşarak hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Oyun, salgının ilk ortaya çıkışı ve baş karakterimiz Joel'in kızını kaybetmesiyle başlar ama aslında oyun bu olaydan 20 yıl sonrasında, yani 2033 yılında geçmekte. Joel sıra dışı bir "paketleme" görevi alır: Normalde hastalıklı biri tarafından ısırılma yoluyla bulaşan hastalığa karşı bağışıklık gösteren Ellie isimli küçük bir kızı dünyayı hastalıktan kurtaracaklarını iddia eden "Ateşböcekleri" denen bir tür özel gruba götürmelidir. Hikayemiz böyle başlıyor. İlk bakışta son derece sıradan görünüyor ama öyle değil işte. O hayenin bir işlenişi var ki... Tüm cutsceneler mi insanın ağzını açık bırakır kardeşim? Bırakıyor! Oyun başta gerçekten biraz sıkıcı başlıyor. Ama olaylar geliştikçe oyuna giderek daha çok ısınıyorsunuz. Durağan mücadele sahnelerinde de Pewdie sağolsun benim canım hiç sıkılmadı. Bazı mücadele sahneleri durağan ve bu da çok doğal çünkü bu oyunda gerçekçilik üst düzeyde. Örneğin etrafınız zombi ve holiganlarla çevriliyken siz ne yapmayı düşünürseniz Joel ile Ellie de onu yapıyor: Saklanıyorlar. Bir şeylerin arkasına saklanarak ilerliyorlar ve arada düşmanlarına ateş ediyorlar. Sonrası hep yürüme. Şahsen bana bir oyunu oynatan şey o oyunun oynanışından çok hikayesidir. Eğer aradığınız heyecanlı çatışma sahneleri ya da korkunç zombi jumpscareleri ise bu oyun sizi ne kadar tatmin eder bilemem. Çünkü bu oyundaki çatışma sahnelerinin pek özel bir yanı yok. Zombiler ise korkunçtan çok acınasılar çünkü onlar bedenlerinin kontrolü hastalık tarafından ele geçirilmiş insanlar ve hatta birçok kişi onların kendisinden çok onlardan birine dönüşmekten korkuyor. *spoiler* Hem de bazıları onlara dönüşmemek için kendilerini öldürecek kadar korkuyorlar... *spoiler* Dediğim oyunda gerçekçilik üst düzeyde. Oynarken "Eğer dünya insanları zombiye dönüştüren bir hastalık tarafından ele geçirse her şey aynen böyle olurdu" diyorsunuz. Ben de bu tür gerçek-dışı bir tema üzerine kurulu bile olsa gerçekçi şekilde işlenen şeyleri seviyorum çünkü bence alıcının kendini işin içindeymiş gibi hissetmesini sağlıyor gerçekçilik. The Last of Us'ta da hem konunun işlenişi hem de kalan öğeler çok gerçekçi. Mesela karakter ve mekan tasarımları. Karakterlerin dış görünüşleri, mimikleri, hareketleri çok detaylı ve oyundaki harap olmuş binalardan biriyle gerçek bir harap olmuş binanın fotoğrafını yan yana koysanız belki de aradaki farklı anlayamazsınız. (Tıpkı Makoto Shinkai'nin şu son filmi Kotonoha no Niwa için kullandığı mekanın gerçeğiyle ayırt edilememesi gibi. Yine aynı şekilde Makoto Shinkai'nin yapımlarında olduğu gibi bazı manzaralar var ki oyun adeta gözünüze sokuyor. Son derece de haklı olarak.) Her şeyden önce o "bizden son kalan" havasını fazlasıyla hissediyorsunuz. Harabelerin arasında dolaşırken bulduğunuz notlardan bazıları yüreğinizi sızlatıyor. Ateşböcekleri'ne giden yolculuk boyunca zaman zaman edindiğiniz refakatçilerin hikayeleri de öyle. Oyunda Joel ve Ellie ile ilerledikçe yaşamak için durmadan mücadele eden diğer insanların hayatlarının zorluklarını iyice kavrıyorsunuz. Kalan son kişilerin hayatları gerçekten hiç kolay değil.
Biraz da karakterlerden söz etmek istiyorum. Karakterler derken Joel ve Ellie. Pekala, tamam, daha çok Joel! Joel gerçekten çok zor bir karakter. Zor derken gerçekten "siktir git Joel!" diye bağırmak istediğiniz zamanlar yaşatabiliyor size ama davranışlarının altında yatan sebepler hakkında azıcık düşündüğünüzde gözleriniz doluyor ve bir anda "JOOOEEEAAAĞL!!!" diye hönküre hönküre ağlamaya başlıyorsunuz.  Joel sevdiği birini kaybetmenin acısını taşıdığı için ilk başta Ellie'den mümkün oldukça uzak durmaya çalışıyor ama zamanla ister istemez Ellie'yi kızı yerine koyuyor ve onu önemsemeye başlıyor. Hatta Ellie bir tehlikeye düşse hemen endişelenmeye başlar kıvama geliyor. Ellie de sevdiklerini kaybetmenin acısını yaşamış biri ama sonuçta o bir çocuk. Zaman zaman Joel'ın onun kalbini kırdığına şahit oluyoruz. İşte öyle zamanlarda "Haydi ama adamım, bırak şu soğukluğu, sertliği!" diye haykırasınız geliyor ama yapamıyorsunuz tabii... Ama genelde böyle sahnelerin hemen ardından bir telafi sahnesi geliyor. 
Gerçekten çok çok çok ama ÇOK tatlı bir ikililer (Küçük kızlar ve yetişkin adamlar ayrılmaz ikililerdir zaten. Ama Joel ile Ellie Ib ve Garry ikilisini bile geçtiler benim için. Tabii Garry hala favori oyun karakterim.) ve Last of Us bitince elbette derhal Left Behind'a sarılacağım (O da sanırım Last of Us'dan öncesinde geçiyor ve Ellie'nin geçmişini anlatıyor. Joel yerine Riley diye bir arkadaşı varmış. Meh.) ama Joel ile Ellie ikilisi olmadıkça bir Last of Us olamayacağını düşünüyorum. Fakat Naughty Dog'ın açıklamasına göre bir daha ikisinin olduğu bir oyun olmayacakmış. Orta parmağımdan onlara sevgi ve saygılar gönderiyorum. Joel ve Ellie gibi ikili mi olurmuş yahu!? Açıkçası oyunu izlemeye başlarken Ellie'nin her biri öldüğünde ağlamaya başlayan saf ve masum kız tiplemesi (Bu da animelerdeki iğrenç bayan karakter tiplemelerinden kafamın ne kadar yandığının kanıtıdır.) ve Joel'ın da klasik bir oyun karakteri olacağını düşünmüştüm ama neyse ki ikisi de çok başka çıktılar. Aslında Ellie'yi yine de severdim çünkü o suratı sevmemek mümkün değil ama Joel'i bu kadar seveceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Umarım oyunun sonu tahmin ettiğim şekilde bitmez çünkü eğer biterse o orta parmağımla oyunun yapımında görev alan herkesin gözünü çıkarırım.

2 yorum:

  1. Vaay... şöyle bir baktım da oyun gerçekten mükemmel görünüyor. Zaten Final Fantasy'i gördüm göreli bu tür gerçekçi oyunlara ölürüm biterim. Ama ne yazık ki bazı duygusal nedenlerden dolayı ne koleksiyonunu yaptığım oyunlarım ne de o oyunları oynayabilecek bir oyun konsolum var. Ben de anca uzaktan izliyorum böyle hehe.

    Ayrıca o yorumlarına öldüm gülmekten XD Özellikle de sonda belirttiğin iyi niyetli cici mesajlarınasfds

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de ancak uzaktan izleyebiliyorum Shuu-chan, aynı durumdayız. TT_TT Gerçi dediğim gibi, bu tür oyunları izlemek en azından bana daha eğlenceli geliyor. Ve yorumlarım... İnceleme yaparken bile duygusallaşmaktan kendimi alamıyorum. xDDD

      Sil