28 Kasım 2015 Cumartesi

Bunu Silmeyeceğim.

Sınavlarım bitti. Reglim geçti. (Aslında diğer kadınların regliye bağladığı pek çok şeyin sahtekarlık olduğunu düşünürdüm (Çünkü aslında berbat bir femnist/büyük bir kadın düşmanıyım.) ama kendi üstümde yaptığım gözlemler sonucunda, canavar olmama bağladığım pek çok şeyin (Ama hepsinin değil, hayır.) gerçekten de hemen reglimin öncesine geldiğini fark etim.) Yani kötü bir ruh halinde olmak için hiçbir sebebim yok. Bu yüzden nihayet doğru düzgün bir yazı yazmayı becerebileceğime inanıyorum ama göreceğiz tabii. 

Geçen gün aynı amaçla bir yazı daha yazmaya çalıştım ama yazarken kafam alev aldı resmen ve düşüncelerimi kelimelere dökmek yangından mal kaçırmaya döndü. Nedenini bilmiyorum; belki reglidir, belki sınavladan doğan stres... Ama berbat bir yazı olduğu için onu da hemen kaldırdım. (Bu yüzden muhtemelen onu görmediniz bile.) Bir öncekiyse yazı değil, acı patlamasıydı zaten. Bu arada o gün neden o kadar acı duyduğumu anlatmayacağım. Hem anlatmaya çalışmamın da son yazı katliamına neden olduğunu düşünmem, hem de henüz yakınlarıma bile anlatmamışken sadece ilginç şeyler duymayı bekleyen ve duyduklarında "Bu muydu? İnsanlar neler neler yaşıyor, sen kalkıp da buna üzülüyorsun... Şımarık mızmız ergen!" gibi şeyler söyleyecek insanlara anlatmam hiç adil olmaz, değil mi? (Sadece güzel yorumlar için teşekkür ederim. Eğer umursuyorlarsa cevaplarımı görebilecekleri kadar uzun süre yayında tutmaya çalıştım yazıyı ama göremedilerse de şimdi teşekkür ediyorum. Çünkü bazı yorumların toparlanmama çok yardımı oldu gerçekten.)

Sınavlardan söz etmiyorum. Bu yıl gerçekten çok ve düzenli bir şekilde çalışıyorum. Bir süredir buralara uğramamamın bir sebebi de buydu. Ama asıl sebebi kendi kendime bir karar vermiş olmam: Geçen yıldan sonra bu yılla ilgili beklentilerim de düşüktü haliyle, ancak baktım ki işler iyi gidiyor, "işler bozulana dek bloğa bakmayacağım" diye adak adadım kendime. (Eminim siz de bazen bu saçmalığı yapıyorsunuzdur, bilirsiniz, "Eğer şuradaki kuş uçarsa iyi bir not alacağım" ya da "Bu kalem düşerse mesaj atacak" gibi şeyler... "Batıl İnanç" kavramı insanların anlayamadıklarını açıklama ihtiyacından doğmuştur, anlanamayan açıklanmaya başlayınca da, bu sefer her şeyin üstünde kontrolümüz olduğunu hissetme ihtiyacını karşılamaya yönelmiştir. Bu "şu olursa bu olur/ olmaz" inanışları da bu yönelimin bir ürünüdür.) Nasıl olsa bir şey olacak ve mutluluğum bozulacaktı ya? Sonsuza dek sürecek hali yoktu ya! Ama zorlayıcı bir süre devam etti... Üstelik takipçi sayım da asla ulaşacağını düşünemediğim bir rakamı bulmuştu: 80. Dolayısıyla heyecanlandım ve sınavlar bitince artık yazmaya karar verdim.

Olanları buna bağlamanın hiçbir en ufak bir mantıksal yanı yok ama beynim bir türlü atamıyor işte kalbimden aptalca inançlarımı...

Ama ne var biliyor musunuz? Gerçek mutluluk sanıldığı kadar kolay kaybedilen bir şey değilmiş. Gerçek mutluluktan söz ediyorum ama. Birine ya da herhangi bir şeye bağlı olan mutluluktan değil. Hayatın güzelliklerini görebilmekle ilgili olandan. "Hayatın güzellikleri" kelimesinin kulağa unicornlar ya da nyan-cat gibi geldiğinin farkındayım ama böyle bir şey gerçekten var, bunu size temin ederim. Gökyüzünün güzelliği karşısında duyulan mutluluk, O mesaj attığında duyulan mutluluğa benzemez. Bu, özgür bir mutluluktur. Hatta kaynağı özgürlük bile olabilir... Evet, öyle olmalı çünkü eski halimle şu anki halim arasındaki en büyük fark bu: Artık özgürüm. Kendimi mutlu hissetmek için hiçkimseye ihtiyacım yok, en azından ailem burada olduğu sürece.

Çünkü nihayet ailenin her şeyden daha önemli olduğunu kavrayabildim.

İnsan, sanki ailesi onu sevmek zorunda olduğu için seviyormuş gibi hissediyor, halbuki böyle bir şey yok. Çocuklarını sevmeyen o kadar çok aile var ki. Ama benim ailem, bir aile çocuğunu ne kadar sevebilirse o kadar sevdiler beni. Gerçekten. Asla düzgün bir evlat olamama rağmen, hem de. (Hani şu incecik ve dolayısıyla da güzel (İncecik olan her kız güzeldir.), hamarat, konuşkan ve "maşallah"lık kızlardan...) Öyle olsaydım, beni ne kadar severdilerse, hep o kadar sevdiler yine de. (Hatta sürekli eleştirdiğim babam bile, kendi yoluyla, beni seviyordur.) Eskiden bundan daha kuvvetli bir his olabileceğine inanacak kadar aptaldım ama artık değil. Hiçbir şeyin "aile sevgisi"nden daha değerli olmadığını biliyorum artık. Bu yüzden, bu sevgiyi tadabileceğim son zamanlarımda, iyice tadını çıkarmak istiyorum.

Bunu ancak bunca zaman sonra anlayabilmiş olmam acıklı, değil mi? Fakat başka türlü olabileceğini de sanmıyorum. Sonuçta bir şeyin değerini en iyi, onu kaybettikten sonra anlarsınız. Aslında ben şanslı bile sayılırım çünkü her şey için çok geç olmadan anlayabildim bunu. Nasıl oldu, biliyor musunuz? Anneannemle bir belgesel izliyorduk. Hep gitmek istediği bir yeri gösterdiler belgeselde. Her zamanki gibi "Bir gün gideriz anneanneciğim" diyecektim ama diyemedim. Çünkü ağır bir gerçeğin farkına vardım o an. Artık önümüzde yeterince bir gün kalmamıştı. Anneannemin yaşının onlar basamağından belliydi bu. Ağrıyan kemiklerinden. Eskisi kadar iyi çalışmayan duyu organlarından. Buruşukluklar içindeki teninden. Evdeki ilaç kokusundan. İçeride oturan dedemin saçmasapan konuşmaları ve saçmasapan davranışlarından. Dakikada 1 milimetrelik yürüyüşünden. Bir zamanlar masmavi olan feri sönmüş gözlerinden... Artık sorun para gibi değil, zamandı. Para kazanmak zor olabilir ama imkansız değildir. Dünyada başka dünyaları  bile rahatlıkla dolduracak kadar para var ve Bahamalar'a gitmeye yetecek kadar bir kısmının bizim elimize geçmesi sadece şans meselesi. Ama ne yaparsanız yapın, size verilmiş zamandan daha fazlasına sahip olamazsınız. Ve bundan daha korkunç bir gerçek yok çünkü zamanınız yoksa sahip olduğunuz başka hiçbir şeyin önemi de yok.

Muhtemelen bendeki değişikliğin sebebi bu işte, bu gerçeği kavramış olmam. Hiçbir şey, sonsuza dek sürmez (Ne üzüntüler, ne mutluluklar...) çünkü sonsuz zamanımız yok. Gereğinden fazla mutsuz ve gerekenden az mutlu olmaya gerek yok.

Ha bu arada, size bir şey itiraf edeyim, bir ara bir daha yazamayacağımı düşündüğüm oldu. "İnsan mutluyken yazacak bir şey bulamıyor" derdim ama bu yalnızca bir mazaret olur, gibi geliyor bana. Kötü bir yazarın mazareti. Eğer öyle değilse... Hayır, yazmadan mutluluk olmaz zaten. Bu aptalca bir paradoks.

Daha uzun yazmayı planlıyordum ama yazacak şey kalmadı, aklıma gelmiyor. (Daha doğrusu konuyu nasıl oralara bağlayacağımı bilemiyorum.) Yine de doğru düzgün bir dönüş yazısı yazdığıma göre artık yazmaya devam edebilirim gibi.



9 yorum:

  1. kadın düşmanı???

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kadın düşmanı ya da berbat bir feminist olduğum söylenemez aslında, sadece kadın türünü gerçekten pek sevmiyorum (Erkekleri de muhtemelen sadece cinsel çekim duyduğum için.) ama bu yok olmalarını filan düşündüğüm ya da aşağılanmalarını savunduğum anlamına gelmez.

      Sil
    2. Sen koca bir yalan cısın.

      Sil
  2. ................. Alice, bir şey itiraf edebilir miyim..............................................................



    !!!! SENİ SEVİYORUM !!!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kim olduğunu bilmiyorum, bunu neden söylediğini de. Ama ikisinin de bir önemi yok. Çünkü bu yorum, tam da ihtiyaç duyduğum şeydi - onu görene dek böyle bir ihtiyaç duyduğumu bilmesem de... Ve sen çok güzel bir insansın.

      Sil
  3. İyi olmana sevindim Alice-chan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa merhaba Aleph! Hem de tam bir dakika önce yazmışsın... Çok teşekkürler. ^^

      Sil