15 Haziran 2015 Pazartesi

Yazdan Gerçekten Nefret Ediyorum

En sevdiğiniz mevsim nedir? Sonbahar? Kış? İlkbahar? Yaz? Sonbaharı sevenleri anlayabiliyorum çünkü bazı insanlar hüzün sever. Kış ise kar, battaniye, kahve/kakao/salep demek zaten. Bahar da güzeldir işte; kuşlar, çiçekler, böcekler falan. Ama yaz? Neden yaz? YAZ NİYE? (Tüm yaz yazılarının ateşli bir fontta yazıldığını hayal edin.) Evet; tatil, şu sürekli bahsettiğiniz yazlıklarınız, deniz, kum, güneş, dondurma vb... Haklısınız, tüm bunlar güzel ancak ne yazık ki, hepsi de geçici. Şu anda varlığınızı sürdürmekten başka hiçbir sorumluluğunuz olmadan, klimalı salonunuzda bir yandan dondurmanızı yiyip diğer yandan muhtemelen bilgisayar başında (Telefon ya da tablet de olabilir, eğer şu anda bu yazıyı okumuyorsanız başka bir aktivite de, ancak internet etrafında şekillen bir nesil için konuşursak bu pek olası değil.) oyalanıp, denize/havuza gitmek için güneşin biraz alçalmasını ya da Buğra/Tuğçe'lerin sizi beklediği partilerin başlamasını beklerken mevsimden ve hayatınızdan memnun olabilirsiniz. Lakin sizi ana babanıza bağlayan bebek bezi kopup boklar içinde hayatın ortasında kaldığınızda kendinizi bu kadar iyi bir yerde bulamayabilirsiniz. İşçi olabilirsiniz. Madenci olabilirsiniz. Fırıncı olabilirsiniz. Ya da daha kötüsü... (Mesela KANALİZASYON DALGICI gibi.) Büyük olasılıkla en kötü ailenizin yazlığı alırken borç istediği eli uzun akrabanızın sağladığı torpille masa başı bir iş bulursunuz gerçi - tabii Harvard ya da ODTÜ'ye giremezseniz. Ama gün gelir derman döner ve bununla ilgili açıklama yapma gereği duymuyorum çünkü siz bu konulu hikayeleri çok duymuşsunuzdur zaten. Demek istediğim şu ki yazı güzel yapan tek şey yüksek hayat koşulları. Hayat koşulları düştükçe yazın tüm güzellikleri kayboluyor. Kış için de aynı şey diyebilirsiniz. Yani battaniyeniz ve içeceğiniz yokken kış da pek o kadar güzel olmaz... Ama soğuktan kaçabilirsiniz. Sıcaksa KAÇINILMAZ. Gerçi soğuk öldürürken de sıcak öldürmez. DAHA KÖTÜSÜ İŞKENCE EDE EDE ÖLDÜRÜR. Kısacası yazı sevmeyin. Yazdan nefret edin. Çünkü ben ediyorum.
Fakat yaz gerçekten kötücül. Zihnimi ve vücudumu savaşa sürüklüyor çünkü zihnim birçok şey yapmak isterken vücudum sadece uzanmak isteyerek ona engel oluyor ve bu isteğe karşı koymak zihnimin bütün enerjisini tükettiğinden hiçbir şey yapamıyorum. Zaman ve mekan kavramlarından kaçabilsem keşke, böylece, hem yaz tatilimden gün gitmez hem sıcaktan kaçmış olurum. Ya da hiç değilse, dünden sonra iyice sıkıldığım bu bedeni bırakabilsem, mesela Ege Denizi'nde (Çünkü en serin denizdir.) salınan bir çöp olsam? O da olmazsa geçen haftaya dönelim. En güzel hafta olduğunu söylemiştim size. Yaz tatilinden hiç zaman geçmediği yetmezmiş gibi, hala geceleri üşüyebiliyorduk, hatta yağmur bile yağıyordu! Nasıl olup yağmurdan sıkılırsınız anlamam ki... Alın işte! Böyle bir taraflarımız terlerken daha mı iyi? Hem sosyallik planımı uygulayabildim neyse ki çünkü bir daha yaz sonuna dek evden çıkmayı düşünmüyorum açıkçası. Dünkü Nişantaşı'nda alışveriş kabusundan sonra... Abartısız elim büyüklüğünde bedenlere ve cep telefonu parasında kıyafetlere sahip dükkanlarda, anne zoruyla bu koca bedeni bir şeylerin içine sığdırma işkencesinin soktuğu ruh hali içinde, hayatta selfielerde iyi çıkmak ve beğeniler dışında hiçbir derdi olmayan insanlar arasında dolaşmak bana bu yaz için sosyallik planını suya atma kararını verdirdi. Sadece kıyafetlere sığamamanın verdiği kötü bir his değildi bu. Kendimi nasıl hissettim biliyor musunuz? Düşman üssünde kamuflaşsızmış dolaşıyormuş gibi. İnsan ruhuna sahip değilim. Kıyafetlerine bile sığamıyorum. Hiç aralarına karışma şansım yok. Dolayısıyla beni yakalamaları an meselesi... Gibi. Zaman zaman böyle hissediyorum işte ve kaçmak, eve gitmek, sıcaklık ne kadar yüksek olursa olsun yorganın altına saklanmak istiyorum ama yanımda "sırf senin için geldik buralara hala mızmızlık ediyorsun" diye bağıran, tıslayan, haykıran bir anne varken yapamıyorum tabii... Dönüşte de pazara uğradık ama pazardan sonra taksi bulamadığımız için (Evet, annem minibüslerden nefret ettiği için minibüse biraz katlanıp para biriktirerek araba almak yerine, her yere taksiyle gider ve tüm arkadaşlarının arabası olduğu için kıskançlık krizine girdiğinde ben bu öneriyi dile getirince "mızmızlık ediyorsun" kategorisinin "seni elimden gelen en iyi şekilde yaşatmaya çalışıyorum hala mızmızlık ediyorsun" savuşturmasını kullanarak beni derhal susturur.) minibüse binince sırf kapalı değil diye kimse elindeki bir yığın poşete rağmen 45 yaşındaki anneme yer vermeyince ve mahallede bir çocuğun bir kediye top attığını görünce iyice karamsarlaştım. Bu sabaha dek her şeyden nefret ediyordum ve yine biraz ölmek istiyordum ama güzel bir anonimin güzel bir yorumu sayesinde şimdi daha iyiyim.
...Neden yazmam gereken onca yazı dururken bu aptal yazıyla uğraştığımı bilmemem dışında. Gerçekten yazmam gereken çok fazla yazı birikti ama hala aptal yazıyla cebelleşiyorum. Annemin bilgisayarındayım. Dokunmamdan çok hoşlanmıyor çünkü bozabilirim ama telefondan yazmaktan çok daha kolay. Tek sorun annem şu sıralar eve erken geliyor ve o gelene dek bitirmek zorundayım. Aslında daha zor olsa da bilgisayardan da yazabilirim. Buraya bazı insanların yaptığı gibi yazının temasına (Her ne kadar o temadan kopmuş olsak da SICAK.) uygun gif bulmaya gelmiştim. Bundan böyle yazılarına uygun gif bulabilen insanlara güvenmemeye karar verdim. Çünkü bu iş hiç kolay değil. Ya kötücül gif güçleri olmalı ya da gife göre yazı yazıyor olmalı - ANNEM GELDİ.  YEMİNLEN GELDİ. ASDFGHJKL.
Not: Arkana laf  yetiştireceğine önüne bak.

10 yorum:

  1. Kesinlikle haklısın! Yaz kadar berbat bir mevsim yok. Her tarafın aşırı derecede sıcak olduğu, insanların terden sırılsıklam olduğu, dışarı çıktığında güneşin altında kalıp kafanın yanacak raddeye gelmesi vesaire.
    Kıyafet alışverişi konusunda benzer hislere sahibiz. En azından kiloları senin yarın kadar olan ve her şey üzerine neredeyse mükemmel uyan bir kardeşin yok.
    Yazılara uygun gif bulmaya çalışırken öyle saçma sapan şeyler yazıyorum ki google benden nefret ediyor olmalı. En üzücü tarafıysa kaç zaman arayıp hiç bir halt bulamamak oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazı bu gözle gören tek kişi olmadığım için çok mutluyum... Sanki tatil sonsuza dek sürecekmiş gibi abarttıkça abartıyorlar bu mevsimi. O da göğsünü kabartıp hepimizi pişiriyor sonra.
      Neden biz kilolu insanları kooocaaaman kıyafetleri içinde rahat bırakmayıp o küçücük şeylerin içine sığmamızı bekliyorlar? Beli kolum kadar olmadığı halde kilolarından şikayet eden arkadaşlarıma katlanamıyorum. Bunların bir örneği hayatımda daha büyük yer tutsa kendine güveni ve sevgisi sıfır olan benim gibi biri kafayı sıyırırdı herhal.
      Ve işte ben de yapmadığımı bırakmıyorum ama hiç bulamıyorum uygun gif ya da resim. TTwTT"

      Sil
  2. Şu an kıçımdan ter akıyor ve sana hak veriyorum.

    YanıtlaSil
  3. Dün ben de aynı durumdaydım...

    YanıtlaSil
  4. Yazı daha da kötü hale getirmenin bir yolu yazın kötü olduğunu düşünmektir.

    YanıtlaSil
  5. Alice cümlelerin çok uzun azcık virgül kullan be o.O

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim o konuda ciddi takıntılarım olduğu için... Şöyle ki bir yazıda illa 2 virgül olmalı, eğer tek virgül olacak da, ondan önceki ya da sonraki en az iki cümlede de tek virgül olmalı ve ya iki tek virgüllü cümlenin arasına en az bir virgülsüz sokulmalı. Yani 2 virgül yoksa hiç virgül yok. Ayrıca satırların bittiği yerler de birbirine uyumlu olmalı. Bu takıntılar çok kötü çünkü bazen sırf onlar yüzünden güzel yazamıyorum.

      Sil
  6. Yazı bende sevmeyiveripti. Ama yazı seven çoook insan var anlamış değilim

    YanıtlaSil