28 Ekim 2014 Salı

Olgunluk ve zeka meselesi.

 Hep yaşıma göre olgun ve akıllı diye tasvir edilen biri olmuşumdur. Ancak bu olgunluğum bir noktadan sonra sıkıcılaşıyor galiba. Yani insanlar yaşımı öğrenene kadar yeni çağın filozofuyum ancak yaşımı öğrendiklerinden sonra bir anda zeki görünmek için kasan ergenin tekine  ya da deha örneğine dönüşüyorum. Üzgünüm ama hayır. Aksine, başka türlü davranmak, beni benden çıkarırdı. Çünkü ben buyum. Her şey hakkında uzun uzun düşünen, çoğunluğun aksine durmadan düşünen, fazlasıyla hisseden, bunları da iyi bir şekilde aktarabilen bir çocuk. Bunları kendimi övmek için söylemiyorum, zaten bunların övünülecek şeyler olduğunu da düşünmüyorum. Cesedim toprağın altında çürüyüp böceklere yem olurken hissettiğim ya da düşündüğüm hiç bir şeyin önemi kalmayacak ki. Sadece başka türlü yaşayamıyorum ve gerçek bu. Bunlar yaşamak için ihtiyaç duyduğum şeyler. Düşünmek ve hissetmek ve tüm bunları aktarmak benim yaşamımın anlamsız anlamları. Hep "çok kitap okuyun", "kültürlü olun", "bilgili olun", şunu yapın bunu yapın, hayatınızı şöyle yaparak boş geçirmeyin, böyle yaparak doldurun derler ya? Ben hiçbirine katılmam tüm bunların. İsteyen biberiye tarlasında kıçını açarak dans etsin, önem bakımından edebi şeyler okumak ya da yazı yazmaktan geri kalır yanı yoktur ki bunun. Çünkü önem ne ki??? Demin de söylediğim gibi, hayatını nasıl geçirirse geçirsin, sonuçta herkesin sonu aynıdır: Bir çukurun dibinde göz çukurlarının solucanlar tarafından tırtıklanması. (Dini meselelere girmiyorum.) Yani "boş" dediğimiz şey kişiye keyif vermeyen, önemli dediğimizse keyif veren şeydir ve herkesin zevki farklı olduğuna göre de, iki kavram da kişiden kişiye değişir. Kendi yarattığımız şeylerde muhakkak bir yücelik aramak, kulağa bir bulaşık makinesinin honti mi yoksa ponti mi olduğunu tartışmak kadar saçma geliyor. Bulaşık makinesi, kimine göre gürültülü, kimine göre hayat kurtarıcı, kimine göreyse kirliyken esasında olduğu tek ortak ve gerçek şey bulaşık makinesidir. Honti ya da ponti nedir ki? Buna benzer olarak da benim şu anda yaptığım şey düşüncelerimi yazıyla aktarmak, kimisine göre bu zeki gibi görünmek için kasma, kimisi için olgunluğunu gösterme çabaları, kimisineyse honti ya da ponti olabilir. Beni ilgilendirmez. Keyif alıyorum ve yapmayı istiyorum. Bunu kimin hangi değerlerle ölçtüğü ve bu ölçümün sonucu umurumda değil. Ben de yaşıtlarımın çoğuna uyarak internette bir dönem popüler olan komik insanlar (Uçan Adam Sabri, doğum tarihine "muş" diyen kadın, Mahmut Tuncer vb. gibi.) üzerinden espri yapabilir ya da yapmaya çalışabilirim ancak bu ben olmam ve kendimi kendim gibi seven insanlar olmadıkça aldığım sevginin ne anlamı kalır? Eskiden yazdığım yazılara baktığımda sadece kendimin ya da belki de başkalarının da algıladığı zorlama bir eğlenceli yazma çabası görüyorum bazen. Ya da belki de, o an gerçekten öyle yazmak hissediyordum ve espri anlayışım pek de gelişmiş değil?  Çünkü ben de her zaman hayatın anlamı ya da insanlığın nedeni üzerinde düşünen biri değilim. Zaman geliyor, ben de milletle dalga geçip gülebiliyor, bir şeyleri farklı ya da komik şekilde yorumlayarak güldürebiliyorum. Hatta normalde insanların çevresinde çoğunlukla güldüğü biriyimdir (Çünkü şapşalın tekiyim.) ancak eğlenceli yazılar yazmak ilgim yok. Yazmak istediğimi, yazmak istediğim şekilde yazıyorum, beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez. Kendimi içine soktuğum koza ne kadar beğeniliyor, içerideki ben yapayalnız ve sevgisizken, ne önemi olsun bunun?
Bu arada aslında bu yazı, "neden 13?" diye başlamıştı. 16'ma girmeme çeyrek yıl kalmışken, profil kısmında hala 13 yazmasının tembellikten başka bir nedeni de var. (Zaten "ben" adlı blog yazarını tanıtım kısmında da hayali kimliğimin sonsuza dek 13 yaşında kalacağından falansöz ediyorum.) 13 bana göre en dengeli yaş. Ne artık eskisi gibi salaklıklar yapmıyorsun, ne ergenlik henüz bünyeye tam yayılmamış. Gerçi kişiliğin de tam oturmamış ama oturma yolundaki hali, belki de gerçek hali. Öte yandan kişiliğin "gerçek hali" mi olurmuş ya? Pasta mıyız biz de, mayamız aynı olsun... Tıpkı pastalar gibi hep tasarımıza uygun kalsak "insan" değil, pasta cinsinin yürüyeni ve tatsızı olurduk.
Çeşitli konulardaki akıllıca düşüncelerimi buraya aktararak kendimi yine yeterince olgun ve zeki gösterebildim mi? Oh, iyi. Bir başka hayatın anlamı ve varoluşun nedeni üzerinde bol benzetmeli felsefi çıkarımlar yaparak ender görülen dehamı sergileyeceğim yazımda görüşmek üzere! Melankolik benzetmelerin ruhu okşayan kullanımlarıyla bezeli duyguların dünyasına köprü niteliğindeki bir yazı da olabilir? Şansınıza.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder