24 Ağustos 2014 Pazar

Evren yine kazanır

 
Döngü bu sene geç kaldı. Normalde hep Mart-Nisan gibi olur. Kedilerin üreme zamanı gibi. Sınav haftamdır ya da daha büyük bir sınava hazırlanıyorumdur ve durmadan mutlu numarası yapmak zorundayımdır. Çünkü insanlar ne olduğunu merak ederler. Anlattığında dikkate almazlar ya da önemsemezler. "İnsanlar ne acılar çekiyor, buna mı üzülüyorsun sen?" derler. Çünkü insanlar acının göreceli bir şey olduğunu anlamıyor. Herkes aynı şeyler için aynı derecede acı çekmez. Kimisinin hassasiyet seviyesi çok yüksektir kimisininse düşük. (Ki şimdi nutuk verir gibi desem de bunu ben de yapıyorum. Dersleri iyi, sosyal ya da sosyalliğe uygun, güzel biriyseniz derdiniz yoktur, varsa da salağın tekisinizdir bana göre. Oysa güzel, yetenekli, başarılı ve sosyal olmaktan çok uzak olsam da Allah'a şükür kendimce geçinebiliyorum ama yine de bok gibi sorun batağındayım!)
Yine aynı şeyler oldu işte. O milyonlarca kez yaşanılmış anın hala fırından çıkmış ekmek gibi taze ve yeni közlenmiş biber gibi acısı (Açım, evet.) saplanır kalbine ve titremeye başlarsın. Başın döner, miğden bulanır, ağzına kan tadı gelir ve ellerin kaşınmaya başlar birden çünkü vücudun kendine zarar verme modunu aktive etmiştir. Karanlık perde gözünün önünde bir kapanır bir açılırken vücudum mikrodalgaya konmuş gibi kızarır. "Ne oldu Alice?" "Neyin var?" "İyi misin Alice?" Değilim, deliyim. Hahahah. Vücut mikrodalgada fazla kaldı galiba, patlayacak şimdi. Ve BOOOM!!! Sadece bir gün önce tüm derdinin Walking Dead mi izlesem Çok Güzel Hareketler Bunlar'ın eski bölümlerini mi olan dünyan ayaklarının altından kaymış, zemin çatlayarak yok olmuştur zaten, etrafa saçılan yüzbinlerce parçanı umursamazsın.
Üstelik yarın annenin çok özlediğin eski dostu ve onun oğlu gelecektir. Gülümsemek ve iyi bir sunum hazırlamak zorundasın. O göbekle bu yaşta anca eğlenceli, tatlı, güleç olarak kurtarırsın. Tabii yine suskun damgası yersin çünkü ayaklarının altında bir zemin yokken ve güvendiğin şeyler yıkılıp yerlerine yenileri gelene dek duvarlar örülmüşken çok daha zordur rol yapmak. Yine de eski tanıdıklarının o ailesel koşulsuz şartsız sevgisi rahatlatır seni. Buna rağmen zemini tekrar yaratacak kadar vakit yoktur zira bir hafta sonra yakıcı ışınları telefon ekranını görülmez kılan güneşin altında dünyada konuşmak istediğiniz tek kişiye mesaj çekmeye çalışacağınız bir tatile çıkacaksınızdır annenle ve hemen ardından da okul başlayacaktır... İnsafsız sistemin insanlığa yer bırakmayan yuvası okul. En azından bu sene suskun ve garip akrabanızın her türlü yaratıkla karşılaştığınız konforsuz evinde korkmamak için canavarların seksi anime çocukları olduğunu hayal etmek zorunda ve banyodaki hamam böceklerinden başka arkadaşınız olmadan kalmak yerine seneler sonra değişik bir yerde gerçek bir tatile, zengin, sıradan, uyumlu ailelerin arasında asosyal ve deli bir weeaboo olarak annenizi memnun etmek için dünyada yapmak istediğiniz tek şey evde en iyi dostunuzla klanlarken patlamış mısır yiyerek Walking Dead izlemek değilmiş gibi davranacaksınızdır çünkü aksi takdirde anneniz başlar: "Ay aynı baban gibi uyuzsun!" demeye.
Ve sonra araya giren hayati sıkıntılar ya da boka vuran gökkuşağı misali mutluluklarla unutursunuz. Çünkü kolay yolu seçmemek için garip bir direnç sergilemektesinizdir aslında son derece güçsüz, iradesiz, dirençsiz bir insan olarak. Çoğu ergen gibi "hayat berbat ya" gibi bir duruş göstermeyi seçmezsiniz kolayca. Hala inanırsınız mutluluğa ve dünyanın her şeye rağmen güzel bir yer olduğuna. Acılarınızı "unutursunuz" ve güzelliklerin tadını çıkarmaya çalışarak mutlu ya da en azından huzurlu bir hayat sürdürmek için uğraşırsınız. Gün gelir, sizin mutluluğunuzu fark eden Evren gene yapar hamlesini sinsice, tekrar yıkar dünyanızı başınıza. Tekrar yok olur güvendiğiniz her şey ama yeniden yapılanır tabii zamanla... İşte Alice Lawliet olmak bu demektir. Sorularla, paranoyayla, bazen delice bazen güzel hayallerle uğraşarak garip bir yaşam sürdürmek ama ne olursa olsun sürdürmek demektir. Çünkü her şeye rağmen bilir Alice her mutsuzluğuna karşı o mutsuzluğun çektirdiği acıya değecek bir mutluluk olduğunu di mi? Bilirim! Ve de aynı hataları yaparak Evren'in hayatını cehenneme çevirmesine yardım etmeyecektir? Etmeyeceğim! Ne kadar çok acıyla karşı karşıya olursa olsun devam etmeye yetecek kadar güzellik ve mutluluğun olduğunu unutmayacak ya? Unutmayacağım!
Not: Deli mi ne kendi kendine konuşuyor bloğunda manyak ergen ahahah diyenler bakın sizin de kötü zamanlarınız olur, siz de deneyin, çok yararlı valla. Nasssıl iyi geldi anlatamam. Eh her şey insanın kendisinde bitiyor sonuçta.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder