21 Ekim 2014 Salı

Mim: Şehir Yalnızı


Oturup gelip geçen insanları izlemek için en iyi yer neresi?
Benim şehrimde bunun yanıtı çoğuna göre şüphesiz Taksim Meydanı'dır ancak ben insanları izlemek için daha sakin yerleri tercih ediyorum. Öte yandan belirli tek bir yer söylemem çünkü zaten hayatı otobüslerde ve yollarda geçen bir insan olarak insanları izleyerek, hikayelerini tahmin etmeye çalışarak, sonra da daha heyecan verici hikayeler uydurarak ya da onları olası senaryolara yerleştirerek geçiyor zamanım ister istemez. Bunu yaptığım yere de özellikle bu iş için gitmediğimden oraya en iyi yer diyemem.
Pencereden baktığında ne görüyorsun?
Duvar. Apartman, garip bir şekilde, sokak seviyesinin altında. Ama manzaranın 1/4'lük kısmı da sokak. Ne yazık ki... Perdem azıcık açıldığında odam tüm çıplaklığıyla sokağın gözleri önüne serildiğinden yazın bile doğru düzgün cam açamıyorum. Gerçi pek işlek bir sokak değil ama yine de rahatsız edici sonuçta. Adam gibi yiyişilmiyor bile! 
Gecenin bir vakti sokağa çıktığında, herhangi bir şehirde, ne hissediyorsun? 
Bunu ÇOK severim! Aslında anlamsız bir uğraş görünüyor ancak gecenin ıssızlığı kafanın içindeki düşünce kalabalığına fırsat tanıyor. Başka şehirlerde bunu pek geç saatlerde yapmam ancak burası evim gibi olduğundan olacak saat benim için hiç önemli değildir. Gerçi sanırım ben fazla patavatsızım çünkü annem yaşındaki kadınların gece yarısından önce eve dönme derdinde olduklarını görmüyor değilim. Zaten yaşıtım olan arkadaşlarım dışarıda dolaştığım saatleri duyunca ya inanmıyor ya akıllarına hemen garip fikirler geliyor. Üstelik yaşadığım semt de İstanbul'un en nezih, en düzgün, en güvenli yerlerinden sayılmaz. Yine de belki de benim sarhoşları ve serserileri bile kaçıran itici etkimden kimse üstüme atlamadı bugüne dek. 
Yaşadığın şehirde ki ideal bir günü tasvir edebilir misin? 
Benim en çok sevdiğim güne Gülhane Parkı'nda başlayıp Sultanahmet'te bitirmek yahut tüm gün Kadıköy sokaklarında dolaşmak. Gerçi evden bir çıksam kendi semtimde dolaşmak bile çok keyifli çünkü ben gerçekten İstanbul'a bayılıyorum ancak evden çıkmakla ilgili sorunlarım var işte. Yine de orada epey bir güzel anım olduğundan Kadıköy ve her gittiğimde bende farklı farklı güzel duygular uyandıran Sultanahmet tarafları derim sanırım. Bu sıralar da biraz dolaşmaya ihtiyacım var galiba. Zira sürekli aynı şeyleri yapmaktan her şey üstüme üstüme gelmeye başladı gene... Herhalde beni güçsüz görüp de üstüme gelen bu canı coğrafyanın biraz da ben üstüne gideyim de yerini bilsin!
Yollara düşme ve yollara aşık olma halini tasvir edebilir misin?
Valla 15 yaşında (Gerçi yaşı küçümsemeyelim, benim yaşımda arkadaşlarıyla tatile gidenler yok değil.) biri olarak belediye otobüslerinde sürünmek dışında pek yol deneyimim yok abi, öyle otostopla şehir şehir gezenlerden değilim valla. (Zaten bugüne dek gittiğim şehirlerin sayısı da bir elin parmaklarını geçmez - iki el değil evet, bir el bir!) Dolayısıyla yollar deyince aklıma en fazla memlekete yaptığım şehirler arası otobüs yolculuğu geliyor aklıma. Gerçi uçak ve trenle de seyahet etmişliğim var... (En sevdiğim tren oldu ama ne yazık ki sadece bir kez kullanabildim.) Neyse, şehirler arası otobüs yolculuğunu seviyorum, özellikle de yanımda okunacak keyifli şeyler ve iyi atıştırmalıklar varsa. Aslında bunu kendi arabanla (Bu tür bir seyahati yalnızca bir kez yaptım.) yolculuk etmekten daha çok seviyorum çünkü içinde en fazla birkaç saat yolculuk etmeye alıştığın küçük bir araçta uyuma düşüncesi beni boğuyor - istediğin zaman durma şansın olsa da, hem de sürücünün ya da sürücülerin rahatsızlığını düşünmekten rahat uyumam ki. Bu konudaki tek deneyimim böyle geçmişti en azından. Yine de  sevdiğin biriyle bir karavanda yol aşkı yaşama hayalini elbet ben de kurmuyor değilim. Öte yandan var olan herkes gibi bende belediye otobüslerinde yolculuk etmekten de nefret ediyorum. (Ki ona yolculuk denmez zaten.) 
'Yalnız yaşamak' nasıl duygudur?
Yaşıtlarım yalnız yaşamak hakkında pek bir şey bilmeseler de anne ve babamın çalışma yoğunlukları ve kardeşimin olmaması sebebiyle ben en azından nasıl bir şey olduğunu biliyorum sanırım. Büyüyüp temelli yalnız yaşamak istemezdim ancak benim yaşımda bunun iyi yanları da var. Hele hele de benseniz... Çünkü birlikte yaşadığım tek kişi olan annemin evde olması benim asla rahat edememem demek. Bu yüzden ayda en az bir hafta eve ben uyuduktan sonra dönmesi isabet oluyor. Ancak kendinizi kötü hissettiğinizde üstüne eklenen yalnızlık duygusuyla çok kötü sonuçlar doğurabiliyor. Mesela bir seferinde kendimi o kadar yalnız hissetmiştim ki intihara meyletmiştim hiç nedensizce. Gülmeyin, küçüktüm. Anneme telefonda bir an önce eve gelmesi için yalvarmıştım ama o yine markete uğrayıp gelmemişti... Bir de asla rahat rahat korku filmi izleyemezsiniz. 
Birbirimizi fazla mükemmelleştiriyor olabilir miyiz? 
Hem fazla mükemmelleştiriyor, hem fazla yeriyoruz. Oysa ki bir bakıma aynı sayılırız hepimiz ya. Aynı kalıptan çıkma farklı tatta kurabiyeler gibi...  
(Lazy Otter tarafından iyi ki mimlendiğim güzel mimin sonu, ne yazık ki mimleyecek hiçkimsem yok, mimlendiklerini göreceklerini sanmam daha doğrusu.) 
Bu mim sayesinde kesin kararımı verdim: Yarın hiç bilmediğim yerlere giden bir otobüse atlayacağım. Hayatım sıkıcılaştığında uyguladığım planlardan biridir bu. Tıpkı 8. sınıftaki "BU LANET SİSTEMİN BİR PARÇASI OLMAYACAĞIM" krizlerine girdiğim zamandaki gibiyim şu an. Her gün aynı şeyleri yapmaktan öylesine sıkıldım ki her şey üstüme geliyor sanki. Hayatımda kendine bir yer edinmiş her şeyi parçalamak istiyorum. Böyle krizlerin sonu hiç iyi olmuyor. Bu yüzden, krizin derecesine göre uyguladığım bazı tedavilerim var, mesela kriz çok büyümemişse yukarıda anlattığım bilmediğin bir hattın otobüsüne binmek planını uygularım. Ancak bu yeterli değilse daha büyük planlara geçerim:  Örneğin sokaktaki herhangi bir insana, en çok değer verdiği kişiyi öldürdüğümü söylemek gibi. Genellikle bu FAZLASIYLA yeterli olur (Ki işin bu aşamaya gelmesi bile çok nadir görülür.) ama olmazsa bir sonraki aşamanın tek çözümü ormanda çırılçıplak koşmaktır. Tabii kriz hiç bu kadar büyümedi, bende asla o sonuncu şeyi yapmadım dolayısıyla, sosyal özürlü olmanın güzellikleri sağ olsun... Ancak iyi tedavi yöntemlerim var değil mi? Zaten bu yüzden bir dedektifim. Diyeceksiniz ki senin psikolog olman gerekmez mi? Psikologlar ancak zaten bildiğiniz şeyleri anlatmaya yarar, dedektifler problem çözerler, işte bu yüzden ben bir dedektifim... Bir hayat dedektifi! Vay be, bu gerçekten havalı oldu. Ama sadece kendim için galiba çünkü sadece kendimin anladığı bir dil konuşur gibi hissediyorum. Zaten öyle olmasa niye bu kadar yalnız olayım? Şu an bunu okuyan bir kişinin bile anlatmak istediğimi tam olarak anlayabildiğini sanmıyorum ben... Hayat dedektifi mi? Ergen... diye düşünüyorsunuz büyük olasılıkla ya da okuduğunuz her şey beyninizde devasa kırmızı harflerle saçmalık yazıyor. Ancak, aynı dilden konuşan birini bulmak ben değil de, sıradan bir insan için kolay olsa neden herkes bunca yalnız ve mutsuz olsun? Belki onların yalnızlıkları başka sebeptendir gerçi... Kusura bakmayın. Sadece kendimin konuştuğu bir dilde, böyle olduğunu bile bile, bir şeyler anlatmaya devam ediyorum işte. Belki anlattıklarım iyidir, güzeldir, hoştur ancak anlamadıktan sonra hangi testiyi doldursun? Öyleyse neden devam ediyorum peki? Hiçbir fikrim yok... Sanırım vücudumdaki ateş beynime sıçrayıp mantıklı davranma yetimi yaktı... 
Sadece kendimin anladığı dilde birkaç bir şey daha demek istiyorum ancak. Bence "şehir yalnızlığı"nın sebebi sanal alemin sağladığı nimetlerle artık fiziksel olarak konuşacak insanlara ihtiyaç duymamamız. Yani facebook olsun, blogger olsun, bilmem artık tumblr olsun, istediğimiz an, istediğimiz şeyi paylaşabilirken ne diye annemize anlatalım derdimizi? İnternette onca insan dururken ne diye konuşalım otobüste yanımıza oturan amcayla? Hem mazallah, ya sapıksa!? Demek ki bizi içimize kapatmaya çalışanlar var internetin başında... Yoksa neden daha az nüfuslu yerlerde insanların sosyal çevresi resmen bizimkilerden daha büyükken biz bu kadar içimize kapalı yaşayalım? (Biz arkadaş listemizdeki 5 kişiden 10'unun anasıgilleri tanıyorsak onlar 50 kişiyi giydiği dona dek tanıyor çünkü.) Peki ya bu kötü mü? Bilmem... Yazıdan anlayabileceğiniz gibi mantıklı düşünemiyorum şu anda. Düşüncelerim beynimde uçuşan balonlar gibi, ben elime geleni, hiç düşünmeden uzatıyorum size. Bu yüzden bu yazıyı bitirsem iyi olacak. Ancak yapamıyorum da... Sanki bir kapak kalkmış gibi, düşünceler, irademin hükmünden çıkmış öylece dökülüyorlar. Balonlar elimden kaçtı, yakalayamıyorum.

Benim ölçülerime göre normal olmak garip, bu yüzden konuya şehirden girip bir gün beni öldürecek düşüncelerimden çıkabilirim. Bu arada sıradaki temayı buldum. Karanlık bir şeyler olacak, kesinlikle. Bana en çok uyan bu.
Not: Kendinizi hiç, her şeyi içine çeken bir kara delik gibi hissettiniz mi?

12 yorum:

  1. Ahaha ben seni okuyorum Alice elimden geldiğince de okumaya devam edeceğim. :) İstanbula bende bayılıyorum kaç kere geldin diye bir sor 3 kere. şaka gibi ama her yerini ayrı sebiyorum. ablamın yanına gidip mahallerinde ki bakkala girdiğimiz de bile aha istanbul bakkalı falan fistan diye bin tane güzel fikir tepemde uçuşuyordu. çok düşünüyorsun ama bunları yazıya da güzel ve akıcı bir şekilde aktarıyorsun o yüzden çok kafana takma. bu arada evet kendimi bir ara çevresinde ki tğm enerjiyi ve iyi duyguları sömüren bir kara delik olarak düşünüyordum hala düşünüyorum ama daha az. :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, daha iyi hissediyorum! ^-^

      Sil
  2. Bazı düşüncelerimiz baya benziyor ama ben senin hissettiğin kadar özgür hissetmemişimdir hiç sdfgfds sokağa çıkıp birine en sevdiğin kişiyi öldürdüm demeye cesaret edemem mesela. Normal olmak istemiyorum ama bugün yavaşça normalliğe çekildiğimi hissettim. HELP. (Aslında %40 normal %60 değişik gibi hissediyorum ama öyle değildir herhalde) (Sonuçta birilerinin içini bilirsen herkeste birazcık gariplik vardır) (Of kafayı yiyorum içten içe sosyalleşmek bana yaramıyor)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Farklılıkla alakası yok bunların, herkes dibinde farklı çünkü. Ancak kimisi yüzeye hızla tırmanıyor, bense dibe çakılıp kaldım - tırmanamıyorum.

      Sil
    2. Ya ben ne istediğimi tam olarak anlayıp aciklayamiyorum açıkçası ama bazı insanlar o kadar basit ki içten dışa kadar aynı gibiler-onlardan olmayayım yeter.

      Sil
  3. Allahım ben 15 yaşında benzetmeli, edebiyatlı konuşacak ne yaptım!?

    YanıtlaSil
  4. Allah canını almasın 15 yaşında mısın nedir bu piskolojik fazla olgunluk. :D Biraz lise hayatı falan yaşa. :D Şu yazıyı da 15 yaşında birinin yazdığana kimse inandıramazdı beni.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama insanın en çok böyle şeyler düşündüğü zaman ergenliği değil midir!?!?!?

      Sil
  5. Yeni sablon iç karartıcı olsa da , siyah üstüne beyaz yazının iyi gittiğini düşünüyorum. O iş karartıcı etki kaybolur yakında diye tahmin ediyorum. Gerçi siyahla bu yazının konusu uymuş. Yazıyla ilgili yorumuma sonra geleceğim. -jane

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalnız ben Son yazına yorum yaptığımı saniyorum. Ne hikmetse yorumum buraya gitmiş. Neyse o depresif yazın Son yazındi zaten anlamışsindgr, yorumumu oraya yapıcam.

      -jane

      Sil
    2. Evet, anladım. Çok yazdım ama bu Son... O annenle ilgili yazıyı kaldırmışsin. Aslında ben de çok kez yazdıklarım a geri dönüp bakınca pişman oluyorum. Ama o konuda yalnız değildin, inan bana . -jane

      Sil
    3. Yazıyı silmedim, sadece taslakta. Çünkü ergenlik çağında çoğu kişi ailesinden tiksinir, ben de belki de ileride yayınladığım için utanacağım bir yazı olur diye kaldırdım.

      Sil