31 Ekim 2014 Cuma

Death Note Challenge~

Anasayfamda devamlı çeşitli challengelara rastlamam üzerine benim canım da bir challenge çekmişti. Aslında "Neden Death Note" ya da "en sevdiğin karakter?" gibi varlığımdan haberi olmayan insanların bile cevabını bildiği soruları geçecektim ancak baktım ki "en sevdiğin bölüm?" sorusunu yanıtlayayım derken Death Note ve L sevgimi anlatıyorum, dedim ki onları da yanıtlamış olayım. Tabii sevgilimi üzmemek için aşırı fangasma kaçmadan. umu Bir de DN challenge spami yapmak istemiyorum ancak konu  DEATH NOTE  olduğundan 30 soruyu 1 yazıya sığdırırsam okumanız mümkün değil.
BEST ANİME EVA!!!
1 - Neden Death Note?
Death Note'un ilk bölümünü izlediğimde  etkilenmiştim. O zamana kadar görsellere anime yazdığımda şöyle şeyler çıktığından (Şimdiyse kız, meme, göt, yuri, vocaloid, silah, kan, dövüş, garip garip ama galiba taş tipler çıkıyor.) animenin, bioblasın reklam yüzü yapmak için tüm servetini verebileceği saçlara sahip, pırıltılar içindeki küçük kızlar hakkında bir şeyler olduğunu düşündüğümden (Aslında bu şeyin ne olabileceğini tahmin bile edemiyordum.) bir blogda Death Note denen animeyi görünce epey şaşırmıştım. Zira biliyorsunuz ki Death Note pırıltılar içindeki böcek gözlü peri kızları hakkında değil. Bu yüzden, bu kuru kafa ve elma gibi sembollerle dolu, yazı tipi metal gruplarınınkini andıran, karanlık arka planlı şey beni şaşırtmıştı. İlk bölümü izlediğimde ise daha önce hiçbir şeyden etkilenmediğim kadar etkilenmiştim çünkü bu daha önce gördüğüm hiçbir şeye benzemeyen benzersiz bir şeydi. Ama bunun sıradan bir etkilenme olmadığını, hani şu hayat değiştiren etiklenmelerden olduğunu ancak 2. bölümde anlayabildim.  Light 17 yaşında dünyayı değiştirmeye kararlı dahi bir genç olarak o güne dek beni etkileyen hiçbir karakter gibi değildi ama o kadar da özel değildi. (En azından L ile karşılaştırdığımızda.) Oysa L bambaşkaydı. Dediğim gibi, sevgilimi üzmemek için ona karşı hissettiklerimden fazla bahsetmeyeceğim ancak demeden geçemeyeceğim şeyler de var, mesela L düşünebildiğim en muhteşem insandı. Sınıf arkadaşlarımın Rihanna ya da Justin Bieber'a karşı hissettikleri o aptalca bulduğum hisleri şimdi anlamıştım ama ben çok daha kuvvetlisini yaşıyordum çünkü benim karşımdaki mükemmellik örneği saçları ya da poposu sayesinde milyonlar kazanan bir yaratık değil, (Ki saçları gerçekten milyonlara bedel.) 17 yaşında uluslararası polis teşkilatının başına geçmiş, ne yüzü, ne de adı bilinmeyen, kimliği gizli bir dahi dedektifti. Bu bile dedektiflere karşı ilgi duyan ancak bu kadar ilginciyle hiç karşılaşmamış yeniyetme benim ona hayran olmam için yeterliydi ancak zaten biliyorsunuz ki L bundan bile daha fazlasıydı. Asla L farklılığında biri değilim ve olmadım da, ancak en azından yaşadıklarım, çevrem ve yetiştirilişimle diğerlerinden farklıydım ve Death Note tam da  bunu keşfettiğim dönemde karşıma çıkmıştı. Belki de o sırada Death Note'la karşılaşmasam her şeye rağmen ben de şimdi diğer aptallar gibi olurdum. Ama Death Note sayesinde, animenin bu mesajla hiçbir alakası olmasa da, farklı olmanın ayrıcalık olduğunu kavramıştım. Benim için serinin ilk önemi bu. Sonra da o yaz başta hayatımdaki en önemli kişinin (Benim böyle biri olmamı sağlayan kişinin.) kaybolması olmak üzere pek çok sıkıntı çektiğim bir yaz olmuştu ve farklılığımı da kavramamla birlikte Death Note gibi kendimi adayabileceğim bir şey olmasa depresyon çukuruna düşmüş olurdum. Ama eve gelip akıl oyunlarının heyecanlı ve duygulara yer olmayan dünyasına dalmak gerçek dünyama katlanmamı sağlayan tek şeydi. (Zaten Death Note'dan sonra gerçek hayatım da giderek yoluna girdi.) Gerisi ise malum... Death Note'un ne kadar muhteşem olduğunu izleyen herkes biliyor zaten. İşte Death Note bu yüzden en sevdiğim seri/şey.
2 - En sevdiğin karakter? 
It's the legend himself!!!
Evet, aşkımı kıskandırmamak için ondan uzun uzun bahsetmeyeceğim, zaten bu sayfalar alır ve bunun için tamamen yeni bir yazı gerekir. Aslında ona duyduklarım Yoyucho'ma duyduğum gibi bir aşk değil ve hiçbir zaman da öyle olmadı - her ne kadar "L'ye yangın oluyorum *Q* <3" diye dolaşsam da...  Çünkü tamamen hayali olmasını bile geçtim, L'ye o kadar hayranım ki, onu kendime bile layık görmem. L bir efsanedir ve efsaneler aşk gibi sıradan insani  duygulara kapılmazlar. "Dava insanı" deriz böylelerine. Onlar senin benim gibi "eve gideyim de kendime çorba yapayım" ya da "of ya dün akşamdan beri mesajıma yanıt vermedi :(" diye düşünmezler. Onlar bir fikirdir ve tek münasebetleri de yine fikirlerledir.
Ancak L, Light'ın aksine bildiğimiz dava adamlarına benzemez, (Çünkü dava adamı kavramı Light için uydurulmuş adeta.) hem L animede bir fikir olarak sunulsa da bize aslında bir fikirden çok öte karakteri arada parlamaktan kaçınmaz, hem de o dava adamlarının kusursuzluğundan uzak kişilik! Saçları darmadağın, gözaltları kapkara, pasaklı görünüşü ve garip tavırlarıyla hayalete benzeyen bu adamın dünyanın bir numaralı (Ve iki numara ile üç numaralı da.) dedektifi olduğu kimsenin aklından geçmez. Hatta sokakta gören biri en fazla bir serseri olduğunu düşünür... Bunu polis ekibimizin L'yi ilk görüşlerinde verdikleri tepkilerden de anlıyoruz zaten. :)))  (Benim verdiğim tepkiye ise belirttiğim nedenlerden ötürü hiç girmiyorum bile...) Gerçi dahiler zihnimizde garip tipler olarak yer etmişlerdir çoğunlukla. (Zaten öyle sanıyorum ki Light ve L iki farklı dahi tiplemesini temsil ediyorlar.) Yine de L o garip tiplemelerden bile farklı ve biriciktir. Tatlı yeme ve oturuş alışkanlığı olsun, o robotik kabuğun ardındaki sıradan insan duygusallığı ve bunun farkındalığı olsun, dehasının ötesindeki bilgeliği olsun... HER ŞEYİYLE BİR TANEDİR L!!! (N....No, no, no!!! NO FANGASM!!!)  Gerçek kahramandır o... Light'ın aksine kimsenin takdirine ya da desteğine ihtiyaç duymamıştır asla ve öldükten sonra bile kimsenin onu hatırlamayacağını bilse de davası uğruna bunu göze almıştır. (Gerçi onu hatırlayacak ve yaşatacak "birileri" pekala var...) Her ne kadar filmde "dünyayı tek başına değiştiremezsin" dese de animede peşinden koştuğu buydu işte. L hakkında GERÇEKTEN sayfalarca konuşabilirim ama kısa kesiyorum çünkü göz yaşları dökülmeye başladı... NE KADAR FARKLI DÜNYALARDAN OLSAK DA (Kelimenin gerçek anlamıyla hem de: Gerçek dünya / anime dünyası. *sigh*) HER ZAMAN BENİM EN BÜYÜK KAHRAMANIM VE MÜKEMMELİYET İDOLÜM OLACAKSIN VE SENİ ASLA AMA ASLA UNUTMAYACAĞIM EN AZINDAN BEN!!! (Yine kendimi tutamadım...) Ayrıca L'yi kendimle bağdaştırdığım bir noktada var. (Evet. Hayattaki en büyük ideolümü ve benim için mükemmelliğin simgesel karşılığı olan adamı bu dünyada tam anlamıyla en çok nefret ettiğim şeyle bağdaştırabiliyorum. Ama bir açıdan tavuk ve taş da aynı şeylerdir değil mi?) İkimizin de farklı alanlarda farklı olmamız ve buna bağlı olarak doğan bir benzerlik. Yukarıda belirttiğim gibi L ne kadar Light kadar zeki (ve bundan çok daha fazlası) olsa da asla Light gibi takdir edilmemiştir çünkü o farklıdır.  Kimse anlaşılamadığını düşünür (ve farklı olduğunu) ama modern çağın da yardımıyla birçoklarını peşinde sürükleyebilen o kadar çok aptal var ki... Mesela bir yazar olarak kendini bildi bileli yazan, yazmak hayatının özü olan, her şeyden önce gelen ben, asla wattpad'de "Sıcaktan bunalan kız dışarı çıkıp temiz hava aldı." basitliğinde cümlelerden oluşan aşk hikayeleri yazan o kızlar kadar takdir edilen bir yazar olmayacağım bence - kendimi yazmakta ne kadar ilerletirsem ilerleteyim. Hep ileride ünlü ve büyük bir yazar olacağıma kesin gözüyle baktım. Ancak son zamanlarda düşünce biçimim değişti... Bunları kendimi övmek için söylemiyorum. Aksine... Yazmakta o kızların daha yetenekli olduğunu bilsem yapacağım tek şey yazmakta kendimi geliştirmek olur. Yanlış anlamayın, benim derdim, ünlü ve büyük bir yazar olmak değil. Böyle olsa herhalde ben de saçma aşk hikayeleri yazmayı becerebilirdim değil mi? Ünlü ve büyük olmak yazdıklarımı insanlara aktarabilmenin (Bu da yazmak kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu burada devamlı yazmamdan anlıyorsunuzdur.) bir yolu sadece. Ancak ben de farklıyım ve küçücük takipçi kitlem arasında bile beni anlamayanlar olduğuna bahse girerim. Gerçi önemli olan rakam değil. Bu dünyada bir şeyler katabildiğim bir avuç insan olsa bile yeter bana. Yine de insan olmanın getirdiği yücelme arzusuna karşı koymam zor elbette. :) Uslubümü değiştirip popüler bir uslüpta yazmamam bile büyük bir direnç göstergesi değil mi? Neyse... L de yaptığı işte ne kadar iyi olursa olsun asla dikdatör ruhlu bir ergen kadar takdir görmemiştir yaşamı boyunca. Gerçi gördüğü bir kitle de vardır... Tabii ki varisleri! Kaybedenlerin kralıdır L.
3 - En sevdiğin bölüm? 
Watashi wa... Boku da... SEIGI DA!!! 
Elbette L'nin ilk kez çıktığı ve dünyamın temellerini sarstığı bölüm: Yüzleşme! (İkinci bölüm oluyor.) İtiraf edeyim her ne kadar sesine, daha doğrusu değiştirilmiş sesine, bile vurulmuş olduğumdan görsellerden L'ye bakmış olsam da son sahnede bir an gerçekten ekranda ölen adamın L olduğunu düşünmedim değil. Yani görsellerde gördüğüm kalp çarptıran delikanlının (L'yi böyle tanımlayacak tek kişi benimdir herhalde koca dünyada.) sonradan onun yerine geçecek biri falan olabileceğini sandıydım. Ne de olsa animelerden anlamıyordum... Tamam, daha Interpol'deki konuşmasında, bu L denen şeyin çekimini hissetmiştim ancak ekranda L yazısı çıkıp o kalbimi daha ilk duyduğumda çarptıran ses "İnanamıyorum..." dediğinde yüzümde beliren ifadeyi hayal edebilirsiniz çünkü aynı Light'ınkiydi. Sonra dünyanın herhangi bir yerinde olabilecek bir suçlunun yerini ve öldürme yönteminin temelini sadece sezgileri ve fazlasıyla basit ama tam da bu yüzden delice akıllı bir yöntemle keşfettiğini dinlerken kalp atışlarım giderek hızlandı. "Ben... Adaletim!" sahnesine dek nefes alma yetim ve ihtiyacımı tamamen kaybetmiş, kalp atışlarım hız sınırını ezip geçmiş, kim olduğumu ve etrafımdaki dünyayı unutmuştum. Ama o sahnede adeta bir çarpılma yaşadım. Light 17 yaşında eline geçen özel defterle kötülüğü temizleyerek kuracağı yeni dünyanın Tanrısı olmayı amaçlayan bir dahi olarak fena değildi, tamam ancak bu bilgisayarın başına oturmuş, son derece sade bir kılıkta karanlıklar içinde bilgisayarın başında oturan gizemli figür, Interpol'ün en zor durumlarda başvurduğu, sadece istediği davalara bakan, adını ve yüzünü kimsenin bilmediği dünyanın 1 numaralı dedektifi, yeni dünyanın Tanrısı olacak koskoca Kira'yı bir anda hayalci ergenin tekine çeviren bu L denen herif, tam anlamıyla mükemmellik ve havalılık kavramlarının insan biçimine dökülmüş haliydi. Koskoca Kira'yı bile allak bullak eden bu ayaklı idealliğin bana neler yaptığını düşünemezsiniz bile. Üstelik hala her izlediğimde -ki o sahnenin hissettirdikleri, 25. bölümdeki meşhur yağmurlu sahnenin aksine, kalbime her şeyi yapsa da asla onu patlatabilecek şeyler olmadığı için izlememde hiçbir sakınca olmadığından 3. basamağı çoktaaan geçmiş kere izlediğimi tahmin edebiliyorsunuzdur- aynı hisleri duyumsarım.
Ayrıca onun son kez çıktığı ve artık kendisi üzerine kurulu dünyamın temellerini bir kez daha (bu sefer son kez olmak üzere) sarstığı bölüm, 25. bölüm, Sessizlik. Beni ne kadar anlatmama gerek bile yok. Ki o bölümde olacakları bilmeme rağmen. Death Note'u bunu bilmeden izleyen var mı ki? Varsa tebrik ederim. Gerçi tebrik edilecek bir şey olmasa gerek. Son derece tahmin edilesi bir şey olsa da, ben bu olasılığı düşünmek bile istediğimden, o spoilerı yememiş olsam herhalde üzüntüden kalp krizi geçirirdim. Kendimi 2. bölümden beri buna hazırlamama rağmen bilgisayarı kırdığım, haftalarca depresyona girdiğim, seriye devam edemediğim düşünülürse kendimi hazırlamasaydım gerçekleşecek olasılıklardan en iyimseri bu olurdu herhalde. Bunu yani hayatımdaki en önemli kişiyi kaybetmemin üzerinden çok geçmemişken aynı yaranın üstüne aynısından bir tane daha kazanmanın ne kadar acı vereceğini bilmeme rağmen kendimi duyduğum sevgiye kaptırmaktan alıkoyamadığım adam söz konusu sonuçta. Bölümü hem dokunaklılığı, hem sanatsal güzelliği, hem de L'nin duygusal dünyasına inen tek bölüm olarak gördüğüm için seviyorum. L'nin ne kadar yalnız olduğunu ancak bu bölümde hissediyorsunuz. Light'ın umursamasa da bir ailesine, hayranlarına, aşıklarına karşın L'nin onu destekleyen hiç kimsesi yoktu. Birlikte çalıştığı polis ekibi zaten hep bildikleri ve sevdikleri Light'ın tarafını tutarak önüne taş koyan bir aptallar sürüsüydü. Ailesi yoktu, doğal olarak. Ona destek olan tek kişiyse asistanıydı. Aslında ona hayran bir yetimhane dolusu çocuk olsa da sanırım sorun L'nin kendini diğerlerine gördüğü yakınlıktaydı... Bu bölüm hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki ancak ben gözyaşlarına boğulmadan  daha fazla yazamayacağım ve bu yazıyı bitirmeyi gerçekten istiyorum.
"What a god who lies in his own blood..." 
Ve de son bölüm. Yeni Dünya. Sanatsal olarak çok başarılı bir bölümdü bu da. (Death Note olduğu için diğer açılardan (kurgusal vb. gibi) söz etmeme gerek bile yok.) Mangada son bölüm biraz "yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, dananın kuyruğunun koptuğu yerdeyiz, haydi bakalım" der gibiyken animenin son bölümünde her zamanki  "şimdi nasıl Allahımız şaşacak acaba? *-*" bekleyişi hissediliyordu gene. Ama bir yandan her şeyin bitişinin getirdiği heyecan dolu gerginlik de mükemmel oturtulmuştu. Üstelik karşılaştırdığımda mangada Light'ın ölümü bile oldu bittiye gelmiş gibi geliyor bana. Mesela animede, Light'ın yaralı koluyla koşuş sahnesiyle Death Note'un ona ne yaptığını, neyken neye dönüştüğünü, Kira olarak gelişimini, büyük iktidar hırslarının ve çarpık ideallerin peşinden gitmenin sonucunu görür ve kimsenin Tanrı ya da adalet falan olamayacağını kavrarken, mangada sadece büyük iktidar hırslarının ve çarpık ideallerin peşinden gitmenin sonucunu görür ve kimsenin Tanrı ya da adalet falan olamayacağını anlarız. Tabii ki animenin görsellik (hem de hareketli) ve müziğin birleşimi olduğundan bir şeyleri aktarmada sadece görsellikle kalan mangadan daha başarılı olması doğal ancak mangada son kısmı biraz daha uzatsalardı animenin kattığı her şeyi aynı başarıda olmasa da katabilirlerdi diye düşünüyorum. Ayrıca Light'ın L'yi görmesini seviyorum. Neden derseniz o sahnede gördüğü şeyin halüsinasyon-L değil gerçek-L olup sonunda adaletin hakim olduğunu gördüğünü düşünerek kendimi avutuyorum.
Aslında bakarsınız animenin tek eksiği cennet ya da cehennem olmadığını belirtilmemesiydi ki bende bunu gerekli, hatta gerekli ya da gereksiz, eksik olarak göremiyorum çünkü bana kalırsa zaten gereksizdi. Açıkçası insanların cennet ya da cehenneme gidip gitmemesinin Death Note'la hiçbir ilgisi yok (AYRICA L BİR MELEK OLDU, SHİNİGAMİ DEĞİL!!!) - burada verilmek istenen mesaj cennet ve cehennem yok -> herkes shinigami dünyasına gidiyor -> shinigamiler ölen insanlar -> herkes shinigami oluyor -> Light shinigami oldu değilse ki bu da son derece GEREKSİZ. Ayrıca Misa'ya, Takada'ya, Mikami'ye yalvardı yetmedi, bir de Ryuk'a yalvartacak kadar ezmenize gerek yoktu yani, anladık, yeni dünyanın "Tanrısı" resmen yuvarlandı. -_-" (Tabii ki ben de bölümü yüzümde Light'ın 25. bölümdeki gülümsemesiyle izledim fakat Light öyle bir Tanrılık egosu yayıyor ki muhtemelen ondan en çok nefret eden DN izleyicisi olarak düştüğü durum bana bile çok geldi, bu konuda hakkını yemeyelim, helal olsun.) animede son bölüm en sevdiklerimden olmasına rağmen mangada sevmiyorum, evet. (Sadece Mello'nun kahramanlığının daha çok üzerinde durulmaı bakımından iyi.) -<- Gerçi mangada son bölüm Light'ın öldüğü bölüm değil, doğru ya. Çikolata yiyen Near dışında tamamen saçma, Matsuda yerine alınan salağın ve Kira'nın etkisinden kurtulmuş dünyaya rağmen hala var olan Kira müritlerinin gösterildiği şu gerizekalıca şey.
Ama zaten genel olarak animeyi mangasından daha çok sevdiğimden dolayı anime üzerinde durmak gerekirse, son bölüm de favorilerimdendir. Ve az ve mutsuzluktan olmasa da hüzünden ağladığımı belirtmek isterim.  It was good while it lasted... We killed some boredom, didn't we? We did various interesting things... Ama şimdi hepsi bitti. En azından hatıralar için teşekkürler... Light.
Diğer yazılarda muhtemelen daha fazla soru cevaplayacağım (Uzunluklarına bağlı) ancak şimdi, yazı çoktan fazlasıyla uzun olduğundan, kesiyorum. Ve hayır, yazıyı bugün, 31 Ekim'de yayınlamam tesadüf değil. ;) Hatta bilerek program yaptım. Göndermeyi anlayanlara müessesemizden en sevdiğiniz tatlıdan bir kutu~
 
 
  
 Bunu ÇOK sevdim! 

13 yorum:

  1. "Zaten öyle sanıyorum ki Light ve L iki farklı dahi tiplemesini temsil ediyorlar." cümleni okuyunca aklıma Ohba'nın Bakuman'da yarattığı farklı dahi tiplemeleri geldi, ben öyle düşünüyorum ki her iki manga da bu mangakanın aklındaki fikirleri (dahileri sınıflandırmak da bir fikir olmalı) insanlara bir şekilde aktarma çabasıydı. Her ne kadar Bakuman'ın mangasını anime uyarlamasından daha çok sevsem de hikayesinde hep bir koşuşturma içinde olmasını buna bağlıyorum en azından.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç öyle düşünmemiştim. O.O Doğru, olabilir. O zaman belki de sırada bizi başka dahili bir seri bekliyordur çünkü dahi tiplemelerinden dünyaca var... *-*

      Sil
  2. Bugün sasunaru battı. Bana yaoi mangası öner de düzel eyi m.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AH AAAHHH BİLMEZ MİYİM!?!?!? BEN DE NARUTO'NUN BİTİŞİNİN VE O SASUNARU'NUN DERİNDEN SARSTIĞI TEK KİŞİ OLDUĞUMU DÜŞÜNÜYORDUM. SASKE NE YAPTIN GENE SASKE!?!?!?!?!? (Bu konuda da bir yazı yazmalı...) O değil de Kişimoto'ya çok acıyorum lan. Herif bildiğin en büyük SasuNaru shipperı, üstüne bir de karakterlerin yaratıcısı, buna rağmen ikisini bir araya getiremiyor. ;w; Harbi yazık!!! Ehem... Yaoi manga önerisi huh? Yazımdan sonra okumuş olmalıydın (O kadar övdük be!) ancak okumadıysan BROTHER. (Brother x Brother ya da Brother değil: BROTHER.) Ben bu aralar Yamamoto Kotetsuko'nun mangalarına taktım (Özellikle okuduğum ilk mangası olan A Boring Man pek şekerdi! >333< <3) ancak daha çok shounen-ai'ye kayıyorlar açıkçası. Bu yüzden klasik favorimi önereceğim: MINAMI HARUKA sensei muhtemelen en ateşli yaoi manga çizeridir. Her ne kadar semeleri bile erkeğe benzetemese de... Saihate no Kimi e hem duygusal hem tıpkı diğer eserleri gibi oldukça erotiktir fakat bazı sahneleri yaoinin o klasik tatlı hissi yerine tiksinme, nefret, öfke hisleri bırakabilir. (Spoiler vermiyorum.) Onun dışında çoğu eseri one shot ama birkaç bölümlük değişik hikayelerinden oluşan benim en sevdiklerim Kiken na Hokeni Counselor, Kindan no Amai Kajitsu ve Koibito Shigan, hepsi dediğim gibi çok ateşli şeyler, üstelik çoğu zaman da ilişki tecavüz gibi değil, iki kendinin farkında erkek arasında geçiyor. :3 Tek eksikleri karakterlerin hep birbirlerine benzemeleri ve cinsellik ön plana çıktığından hikayeleri de öyle ama bu tür bir şey arıyorsan ideal. Daha popüler bir şey arıyorsan Totally Captivated ama zaten biliyorsundur...
      Uh. ._." Sevdiğim konudan soru çıkınca gene döktürmüşüm. SasuNaru etkisini geçirecek kadar yardımcı olabilmişimdir umarım gerçi. ^^"

      Sil
    2. Brother ı okumuştum tabi ki . Ama ne kadar güzel olursa olsun , sasunarunun etkileri daha yeni. Onun için aklımı başımdan alacak, zihni mi günlerce meşgul tutacak bişeye ihtiyacım var . Bu arada o sasunaru yazını merakla bekliyorum kishimotoya bol bol sov lütfen!

      Sil
    3. Vallahi öyle çarpıcı bir yaoi bilmiyorum, bilsem de aklıma gelmedi şimdi! ;w; Yalnız sen SasuNaru desteklemiyor musun? O.O

      Sil
  3. evet destekliyorum, kişimoto batırdığı için bol bol söv işte. lanet herif yaa. sinirden kendi kendimi yiyorum burda. lanet olsun o iğrenç çiftleri sasusaku ve naruhinayı yaptı. bari narusaku ve sasukarin yapsaydı içim daha az acıyacaktı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. BENCE DE!!! Niye bilmiyorum ama Hinata'yı oldum olası sevmem, Sakura'yı ise niyeyse seviyorum taaa başından beri... İkisiyle de yakıştırıyorum ama SasuNaru candır, son bölümlerde o kadar çok SasuNaru göndermesi yaptı ki en sona bir hetero action eklemese neredeyse canon olacaklardı. Ondan yaptı olsa gerek... ._.

      Sil
    2. Şöyle bişey, son zamanlarda en çok NS ile NH yarışıyordu, SN fanları hep sessiz olmuştur. Şu anda narusaku.comda bile bir kabullenmişlik var, ama ben bir istisna olarak SasuNaru'yu kabullenemiyorum. brOTP olmalarını kabul edemiyorum. Söylenecek çok şey var ama Kişimoto hak etmiyor benim değerli yorumlarını. O yüzden sen hepimiz adına içini dök istedim.

      Bi kerecik ya ya sadece bi kerecik sevdiğim çift olsun yeter ya...

      Sil
    3. O hissi biliyorum. Bende Popchork & Flatscreen adlı bir youtube çizgi dizisinde ana karakter Mai, Ayane ile değil de, Mina ile birlikte olunca aynı şeyi hissetmiştim. Çok çılgınca ve saçma ancak insan kendisi aldatılmış gibi hissediyor sanki. ._.

      Sil
    4. kendimi bildim bileli hinata fanıyım iyikide naruhina oldu <3<3<3<3<3<3

      Sil
  4. ben oldum olası naruhinacıydım naruhina olması icin hergün dua ettim diyebilirim

    YanıtlaSil