23 Nisan 2014 Çarşamba

Çocuk Muyuz Robot Mu Belli Değil (Antropolog Alice Yine İş Başında)

Havalar ne kadar güzelleşiverdi birden değil mi? Zaten epeydir böyle güzel günler görüyorduk ama devamlı araya yine yağmurlar ya da soğuklar giriyordu. Şimdi  o yağmurlar ve soğuklar tamamen geçmiş gibi. Benim de içim içime sığmıyor. Bugün evde kaldım. Tüm gün sıkı bir şekilde çalışmayı planlıyordum çünkü muhtemelen okula döner dönmez kaçırdığım zor matematik sınavına gireceğim. Aslında bakarsanız nadiren girdiğim çalışma modum da üstümdeydi. Ama sonra pencereden dışarı baktım... Hani böyle güneş ışıklarının her tarafı aydınlattığı, kuşların neşeyle cıvıldadığı, etrafta kelebeklerin uçuştuğu (Kelebeklerden nefret ederim ama ortamı anlamanız için gerekli bir ayrıntı.), bisikletli çocukların dolaştığı, kısacası "GÜZEL BİR GÜN" diye bağıran günlerden biri olduğunu gördüm. Sonra... Sonra ipler koptu. TÜM arkadaşlarımı aradım ama hepsi de ders çalışıyormuş. Tek başıma dışarı çıksam yapacak bir şeyim olmadığından ben de mecbur evde kaldım. Fakat bunu yapmakta o kadar zorlandım ki... Dersleri zaten bir kenara attım. Sıkıntıdan deodorant, süpürge, telefon gibi aletlerle sinek avlamaya koyuldum. Gerçekten bu havada nasıl ders çalışabildiklerini anlayamıyorum. Bunları arkadaşlarıma anlattığımda "Haklısın da biz ne yapalım, sistem böyle gerektiriyor, hepsi sistemin suçuuu!" falan diyorlar hep. Tamam, kardeşim, sistem beni de buna zorluyor ama ne kadar zorlarsa zorlasın benim aklım yine de hep oynamakta - tıpkı normal bir çocuk gibi. En azından benim bildiğim "normal çocuk" tanımına göre böyle. Ama gözlemlerime göre bu sistem çocukları sadece çocukluklarından uzaklaştırmıyor aynı zamanda "çocukluk" algısını da değiştiriyor. Devamlı "ah zamane gençleri" diye konuşan ninelere benzeyeceğim ama aslında çok haklılar. Biz çok çabuk büyüyen bir jenerasyonuz. Evde bebekleriyle oynaması gereken yaştaki kızlar cep telefonlarından arkadaşlarıyla mesajlaşıyorlar. 8 yaşındaki çocukların benim bile kullanmaktan çekineceğim küfürler ettiklerini duyuyorum. Küçücük erkek çocukları mahallede futbol oynayacaklarına bilgisayarlarından zombi öldürüyorlar. Yaşıtlarımdan hiç bahsetmeyeyim... Uyuşturucu çeken mi arasın arkadaşlarıyla içki içmeye gidip sarhoş olan mı? (Bu arada ben evde Scooby Doo izliyorum.) Sonra bir de anaokulunda Mozart'ı öğrenenler var. Bu iyi bir şey olabilir tabii ama yine de o yaşta çocuğun bunu bilmesi..? Çok hızlı büyüyen bir jenerasyonuz azizim. Çünkü şüphesiz çocukluğun tadını alamıyoruz. Bunun sebebi de... Bakın şimdi: Türkiye'de yaşayan bir çocuğun bu tadı alabilmesi için maksimum 6-7 yılı var. Bunun 1 yılını herkesten çıkarın çünkü o sürede bebeksiniz. Ailesi çalışan bir çocuk maksimum 4 yaşında anaokuluna gönderiliyor. Bu durumda geriye sadece 2-3 senesi kalıyor. Bu kalan sürede de artık çevre ne verirse. Sonra okula başlıyoruz. İlk sene rahat sayılır tamam. Ama ilk seneyi atlattın mı yavaş yavaş o maratonun içine çekilmeye başlıyorsun. En geç 6. sınıfta o maratonun içindesin. Şu anki liseye geçiş sistemini anlamış değilim. (Aramızda sadece 1 yıl olsa da. Pffft...) Ama her halükarda devamlı notlarını yüksek tutmak zorunda değil misin? Peki acaba ortalama bir çocuğun bunu yapması için günde kaç saat çalışması gerekir? Ve temel soru: Okul ve bu çalışma süresini çıkarırsak çocuğa kalan zaman yeterli midir? Üstelik aynı zamanda apartmanlar arasında büyüyen çocuklar olduğumuzu da hesaba katarsak bence hiç değil. Yani benim şu anki evime en yakın park 10-15 dakikalık yürüme mesafesi uzaklıkta - başka da oyun oynayabileceğim herhangi bir yer yok. (Ama ben çok şanslı bir çocuktum, çocukluğun tadını çok iyi aldım, orası ayrı tabii.) Hal böyle olunca çocuklar bu eksikliği başka şeylerle doldurmaya çalışıyorlar bence. Ama dolmuyor işte.

Dediğim gibi ben çok şanslı bir çocuğum çünkü çocukluğun tadını iyi aldım. Kısmen apartman çocuğu olsam da bizim apartmanın bulunduğu bölge bir çocuğun oyun oynayabilmesi için harika imkanlara sahip bir yerdi. Anaokulum da eve çok yakındı ve gerçekten güzel bir anaokuluydu. Dolayısıyla ben okula başlayana dek doya doya oynadım. ^_^ Okulum biraz daha uzak bir semtteydi ama yine deniz kenarı semtlerinden biriydi ve üstelik ormanla iç içeydi. Bir de üzerine karşıma herhalde çıkabilecek en iyi arkadaşlar çıkınca... Biz oyun işini öyle abartırdık ki gerçek kabul ettiğimiz hayali bir dünyamız vardı. Sanki gerçekten bu dünyanın koruyucu prens ve prensesleriymiş gibi davranırdık. Sanıyorum 10 yaşında falan gerçek olmadığını kabullenmeye başlamıştık ama ortaokula geçene dek birbirimize hiç çaktırmadık. Orta okuldan sonra da oyunlarımıza devam ettik ama eskisi gibi değildi tabii. Aramızdan bazıları hemen hayalleri geride bırakıp gerçekliğe atıldı bazılarıysa yavaş yavaş. Sanırım şu an hala gerçekliğe sağlam bir adım atamamış bir ben kaldım. (Bir zamanlar sınav kağıdını uçak yapıp öğretmene fırlatmış arkadaşı arayıp "kanka 5 tane 1'im var ya kusura bakma ders çalışıyorum ben" cevabını alınca anladım bunu.) Hayallerle gerçeklik arasında sallanıp duruyorum. İşte bu yüzden şanslı olduğum kadar da şanssızım aslında. Ben o tadı biliyorum ve benim için vazgeçilmez bir tat ama şimdi o tadı paylaşabileceğim kimse yok - dahası hoş görülen bir şey de değil. Bu şartlar altında en azından artık yavaş yavaş büyümeye başlamalıyım ama süpürgeyle sinek avlayan biri olarak sanırım bundan henüz çok uzağım. Aslında en iyisi ortası. Eğlenceye de eğitime de ne olursa olsun eşit vakit ayırmak. Derslerin kötüyse bile. Çünkü biz iyi notlar almaya kurulu robotlar değil çocuğuz. Dikkatimiz dağılır, hayallere dalarız, çılgınlıklar yaparız... Zaten bunlar olmalı da ki gidip geçer not alamadık diye kendimizi kesecek hale gelmeyelim. Üstelik insan bir kez genç oluyor ve gençlik ileride geriye dönüp baktığında güzel anılar hatırlaman gereken bir dönemdir. Test kağıtları ve çalışma notlarıyla değil.


2 yorum:

  1. Aileler hep gelecek için ders çalışdığımızı söyler fakat o gelecek hiç gelmez. İnsanlar hep çalışır, çalışır, çalışır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, aldığımız eğitimde 15 yıl sonra köle olmak için alınan sözde bir eğitimden fazlası değil.

      Sil