20 Temmuz 2015 Pazartesi

"Korkaklar" da cesurdur.

Yazının asıl amacı film tanıtmak değil ama ilham kaynağı olan filmden de bahsetmek isterim. Film gerçek bir şahıs olan Maria Altmann'ın hikayesinden uyarlanmış. Klimt'in ünlü eseri "Woman in Gold" Bayan Altmann'ın yengesi Adele Bloch-Bauer'in portresidir ve dolayısıyla Bayan Altmann'a aittir. Ancak ikinci dünya savaşında naziler tarafından el konan diğer tüm değerli şeyler gibi asla gerçek sahibine geri verilmemiştir. Bayan Altmann yengesinin tablosunu geri almaya karar verir. Böylece genç ve deneyimsiz bir avukat olan Randy Schoenberg ile Viyana hükümetinin Yahudilere yaptığı sayısız haksızlıktan birini düzeltmek üzere işe koyulurlar. İzlemenizi öneririm. Evet, adını bas bas bağıran, gişe rekorları kıran, interneti sarsan filmlerden olmayabilir ama bazen böyle filmler de insana bir şeyler öğretebilir ve dahası düşündürebilir değil mi?
Tabii ki film Maria Altmann'ın ikinci dünya savaşı anılarına da değiniyor. Yani Nazilerin yaptığı işkencelerine... (Filmde sokakları silmeleri ve kendi hanelerine kendi elleriyle yahudiler hakkında çirkin sözler yazdırmalarını gösteriyordu - Altmann ailesinin çeşit çeşit sanat eseriyle dolu evini yağmalamaları dışında.) İzlerken kendimi o durumda hayal ettim. Ben ne yapardım? Ben asla dayanamazdım. Ayağa kalkar, çığlık atar, hepsine küfrederdim. Sonra ne olurdu peki? Cümlemi bitiremeden oracıkta vururlardı beni, sadece beni değil, tüm  ailmei... Ama insanlar dayanmışlar. Kendilerine yapılan bütün psikolojik ve fiziksel işkencelere karşı direnmişler. Bizler daima ayağa kalkanları ve sesini duyuranları kahraman ilan ederiz. Ama bazen insanın sessiz kalıp boyun eğerek kahraman olduğu durumlar da vardır diyorum ben. Sadece savaşmak değil dayanmak da cesarettir yani. Çünkü gerçek cesaret direnmektir ve direnmek hayatta kalmak anlamına gelir.
Mesela Anne Frank bir savaşçı değildir. Babası hayatta kalıp kızının günlüğünü bastırmasa asla adını duymayacağımız sıradan bir kızdır.  Ama hayatının tüm korkunçluğuna rağmen hiçbir zaman pes etmemiştir.  Ve Anne Frank kendisi gibi yüzlerce, binlerce, milyonlarca insandan sadece biri.  Bu insanların hiçbirinin adları tarihe kazınmadı. Hiçbiri dünyayı değiştirmedi. Ama hepsi kendi hayatlarının mücadelelerini verdiler. Bir gün insanlığa ve hatta bu gezegene ayrılmış sınırlı sürenin sonu gelecek ve o zaman insanlığın ne kendi içinde ne de dünya üzerinde yaptığı hiçbir değişikliğin önemi kalmayacak. Ama her şeyin yok olması bile bir zaman aralığı içinde varolduğumuzu değiştiremez. Bu yüzden önemli olan bize verilen o süreyi nasıl geçirdiğimiz. Kısacası: Evet, eninde sonunda unutulup gideceğiz, ki bu birçok kişiye göre yok olmak anlamına geliyor ama sanırım hiçbirimiz bir kaybeden olarak gitmek istemeyiz. Çünkü o süreyi nasıl geçirdiğimiz başka kimsenin olmasa bile en azından bizim umurumuzda. Yanılıyor muyum?
Dolayısıyla bu insanların hepsi birer kahramandı.
Not: Başlık çok eskiden okuduğum "Ödlekler Cesurdur" kitabından geliyor. Kitabın adı aklımda böyle kalmış nedense. Gerçekten çok eskiden okuduğum için olabilir. 3. sınıf falandı galiba. Neden mi? Çünkü ANNEM. Evet, annem, 3. sınıftaki bir çocuğa bu tür kitapları okutabilir. Tabii ki kitabı tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım askerlikten kaçan biri hakkındaydı. Bu yazının konusuyla hiç alakası yok. Sadece ismi ilgi çekici. Çünkü direk "Ödlekler cesurdur mu? Ama çok saçma!" oluyor herkes. Halbuki doğru, benim nedenlerim yukarıda, William Saroyan'ınkileri merak ediyorsanız kitabını okuyabilirsiniz. Belki ben de tekrar okumalıyım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder