7 Eylül 2015 Pazartesi

Belzamor: 1. Kısım

Normalde öykü dediğiniz şey, elbette roman kadar uzun olmamakla birlikte, kısa olması gereken bir şey değildir. Hikaye sürdüğü kadar devam eder. Okuyucu ister okur, ister okumaz. Fakat ben henüz okuyucudan saygı bekleyecek değil, onu okuduğu için okuyucuya saygı duyacak seviyede bir yazar olduğumdan ve bu hikaye benim için bile çok uzun olduğundan iki kısma ayırdım. İkinci kısmını da az sonra yayınlayacağım İyi okumalar dostlarım!

"Korkma. Perdenin arkasında cam, camın ardındaysa ay ve yıldızlar var sadece. Gardırobun içinde kıyafetlerden başka bir şey yok, duvarın içinde de farelerden. Köşeler de tertemiz, örümcek ağları ve pislik yumakları dışında. Gölgeler hiçbir korkunç yaratığı gizlemiyor. Uykuya daldığında aç canavarlar üstüne atlamayacak. Hiçbir kötücül ruh sana zara vermeyecek. Çünkü ben buradayım ve seni karanlıktaki her şeyden koruyacağım. Bu yüzden hiç korkma küçük kız. Mışıl mışıl uyu ve tatlı rüyalar gör."
***
Sabah olup karanlık dağıldığında hizmetçi kız içeri girdi. Küçük hanım (şaşırtıcı olmayan bir şekilde) hala uyuyordu. Günlük işlerine koyulmadan önce bir an durup kıza baktı. Perdelerin arasından zar zor içeri sızan cılız ışık, yüzünü olduğundan solgun göstererek, kızı bir ölüye benzetiyordu. Bu görüntü karşısında nedense ürperen hizmetçi, perdeleri açıp, her zamanki gibi hanımını uyandırma görevini güneş ışığına bıraktı.
Küçük kız göz kapaklarını gıdıklayan güneş ışığıyla çok geçmeden uyandı. Yataktan kalkmadan önce uzun uzun esnedi. İyi uyuduğunu gösteriyordu bu.
"Günaydın Claire," diye seslendi hizmetçi kıza.
"Günaydın hanımefendi," diye yanıtladı Claire başını ona doğru çevirip gülümseyerek.
Küçük kız yataktan inip ipek terliklerini ayağına geçirdi. Ayak bileklerine dek uzanan geceliği, yere sürdüğü terliklerine dolanarak, zengin bir kahvaltı tepsinin onu beklediği masaya doğru ilerledi.  Kabuğunu çatlamak için yumurtaya vurmaya başladığında hala esneyip gözlerini ovuşturmaktan kendini alamıyordu.
Claire sessizce kıkırdadı.  (Neyse ki yumurtasına odaklanmış küçük hanım fark etmemişti.) "Kahvaltınızı bir an önce bitirseniz iyi olur Bayan Lucinda," dedi yatağı toplarken, "Dadınızın sizinle konuşacak önemli şeyleri varmış."
Kaşığın ritmik vuruşunun sesi, metal tepsiye çarpmasıyla aniden kesildi. Lucinda hızla Claire'e döndü. "Balo olacak, değil mi?"
Kızın uykunun izleri tamamen silinmiş, heyecanla parlayan gözlerini gören Claire bu sefer kıkırdamasını bastıramadı. "Sadece bir an önce kahvaltınızı bitirin Bayan Lucinda."
"Claire, lütfen söyle bana!" Taburesinden fırlayıp, neye uğradığını şaşıran hizmetçinin eteklerine sarıldı. "Claire! Lütfen, Claire? Claire!"
Claire sertçe geri çekilip kızın küçük ellerinden kurtuldu. "Lütfen kahvaltınızı bitirin küçük hanım!"
Ama Lucinda kahvaltı masasına dönmedi. "Ah, biliyorum, bir balo olacak!" Kollarını açıp kendi etrafında dönmeye başladı. "Biliyorum, biliyorum işte, balo var!" Geceliğinin uzun eteği yeri süpürürken, "biliyorum" ve "balo" kelimeleri neşeli kahkahalarına karışıyordu.
"Bayan Lucinda!" dedi Claire biraz sert olduğunu umduğu bir sesle. Normal bir çocuğa bu kadar sert davranmak gerekmezdi ama Bayan Lucinda ağırbaşlı bir leydi olmak üzere yetiştiriliyordu ve- İşte, o "ağırbaşlı leydi",  peşinde uçusan geceliği ve çığlıklarla, bir fişek gibi son sürat dadısının odasına fırlamıştı bile.

Dadı, giderek yükselen çığlıkları duyunca içinden dua okumaya başladı ama çığlıkların kaynağı gövdesine çarpınca duaları küfre dönüştü. "NE YAPTIĞINI SANIYORSUN LUCINDA?" dedi patlamak üzere olan bir çaydanlık gibi tıslayarak. Buhar ve kaynar su püskürtebilse Lucinda'nın birkaç ciddi yanık almadan oradan uzaklaşması mümkün olmazdı.
"Özür dilerim dadıcığım," dedi Lucinda en iyi köpek yavrusu bakışını takınarak. Ama kabahati, köpek yavrusu bakışıyla affedilmek için çok büyüktü. Tokattan kaçamadı. O kocaman el, hızla yanağına çarptığı an gözyaşları yanaklarına dizildi. Yine de dadının sert ifadesi yumuşatamadı bu içler acısı manzara.
"Kendine gel Lucinda! Ne yaptığını sanıyorsun böyle bağırıp etrafta koşuşturarak?  Bunlar bir hanımefendiye değil, ancak delilere yakışacak davranışlar!"
"Özür dilerim efendim" dedi Lucinda tekrar, burnunu çekişlerinin arasında.
"Burnunu çekme." Sonunda biraz yumuşayan dadı, cebinden çıkardığı peçeteyi küçük kıza uzattı. Lucinda peçeteyi alıp sümkürdü.
"Görünüşe göre o çenesi düşük kızdan haberi çoktan almışsın?"
Dadısının haberi veren kendisi olmadığı için üzüldüğü açıkça belliydi. "Hayır dadıcığım," diye yalan söyledi Lucinda teselli etme amacıyla. (Arada bir ona kurabiye getiren Claire, bunu dadısına anlatmaması için onu sıkı sıkı uyarır, anlatırsa dadısının çok üzüleceğini ve insanları üzmemek için yalan söylemenin sakıncası olmadığını söylerdi. Lucinda'nin yalan söylemekte sakınca görmemesinin nedeni buydu.) "Claire bana hiçbir şey söylemedi. Ne oldu?" Kaşlarını kaldırıp gözlerini kocaman açarak yüzüne mutlak bir hayret ifadesi verdi.
Ama dadısını kandıramamıştı, "Bildiğin üzere bir balo düzenlenecek," diye devam etti kadın hiç oralı olmadan, "Ayak altında dolaşma. Balo salonuna ya da mutfağa gitmeyi aklının ucundan bile geçirme. Anne babanı rahatsız etme."
Çilekli ve çikolatalı pasta mı yoksa böğürtlenli ve çikolatalı pasta mı yapılacağını merak eden Lucinda başıyla onayladı. En iyisi mutfağa gidip kontrol etmesiydi. Aşçı böğürtlen ve çikolatalı pasta yapmaya karar verirse ne olurdu? Lucinda asla böyle bir şeye izin veremezdi. Peki ama mutfağa nasıl sızacaktı?
Bir an paniğe kapıldı ama az sonra tekrar gevşedi. Onu bekleyen bir balo varken, böğürtlenler bile keyfini kaçıramazdı. Lucinda bayılırdı balolara. Balolarda daima bir sürü yiyecek olurdu - BİR SÜRÜ! Üstelik ne kadar yerse yesin kimse "Büyüdüğünde korsene sığamayacaksın!" diye onu durdurmaya çalışmazdı. Sonra hep yeni bir elbise alınırdı. Ayrıca çalışanları sinirlendirmek çok eğlenceli olurdu çünkü ona kızacak vakit bile bulamazlardı. Çoğu zaman hüzünlü bir yalnızlık içinde bekleyen balo salonu temizlenir, en güzel takımlar çıkarılır, iran halıları serilir ve konuklar gelirdi! Tüm eve büyülü müzik sesleri yayan ve leziz yemek kokuları saçan balo salonunu doldururlardı. Her biri prens ve prenses gibi giyinmiş çiftler müziğin büyüsü ve leziz kokular eşliğinde salınırken Lucinda bile kendinden geçerdi. Babası ve arkadaşları sohbet ederken hiçbir şey anlamasa bile yanlarında durur, onları dinlerdi. "Ne kadar tatlı bir kız," derlerdi babasının arkadaşları. Annesi ve diğer hanımların dedikodularına katılırdı. "Tam bir küçük hanımefendi," diye takdir ederlerdi onu. Bazen çocuklar olurdu. Diğer odalara saklanıp anlamadığı işler çeviren çiftler çenesini kapalı tutması için eline birkaç bozukluk bırakırdı. Doğum gününden bile güzel geçerdi balolar. (Doğum gününde hediyeler olmasına rağmen hem de!) Onca şeye katlanarak hak ettiği takdiri görür ve en önemlisi hiç olmadığı kadar eğlenirdi.
"Lucinda!" Dadısının sesiyle sıçrayarak kendine geldi. "Beni dinliyor musun sen?"
"Elbette efendim!" dedi Lucinda.
"Öyleyse üstünü giyinip derhal çalışma odasına! Bay Watson seni bekliyor."
"Pekala efendim." Reverans yapıp odadan çıktı.

Basamakları sıçrayarak inerken bir ıslık tutturdu. (Dadısı bunun ancak kaba erkek çocuklarına yakışır, çirkin bir davranış olduğunu söylerdi ama Lucinda yine de vazgeçemezdi alışkanlığından.) Balo için sabırsızlanıyordu ve sevgili dostuna haberi vermek için de. Ne yazık ki balo için en az 3 gün (3! Koca! Gün!), haberi dostuna vermek içinse gece olana dek beklemeliydi. Vakit öldürmek için bahçeye çıkmaya karar verdi. Dadısının çok yaramazlık yaptığında üstünde kullandığı oklava gibi, uzun ve sert öğretmenin onu beklediği çalışma odasının önünden geçerken sesini alçalttı.

Lucinda'yı yatmak için hazırlayan Dadı hala söyleniyordu: "Bir daha dersi asarsan, yemin ederim, o gözlerini oyacağım Lucinda!"
"Özür dilerim dadıcığım, bir daha yapmayacağıma söz veriyorum." Ancak hınzırca parlayan gözlerinde pişmanlık ve uslanmışlık belirtisi görememiş olacak ki dakikalardır özenle taradığı saçları sözünün altını çizercesine çekmeyi ihmal etmedi yaşlı kadın: "Yapmayacaksın!"
Ardından kızın saçlarını taramaya devam etti.
Geceliğini giydikten, dişlerini fırçaladıktan ve çekilen saçları tekrar tarandıktan sonra Lucinda nihayet yatağa girmeye hazırdı. Komodinin üzerinde duran ayıcığını kapıp battaniyenin altına girdi. Başını güzelce kabartılmış, lavanta kokulu yastığa yaslayarak gözlerini beklentiyle dadısına dikti.
"Ne?" diye böğürdü kadın yapmacık bir şaşkınlıkla. "Bunca yaramazlıktan sonra hala hikaye mi bekliyorsun?"
Lucinda bakmayı sürdürdü.
"Peki, peki..." Dadı, kızın yanıtını beklemeden yatağın ucuna ilişti. "Ama sadece bir tane, ona göre!" Ardından derslerini asan cahil kızlarla beslenen kültürlü canavarların öyküsünü anlattı ona. Lucinda dadısını üzmemek için bir süre korkmuş numarası yaptıktan sonra "uyuyakaldı." Küçük kızın gözlerinin kapandığını gören dadısı buna çok rahatlamıştı doğrusu. (Hikayeyi nasıl bitireceği hakkında hiçbir fikri yoktu zira.) Işığı söndürüp odadan çıktı.
Lucinda'nın kapının kapandığını duyar duymaz gözlerini açtı. "Merhaba Belzamor."
Tanıdık bir karanlık yatağına doğru süzüldü. "Küçük kız."
Lucinda alnında bir gıdıklanma hissedince sessizce kıkırdadı. Sonunda sevgili dostuna kavuşmuştu.
Onu sevgiyle öptü. Sonra büyük haberi vermek için yatağında doğruldu: "Sana harika bir haberim var!" Arkadaşının biçimsiz yüzünde beliren şaşkın ifadeyi görünce daha da heyecanlandı. "Bir balo yapılacak!"
Küçük kızın heyecanı arkadaşının ifadesi değişene dek sürdü ancak. Doğru ya, Belzamor balolardan hiç hoşlanmazdı. Tamamen unutmuştu bunu Lucinda.
"Haydi ama, yapma Belzamor" dedi arkadaşına. "Balolar harikadır! Balo yapılacağı zaman ev çok güzelleşir. İstediğim kadar yer, şarkı söyler, dans ederim ama kimse bana kızmaz! Konuklar gelir. Hatta bazen aralarında çocuklar bile olur! Neden sen baloları sevmiyorsun ki?"
"Tam da saydığın nedenlerden ötürü..." diye mırıldandı Belzamor asık bir suratla.
Aralarındaki zıtlıkları göz önüne alırsanız, bu ikilinin dostluğunu çok garip bulabilirdiniz çünkü birbirlerinden öyle farklıydılar ki! Bir kere Belzamor'un cüssesi neredeyse gardıropla yarışacak büyüklükteyken, Lucinda komodinin en üst çekmecesine ulaşmak için bile fazla ufak tefekti. Işık Belzamor'u kaçırırdı ama Lucinda karanlıktan korkardı. Sadece bu değil, Belzamor, başta balolar olmak üzere Lucinda'nın sevdiği pek çok şeyden nefret ediyordu: Açık renkler (mavi, sarı ve Lucinda'nın favorisi olan pembe gibi), müzik sesi, evcil hayvanlar, süslü elbiseler... ve insanlar. (Özellikle Lucinda'nın dadısı.) Ama elbette Lucinda hariç, Lucinda özeldi ve dostluklarının temelini tam da bu oluşturuyordu.
"Ah sevgili Belzamor, lütfen suratını asma!" dedi küçük kız kollarını kocaman dostuna dolayarak. Ardından esneyip tekrar yatağa uzandı. "Uykum geldi. Sanırım bugün çok yorulmuşum..."
Belzamor bu sözlerin üzerine derhal harekete geçti. O odada dolanırken küçük kız da uykulu gözlerle onu izledi.
"Kapı kilitli, pencereler de. İçeri kimse giremez ve kimse dışarı çıkamaz. Gardırobun içinde ya da perdelerin arkasında hiçbir şey saklanmıyor."
"Hmmm..." Lucinda şakacıktan bir şüpheyle çenesini ovdu. "Peki ya yatağımın altı?"
"Orada sadece ben varım."
Lucinda sessizce kıkırdadı. "İyi geceler Belzamor..." Uyku onu kollarına çekmeden önce kelimeler zar zor döküldü ağzından.
"İyi geceler küçük kız."

Diğer günler Lucinda dünkü hoppa tavırlarını unutturacak kadar ağırbaşlıydı. Kahvaltısının hepsini bitirdi, dün dersini ektiği için özür olarak Bayan Watson'a çiçek ve çikolata götürdü (Hem de hiçbirini yemeden!), dersini büyük bir dikkat ve ilgiyle dinledi, ödevlerini yaptı. Tüm gün tam bir hanımefendiydi. Dadısının umduğu gibi nihayet aklının başına gelmiş olması ya da heyecanın kaybolması değildi bunun nedeni, tam aksine, balodan önce ceza almak istememesiydi. Dünkü yaramazlıklarından sonra dadısının baloya katılmasına izin vermeme olasılığı vardı ve bunun gerçekleşmesinden müthiş korkuyordu. Bu yüzden birkaç gün dişini sıkmaya karar vermişti.
Yine de yapılan hazırlıkları gördükçe heyecanlanmaktan kendini alamıyordu ama onun suçu değildi bu çünkü heyecan tüm eve bulaşmıştı. Bayan Watson'la dersleri, ikide bir koridordan gelen seslerle bölünüyordu. Birileri sürekli koşuşturuyor, bağırıp çağırıyor, azarlanıyor ya da azarlıyordu. Arada bir hüngür hüngür ağlayan hizmetçileri duyduğu bile oluyordu Lucinda'nın. Bazense dikkat dağıtıcı tabak-çanak şıngırtıları geliyordu kulağına. O vakitten sonra balo hayallerine kapılan kızla derse devam etmek katiyen mümkün olmuyordu. Halı dövme seslerini müzik sesi olarak duyan kız, gün boyunca kopamıyordu bir daha hayaller aleminden.
Ama bu hengamenin kalbi kesinlikle mutfaktı. Çeşitli ağız sulandırıcı kokular saçan kazanların ve her türlü hamur ürününü pişiren fırının durmadan çalıştığı mutfak öyle sıcaktı ki, aşçı ve yardımcıları yanlışlıkla kendilerini de pişirip, yaptıkları tüm o leziz yemeklerle birlikte sofrada yer alsalar kimse şaşırmazdı neredeyse. Zaten sıcak yüzünden artan stres seviyesine dayanamayıp bayılanlar oluyordu sürekli. (Yani aile doktorunun bile boş vakti yoktu!) Bu yüzden Lucinda'nın mutfağın yanına yaklaşması bile kesinlikle yasaktı.
Gerçi bu hengamenin içinde migreni tutan zavallı dadısının, kızla ilgilenecek hali yoktu. Yine de Lucinda tedbiri elden bırakmıyor, dadısının yanında hanımefendiyi oynamayı sürdürüyordu. Banyo vakitlerinde balo hakkında bilgi edinmek için ağzını ararken en kibar tavrını takınıyor, (Balonun bir bilim adamı adına düzenlendiğini, kimlerin katılacağını ve pastanın çilek-çikolatalı olacağını -yaşasın!- öğrenmişti bu sayede.)  ona hep "efendim" diye sesleniyor, reverans yapmayı hiç unutmuyordu. Ama kibarlığının tek nedeni dadısı değildi.
Annesi (şaşırtıcı bir şekilde) evdeydi. (Aslında babası da evdeydi ama evdeki zamanını çalışma odasında  geçirdiğinden, varlığıyla yokluğu bir sayılıdı.) Gerçi Lucinda için değil, talimat vermek için oradaydı ama olsun. Yine de oradaydı!
Balo henüz gelmemişti bile ama tüm bunlar Lucinda'nın mutlu olması için yeterliydi zaten. O çok nefret ettiği sessiz, sıkıcı, ölgün eve hayat gelmişti - daha ne isteyebilirdi ki? Ama dahası da vardı: Balo!
Lucinda'nın mutluluğuna gölge düşüren tek şey Belzamor'du. Arkadaşı "balo" sözünü duyduğundan beri buz küpüne dönmüştü adeta. Lucinda bunun nedeninin farkındaydı: Belzamor'un nefreti, Lucinda'nın ilgisini, kendisinden çeken şeyler üstünde toplanırdı genellikle. Bu Lucinda'yı üzüyordu ama aldırmamaya çalışıyordu çünkü bu konuda yapabileceği bir şey yoktu. Ne heyecanını bastırabilir ne de baloyu engelleyebilirdi. Belzamor'un tüm surat asmalarına rağmen sonunda balo günü gelecekti ve geldi de.

6 yorum:

  1. Hikayenin bu kısmına kadar pek bir yorum yapmak istemiyorum çünkü çok MERAK UYANDIRICI! Elbette polisiye türünde değil ama Belzamor ve arkadaşlıkları gerçekten de... ilginç. Bu yüzden şimdiye kadar olan kısım için tek yorumum, betimlemelerine önem vermen ve onların da kendini belli etmesi. Gerçekten "ben burdayım" diyorlar. Ellerine sağlık!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, evet, özellikle bu kısımda çok fazla olay olmadığından, epey betimleme kullandım ama hala her şeyi yeterince anlatabilmiş gibi hissetmiyorum. Ama yorumun bu hissimi biraz yatıştırdı. Teşekkürler çok.

      Sil
  2. Şimdi ikinci bölümüne geçiyorum.Hikaye güzel ilerliyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında böyle iki part halinde yayımlamayı da sevdim ya, hikaye boyunca gelişen tepkilerinizi görmek de güzel. ^^

      Sil
  3. İlk yarı güzel olmuş. Arkadaşın canavar çıkması da şaşırttı birden.^^ İkinci yarıyı okuyunca yorumumu yapacağım.

    YanıtlaSil