30 Kasım 2015 Pazartesi

Neden Kızları Sevmiyorum?

Tamam, şu an saat neredeyse 12 ve ben 6 buçukta kalkacağım. Yani şu an uykuda, bilinç  altım hangi zıkkımı bilinç üstüme çıkardıysa onu seyrediyor olmam gerekirdi. Ama yatarken genelde hikaye fikirleri üstünde düşünmeme rağmen, bu gece kızlar üstüne düşüneceğim tuttu bu gece.. Ve neden onları sevmediğim. "Kızları sevmemekten", "berbat bir feminist" ve "kadın düşmanı" olmaktan bu blogda çok fazla söz ediyorum. Ya da en azından ben öyle hatırlıyorum. Belki sildiğim ya da yayınlamadığım yazılarımda söz ediyorumdur, bu yüzden siz pek fazla bilmiyorsunuzdur. Ama yapıyorum. Burada belli etmesem bile kızları gerçekten  hiç sevmiyorum.
Bu konuyu yarın yazmam daha doğru olurdu muhtemelen. Ama kendimi robot gibi hissetmeye başladım. Fazla düzenli bir uykum var. Her gün hemen hemen aynı saatte uyuyorum, 10 buçuk gibi ve eğer 10 buçukta uyuyamazsam, kendimi berbat hissediyorum. "Lanet olsun, uykusuz kalacağım" berbatlığını kast etmiyorum ama. Bu, "YARIN NASIL HAYATTA KALACAĞIM?" berbatlığı. Panikliyorum. Tıpkı insan korktuğu bir şeyle karşılaştığında olduğu gibi, kalp atışlarım hızlanıyor. (Evet, şu anda da böyle.) Bende uyku fobisi gibi bir şey olduğunu söylerdim ama bunun sebebini biliyorum: ANNEM. Geçen seneden, yani 6-6 buçuk gibi kalkmaya başladığımdan beri benim uykumu kendisine dert edinmiş durumda. Ailemin (anne tarafımın yani) uykuya düşkünlüğünden kaynaklanmakta bu. Ne  bizim evde, ne de anneannemlerle teyzemlerin evlerinde haftasonları 11'den önce kalkılmaz. Yani yetişkinler kalkmaz. Biz çocuklara da ya bu uyku düzenine uyum sağlamak (Ki küçük yaşlarda mümkün değildir bu çünkü bildiğiniz gibi, çocuk bünyesi erken yatıp erken kalkmaya programlıdır.) ya da o evin her bireyi masaya oturana dek kimse karnını doyuramayacağı için yetişkinler kalkıp kahvaltıyı (kahvaltı kılığındaki öğlen yemeğini, demek daha doğru olur herhalde) hazırlayana dek açlıktan sürünmek düşer. Annemin 12'de kalktığını söyleyince arkadaşlarımın verdiği tepkilerden bunun normal bir şey olmadığını biliyorum ama bizde böyle işte. Bu yüzden 6 buçukta kalktığım için, başta annem olmak üzere tüm ailenin gözünde acıların çocuğuyum. Ödev yetiştirmek ya da ders çalışmak için ayakta kaldığımda, annemin sokağa atılmış köpek yavrusuymuşum gibi bakarak "zavallı yavrucuğum" diyişi yok mu... Benim için üzüldüğünü biliyorum ama bu, benim de kendim için üzülmeme sebep oluyor - sanki çok kötü bir durumdaymışım gibi... Bu yüzden bu gece bu saçmalığı bozmak istiyorum! Alt tarafı biraz uykusuz kalırım, hepsi o. Zaten 10 buçukta yattığımda bile, neden bilmem, asla "dinç" bir şekilde uyanamıyorum. Belki bir zamanlar başıma gelmiştir ancak inanın bana, şu anda uykunu almışlığın nasıl bir his olduğunu hayal edemiyorum. Hep halsizim. Anlattığım gibi, hayatımın gayet güzel gitmesine rağmen hem de... Varsın bu gece biraz daha az uyuyarak yarın halsiz uyanayım, ne olacak? Yarın sınav yok, bir şey yok... Zaten bu yazıyı bu gece bitirebileceğimi sanmıyorum, gittiği kadar yazarım işte.
Dönelim asıl konuya. Kızlar... Şimdi hiçbir kız, kızları sevmez zaten. (İstisnaların kaideyi bozmadığını savunuyorsanız tabii - çünkü istisnalar var. Hatta burada bir okuyucum kendisinin böyle olmadığından bahsetmişti. Yani hiçbir kız derken, büyük çoğunluğu demek istiyorum.) Ben bunun ilk çağlardan kalma bir içgüdü olduğunu düşünüyorum. (Tıpkı şimdi her zaman her yerde yemek bulabileceğimiz halde, yemeği bulmanın ve saklamanın zor olduğu ilk çağlardan kalma bir içgüdüyle hala dolaplarımızı aldığı kadar yemekle doldurmamız gibi.) O zamanlar erkekler kadınlar için hayati bir önem taşıyordu, dolayısıyla her kadın arasında erkek kapma savaşı (mümkünse en güçlü, en kıllı ve en aptalını) vardı. Bunu ilk çağlarla sınırlamak da doğru olmaz, çok uzun süre erkekler, kadınlar için tek "geçim kaynağı" olmaya devam ettiler. Koşulların kadınları (en azından her kadını yani) erkeklere muhtaç bırakmadığı bu modern çağda bile hala eşinin eline bakan ve buna mecbur bırakılan birçok kadın varken, bu içgüdünün sürmesi doğal, hatta kaçınılmaz.
Fakat ben, tam bir feminizm idolü tarafından yetiştirilmiş, babasının hayatında sadece maddi etkisi olan ve queer bir kız olarak bu içgüdüyle hemcinslerime böylesine bir antipati besliyor olabilir miyim? İşte benden uykumu çalan mesele buydu. Sonra aklıma bazı tatsız anılar geldi ve o dakikadan sonra uykuya dalmanın imkansızlığını kabullenip bu yazıyı yazmaya giriştim
İlk okulda, en yakın arkadaşım olan kızın, benim yerime başka bir kızla oynayarak ortaokulun sonlarına dek sürecek dostluklarının temellerini atışı. Aynı kızların sonraki "en yakın arkadaşımla" alışveriş merkezine gittiklerini facebook'tan öğrenişim ve kızın bir anda benimle konuşmayı kesmesi. Yalnızlıkla baş etmemek için takıldığım abuk subuk insanlar ve onlarla yaptığım, konuştuğum saçmalıklar. Yalnızlığı kabul edişim.Yalnızlıktan kurtularak alındığım gruptaki kızların okul gezisinde benim yerine birbirleriyle oturması. Gittiğim yaz okullarında (Yaz okulunun ne olduğunu bilmeyenler için: Anne-babası çalışan ve ona göz kulak olacak yakınları bulunmayan çocukların yazları bir takım sportif faaliyetler (en başta yüzmek, basketbol/voleybol/futbol oynamak, egzersiz yapmak vb.) yaparak vakit geçirdikleri yer.) tribünün en arkasında, kullanılmayan soyunma odasında, bahçede ya da yalnızlığımı gözlerden uzak yaşayabileceğim herhangi bir yerde, kitabımla başbaşa geçen, sıcaktan genleşmiş uzun saatler. Dershanede devamlı kitap okuyup resim çizerek dikkat çekmek istemediğim için geleceğim için endişelenirken diğerlerinin arkadaşlarıyla kaygısız konuşmalarını dinlemek zorunda kalarak geçirdiğim teneffüsler. Ve tüm bunlar sonucunda kendime ve diğerlerine olan güvenim yok olduğu için o kişiyi sonsuza dek kaybetmem.
Ben kızları bu yüzden sevmiyorum işte. Her zaman birbirleriyle eşleşip beni hep dışarıda bıraktıkları, güvenimi paramparça ettikleri ve parçaları yine beni yaraladığı için. (Biliyorum, çok dramatik oldu ama benden ne bekliyorsunuz ki?) Peki ya onlar neden bana bunu yaptılar hep? Doğruya doğru, ben farklı olduğu için dışlanan şu sıradışı insanlardan değilim. Dışlandığım için farklıyım ben. Ve ne olursa olsun, farklılığımı seviyorum. Yine de gece yarısı bu eski anıları düşünmek canımı yakıyor. Muhtemelen yarın hiçbiri umurumda olmayacak ama bu gece soruyorum: Neden beni dışladınız? Yoksa başından beri acayip miydim ben? Kendimi canavar addedişim boşuna değil miydi? Sizi erkekler karşısında her daim savunurum ve savunacağım da çünkü saçma "kız" kurallarınız, onlardan aşağı muamelesi görmenizi gerektirmiyor. (Erkeklerin de bir yığın saçma yönü var ve bundan da başka bir yazıda değinebilirim.) Yine de KURALLARINIZ ÇOK SAÇMA. Bu yüzden, sizden ne kadar nefret etsem haklıyım.
Fakat eskisi kadar etmiyorum artık.
Çünkü sizinle zaman geçirmenin de güzel olabileceğini gördüm. Yüzünüzde o güzel gülümsemelerinizi oluşturmanın doğurduğu muhteşem hissi tattım. Vücutlarınızın, hem de her birinin, güzelliğinin farkına vardım. Sevginizin kuvvetini keşfettim. Ve dünyada en çok sevdiğim kişinin beni doğuran kişi, yine bir kadın, olduğunu anladım.
Yani kadın düşmanı değilim. Sadece hala erkekleri biraz kayırıyor ve kızlara daha soğuk yaklaşıyorum. Umarım bir gün karşımdaki kişinin cinsiyeti, tıpkı adı ve yaşı gibi bir etiket haline gelir.
Not: Dün gece 1 buçukta yattım ve hala hayattayım. Ne oldu yani?
Alakasız Not: Geçen gün yazdığım yazıyı ve bunu yazım açısından hiç beğenmiyorum. Yazım tarzım çok ruhsuz geliyor. Yazarken de o tutkuyu ve hevesi hissedemiyorum. Çok garip ama yazmak da çizmek gibi ihmal edince unutalabiliyormuş demek ki. Merak ettiğim, bunun size yansıyıp yansımadığı. Yazışımda bir farklılık hissediyor musunuz? Lütfen beni bilgilendirin.
Not (Evet, yine.) Bundan sonra cinsiyetler hakkında yazmayı planlıyorum.


... Not'u: Aslında bu yazının yerine challenge yazıları olmalıydı burada ama nedense yapmam gereken hiçbir şeyi yap(a)mamak gibi bir huyum var. -_-"

10 yorum:

  1. Ben üslubunda bir farklılık göremedim, her zamanki gibi sıkmayan yazılar yazıyorsun.

    YanıtlaSil
  2. Artik yorumlari siliyoruz galiba. Fenaaa...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım benimle kişisel bir sorunun var. Fakat bu anonim olarak (Üstelik bu kadar berbat bir uslüple) ifade edilecek bir şey değil. Adresini, telefonunu ya da seninle iletişim kurabileceğim herhangi bir şey verirsen, derdini dinlemeye hazırım.

      Sil
  3. eski eski insanların saklamaktan öte yemiş bulduklarında anında tükettiklerini bu yüzden bizim de tıkınma genlerimiz olduğunu okumuştum ben de. erkekler de kadınlar için savaşmış olmalı muhakkak, hatta belki daha çok. hem kesin mi ki geçmişte erkeklerin sırtından geçindiğimiz. bir de şey neyse devam etmeyeyim, uzatıyorum. hayvanlardan tanrılara sapiens'i okumanı tavsiye ederim eğer okumadıysan, şimdi çok satanlarda, güzel reklam yaptım -.-

    ımm, kızlar tatlılar, her ne kadar beni de dışlasalar da. hala düşünürüm bir kızın arkadaşlığını kazanmak için ne yapmam gerektiğini; yapmayacak, yapamayacak olsam bile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam, bu şekilde ifade edildiğinde yanlış bildiğimi kabul edebilirim. Sonuçta tarih öncesi (ve tarih sonrası) çağlar geniş çaplı araştırmalar yapmış değilim. Kulağıma çalınanlar da, yanlışmış demek ki. Ancak, kadınlar tarihte etkin bir rol oynadılarsa, neden adları sadece önemli erkeklerin eşi olarak geçiyor? Yoksa isimleri erkekler tarafından tarihten silindi mi? Ve asıl soru: Neden kadınlar birbirini sevmez?

      Sil
  4. Hımm bu yazı beni de gençlik günlerime döndürdü. Canını sıkmak istemem ama dışlanmanın nedeni en başından beri farklı olman olabilir. Şimdi benden de nefret edeceksin -ben bana bunu söyleyenlere gıcık oluyorum çünkü- ama sende biraz kendimi görüyorum. Ben daha tembeldim yalnız, ders çalışamıyordum.

    Hayatım boyunca o kız dünyasına ait olamadım. Yeni yeni girmeye başladım, ne kadar becerebiliyorsam artık. Sürekli beni terk edip öteki kızlarla oynamayı, biraz daha büyüyünce de artık oyun oynamadıkları için "takılmayı" tercih eden arkadaşlarım oldu. Neyden bahsettiğini biliyorum. İnanılmaz dışlanmış bir çocuktum, hâlâ erkeklerle, kızlarla olduğundan daha kolay iletişim kuruyorum. Bir kızla yakınlık kurmak benim için hep mayınlı bir tarlada yürümek gibi, çok gergin. Daha geçen gün de Mert'e bundan bahsediyordum. Çünkü dediğin gibi arada hep bir rekabet var, en belirsiz olduğu zamanlarda ve neredeyse hiç görünmediğinde bile, ya da ben böyle hissediyorum.

    Lise yıllarım arka sıralara saklanıp kitap okumakla geçti. Ebru hayatıma girmemiş olsaydı, sanırım yakın bir kız arkadaşım hiç olmamış olacaktı. Gerçekten o kıyafetler, ojeler ve oğlanlar dünyasında kendime yer bulamıyorum. Ayakkabı markalarını bilmiyorum bir kere, ayakkabı markalarını bilmemek büyük dezavantaj fjhgkf. Son yıllara kadar platonik sevdalara düşmüşlüğüm ve aşk acısı çekmişliğim de olmadı. Okulun yakışıklı çocuğundan da hoşlanmadım. Bunlar da dezavantaj. Çünkü sohbetler hep bunlar etrafında dönüyordu. Üstelik teselli verme konusunda da iyi değildim, insanlara "ya sen salak mısın" bakışları atıyordum. Bu da dezavantaj.

    Buna karşılık çok anlamlı işlerle uğraştığım da söylenemez ama ne yapalım ben de böyleydim. Şu an bile bana, "sence diğer insanlar seni nasıl görüyor" diye sorsalar cevabım şu olur: freak. Değilim tabii, ama öyle hissediyorum. Böyle işte. Yani geçecek falan demek isterdim ama hiç de geçmiyor. Hayatın boyu da böyle sürebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşündüm de, ilkokul ve ortaokulda dışlanmamı sadece farklı olmama bağlayamam çünkü ben de melek gibi biri değildim. Doğru, okulumdaki kızlar çok alçaktı ama daha karakterli bir çocuk olsam, ben de onlarla birlikte alçalmayabilirdim ve o zaman çok farklı bir geçmişim olurdu. İlkokul ve ortaokul dışında ve sonrasında dışlanmamın nedeniyse şişman ve sessiz, dolayısıyla da pek davetkâr biri olmamam olsa gerek. Üstelik, sonradan "Neden aarkadaşım yok/olmadı?" diye üzülsem de ne yalan söyleyeyim, ben de hep suçu tamamen diğerlerine atacak kadar çok çaba harcamadım arkadaş edinmek konusunda. Çünkü gizliden gizliye kitapları tercih ediyordum. Ama bazen de utangaçlığım bana engel oldu ya da çabalarım bir sonuç vermedi.
      Fakat erkek olsam böyle olmazdı çünkü onlar için önemli olan tek şey (Şu an çevremde pek erkek yok, bu yüzden lise öncesi dönemden söz ediyorum, lisede nasıldır bilmem yani.) futbol oynayıp oynayamadığındır. Oysa kızlarla arkadaş olmak için birçok kriter var. Kendin yapmasan bile makyajla ve modayla ilgilenmelisin, olara "bebeğim", "aşkım", "canım" vb. diye hitap etmeli, duygularını fazlasıyla belli etmeli ve EVET: Tavsiye vermeye her zaman hazır ve nazır olmalısın. Ben de bunları anladığım ve uyguladığım için kızlarla daha iyi geziniyorum bu sene. Yine de çevrende ilgi alanı bunlar ve erkeklerden ibaret olan kızlar varsa (Bakınız: Geçen seneki sınıfım.) ve sen böyle değilsen dışlanmaktan ve delormekyen başka şansın yok!

      Sil
  5. İstediğinle istediğin zaman arkadaşlık kurabileceğine inanlardanım ben. Ama bunun için kendini törpülemen lazım, ortalamaya yaklaşman lazım. İstatistiğin çubuğunun uçlarına savurulursan kaybolursun; ya da yalnız olursun. Yalnızlıkla nasıl baş ettiğin senle ilgili tabi. Ben uzun süreden olmayan bir arkadaş çevresi kurdum kendime. Ama bu insanların yüzde 70'ini kaybederim eğer gerçek ben ile önlerine çıkarsam. Ne kadar iyi bukelamunsan o kadar iyisin sanırım, tam emin değilim. Ki her zaman arkadaşlarını kızlardan seçmiş, erkeklerle pek de anlaşamayan biri olarak kızların kötü olduğu teorine pek katılamıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Erkek olsam muhtemelen ben de kızları severdim.

      Sil