11 Temmuz 2014 Cuma

Madoka Magica Geyiği

Madoka Magica ile ilgili tüm yazılara konulan klasik resim 
Tekrar izliyordum da Madoka Magica'nın ne kadar muhteşem bir seri olduğunu fark ettim. İlk izlediğimde de sevmiştim ama bence Madoka Magica 2. kez izleyişte daha iyi anlaşılıyor. (Belki de sadece benim geri zekalılığımdır gerçi. 0_-)
Bir tanıtım yazısı yazmak için fazla eski ve zaten çokça bilinen bir seri. Bu yüzden bu seriyle ilgili fikirlerimi paylaşacağım bol spoilerlı bir yazı olabilir. Ayrıca bana weeaboo diyebilirsiniz. Eğer weeaboo olmak (Çünkü anlamını tam olarak bilmiyorum ve doğru yazdığımdan bile emin değilim.) anime izlemekten ve animelerle ilgili bir şeyler yazmaktan keyif almaksa "weeaboo" ünvanını almakla ilgili bir sorunum yok. Canım istediği sürece burada animelerle ilgili yazmaya devam edeceğim.
Madoka Magica'nın mahou shoujo türünde yaptığı değişikliği herkes zaten biliyor. Görünüşte tıpkı diğer mahou shoujo animeleri gibi. Mahou shoujoların vazgeçilmez klasiği "dönüşüm" sahnesiyle ortaya çıkan sevimli kıyafetlerinin içindeki sevimli kızlar, sevimli bir yumuşun ("Sevimli yumuş" tanımı ile Kyubey'i karşılaştırdığınızda yüzünüzde oluşan sinirli gülümsemeyi görebiliyorum.) rehberliği eşliğinde kötücül yaratıklarla dövüşüyorlar. Ancak izleyenlerin bildiği ve spoilerlarla aldırmayıp okumaya devam edenlerin de az önceki parantezden çıkarabilecekler gibi bu sevimli yumuş pek de iyi niyetli bir sevimli yumuş değil. Kimseyi büyülü kız olmaya zorlamıyor ve hatta büyülü kız olmayı kabul edenlerin bir dileğini bile gerçekleştiriyor. (Buna "kontrat" diyor.) Ancak bu kontrat da tıpkı en önemli şeylerin küçücük harflerle yazıldığı kontratlar gibi çünkü Kyubey en önemli detayları "sormadınız ki" diye söylemeyiverebiliyor - mesela büyülü kız olmalarına karşılık kızların ruhlarının ruh mücevherlerine (soul gem) dönüşmesi gibi. Bu durumda kızlar bir nevi "köle" durumuna düşüyor çünkü cadıları öldürerek topladıkları cadı tohumlarıyla (grief seed) ruh mücevherlerini temizlemezlerse doğal olarak ölürler, (Ya da bir cadıya dönüşürler.)  bu da ruhsuz köleler gibi yaşamak için cadılarla savaşmak zorunda oldukları anlamına geliyor. Ve bu konuda Kyubey'e asla kızamazsınız çünkü anlaşmayı kendi isteğinizle kabul ettiniz. Bu yüzden herkes ondan "nefret ediyor" ama asıl nefret edilen şey büyülü kız olmanın kendisi. İşte Madoka Magica'nın türünden ayrılmasının sebebi bu.Bu animede "büyülü kız" olmanın karanlık yanına bakıyoruz diyebiliriz. Ayrıca düşmanları "cadılar" da gerçekten tehlikeliler. Haliyle büyülü kızlarımızın kafalarının kopma riski oldukça yüksek.
Animeyle ilgili en çok sevdiğim şeylerden biri de büyülü kızlarımızın düşmanları olan "cadılar." Cadılar ruh mücevherleri tamamen kararan büyülü kızlar olduğunu belirtmiştim. Ki bu ruh mücevherleri aslında direk kızların ruhu olduğu için mücevherlerin kararması ruhun da kararması anlamına geliyor. Büyülü kızların cadıya dönüştürdüklerinde oluşturdukları labirentler bir nevi onların acı ve umutsuzluğa karşı savunmalarını temsil ediyor. (Ayrıca bu labirentlerin tasarımları cadıya özel ve gerçekten çok hoş. Zaten animedeki mekan tasarımları genel olarak çok hoş da (Genel olarak modern bir dekorasyona sahip geniş yerler, hatta fazla modern ve fazla geniş, bu yüzden Madoka'nın ütopyavari bir gelecekte geçtiğini düşünüyorum bazen ama gerçekten böyle mi bir fikrim yok.) cadı labirentleri hayal gücü ve yaratıcılık patlaması adeta - Dali'nin elinden çıkma kolajlar gibi her biri.) Benim en sevdiğim cadı labirenti ise Sayaka'nın savaştığı Elsa Maria'nın siyah beyaz labirenti kesinlikle.) Ve özellikle zayıf insanlar cadıların yaydığı acı ve umutsuzluktan etkilenip onlara yem oluyorlar. Büyülü kızların ruh mücevherlerinin kirlenmesi cadıyı öldürdüklerinde içlerine çektikleri bu duygular işte. Şahsen bu olayı çok melodramatik buluyorum. Zaten bana göre animenin en derin karakteri de animede cadıya dönüşen Sayaka Miki'dir.
Sayaka'yı ÇOK severim. Gerçekten, en sevdiğim anime karakterlerinden biridir. Hatta en sevdiğim kız olan anime karakteri diyebilirim. Animeyi doğru düzgün anlamadığım ilk izleyişimde bile Sayaka'nın cadıya dönüşü beni hıçkırıklara boğmuştu ki bir şey izlerken ve hatta okurken bile kolay kolay ağlamam ben. Ama Sayaka'nın "Aptaldım, hem de çok." dediği ve ardından gözyaşının ruh mücevherine damlamasıyla cadıya dönüşmesini izlerken yine gözyaşlarımı tutamadım. Harika bir sahne, gerçekten de öyle. Homura falan iyi güzel de gözümde Sayaka'nın derinliğine erişemez. Sayaka, dileğini bir zamanlar muhteşem bir kemancı olmasına rağmen geçirdiği ağır bir kazadan sonra bir daha hiç keman çalamayacak olan çocukluk arkadaşı Kyousuke-kun için kullanır. Kendisi "ruhsuz" bir büyülü kız olarak Kyousuke ile birlikte olamayacağı için onu tıpkı kendisi gibi Kyousuke'den hoşlanan yakın arkadaşı Hitomi'ye bırakır. Hitomi'nin hiçbir suçu olmadığını söylemeyin lütfen, yine de ondan nefret etmeye devam edeceğim - o kadar sene hep yanında olmuş Sayaka'yı bir anda unutmuş Kyousuke'den daha fazla. Her neyse, böylece Sayaka'nın içindeki kıskançlık büyür ve onu ele geçirir, sadece diğer insanları kurtarma düşüncesine sarılarak kendisi önemsemeden durmadan savaşır ve sonunda ruhu kararak bir cadıya dönüşür.
Sayaka anladığım kadarıyla büyülü kızlar arasında en güçsüzü ama en idealisti de. Bu kendini harcamak anlamına gelse bile bunu bildiği halde sonuna dek başkaları için savaşmayı sürdürüyor. Bu yüzden bence Sayaka fedakarlığın sembolü ve fedakar karakterleri (Gerçek ya da hayali) kalbinde hep özel bir yere koymuş benim Sayaka'yı sevmem çok doğal. (Mesela hemen Mello'yu örnek göstereyim.)

Ama başta sadece kendini düşünen bencil ve duygusuz biriymiş gibi görünerek Sayaka'ya tam bir zıtlık oluşturan Kyouko'nun da ondan geri kalır yanı yok aslında. Yalnızlığın acısını bildiği için Sayaka'nın labirentinde kendini feda ettiği sahne de çok dokunaklıydı ve o ikisini de en az Homura ile Madoka kadar çok seviyorum.
Homura ile Madoka'yı sevmiyor değilim ama sevgi de beslediğim söylenemez. Yine de Homura'nın hikayesi de gözlerimi doldurur. Özellikle yine Walpurgisnacht'a yenildikten sonra Madoka'nın sakladığı keder tohumu ile Homura'nın ruh mücevherini temizleyip ondan zamanda geçmişe gidip kendisinin büyülü kız olmasına izin vermemesini istediği kısmı hatırladıkça hala içim titriyor. Ama ardından Homura'ya kendini vurdurduğu sahneden gözyaşlarım şelale moduna geçiyor ve sigorta şirketi bıkmış "Yine mi?" edalarıyla su basmış evi kontrol etmek için yanlarında beni öldürmeye kararlı bir anneyle birlikte içeri dalıyorlar ve ben annemin gazabının ateşinde kül olurken ağzımdan sadece: "Ben bir cadı olmak istemiyorum" kelimeleri dökülüyor. (Gerçi buna da gerek kalmıyor çünkü gözlerimden akan şelalelerle ateşleri söndürüp kurtuluyorum.)
Bir de Mami... Açıkçası başta kendisini hiç sevmemiştim çünkü çok zorlama bir mükemmellik örneğiydi. Hala pek fazla sevmemekle beraber "Yani artık yalnız olmayacağım öyle mi?" dediği ve ardından umudun verdiği şevkle savaşırken meşhur kafa olayının patlakverdiği sahnede kendisine pek acımıştım.
Büyülü kızların hiçbirine acımamak mümkün değil ki. Kaderleri ya yalnızlık içinde ölmek ve sonsuza dek unutulmak ya da bir cadıya dönüşüp büyülü kızken yaydıkları iyilik kadar kötülük yaymak. İşte bu yüzden Madoka Magica sonunda içinde güvende kalacaklarını sanıp duygularınızı sakladığınız küçük kutunuzu matkap gibi delerek paramparça ediyor.
Aslında bu yazıyı filmleri izledikten sonra yazdım ve belki de filmler hakkında yazmalıydım ama zaten ilk iki film animenin özeti, üçüncü film olan Rebellion ise... Madoka Magica kafamı soru işaretleriyle doldurmuşsa, Rebellion kafamı soru işaretine çevirmiştir. Yani Homura'nın şeytan olduğundan başka  filmden hiçbir şey anlamadım. Ki Homura'nın şeytan oluşu da pek fark etmedi çünkü zaten şeytan gibi kızdı. Kendimin bir geri zekalı olduğunu kabul etmeyi reddediyor ve yapımcıların filmi "basalım yuriyi, basalım görselliği de boşverelim hikayeyi - azıcık kafaları karışsın, bir bok sanarlar" inancıyla yaptığına inanmayı seçiyorum.
 
Not: Filmi 2. kez izlersem belki de anlayacağım ve bu yüzden asla ikinci kez izlemeyeceğim çünkü 2. kez izleyip anlarsam geri zekalılığım kanıtlanmış olacak ve gerizekalılığımı kanıtlamayı reddediyorum.  
Notnot: Filmden anladığım bir şey daha var ki o da KyouSaya canondur - kyaaaaa~ *-*  
Notnotnot: Sadece bir yerlerde her zaman sizin için savaşanları unutmayın olur mu?
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder