18 Ocak 2015 Pazar

İki harika şey hakkındaki mim. (Kitaplar ve Kış)

Mimlenmişim, her zamanki gibi yine Lazy Otter tarafından ve kendisine teşekkürlerimi sunuyorum. Aslında bilgisayarım cozuttuğu için uzunca bir süre yanıtlayamayacaktım ancak bir süreliğine daha beni bırakmamaya karar vermiş görününce fırsatı kaçırmayayım dedim. Here we go~
1 - Kışın okumalık favori kitabın var mı?  
Aslında kitaplar bariz şekilde "yaz kitapları ve diğerleri" olmak üzere ikiye ayrılır, kış kitapları diye bir sınıflandırma duymadım ve duyumsamadım hiç. Ancak Lazy Otter'ın da örnek gösterdiği Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın soğuk bir esintisi var. (Halbuki adını ilk duyduğumda yaz kitabı sanmıştım onu.)
2 - Yılbaşı ağacında yıldız olarak kullanabileceğin bir kitap?
Küçük Prens - ilk aklıma gelen ve gerçek bir yıldız.
3 - Kapağı mavi olan bir kitap?
Şu an kitaplarım tam üstümdeki rafta durduğundan başımı kaldırınca gördüğüm ilk mavi kitabı söylüyorum: Cim Düğme ve Vahşi 13'ler. Çizgi filmi de vardı bunun, hatırlarsınız belki? Ben çok severdim. Büyüyüp kitaplarını da bulunca, hele de bir başka çok sevdiğim çizgi film olan Wunchspunchs'ın (Nam-ı diğer Büyücüler - eğer bunu okurken jenerik müziği "büyücüler, büyücüleeer~" diye aklınızda çalmaya başladıysa sizi kocama kucakladığımı bilin.) kitaplarının yazarıyla aynı yazar tarafından yazıldığını öğrenince havalara uçmuştum hele. (O kadar eski çizgi filmler ki doğru düzgün resimleri bile yok.)
 
4 - Kış tatili için mükemmel kurgusal dünya? 
Gayet açık bir şekilde, Harry Potter veya Yüzüklerin Efendisi gibi fantastik serilerin dünyaları çünkü kitapları okurken nerede olursanız olun kendinizi şöminenin başındaki kocaman koltuğa kurulmuş yanı başınızdaki pencerenin ardında lapa lapa kar yağarken sıcak bir şeyler içiyormuş gibi hissediyorsunuz. 
5 - Birlikte kış tatilini geçirebileceğin bir kitap karakteri?
HOLDEN. CAULFIELD. Saçma, kibirli, karanlık dünya görüşlerimizle birbirimize tatili mahvetmeye bayılırdık
6 - Bu sene listende olan bir kitap? 
Ben pek kitap listesi yapmam ve şu anda aklıma okumak istediğim bir kitap da gelmedi. 
7 - Favori tatil içeceğin, atıştırmalığın ve filmin?  
Tamam, Yoyucho'ma söz verdim, kilo falan vermeyeceğim ama şu göbekle yemekten bahsetmeye bile utanıyorum. Aklıma da film gelmedi. Niye moralimi bozuyorsunuz ki? Şaka şaka. Mim için teşekkürler.  

LÜTFEN BUNU YAPMAYIN!!!

Şimdi gerçekten iğrenç bir şeyden bahsedeceğim, eminim okurken sizin de yüzünüz ekşiyecektir. Eğer ekşimiyorsa ve hatta siz de yapıyorsanız, gayet açık ve net söylüyorum: BİR SİKTİRİN GİDİN!!! Çünkü gerçekten dünyanın en iğrenç şeylerinden biri olabilir: Fantastik film ya da aksiyon filmi izlerken "Bu sahne fizik kurallarına bile aykırı bir kere" gibi laflar etmek. Yani biri bir Yüzüklerin Efendisi ya da ne bileyim Marvel filminde böyle bir şey dediğinde başımı çevirip ona şöyle bir bakmak istiyorum. Lazer ışını saçan gözlerle. Tavuk gibi kızarana dek. Ardından da "Fizik kuralların şimdi nerede?" diyerek kahkahalar eşliğinde patlamış mısırımı yemeye devam etmek... Çünkü gerçekten. *spoiler* YANİ ORADA THORIN MEŞEKALKAN ÖLÜYORKEN SEN NASIL ÖLÜM ŞEKLİNİN FİZİKSEL AÇIDAN MANTIĞINI FALAN SORGULARSIN!?!?!? *spoiler* Bir yerlerde "gerçekçi şeyleri severim" demiş olabilirim ama mutlaka asıl kast ettiğimin fantastiğin içindeki gerçekçiliği severim olduğunu belirtmişimdir. Fiziksel miziksel bağlamaz beni - aslında gerçekçi derken kast ettiğim de daha çok bana duyguyu verebilmesi sanırım. Ve bu tür detaylara takılan insanları gerçekten anlamıyorum ve ilişkilerimiz genelde pek kısa süreli oluyor. Zira aramızda boyut farkı olduğu ortada.

13 Ocak 2015 Salı

Ergenliğin Sularında Boğulurken

KATLANAMIYORSANIZ, OKUMAYIN
Ergenlik'in öyle uç sınırlarındayım ki bu sonsuz karanlık boşluğa yuvarlanmam an meselesi.
Bir anahtarın olmaması neyle sonuçlanabilir? Kriz anında paniğe kapılma özelliğiniz yüzünden daha yeni kazandığınız paranın TAMAMINI kontöre harcamanızla. (Özellikle kan emici sülüklerden beter bir sömürücüyse.)  Ki aslında günün EN kötü yanı buydu. Paraya ne kadar ihtiyaç duyduğumu biliyorsunuz. Belki de Tanrı arkadaşıma kitap satmamın yanlış bir davranış olduğunu göstermek istedi bana ama sonuçta o kitaplar BENİM kitaplarımdı ve ben sadece para karşılığı vereceğimi söyleyince kabul eden de arkadaşımdı. İstemediğim kitaplar olsa bedavaya verirdim. İki kitabın toplam fiyatının yarısından da ucuza sattım üstelik. Seni bilemem Tanrım ama ben bunda yanlış bir şey göremiyorum. Ama bunu kriz anında paniğe kapılıp salakça şeyler yapmamam için bir ders olarak da değerlendirebiliriz.
Bunu bu şekilde geçiştirebilirdim. Eğer o yorgunlukla her zamanki gibi berbat geçen bir günün ardından tek isteğim eve gidip aldığım abur cuburları lüpletmekken annemin iş yerine gidip üstüne bir de kapının önünde onu beklemeyip işten erken çıkma fırsatını heba ettiğim için azar yemem ve dönüşte metrodan çıktıktan sonra minibüse binmek için para bulamayınca otobüse binmek zorunda kalıp bir de sinek gibi cama yapışarak 2 durak gideceksiniz diye 2.15 (Çünkü vizeyi yatırdığımı sanıyordum ama YATIRMAMIŞIM ve bu konuda ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok, anneme aldırtamam çünkü bu neredeyse 5. kart aldırışım ve her aldırışta fiyat artıyormuş... Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Sanırım illegal yollara başvurmak durumundayım...) lira vermeyi reddettim diye resmen sosyal baskıya uğramam binince sizin anlayacağınız keçileri kaçırıyordum bugün az daha. Ulan zaten en arka kapıdan binmişim, 2 durak gideceğim, ben kartı yollayıp o kart geri dönene dek inmiş olacağım, kimin cebinden kimin parasını çaldım da resmen otobüsten attınız beni? Hayır, ben mi yanlış biliyorum diye araştırdım da internetten, otobüs şoförlerinin de standart bir maaşı varmış. O zaman minibüs şoförleri bile, ki para hırsız devletin filan değil direk kendi ceplerine gidiyor, bunca çıngar çıkarmazken bu iett şoförlerinin zoru ne ki bu kadar çığırırlar "AKBİLLERİ YOLLAYALIM" diye anlamam ki!!! Gerçi normalde bu kadar bağırmazlar ya, bu otobüs manyak çıktı, sadece şoför de değil üstelik, yolcular birden... Düşünün önden şoför: "Arkadan binenler akbilleri yollasıan!" diye çığırıyor, arkadan yolcu "Ay buradan akbil vermeyen bir kız var!!!" diye. Tabii orada önümde iki seçenek vardı ya sosyal birey statümden kalan son parçaları tutmak ya da içimdeki canavarın zincirlerini kırıp kadının kafasını cama kırmak. (Tabii en az 5 kişi tarafından sıkıştırılırken o işi nasıl yapacaktım bilmiyorum ya...) Ben de medeniyetimin son kırıntılarını kullanıp indim. En azından vatandaşlık görevini yapmamın memnuniyetiyle sırıtan kokoş karı yumruğumu tadamadı belki ama orta parmağımı görme şerefine nail oldu.
Hayal edin öyle sinirliydim ki normalde o saatte bile serseriler cirit attığı ve her köşe başında bir köpek üstünüze doğru koşmaya başladığı için yakınından yöresinden bile geçmediğim yerlerden gittim ki biri bulaşsın da sinirimi atayım diye. (Tabii kendimi Shizuo Heiwajima sanıyorum sinirden o sıra. İtin biri üzerime atlasa onu yere indireceğim güya ama gerçekte köşeye çekilip... Neyse.) Zaten metroda bile kendim de içinde olmama rağmen metro yansın diye dua ediyorum. Düşünün insan nefretimi. Biliyorum, her ergenlikten bunlar, gerçekten de öyledir diye umuyorum ama. Çünkü bazen hakikaten pek acayip oluyorum. Geçmişteki bazı olaylarla da bağdaştırınca "harbiden psikopat mıyım lan?" diye düşünmeden edemiyorum. Mesela Yagami Light'ı günahım kadar sevmediğimi bilirsiniz. Ama bugün kendimin de bir çeşit Yagami Light olduğumu fark ettim. Herkesin aptalca şeylerden konuşarak aptalca gülüştüğü sınıfın en arkasında kendi kendime "Her şey kokuşmuş..." derken fark ettim Yagami Light olduğumu.
Ama bu ben değilim. Sadece hayatım GERÇEKTEN berbat gidiyor ve diğer insanların mutluluklarına katlanamıyorum. SEVDİĞİM İNSANLAR İÇİN BİLE SEVİNEMİYORUM. Sadece haset besleyebiliyorum... Çöp kutusuna atılmak için bile fazla pis olduğumun farkındayım. Ama bu ben değilim. Yemin ederim. Kendime itiraf etmekten en az kendimden ettiğim kadar nefret ediyorum ancak artık çalışmak dışında her şey zaman kaybıymış gibi geliyor, yazmak bile. Düşündüğüm tek şey para. 16 yaşımda geçim derdine düştüm resmen. Eskiden saçma da olsa nedenlerim vardı, oysa yazmanın zaman kaybı gibi gelmesiyle iş nedenini nasılını kaybetti. Hırs gözlerimi kör etti ama ayaklarım güç verdi anlaşılan, sonu gelmez bir çıkmaz sokakta koşuyorum. Eskiden sadece zevklerimi önemsediğim içindir belki. Her şeyin ideali ortası sonuçta... Ama ben o ortaya nasıl geri döneceğim, bilemiyorum işte. Sadece böyle olmak istemiyorum. Böyle kalmak istemiyorum asla. Sonsuza dek bir kaybeden olabilirim ama en azından yaptıklarından zevk alan bir kaybeden olmak istemiyorum. Hikayelerimi kimse okumasın, önemsiz. Ama ben her şeyden çok zevk aldığım şeyi yapmak istiyorum sonsuza dek.
Hiç hayal etmediğim kadar düşmüş durumdayım, umarım çabucak atlatırım tüm bunları...

6 Ocak 2015 Salı

Aseksüelite (Uyarı: +18 - yazan kişi henüz o yaşa ulaşamamış olsa da...)

Cinsel kimlikler hakkında o kadar çok tanım var ki tanımsız olmanız imkansız gibi bir şey. Ancak ben hala kendini tanımlamayı reddedenlerdenim. Kendime ne straight dedim, ne biseksüel, ne gay. Hangisi olduğuma dair hiçbir fikrim yok ama pek de önemsemiyorum açıkçası. Ayrıca cinsel kimliğimi belirleyebilmek için yaşım küçük ve dolayısıyla cinsel deneyimim yetersiz. Ancak bundan 2 yıl öncesine dek kendimi "aseksüel" addetmiştim. Şimdi düşündüğümde bana utanç veren platonik aşk deneyimlerim, hayır, "deneylerim" (Çünkü siz de bir yaşta "ay aşık olayım bari" diyor ve birini belirleyip aşıkmış gibi yapmış, sonradansa bundan pişmanlık duymuştunuz, inkar etmeye kalkmayın sakın - istisnalar kaideyi bozmaz.) olmuştu ama her seferinde sonunda kendime "Ben bu kişiyle gerçekten öpüşmek istiyor muyum yoksa o filmdeki çifte mi özendim?" diye sorduğumda, o filmdeki çiftin yalan aşkına özendiğim için kendime hoşlanacak bir dingil seçtiğimi keşfediyordum. Ama kendimi sırf bu yüzden aseksüel addetmedim. Aynı zamanda insanların cinsel hareketleri beni iğrendiriyordu. Yani öpüşen birilerini gördüğümde midem bulanıyordu. Nedeni muhtemelen çok sevdiğim birinin önümde devamlı öpüşmesiydi. Onu o şekilde sevmiyordum ya da aynen o şekilde seviyordum, pek fark etmez, sadece bir başkasıyla benimle paylaşmadığı bir şeyi (cinselliği) paylaşması beni sinir ediyordu ve ben de resmen suçu cinselliğe attım. Yani, belki de gerçekten midemi bulandırmıyordu bile, sadece ben suçu ona attığım için kendimi ondan nefret etmeye şartlamıştım. 12 yaşında falandım...  Sonra aradan 2 yıl geçti ve ben aşık oldum.
Aşkın aseksüellik gibi cinsel tercihlerle hiçbir ilgisi olmadığını bilecek kadar büyümüştüm ve cinsellik nefretim de uçmuştu. Millettin yaptığını iğrenerek izlediğim şeyleri (Öpüşmekten filan bahsediyorum.) yapıyordum ve hiç de mide bulandırıcı filan değildi. Ama aseksüel olmadığıma kesinkes karar vermemi sağlayan olay bir animeden görüp mastürbasyon yapmayı denememdi.
Pek çok kişinin bu konu hakkında suçluluk ve utanç hissettiğini biliyorum ancak ben birazcık bile hissetmedim ve bunu açıklarken de hissetmiyorum. Neden bilmiyorum... Bunu o ayıp şeylerden biri olarak göremedim hiç. Daha önce kızların mastürbasyon yapabildiğinden haberim yoktu ama öğrendiğim de hiç şaşırmamıştım. Bu olaydan sonra bir yerde çocukken bile farkında olmadan mastürbasyon yaptığını okudum. Yani o güne kızların da mastürbasyon yapabildiklerini hiç duymamış olmama rağmen buna şaşırmamamın nedeni ben bilmesem de bedenimin bilmesiydi belki de. Kirli ya da sapık hissetmedim, daha çok kendimde gizli bir yön keşfetmiş, hatta gizli bir süper gücümü açığa çıkarmış gibi hissettim sadece. (Utanç, bence tamamen diğerlerinin ne düşündüklerini hesaba katmamızla alakalı bir şey. Ama ben utanç duymuyorum çünkü bu tamamen ve sadece beni alakadar ediyor. Bunu okuyan birçok kişinin beni sapık adettiğini tahmin ediyorum. Tersini düşünenlerinse çoğu erkek, (Kendileri genellikle bunu açıkça yaptıklarından ötürü.) kalanıysa feministtir.) Bu konuda hissettiğim bir diğer şeyse rahatlıktı. Sadece fiziksel rahatlık değil, aynı zamanda zihinsel de bir rahatlık. Çünkü aseksküel olmadığımı biliyordum artık.
...Ama şu şey kafamı bir hayli karıştırdı:
 
Bana göre aseksüellik cinsel ilgi duymamak. Ancak "what is asexsuality?" sitesinin aseksüellik rehberi farklı diyor. Aseksüellik ne yaptığın değil, ne hissettiğinle alakalıdır diyor. İşin içine romantik hisleri de katmışlar. Bana göre de aşk ve cinsellik ayrılmaz ancak yine de bu benim kafamı karıştırdı... Bir dakika. Bana ne?  Neysen nesin, o kadar. Kimi sevip kiminle ilgilendiğime isteyen istediği ismi taksın.

Acayip Havalar

Babam küçükken bana "Acayip Havalar" diye bir kitap vermişti. (Zaten küçükken genellikle normal roman yerine Tübitak ya da NTV gibi yayın evlerinin zengin ailelerin üstün zekalı elit çocukları için çıkarılan 50 liralık "Dünyamızı Tanıyalım" ya da "Eğlenceli Sayılar" gibi kitaplarını getirirdi. Eminim kızı 16 yaşında bir sosyopat yerine şu bilim fuarlarına ve spor yarışmalarına katılan incecik, uzun, kırmızı kemik gözlüklü kızlardan olsa ondan mutlusu olmazdı bu dünyada. Neyse.) Küresel ısınma hakkında eğitici bir çizgi romandı ve içinde ilginç şeyler vardı ama o zamanlar normal bir sümüklü velet olarak ilgimi çekmemişti. Büyüyünce kitabı sevdim ve gerçekten anlamaya başladım. Özellikle şu sıralar da daha bir iyi anlıyorum. Zira havalar gerçekten de pek bir acayip. Pencereden bakıyorum hiçbir şey yok, 10 dakika sonra tekrar baktığımda her yer bembeyaz, işin garibi yine 10 dakika sonra tekrar baktığımdaysa her yer hiç kar yağmamış gibi tertemiz. Bu havalar sahiden pek bir acayip.
Not: Daha acayibi ise bana geçen sene 1 buçuk servis bekleten adamın bu sene daha ortada karın k'si yokken okulları tatil etmesi. Kötü mü oldu? Tabii ki hayır. Ama oldukça garip. Bir de bu yıl kış maceraları yaşamayacağım galiba. Artık hiç macera yaşamıyorum zaten. Artık içinden düşüp buralara geldiğim hikayenin yazarı kimse beni silmiştir belki.

4 Ocak 2015 Pazar

Canavarlar


"Beni korkutan çok çeşitte canavar var: Kendilerini göstermeden sorun yaratan canavarlar, çocukları kaçıran canavarlar, hayalleri yerle bir eden canavarlar, kan emici canavarlar... Ve de, yalandan başka hiçbir şey söylemeyen canavarlar. Yalancı canavarlar gerçekten sıkıntı, onlar diğerlerinden çok daha kurnazlar.
İnsan kalbini hiç anlamasalar da insanmış gibi davranırlar; acıkmadıkları halde yerler, eğitimle alakaları olmasa da çalışırlar, nasıl sevileceğini bilmeden arkadaşlık ararlar. Eğer öyle bir canavarla karşılaşsaydım, muhtemelen onlar tarafından yenilirdim... Çünkü gerçekte, o canavar benim." - L Lawliet, Death Note