24 Temmuz 2015 Cuma

Kötü Bir Gün, Şanslı Bir Karşılaşma

Bugün kesinlikle berbat bir gündü. Önce en iyi dersi olan matematikten (Aslında tüm derslerden en yüksek notları alıyordu ama en iyi dersinin matematik olduğunu söylemek onu daha zeki gösteriyordu.) haksız yere 98 alan Selin (Koca sınıfta onun kadar yüksek puan alan olmadığı halde öğretmenin işlem hatasından 2 puan kırması kesinlikle ona taktığının kanıtıydı.) 5 dakika önce de bir süredir konuştuğu çocuğun başka bir kızla çıkmaya başladığını öğrenmişti. Morali yerlerdeydi. Adını hatırlamadığı bir şairin dizesi olan WhatsApp durumunu hemen ona havadisi veren arkadaşının tavsiyesiyle "Darling are you gonna leave me?  I'll watch you if you can" olarak değiştirmişti. Eğer çocuk hala onunla ilgileniyorsa (Hala onunla ilgileniyor olma olasılığı vardı çünkü onun başka bir kızla çıktığını söyleyen kızla aslında çok yakın sayılmazlardı. Yani kız yalan söylemiş olabilirdi pekala. Ya da çocuk onu kıskandırmaya çalışıyordu. Şu anda çıktığı kızı Selin'e tercih etme olasılığı yalan söyleme olasılığından çok daha düşüktü.) bu durumu bir gönderme olarak algılayabilirdi ama eğer ilgilenmiyorsa kendisine gönderme olduğunu düşünmezdi. Ayrıca Selin bir akrabasının düğününe giderken çekildiği profil resmini de geçenlerde bir plazada karşılaştığı çocuklu arkadaşı Can'la çekildikleri resimle değiştirmişti. Bu da ona, onun tek seçeneği olmadığı mesajını veriyordu, çocukluk arkadaşıyla çıkmak aklında olduğundan değil (Bazı erkekleri bu gibi durumlar için arkadaş olarak tutmak gerekiyordu.) ama sonuçta o bunu bilmiyordu.
WhatsApp durumunu ve profil resmi gerçek ruh halini değiştirmiyordu ama. Aslında bunun dışında da pek işe yaşadıkları söylenemezdi, konuştuğu çocuğu, resmini ve durumunu değiştirdikten sonra 3 kez çevrimiçi yakaladığı halde henüz ondan bir mesaj almamıştı. Telefona baktıkça siniri bozuluyordu. Bu yüzden onu çantasına kaldırdı ve kafeden ayrıldı.
Otobüs duraklarına doğru ilerlerken kitapçının önünde tanıdık bir yüz gördü. Okuldan bir kız. Neydi adı..? Deren mi?  Derin mi?  Öyle bir şey işte... 9. sınıfı beraber okumuşlardı ama kızın adını hatırlayamıyordu. Okuldan başka biriyle karşılaşmış olsa, hafızasının o kadar zayıf olmadığını da hesaba katarsanız, bu durum tuhaf olabilirdi ama söz konusu bu kız olunca değil. Çünkü bu kız diğer kızlar gibi değildi. Aynı sınıfta okudukları bir yıl boyunca konuşmuşlukları bir elin parmakları kadardı herhalde. Oysa Selin herkesle arasını iyi tutan biriydi normalde. Bu yüzden kız onu görmemiş gibi yapsa da o hemen el salladı.
"Selam tatlım. Nasılsın?"
"Tatlım" kelimesinin yarattığı irkilti, avon dudak kremiyle kaplı dudaklarını hafifçe kıvırdı.
"İyiyim. Ya sen?"
"Pek sayılmaz. Ne oldu biliyor musun... "
Ona her şeyi anlattı. Umursamadığını biliyor ama onu susturamayacak kadar utangaç olduğunu da biliyordu. Ayrıca kızın anlamadığını da hissediyordu. (Eğer 98 almanın ve ya konuştuğun çocuğun başka bir kızla çıkmasının üzücülüğünü anlayabilecek biri olsa mutlaka iletişimleri olurdu ve dolayısıyla adını hatırlardı) Ve bu ona garip bir keyif veriyordu.
"Ah, anlıyorum..."
'Hayır, anlamıyorsun' diye geçirdi içinden Selin ama sesli olarak "Kitap mı aldın?" diye sordu.
Başıyla onayladı.
"Tıpkı senden bekleneceği gibi. Ne aldın, bakayım mı?"
"Tabii..."
Selin isteksizce uzatılan poşeti alıp içindekilere baktı. Yolların Başlangıcı, Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Yüzyıllık Yalnızlık... Kendisi pek kitap okumazdı ama Instagram'da kitap resimleri paylaşan bazı hesapları takip ediyordu (Böylece kitap konusu açıldığında söyleyecek bir şeyler bulabiliyordu.) ama bu kitaplar hakkında hiçbir paylaşım görmemişti. "İlginç..." yorumunda bulundu bir insanın nasıl vaktinin çoğunu bu sıkıcı şeyleri okumakla harcadığına şaşırırken.
Kitapları poşete geri koymasıyla küçük sohbetleri sona erdi. Selin nasılsa artık kendini daha iyi hissediyordu. Bu karşılaşma ona iyi gelmişti. Takınaklı hocalara ve aptal erkeklere rağmen onun bir hayatı vardı. Bir sonraki sınavdan 100 almak için tek yapması gereken biraz daha dikkatli olmaktı ve bu çocuk gitse bile hayatına yeni erkekler girecekti. Sosyal medya hesaplarındaki takipçilerinin sayısı gün geçtikçe artacaktı. O değişiyor ve dahası gelişiyordu. Oysa bu kız hiç değişmemişti (Hala tıpkı hatırladığı gibi; yüzü bakımsız, kaşları alınmamış, tırnakları yenikti. Kısık sesi ve kambur duruşunu da düzeltmemişti. Bir kitapçının önünde karşılaşmaları karakterinin değişmediğinin açık göstergesiydi zaten.) ve bundan böyle de değişmeyeceğini tahmin etmek zor sayılmazdı.  Ama olsun. Böyle insanların değerini işte böyle zamanlarda anlıyordunuz. Kendinizi kötü hissetmenize asla izin vermiyorlar.



Biliyorum. Sosyopat olduğumu düşünüyorsunuz. Ama empati kurma yeteneğim olmadığını ve bu kızla karşılaştığınızda aklından geçenlerin bu olmadığını söyleyemezsiniz bana.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder