23 Eylül 2014 Salı

Mangakalar ve Dahiler

  
Bugüne dek Bakuman'ın Death Note'un yazılış öyküsü olup olmadığı hakkında birçok tartışma okudum ancak bugüne dek kendim bunun üzerinde çok fazla düşünmemiştim. Açıkçası Bakuman'ı bitirmedim. Sanırım nerede kaldığımı kaybettiğim içindi... Ancak diyebilirim ki epey okudum ve sonunu da biliyorum. Dolayısıyla bu yazı konusunda kendime güveniyorum. ;) (Evet, hala kurtulamadım şu ";)" emoticonu koyma alışkanlığımdan, lütfen kurtarın beni...) 
Bakuman tam olarak Death Note'un yazılış öyküsü müdür bundan emin değilim doğal olarak ancak şundan kesin eminim ki Death Note ve Bakuman'ın Tsugumi Ohba adıyla bildiğimiz kişinin ilk ya da tek işleri değil. Zaten Tottemo! Luckyman adlı gag manganın Tsugumi Ohba tarafından yazıldığını söylüyorlar ancak bu Mashiro'nun bir zamanlar popüler bir gag mangakası olan amcasına dayalı bir söylenti mi yoksa gerçek mi orasını bilemem. Şahsen kafamdaki Tsugumi Ohba'ya gag yazmak yakışmazdı ancak benim kafamdakiyle alakadar biri olmadığı aşikar. Benim düşünceme göre o kadar gizemli biri de değil aslında. Bir yerlerde Death Note'un bir bölümden sonra kapısında kuyruklar oluştuğunu okumuştum. Eğer evini önünde kuyruk oluşturabilecek kadar çok kişi biliyorsa yüzü de bir şekilde biliniyordur kanısındayım. Ama bahsedilen kapı evinin kapısı mı, bilmiyorum, ofisi ya da hayranların kuyruk oluşturması için herhangi bir yer de olabilir pekala. 
Yani bana öyle geliyor ki Japonya'daki en azından sıkı Death Note hayranları yüzünü biliyordur. Biz forumlarda cinsiyeti hakkında tartışırken Japonya'da herkes kimliğini biliyormuş gibi geliyor. Şimdi biri çıkıp da yorumda "A-a, sen bilmiyor musun, aylar yıllar oldu Ohba'nın kimliği bulunalı" dese hiç şaşırmam. 
Neyse... Ohba'nın kimliğini geçelim de elbette bir mangaka takımı olarak bir manga takımının hikayesini yazarken kendilerinden esinlenmemiş olmaları düşünce olarak saçma di mi? Yani düşünsenize, bir yazarın hayatını yazan bir yazarsınız, yaşadıklarınızdan yararlanmamak gibi bir seçeneğiniz olamaz çünkü her yazarın yaşadığı bir takım belli başlı şeyler vardır. Ancak bir yazar, bir yazar hakkında yazıyor diye, bu yazarın ille ona benzemesi gerekmez. Kendisinden çok farklı bir yazar hakkında yazıyor olabilir. Şahsen Mashiro ve Takegi'nin, Ohba ve Obata'nın yansıması olmaları da, olmamaları kadar muhtemel. Ohba Death Note'un başarısından ve Bakuman'dan da anlaşılacağı üzere manga sektörü konusunda fazlasıyla uzman biri. Genelde klasik bir ecchi/hentai baş karakterleri hep aynıdır. Dikkat çekici hiçbir çekici özelliği bulunmayan son derece sıradan ve "oha lan bu o kadar kızı nasıl ******!?" tepkisi verilebilecek kişilikte bir tip... Bunun sebebi mangakanın karakter yaratmak konusundaki yeteneksizliği değil,  şüphesiz, erkek izleyicinin kendini kolayca baş karakterin yerine koyabilmesi amacıdır. (Sadece ecchi ya da hentailer için uygulanan bir manga taktiği değil bu, shounen ve shoujo mangalarda da bu var, okuyucu kitlesinin kendini kolayca yerine konabilmesinin amaçlandığı türde mangaların baş karakterleri birbirine bu yüzden benzer.) Mangaka olmak isteyenlere adeta rehber niteliğindeki Bakuman'ın ana karakteri olan Mashiro da herhangi-birinin-kendini-yerine-koyabileceği karakterler grubundan bence. Ama Obata'dan esinlenilmiş de olabilir. Yalnız şu aşk meşk hikayesi gerçek midir pek sanmam. Romantizm her konuda en iyi alıcı bağlama yoludur. Dolayısıyla Azuki muhtemelen romantizm öğesi için yaratılmış hayali bir karakter olsa gerek. Ya da Obata/Ohba'nın (Karakteri ve takımın çizeri olması nedeniyle Mashiro'nun temsil ettiğinin Obata olduğu söylendiği için büyük olasılıkla o) hoşlandığı olabilir. Şimdi kabul edelim... Mashiro ile Azuki meselesi olmasa Bakuman o kadar da ilgi çekici olmazdı pek çok kişi için belki de. Ancak işin içinde romantizm olunca heyecan da oluyor haliyle. Yine de Death Note'un yazılışıyla ilgili pek çok şeyin içinde bulunduğuna katılıyorum. Mesela yanlış hatırlamıyorsam çıkardıkları ilk mangada (dedektiflik hakkında olan) okuyuculardan dedektifin okul hayatı hakkında da yazmalarına yönelik tavsiye alıyorlardı ancak editörleri bunun bir dedektiflik mangası olduğu ve böyle bir şeyin bu tür bir mangaya iyi gitmeyeceği gibi bir şeyler söylüyordu. Bunun DN'yi yazarken yaşadıkları bir şey olduğundan eminim çünkü benim gibi birçok hayranın, Light'ın normal hayatını merak ettiklerini tahmin edebiliyordum. O güne dek hiç bu açıdan düşünmemiştim ama. Doğru, Light'ın normal hayatı  Death Note'u başka bir tarafa çekip havasını kaçırırdı. Kısacası kendi mangakalık deneyimlerini paylaştıkları aşikar ancak hikayenin onların hikayesiyle pek bir ilgisi var mıdır bilemeyeceğim.
Gelelim Ohba'nın cinsiyetçi olup olmadığı hakkındaki görüşlere...
Sırf Misa'nın yaratıcısı olduğu için bile o erkeğin ya da hatta kadının "kadın", hayır, "dişi" türünden nefret ettiğini söyleyebiliriz. Ancak şu var ki hepimiz cinsiyetçi bir şekilde Ohba'yı erkek olarak düşünüyoruz. Oysa bir yerlerde biliniyorsa da biz cinsiyetini bilmiyoruz. Yani bu bir kadın da olabilir. Şimdi bir kadın olduğunu farz edin...  Death Note'u yazacak kadar zeki ve akıllı bir kadının da kadınları küçük görmesi söz konusu olamaz değil mi? O zaman mesela Bakuman'ın başlarında Takagi'nin "erkeklere çekici gelmeyen bir kız, ne kadar başarılı olursa olsun aptaldır" temalı uzun ve cinsiyetçi konuşmasını şöyle açıklayabiliriz: "Ohba, burada erkeklerin kadınları küçümsemesine dikkat çekmiş." Bu bile kimliğini gizli tutmasının nedenlerinden biri olabilir çünkü  eğer erkek olduğunu bilsek ona kolayca "cinsiyetçi" yaftasını yapıştırabilirdik ancak o bir fikir.
Çoğu makul insan gibi Misa, L hayranından da önce bir kadın ve bir kadından da önce bir sarışın olarak tabii ki benim de nefret ettiğim bir karakter. "Aptal sarışın" deyişinin sembolü olabilecek kadar boş kafalı, sığ, safi görünüşten ibaret... Ancak Misa olmasa Light, L'yi asla alt edemezdi. (Gerçi edemedi de hepimizin ettiğini sandığı o kısımı diyorum...)  Yani L'yi "yenmesi" için Misa gibi gözünün içine bakarak ağzından çıkacak tek kelimeyi bekleyen sadık ve beyinsiz bir köpeğe ihtiyacı vardı. Dolayısıyla Misa'nın rolü zaten sığ ve beyinsiz olmaktı diyebiliriz.
Ayrıca serideki önemli bir kadın karakteri unutuyorsunuz: Naomi Misora... Naomi Misora, kuvvetli hisleri ve kıvrak zekasıyla seride Kira'yı yakalamaya en yakın karakterdi.Ama kocası Raye Penber'ın haklı şüphelerine verdiği yanıtı hatırlayın bir: "Sen gerçekten iyi bir FBI ajanıydın ancak şimdi yalnızca benim nişanlımsın." Raye Penber'ın bu sözlerinden buram buram cinsiyetçilik akmıyor mu? Üstelik sonra haklı çıkan kim oldu? O sadece Raye Penber'ın  nişanlısı olan kadın. Ancak o kadar zeki olmasına rağmen onun bile buna yönelik tek tepkisi "Tamam Raye. Kusura bakma... Alışkanlık işte." oluyor.
En azından Kiyomi Takada başta Kira'yı savunsa da sonradan onun bir cani olduğunu gören ve/ve ya Light'ın onu sadece kullandığını anlayan akıllı ve harcanmayan bir bayan karakter olabilirdi ama o da Light tarafından kullanıp atılan kadınlar çöplüğünden ileri gidemedi.
Bakuman'ın ana kadın karakterlerine baktığımızda da durum öyle pek de iç açıcı sayılmaz. Ne Azuki ne Miyoshi pek de feminist karakterler sayılmaz. Yani bana göre iki seride ancak iki tane doğru düzgün kadın karakter var: Halle Lidner ve Aoki Yurko. (Halle Lidner'ı sırf Misa'nın kıçını tekmelediydi diye seviyorum.) Genel olarak iki seride de seksistlik hakim olunca buna "Japonların cinsiyetçiliğine eleştiri" demek biraz zor. O yüzden "Belki de Ohba gaydir" ya da "Misa gibi bir kız tramva yaşatmıştır" (Misa gibi kız yaşatmaz mı la!?) deyip geçiyorum. Death Note'u yazacak kadar zeki bir herifin/karının zihnindeki kadın modeli o olamaz çünkü. Reddediyorum.
Bakuman ve Death Note'u karşılaştırmanın kalite olarak saçma olduğunu düşünüyorum açıkçası. Death Note'un her bölümünde ayrı bir kitap çıkarılacak kadar çok akıl oyunu, düşündürdükleri, karakterleri, dahice olay örgüsü, kurgusu ve işte her şeyiyle hem animesi hem mangası sanat eseri olmaya adaydır bana göre. Tamam, Bakuman da mangakalık gibi son derece sıradan bir temanın keyifli, eğlenceli ve sürükleyici bir şekilde işlenişi olarak gayet başarılıdır ama Death Note gibi bir efsane olmadığı aşikar. Hem bu bakımdan hem türlerinin farklılığı nedeniyle karşılaştıramam der ve giderim.


3 yorum:

  1. Kadının kadını küçük görmesi olayına her gün rastlıyoruz aslında, "bitchy" kelimesinin çıkış kaynağı muhtemelen bir kadın değildi örneğin ama bu kelime kadınlar arasında "pembe giyen kadınları" betimlemek için bile kullanılır hale geldi ve kendine "tumblr kızı" diyen kızların diğer kızları nasıl küçümsediğini ve erkeklerle nasıl daha iyi anlaştığını ballandıra ballandıra anlattığını biliyoruz zaten (Bahsettiğim erkeklerle gerçekten iyi anlaşan kızlar ya da kızları değil direk tüm insanlığı küçümseyenler değil, daha çok cinsiyetini yerden yere vurmaya programlanmış kızlar aslında.) Bu yüzden yazını okuyunca cidden Ohba'nın kadın olma ihtimalini sorgulamaya başladım sanırım
    Belki kadın karakterleri özellikle "farklı karakter tiplemesi" oluşturmak adına öyle yarattığı söylenebilir çünkü Bakuman'da da aptallığını konuşturmayı çok iyi beceren erkek karakterler de vardı ikinci editörleri gibi...
    Manga biteli yıllar oldu tartışması hala bitmiyor (gerçi elde Tolkien'in kitaplarına gelen eleştiriler varken Death Note'un bitiş tarihi nedir ki...)
    Tsugumi Ohba'nın Death Note'tan önce hiçbir denemesi olmadığına inanmayı reddediyorum sonuna kadar ayrıca.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O bahsettiğiniz Tumblr kızları, Son yüzyılın türk kızı örnekleridir. Yurt dışındakiler gayet zeki oluyor azizim.

      Sil
    2. Evet, ben de eskiden Ohba'nın kadın olma olasılığı üzerinde durmazdım bile ancak bu yazıyı yazmamdan kısa bir süre öncesinden beri düşünüyorum da neden olmasın? Kadınların algı yaşadıkları toplumun kendilerine bakışına göre değişiyor aslında. Mesela Japonya da adamlar robot üretiyor da hala kadın-erkek eşitliği buradaki cehenneme benzemese de yok ve bu toplumdaki bir kadının, Death Note şaheserini yazacak kadar akıllı da olsa kadınları aşağı görmesi normal aslında.

      Sil