18 Ağustos 2015 Salı

Lise: Seni Öldürmeyen Şey Güçlendirir

Başlangıç Notu: Giriş kısmı fazla uzun sürse de bu yazı okul zamanı tavsiyeleri (?) hakkında. Notun Notu: (Ciddiyim.) "Sen nerenle tavsiye vereceksin acaba?" diyenler elbette "Saçınızı bu şekilde toplamak tüm erkekleri hayran bırakacak ;)" ya da "Okulda Popüler Olma Yolları" gibi tavsiyelerden söz etmiyorum. Öyle bir şey arıyorsanız yanlış blogdasınız. ("Bu tür şeylerin olduğu bloglar mı var?" Oh bebeğim. Sadece "okulda popüler olma yolları"nı googlella. Peki ben bunu nereden biliyorum? 3. sınıftayken gerçekten araştırdım. Hiçbir zaman yaptım mı? Hayır. (Fazla tembelim.) Alice Lawliet'ten şoke edici itiraflar röportajı sona ermiştir.) Ben benim gibi sorunlulara (ya da en azından okulla sorunlulara) tavsiye vereceğim.



UYARI: BU YAZI BİRÇOĞUNUZUN YÜZLEŞMEYE DAHA VARKEN ADINI BİLE DUYMAK İSTEMEDİĞİNİZ ŞEY HAKKINDADIR. Sizi iyi anlıyorum çünkü eskiden ben de yaz mevsiminde o şeyi ananlara lanet ederdim ama artık onları da anlıyorum. Nefret  o kadar büyük ki o hayatınızda yokken bile onsuz nefes alamıyorsunuz. Onsuz normal hayatınızı yaşamanız mümkün olmuyor.  
Uyarıldığınız için artık o kelimeyi kullanabilirim: Okul. Dediğim gibi, daha onunla yüzleşmenize var, son ana dek beklemek istiyorsanız bu yazıyı okumamalısınız.
Aslında okulla ilgili korkutucu olan şey içindeki insanlar (yani öğretmenler ve öğrenciler) değil. Her sabah erken kalkmak değil. O heyula gibi yükselen bina değil. (Heyula'nın kelime anlamının burada kullandığım şekliyle hiçbir alakası olmadığını öğrendim az önce ama artık aydınlandığım halde cahilliğimi bırakıp hatamı düzeltmeyeceğim. Bu genel hayat görüşüm değil ama şu anda böyle yapıyorum. Nedenini ben de bilmiyorum.) Sizi bekleyen kazık sınavlar, ödevler, dersler değil. Korkutucu olan asıl şey şu: (Yine bir uyarıda bulunmak istiyorum. Okul konusunda ciddi anlamda hassasiyetiniz varsa lütfen bunu okumayın çünkü gerçekten korkutucu bir bakış açısı. En azından bence öyle.) Her sabahın köründe kalkıp size tamamen yabancı bir grup insanla 8 saat boyunca bir binanın içine tıkılı kalmaya gitme zorunluluğu.
Arkadaşlarınız var "size tamamen yabancı bir grup insan" kısmını silebilirsiniz. Geriye sadece "her sabahın köründe kalkıp 8 saat boyunca bir binanın içine tıkılı kalmaya gitme zorunluluğu" kısmı kalır ki bu da arkadaşlarınız varken çok kötü değildir çünkü bu zorunlulukla yüzleşirken sizin yanınızdadırlar, her şeyle tek başınıza savaşmazsınız, "en azından onları göreceğim" diye kendinizi motive edebilirsiniz... Burada yazıya küçük bir ara vermek istiyorum.
Az önce okul arkadaşıma attığım mesaj.
Ulan bir zamanlar okulda arkadaşlarım vardı be. Okul saatleri içinde konuşuyordum. Hatta konuşmakla kalmayıp gülüyor, ağrıyor, çığlık çığlığa bağırıyordum. En son okul deneyimimi düşününce o kadar acayip geliyor ki. Ama bir zamanlar arkadaşlarım vardı. Anlatsam bir şey anlamayacağınız oyunlar oynardık. Milletle dalga geçerdik. Birbirimize şakalar yapardık. ÇÖPLÜK. (Çöplük = Cam kenarı en arka sıra oluyor ve bizim grup orada otururdu. Adını nereden aldığı aşikar değil mi? Yani benim içinde olduğum bir grubun mekanı "Çöplük"ten başka bir ad alamazdı.) Neyse... (Kısaca bahsetme gereği duydum çünkü o zamanki tüm yazılarımı sildim. (Shuu'nun yazısında da bahsettiğim gibi LANET OLSUN!) Eğer silmeseydim o zamanların gerçekliğinden hiç şüphem olmazdı. İŞTE BU YÜZDEN YAZILARINIZI YA DA BLOĞUNUZU SİLMEMELİSİNİZ ARKADAŞLAR. Ne kadar saçmalamış olursanız olun en azından "Vay be, o zamanlar ne kadar şapşalmışım, artık öyle olmadığım için mutluyum" diye düşünebilirsiniz!) Not: Bu arada eski okulum sabah 9'dan akşam 6'ya kadardı. Ana-babası çalışanlar için pilot okul yani. Buna rağmen orada çok daha az devamsızlık yapardım. (Nedenleri belli...)
Dönelim konumuza... *blog tekrar karanlık bulutlarla çevrelenir* Ama hiç arkadaşınız olmadığını hayal edin. (Umarım böyle bir durumda değilsinizdir.) Tamam, bu da bazıları, hayran olduğum bir insan grubu olan "yalnız kurtlar" için sorun değil. Ama korna sesinden bile korkan biri olduğunuzu ve tüm gün kızların cırtlak kahkahalarına maruz kaldığınızı hayal edin. (Bu ben oluyorum ve bazı moron politikacıların görüşlerine -aynı nedenlerle olmasa da- katılmak durumundayım. Gerçekten. Hepsinin değil ama bazı kızların kahkahası cehennemin theme müziği gibi... Tabii ki bu kızları suçlamıyorum. O kahkaha doğal kahkahaları olmasa da bunun bana öyle hissettirdiğini bilemezler sonuçta.) 8 saat boyunca, 40 dakikada bir 10 dakika arayla, (Ki yağmur/kar varsa ya da sadece çok soğuksa o 10 dakikalık arada kaçabileceğiniz hiçbir yer yoktur çünkü tuvalete gitseniz bile HER YER BÖCEK GİBİ KIZ KAYNIYORDUR.) bu sese katlanmak zorundasınız ve dersleriniz sıklıkla boş geçiyorsa ya da öğretmenler kimseye ses etmiyorsa 40 DAKİKA BOYUNCA KATLANMAK ZORUNDA KALIRSINIZ. Sonra o sesler kafanızda dönmeye başlar, dönerler, dönerler, dönerler, birbirine girip kafanızın içini patlatırcasına doldururlar ama kafanız, sesler tarafından parçalanamayacak kadar sert bir maddeden yapıldığı için, sesler kesilene dek elinizden sadece parçalanması için dua etmek gelir. Ve bu sürede sıranızda oturmalı, dersi dinlemeli, kimseyi öldürmemelisinizdir. (Tamam. Bitti. Derince bir nefes alıp arkanıza yaslanabilirsiniz. Size bu korkunç şeyi anlattığım için benden iğrenmeden önce bilmelisiniz ki: Bu. En. Kötüsü. Değil. Sadece hafifletilmiş versiyon.)
Gördüğünüz gibi bu işkenceden başka bir şey değil. Ama zihinsel işkence ve ne yazık ki fiziksel işkencenin aksine, zihinsel işkence, iz bırakmaz. Yani kafanız parçalanıyormuş gibi hissetseniz bile sıranızda oturabilmeye devam ettiğiniz sürece sorun yok demektir. :)
Ama ne var biliyor musunuz? Bu bok sizi öldürmüyor. Size garantisini verebilirim dostlarım. Çünkü ben, görüp görebileceğiniz neredeyse en korkak, en güçsüz insan olan ben bile bunu ATLATTIM. Yalan söylemeyeceğim - kolay olmadı. Hazırlıksız yakalandım. (9. sınıf beklenmedik şekilde iyi geçince tüm lise hayatımın kolay geçeceğini sanmıştım....) Ama bu sefer öyle olmayacak.
Aşağıda vereceğim tavsiyeleri çoğunlukla kendim için yazıyorum. Yazmak daha iyi oluyor ama burada da yayınlamamın sebebi hem sizin de yararlanmanız (Umarım yararlanırsınız?) hem de insanlar okuduğu (Yani sanırım?) için burayı daha ciddiye almam. Bir kağıt ya da word belgesine yazarsam asla okumam. Ama buraya yazınca daha çabuk ulaşabileceğim için ihtiyaç duyunda okurum muhtemelen.
  • Her gün vitamin al ve yanına ağrı kesici almayı ihmal etme: Aranızda bu sorundan muzdarip olan var mı bilmiyorum ama (Gereksiz Not: Google "muzdarip"i "mustarip" sanıyor. Hatta bunu yazarken bile altını çizdi. Biri onu fena kandırmış olmalı ama kandırıldığını kabul etmeyi reddediyor. Gereksiz Notun Gerekliliği: Her zaman Google'a güvenemezsiniz.) ben çok ciddi halsizlik sıkıntısı çekiyorum. Yaşlı kadınlar gibi konuştuğumun biliyorum. (Bende de halsizlik var Kadriye, çok çekiyom valla...) Ama "halsizlik" kelimesi tam olarak durumuma uyan şey. Bir kez yatağa değdim mi tüm gece bir daha kalkmadığımı bilirim ki bu çok korkunç bir şey. Bu şekilde geçirilen vakit açıkça çöpe giden vakit. (Çünkü yataktayken çoğu zaman telefonla uğraşıyorum, nadiren kitap okuyorum, bazense hiçbir şey yapmıyorum bile - tabii ki üzülmekten, sızlanmaktan, ağlamaktan başka...)  İşte bunu YAPMA ALICE!!!
  • Ders Çalış: DÜZENLİ OLARAK!!! Klişe bir tavsiye olduğunu biliyorum ama belki benden duymak daha çok işe yarar diye düşündüm. :) Kaç haftalık dersi bir geceye yığmaya kalkma! Hem işe yaramıyor hem de uykuluyken ayık kalmaya çalışmaktan nefret ediyorsun. (Zaten yapamadığın içi işe yaramıyor.) Kendini ders çalışamayacak kadar halsiz, yorgun, hasta, kötü, üzgün ve/ve ya depresif hissetmeni biliyorum ve BİLMEDİĞİMİ SÖYLEYEMEZSİN çünkü BEN SENİM. Ama eğer ders çalışmazsan, sonradan çekeceğin pişmanlığın, şu an hissettiğinle karşılaştırılamayacağını söylememe bile gerek yok bu yüzden. Şimdi kontrolü bedenine ver ve kıpırda kızım!
  • Ama sadece ders çalışma: Evdeki tüm zamanını ders çalışarak geçirmenin ruh sağlığına faydası olmaz. Yani notların düzelirse olur ama ruh halin kötüyken notların düzelmez. Bu yüzden ders çalışmak dışındaki vaktini onu iyileştirecek şeylere harca. Mesela...
  • Film izle: Anime ya da dizi izlemeni söylemiyorum (Zaten anime izleyebilecekken dizi izleyeceğini sanmam ama belli olmaz, bazen ilgi alanların değişebiliyor ve şaşırtıcı olabiliyor.) çünkü sürükleyici olabiliyorlar ve eğer öylelerse çok uzun olmayan bir filmin kaybettireceğinden daha fazla vakit kaybettirirler. En iyisi sen bir film izle. Hatta kendine izlemek istediğin filmlerin listesini yap ki sonra aramak için ekstra vakit kaybetme. Ama film izleyecek vaktin bile yoksa (mesela sınav haftası ya da bir önceki hafta gibi zamanlarda) dergi ya da ansiklopedi oku: Çünkü bir dergiyi bitirmen ne kadar sürebilir ki ve bir ansiklopediyi bir oturuşta bitirebilecek kadar zeki değilsin (İçindeki bilgileri kavramak için ara vermen gerekir, tabii dahi değilsen, o durumda sadece dergi okuyabilirsin ama DAHİYSEN ZATEN BUNLARA İHTİYAÇ DUYACAĞINI SANMIYORUM?) ama kitap ve çizgi roman okumaya bir başladın mı bir daha başından kalmayacağını iyi biliyorsun. İçine güzel hisler depolayacak anime, çizgi film, kitap ve çizgi romanları/mangaları hafta sonları ve tatillere sakla: İşte hafta sonlarını bunlara ayır. Bol bol oku-izle. Zor bir hafta için güzel hisler biriktir. Not: İzleme-okuma sorun değil ama yazmak-çizmek... Çünkü ilham geldi mi eline hakim olamazsın. Kalemi tuttuğun an elin otomatikman kafandakileri kağıda aktarmaya başlar. Dersleri iyi olan yazar ve çizer arkadaşlardan bu konuda tavsiye bekliyorum: Diyelim dersi dinlerken ya da ders çalışırken, aklınıza bir görüntü geldi ya da aklınızda bir kurgu oluştu, ne yapıyorsunuz?
  • Her zaman internet paketin olsun: Sizin okulunuzda telefon yasak mı bilemem ama bizim okul gayet rahat bu konuda. Her sene tehdit ediyorlar ama hiçbir şey yapmıyorlar. Kantinde müdürün gözünün içine bakarak mesajlaşmak mümkün. Bu yüzden telefonumu kullanabilirim.(Tabii internet paketi alabilirsem...) Mesela sınıftakilerden sıkıldım mı? Açarım interneti. Girerim Omegle'ye. Her cins insan elimin altında. Ya da herkesin konuşmaya can attığı (ya da öyle olduklarını iddia ettikleri) tumblr. İnanın bana mesaj attığınız kimse sizi geri çevirmez. "Okuldayım. Sıkılıyorum. Bana ilginç bir şeyler anlat." falan yazın sadece. Geri çevirseler bile tek yapmanız gereken binlerce blogdan başka birini bulmak. Bunu herhangi bir sosyal ağ sitesinde uygulayabilirsiniz. Herkes ilgi istiyor. Hey, durun bir dakika, siz zaten çok şanslısınız. Çünkü ben değilsiniz. Dünyanın en çaresiz, en ilgi isteyen, en yalnız kişisiyle konuşma olanağınız var: Ben! Yorum bırakın ya da mail gönderin. Asla, asla, asla geri çevirmem çünkü muhtemelen o sırada bir sapıkla konuşuyorumdur zaten. Can sıkıntınız geçtikten sonra çekip gitmeniz de önemsiz. Unutmayın ki çok fazla kalp kırıcı deneyim yaşadım ve buna alışığım. ;) (Durun...)


Ama birileriyle sohbet etmek istemiyorsanız da internetten yararlanabilirsiniz. Nasıl yararlanacağınızı biliyorsunuz zaten. Benim tavsiyem, havanızın değişmesini istiyorsanız şayet, değişik siteler. (kızlar soruyor gibi mesela :) Bildiğiniz değişik siteler yoksa (Ki yazarların mutlaka vardır çünkü hikayeler için araştırmalar yaparken değişik sitelere rastlayabiliyoruz.) araştırın. Öğrenin. Farklı dünyalara açılmaktan korkmayın!
  •  Kendinize bir yer edinin: Her okulun buna müsait olmadığını biliyorum. Bazen bazı okullar görüyorum, tamamen beton yığını, bahçesinde birkaç bank ve pota dışında bir şey yok. Yalnızlığa meyilli bir insansanız okul tercihinizi iyi yapın. Kaydolmadan önce okulu mutlaka bir görün. (Birkaç puan yüksek diye güzelim okulu kenara atmayın. Aralarında sadece birkaç puan fark varsa ve zaten puanınız öyle çok yüksek bir şey değilse gelecekte hangisini seçtiğiniz pek fark etmeyecek. Hatta puanı azıcık daha düşük olup diğerinden daha ünlüyse o okula gidin. Gerçi ben gittim ve mutlu muyum? Hahaha. Ama o ayrı, bu ayrı şimdi, lütfen karıştırmayın şimdi efendim. u_u") Çünkü böyle bir okulda okumanın nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemiyorum. Neyse ki benim okulum bu konuda çok iyi. Herkes belli yerlerde takılıyor, yalnız kalınabilecek YIĞINLA yer var, en fazla geçerken "Bu kız burada yalnız başına ne yapıyor?" diye bakıyorlar hepsi o. Ama patlayan kafamın her yere saçılan parçalarını birilerinin boğazına sokarak öldürmeden önce yüzümde "hepinizden tiksiniyorum" ifadesiyle "buradan bir an önce çıkmazsam etraf kıpkırmızı olacak" hızıyla sınıftan çıkıp sessiz bir köşede 10 dakikalığına da olsa rahatlayabilmek çok güzel bir opsiyon. (Bahçesi olmayan küçük bir okulda bu dinlenmeyi yaşayabileceğiniz tek yerin tuvalet olacağını unutmayın.)
  • En arka sıraya oturmayın: Kesinlikle kimse tarafından görülmek istemiyorsanız tabii ve inanın bana, başta çekici bir fikir gibi gelse de, BERBAT BİR FİKİR.
  • KONUŞUN: Sınıftakilerle konuşamıyorsanız bile (Ki lütfen deneyin!) derslerde mutlaka konuşun. Sorunun yanıtını biliyorsanız söyleyin. Sorunuz varsa sorun. İtiraz edin. Kimse size konuştunuz diye aptal gözüyle bakmaz ve bakıyorsa da sorun ondadır? Konuşmadığınızda bakacağı gözle bakmazlar en azından. Çünkü hiç konuşmazsanız daha tuhaf görüneceksiniz ve insanlar yanınıza yaklaşmaktan çekinecek. Yalnızlık sizin seçiminiz değilse eğer konuşun. Konuştukça anlaşabileceğiniz insanların ortaya çıkması ihtimali artacak. Heyecanlanıyorsanız eğer bir okyanusun kıyısında durduğunuzu hayal edin ya da uzaydaki yerinizi. Bunlarla kıyaslandığınızda siz sadece bir toz parçasısınız. Kendinizi ne kadar utandırırsanız utandırın bunun hiçbir önemi yok çünkü bu an sonsuza dek yok olacak. (Böyle düşünceler sizi karamsarlığa itiyorsa sadece 10 yıl sonrasını düşünmek de yeterli olabilir. Liseden kurtulmuş bağımsız ve özgür halinizi. Muhtemelen bu anı hatırlamayacak bile.)
Ayrıca kendinize bir mutlu yer edinebilir (Okulda sevdiğiniz bir yer belirleyip buraya gelince kendinizi mutlu hissetmeye programlayın. Yani mutluymuş rolü yapın. Saçma görünebilir ama bünyenizi kandırmak düşündüğünüzden daha kolaydır.) ve okula "arkadaş" götürebilirsiniz. (Bu nasıl hiç aklıma gelmedi bilmiyorum (Oysa eski okuluma (Gerçi yalnız hissettiğim için değil de arkadaşlarımla birlikte oynamak için tam aksine.) ve annemin iş yerine (Bu sefer gerçekten kendimi tedirgin hissettiğim için.) götürürdüm oyuncak ayımı "Bu yaşta ne oyuncak ayısı?" diyorsanız lütfen burayı acilen terk edin. Haydi. Naş naş.)
Şahsen bunları yaptığım sürece tekrar depresyona gireceğimi sanmam ama eğer girersem diye ya da girmemek için buraya birkaç öneri daha bırakmak istiyorum:
  • Yemek krizine girdiğinde: Tüm kızların (öyle olmadıkları halde) şişman hissettiğini (Çünkü hepsi birer sürtük.) biliyorum. (Mesela benim sınıfımdaki tüm kızlar "şişman" ve buna 1.75 boyundaki 49 kiloluk kız da dahil - şimdi nasıl manyaklarla birlikte okuduğumu anlıyor musunuz? :) Ben o kızların yerinde olsam hiçbir şey beni yemekten alıkoyamazdı (İşte bu yüzden o kızların yerinde değilim zaten.) ama bu kızlar şişman oldukları sanrısına kapılmışlar bir kere. Eskiden olsa anoreksi hikayelerini zevkle dinlerdim (yalan yok) ama artık daha iyi bir insanım. Olmadıkları şeyler gibi davranarak (şişman/çirkin) kendilerine hayatı yeterince zindan ediyorlar zaten, bir de benim uğraşmama gerek yok, bu yüzden bu maddeyi hepinizle paylaşıyorum. Abur cubur yerine yedikten sonra daha az pişmanlık verecek şeyler yemeyi deneyebiliriz kızlar. Salata falan demeyeceğim çünkü insanın o durumdayken salatayı yemek kabul etmediğini biliyorum. Meyveli yoğurt (Activia?) ya da şu diet mısır gevreklerinden (Kellogs K falan?) söz ediyorum. Saçma gözükebilir ama o tür bir kriz esnasında ne yediğiniz çok fazla fark etmiyor tadı güzel bir şey olduğu sürece. Bunu söylüyorum çünkü bu krizler esnasında akla gelen ilk şey abur cubur oluyor ama bu tek seçenek değil. Daha az zararlı ve daha az yağlı, sevdiğiniz, lezzetli bir şeyler yiyebilirsiniz. Böyle kendinizi abur cubur yediğinizde olduğu kadar kötü hissetmezsiniz.
  • Spor yapın: Hepimiz spordan nefret ediyoruz ama aslında etmiyoruz. Vücut tipimiz yüzünden spor bize göre değilmiş gibi hissettiriliyoruz. Halbuki bu yanlış! Şişmanlar da spor sevebilir, spor yapabilir. Denediğinizde o kadar kötü olmadığını göreceksiniz, inanın bana. Çoğu kişinin aksine beden dersi daima en nefret ettiğim ders oldu çünkü basitçe aşağılanırdım. Kenarda otursam "Koca kıçını daha da mı büyütüyorsun?", elime bir top alsam "Aaa hayret, spor yapıyor!" olurdu ama kuzenlerimle tenis ve badminton oynamayı (Özellikle badminton'a bayılırım.) her zaman sevdim, denize/havuza bir kez girdim mi tüm gün çıkmam, yürüyüş yapmaya başladığımda da sevdiğimi gördüm. (Sadece şu anda her gün aynı müzikleri dinleyerek aynı yerde yürümekten sıkılmış haldeyim.) Kendinize bir şans verin. Çünkü spor, kilo verdirmenin yanı sıra, insanın zihnini açan bir şey. Deniz kenarında yürüyüş yaparken, evde otururken düşündüğünüzden çok daha iyi düşüneceğinize emin olabilirsiniz. Ayrıca kendinizi kötü hissederken, yorgunluktan kötü hissedecek haliniz bile kalmayana dek egzersiz yapmak iyi bir seçenektir.
  • Görüntünüzü güzel tutun: Demek istediğim şey şu ki depresyonun ruhunuzdan hayatınıza sıçramasına izin vermeyin. Aynaya baktığınızda görmek istediğiniz gibi görünün. Odanızı toplayın. Depresyonlu olduğunuz her tarafınızdan belli olmasın. Eğer sizi daha güzel hissettiriyorsa makyaj yapmaktan çekinmeyin. Sokakta gördüğünüz o güzel kızların %99'ının yüzleri gerçekten o kadar pürüzsüz ya da saçları o kadar güzel değil. Bunun için uğraşıyorlar  ve böyle kendilerini iyi hissettiklerine göre buna değiyor demektir. Beğendiğiniz şeyleri giymeye çalışın. Kısacası: Çirkin görünmek de sizi çok kötü hissettirebilir. Bu yüzden güzel görünün. Çirkin bir çevrede yaşamak da sizi kötü hissettirebilir. Bu yüzden odanızı ve evinizi de güzel tutun.
  • Gerçek anlamda sosyalleşin: Dışarı çıkın. Parka gidin. Sinemaya gidin. Müzeye gidin. Arkadaşlarınızla ya da tek başınıza. Okul dışında yaklaşık 3 arkadaşa sahip ve bu 3 arkadaştan 1.si: çok çalışkan, 2.si: balerinlikle çok meşgul, 3.sü: artık takılmak için fazla sinir bozucu olan biri olarak (?) ben okul zamanı arkadaşlarımla pek fazla vakit geçiremiyorum. Ama arada bir buluşuyoruz ve HARİKA OLUYOR. Mesela geçen yıl pikniğe gittik ve o kadar iyi geldi ki... Piknikten sonraki hafta okulda kendimi çok daha güçlü hissettim. Yani arkadaşlarınızla mümkün olduğunca buluşun. Ama arkadaşlarınızla buluşamıyorsanız da sorun değil. Kendi başınıza da takılabilirsiniz. Yalnızken dışarıda güvende hissetmiyorsanız sizi anlıyorum (Ben hissetmiyorum.) ama bu ancak üstüne gidilerek yenilebilecek bir şey. Ayrıca kalabalık olmayan yerlere de gidebilirsiniz. Mesela kütüphaneye ya da ormana. "Başıma iç açarım" diye korkmayın (dedi ormana gidip birkaç gün sonra gazetelere bile çıkan biri tarafından eve dek takip edilen kız.), biraz risk almadıkça hayatı yaşamanın ne anlamı var ki? ;) Ayrıca kalabalık o yalnızlık hissini bastıracaktır. Evet, insan kalabalığın içinde de yalnız hissedebilir ama o başka tür bir yalnızlık. En azından insanların arasındayken ağlayamaz ya da kendinize zarar veremezsiniz.
  • İletişim kurmaktan çekinmeyin: Gerçek hayatta ve sanal hayatta. Sanal hayatta bu zaten çok kolay. Tamam, tabii ki kolay değil, bunu biliyorum ama mantıken kolay çünkü aslında karşınızda biri yok. O sadece birkaç piksel tamam mı? Pencereyi kapattığınız an sonsuza dek yok oluyor. "Her zaman internet paketin olsun" maddesinde sanal sohbet yollarından bahsetmiştim zaten. Gerçek hayatta da hemen gibi yabancılarla konuşun demeyeceğim ama aslında bunu da yapabilirsiniz. Konuşacak kimseniz yoksa gidip yalnız birini bulun ve sohbet açın. Ne yapacak ki? Kabalık ederse çekip giderseniz. Sonuçta o yabancı biri. Muhtemelen bir daha görüşmeyeceksiniz. En fazla elinde anlatacak bir hikaye olur hepsi o. Ama biliyorum ki bu çok zor ve özgüven isteyen bir şey. Bu yüzden bu maddede size tavsiyem daha çok tanıdığınız insanlarla iletişim kurmanız. Arkadaşlarınızla zaten kurarsınız ama mesela aileniz. Kendinizi kötü hissettiğinizde sevdiğiniz bir akrabanızla alelade bir sohbet bile çok daha iyi hissettirebilir. Sonuçta onlar sizin AİLENİZ. Aile kavramı tamamen herkesin zor zamanlarda yanında olacak ve bu dünyada "yabancı" kategorisine girmeyen birkaç insana sahip olması mantığı üstüne kurulu. (Kan bağı yeterince kuvvetli değil çünkü kediler belli bir süreden sonra ebeveynlerini ve yavrularını tanımıyor mesela.) Eğer akrabalarınızla aynı şehirle yaşıyorsanız (şanslısınız) onları ziyaret edin ama yaşamıyorsanız arayın. Hem onları sevindirdiğiniz için hem de sizinle konuşmaktan mutluluk duyan birileriyle konuştuğunuz için çok daha iyi hissedeceksiniz.
  • Kendinize görevler verin: Bazen hayat sıkıcılaşır. Neden yaşadığınızı bilemez hale gelirsiniz. Devam edecek güç bulamazsınız. (Kısacası YUKARIDAKİ MADDELERİ UYGULAMAZ / UYGULAYAMAZSINIZ YA DA MADDELER İŞE YARAMAZ VE BUM! D E P R E S Y O N D A S I N I Z!)  Buna varoluşsal can sıkıntısı denir. Bu hale geldiğinizde hayatın sıkıcı akışını bozacak şeyler yapın. Mesela önceki maddedeki yabancılarla konuşma işini. Ya da otobüse atlayıp hiç bilmediğiniz bir yere gidin. Birilerini stalklayın. Çıplak fotoğraflarınızı internet sapıklarına gönderin. (Yüzünüzü göstermeden çünkü başınıza bela açmak istemezsiniz.) Bilmiyorum. Bıkkınlık seviyenize göre değişir. Bazen hiçbiri yeterli olmaz ve bir yerleri bombalamanız gerekebilir. O zaman kendinize bir dur deyin ve hastaneye yönelin. Neyse... Siz benden daha iyi bilirsiniz. İnanın bana eskiden böyle şeyler yapardım. Çünkü o zaman beni motive eden ve gerekirse zorlayan biri vardı. Ama kendim de yapabilirim. Siz de yapabilirsiniz. Bunu atlatabiliriz. Yapabiliriz. Cesaretimiz kırılır ya da pes eder gibi olursak   yapmamız gereken tek şey şunu izlemek - tekrar yapacak cesaret ve şevki bulana dek. (Bir kez izlediğinizde Shia'nın "Just do it!" diyen sesi kafanızdan asla çıkmayacak ve vazgeçtiğiniz her an kulaklarınızda çınlayacak zaten.)
  

Dediğim gibi bu önerileri daha çok kendim için maddeledim (İlk maddelerde direk kendime hitap ediyorum zaten ama sonrakileri belki başkaları da kullanır diye genele hitap ettim.) ama belki başka benim gibi sorunlu liseliler de yararlanır ve ben de burada yazınca daha fazla ciddiye alırım diye koyuyorum. Bence "popüler olma yolları"nı araştırsanız daha iyi olur. Bu arada son bir şey: 
 
Not: My inner weeaboo didn't let me... 

8 yorum:

  1. Sanırım sorunlu liselilerden biri de benim ve inan bu yazdıkları 'okullar açılıyor' stresine girmiş olan benim için gerçekten fazlasıyla ihtiyaç duyduğum bir şeydi. Kesinlikle motive edici oldu, teşekkürler. Okulumun bahçesi küçük olduğu için ve gerçekten sıkı bir disiplini olduğuna inandığım bir okulda olduğum için telefonla ilgili maddeleri gerçekleştirmek imkansız ve çekingen olduğum için iletişim kısmını yapabileceğime inanmıyorum ama harika bir yazı olmuş bence. (Çok fazla korkağım) Ayrıca sana garanti veriyorum o sözde şişman olan ve muhteşem bir gülüşe sahip olan kızlar her tarafta rastlayabilirsin.
    Eğer aynı şarkıları dinlemekten sıkıldıysan, nasıl bir müzik zevkine sahip olduğunu maalesef hiç bilemiyorum ama belki dinlemek istersin diye bir kaç şarkı öneriyorum:
    Never Mind- Paradise Lunch, Senbonzakura- Wagaki Band, Ikusa- Wagaki Band, Crossing Fate- Oldcodex, Believe in Yourself- Abe Mao, Game Over- AAA, Sugar- Nissy, Dai Mao Sanjo- The Oral Cigaretes, Jidou Hanbaiki no Otoko- The Oral Cigarettes, Haru ni Nare- Flumpool, Dear Mr. & Ms- Flumpool, Are You Champion- Spyair, Atatakai Beatiful, Spyair, Sekai Ga Owaru Made Wa- Wands, Kuchizuke- Buck Tick, Sugar Song to Bitter Step- Unison Square Garden, Bokura no Eien- Weaver, Matryoshka- Amatsuki, Black Night Town- Akihisa Kondo, Bokutachi no Kisetsu- Does, Hontou no Uta- Kokia, Wareta Ringo- Taneda Risa.
    Yaz boyunca Japonca dışında herhangi bir dile ait şarkı dinlemediğim için aklıma gelenleri hepsi de Japonca oldu ama umarım aralarından birini seversin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ÇOK TEŞEKKÜRLER YUU-CHAN Bu yazı işine yaradıysa gerçekten çok mutlu oldum ;v; Özel bir müzik zevkim yok, yani her şeyi sevebilirim, daha önce önerdiğin tüm şarkılara bayılmıştım ayrıca. Dolayısıyla önerdiğin yeni şarkılara da bayılacağıma eminim. ^^ (Fırsat bulmuşken One Ok Rock'i tekrar hatırlattığın ve Peacock Affect'le tanıştırdığın için teşekkür etmek istiyorum tekrar. *-*)

      Sil
  2. Bu yazıyı iki kere sindire sindire okudum. Sonra da NEDEN DAHA ÖNCE YAZMADIN? diye içimden sordum sana. Çünkü bu yazın başında buna ihtiyacım varmış. Yaptığım her yanlışı yazmışsın resmen. Odamda bir kamera olduğundan bile şüphelendim... Ama okulların açılması bu vakte geldiği için şu anda yazmış olman daha akla yatkın tabii. Geç de olsa okumuş olmak bana çok şey kattı. Ayrıca liseyle sınırlama, çünü bun yazıdan üniversiteli ya da çalışanlar da yararlanabilir. Çünkü yetişkin olduğun zaman her şey mükemmel olmuyor ne yazık ki.

    "Depresyonlu olduğunuz her tarafınızdan belli olmasın." İşte asıl sorun da burada zaten. İnsan bir kere depresyona girmeye görsün, her şeyine "depresyonlu" damgası vuruyor. Bu da onu depresyonun derinliklerine daha çok gömüyor.

    Bu yazıya ihtiyacım var mıydı pek emin değilim. Ama okuduktan sonra "ya okumadan okullar açılsaydı?" diye halime acıyıp şükrettim. Dediğim gibi, bence herkesin böyle motive edici yazılara ihtiyacı oluyor. Bunu bizimle paylaştığın için çok sağol. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görünüşe göre öyleymiş, çoğunda DİREK kendime hitap ettiğim göz önüne alınırsa başka kimsenin kâle almayacağını düşünmüştüm ama görünüşe göre motive edici herhangi bir şeye ihtiyaç düşüyormuş herkes. Çok sevindim buna. Umarım fazla spesifik tavsiyelerim de işe yarar, o zaman çok daha mutlu olurum. ^^
      Sırf liseyle kısıtlı tutmasam daha iyi olurdu gerçekten. Ama şu anda sadece şimdiki dertlerine odaklandığım için lise sonrası hayatı tamamen görmezden geliyorum. Umarım bu umursamazlıktan gün gelip beni ezene dek kurtulurum.

      Sil
  3. Her zaman bana mesaj atabilirsin okulda sıkılınca Alice aklında bulunsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, mutlaka atacağım o halde. ^^D

      Sil
  4. Lise hayatı bok gibi geçmiş biri olarak bu yazıyı onaylıyorum. U_U Kesinlikle bunları uygulayın.
    Çok iyi yazmışsın Alice. Keşke bu yazıyı beş sene önce okusaydım. ^^ Gerçi üniversite için de uygulayabilirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, umarım uygularsın ve işe yararlar! ^^" (Şu anda üstüme bir sorumluluk duygusu çöktü...)

      Sil