19 Ocak 2016 Salı

Cehennemden Çıkmış Rapunzel


16 yaşında, dolayısıyla 11. sınıf, dolayısıyla da öğrenci olmam; eşşek gibi çalışmama rağmen hiç çalışmamış gibi notlar aldığım derslerimden bahsetmek zorunda olduğum anlamına gelmez - yani toplumun gözünde bir değerim olmasını sağlayan tek şeyimi, öğrenciliğimi, üstümden sıyırıp geriye kalan değersiz benliğe dair şeylerden söz edeceğim.
UYARI: Bu yazının büyük kısmı saçlarım hakkında.
Her zaman saçlarımla sorunlarım olmuştur. Öncelikle atkuyruğu yapmaya bile yetmeyecek kadar az (Anneme göre az değil, aşırı ince telli ama İKİSİ ZATEN AYNI ŞEY SAYILIR ANNE.) saçım olagelmiştir doğduğumdan beri. Ama asıl sorunum, beyninizde tuttuysanız hatırlayacağınız gibi yağlı olmaları. Bu sorun ergenlikte mi başladı, yoksa hep mi vardı hatırlamıyorum. Belki de hep yağlı saçlıydım ama çocukluğun verdiği umursamazlıkla farkında bile değildim ve zamanla memelerim çıkmaya, adet görmeye, garip yerlerimde kıllar büyümeye başlayıp görünüşü önemsiz bir varlıktan toplumsal değeri tamamen görünüşü üzerine kurulu bir varlığa dönüşmekte vardım farkına. Her neyse, önemi yok.  Saçlarım bana sonsuzluk gibi gelecek kadar uzun ve acı dolu bir süredir (Ki bu süre birkaç yıla tekabbül etmekte yalnızca ve eğer normal biriyseniz size böyle bir problemden çok fazla acı çekmek için oldukça kısa gelebilir.) yağlı. Ve saçlarınızın yağlı olması gerçekten korkunç bir his. "Abartıyorsun" diyorsanız kafanızdan aşağı ayçiçek yağı dökmeyi deneyebilirsiniz. Ama bunun gerçekten yağlı saçlara sahip olmanın korkunçluğunu yansıtmayacağını belirtmeliyim çünkü normal bir kafa deriniz varsa saçlarınızı yıkayıp bu korkunç histen sonsuza dek kurtulabilirsiniz, kafa derisi yağa mahkum edilmiş bizlerse, en fazla bir gün... Bu yüzden her gün saçımızı yıkamak zorundayız, yıkayınca daha da çok yağlandığı için aslında YIKAMAMAMIZ gerekmesine rağmen hem de (Yani bir söylentiye göre, ne var ki bana pek de inandırıcı gelmiyor doğrusu.) ama bu mümkün değil çünkü insan o hisle yaşayamaz.
Fön makinesiyle düzleştirerek benim azap verici saçlarıma benzettiğiniz kıvırcık/dalgalı saçlı aşırı şanslı insanlardansanız muhtemelen saçlarınızla "uf çok çirkin görünüyo ya :(" sorunu dışında bir şey yaşamadığınız için şunu bilmiyorsunuzdur: Aslında yağlı olan saç değil, kafa derisidir. Kafa derisi yağlıysa, saç yağlıdır. Kafa derisi kuruysa, saç dökülür. Yani yağ, iğrenç görünmesini sağlamakla birlikte, saçı besleyip güçlendirir de. Ve bilin bakalım ne? BENİM AZICIK SAÇIMDA ANNEANNENİZİN BİR TEPSİ BÖREKTE KULLANDIĞINDAN DAHA FAZLA YAĞ VAR VE BUNUN TEK AVANTAJINA BİLE SAHİP DEĞİL. Yani: Dökülüyor. Hem de öyle çok dökülüyor ki. Yağmur olsa bardaktan boşanırcasına derdim ama saçlarımın dökülmesi için yapabileceğim soyut ya da somut, anlamlı bir benzetme yok, üzgünüm.
Saçlarımın tenime değmesinden nefret ettiğim için, böyle geziyorum. 
Saç dökülmesiyle delilik arasında inanılmaz bir benzerlik var gerçi. Saçlarınız dökülmeye başladığında her yerde onları görüyorsunuz. Yastığınızda. Kıyafetlerinizde. Bardağınızda. Ayakkabınızda. Kitaplarınızı arasında. Kalem kutunuzun içinde. HER YERDE. Sonunda da saçlarınızla birlikte mantığınız da dökülmüş gibi kafayı yiyorsunuz. Mesela demin bir kriz geçirdim ve dökülmemiş saçlarımın çoğunu yoldum. Şu anda annemin ağlamamı duymaması için saç kurutma makinesini açtım ama sıcaklık kafa derimi zonklatıyor. Aslında onları kesecektim ama makasımı ya okulda bırakmıştım ya da akıllı şey bir yerlerde saklanıyor. İyi ki kesmedim çünkü 1 - Anne. 2 - Dünyanın en çirkin kafa yapısına sahibim. Kel kalsam tam şu "dazlak" dediklerinden olurdum. Normal halimle bile kendimden bu kadar nefret ediyorken o halimle sanırım kendimi aleve verirdim. Gerçi saçlarım bu hızla dökülmeyi bırakmazsa sonum zaten dazlaklık. Yani belki de makası bulmam daha iyi olurdu. Saçlarımı onlar tamamen dökülmeden keserek bu eziyetli süreci kısaltır ve her gün tellerle kaplandığı için yeri süpürmek, yediğim/içtiğim her şeyden tel çıkarmak, tenime değen tellerin verdiği iğrenç hisse katlanmak zorunda kalmazdım. Ama insanların hep yaptığı gibi, kaçınılmaz sonla yüzleşmek yerine ondan kaçmayı yeğliyorum çünkü ben de korkağın tekiyim. Oysa sonumla yüzleşmek çok daha kolay olurdu. Artık saçlarımın alnıma, yanaklarıma, enseme değmesine bile katlanamıyorum. Lavaboda, zeminde, kıyafetlerimde saç teli gördüğümde midem kasılıyor. En kötü kabuslarımda tel yumaklarının içinden çıkmak için debeleniyorum hep. Bir gün birden uzayıvermiş saçlarım tarafından bileklerim yatağa bağlı şekilde ve tepemde bana işkence etmek için bekleyen kırbaç şeklinde bir saç demetiyle uyanırsam hiç şaşırmayacağım. Çünkü onlar saç değil, kafamdan çıkan şeytanlar.  Ya da vücudumun geri kalanı gibi, çeşitli eziyetlerle onlara sahip olan şeytanı bıktırıp gitmesini sağlamaya çalışıyorlar. Böyle düşündüğümde, onlara acıyorum. Yani ben de bir saç demeti olsam ve benim gibi birine verilsem, ben de kendimden kurtulmak için her şeyi yapardım. Hele de kafamın altında neler yattığını sayarsak... Öte yandan belki de, sadece kırılmışlardır. Herkes durmadan ne kadar güzel olduklarını söylerken (Herhalde ömrümde tanıştığım herkes bir kez olsun saçlarımın ne kadar güzel olduğunu söylemiştir, yüzüm hakkındaysa ailem dışında hiç kimseden bir iltifat duymadığım halde - bunun şaşırtıcı olduğunu kesinlikle söyleyemem, tabii.) sahiplerinin onlardan nefret etmesine içerlemeleri doğal. Ama yağlı saçların, yağlı değilken ne kadar güzel görünürlerse görünsün, sevilecek bir yanı yok bence.
Eğer kıvırcık ya da dalgalı saçlarınız varsa, etrafta düz saçlı birileri varken, o kişinin 3. dereceden şiddet eğilimli ben olma olasılığını ve saçlarım yüzünden çektiklerimin 3 paragraf tuttuğunu göz önünde bulundurarak "saçlarım çok çirkin" ya da "kıvırcık saçlara sahip olmak çok zor" gibi şeyler demeden önce iyi düşünmeniz konusunda sizi uyarıp nereden peruk bulabileceğim hakkında bir fikriniz olup olmadığını sorarak NİHAYET saçlarımdan bahsetmeyi kesiyorum. Ama uyarım konusunda ciddiyim. Düz, ince, yağlı telli saçlara sahip olmayan insanlar etrafımda saçlarından bahsettiğinde kötü zaman geçirme ihtimalleri oldukça yüksek.
SAÇIM HAKKINDAKİ KISMIN SONU 
Aslında bedenimin geri kalanına duyduğum nefretten de body-hate) bahsetmek istiyorum ama dün yeterince depresiftim ve şimdi bundan bahsedersem kaydırakta yanıma ağır biri oturmuş gibi güm diye yere çarpacağım ve depresyon da kaydırağın üstte kalan ucundan yavaş yavaş bana doğru kayacak. Bu yüzden haydi Harry Potter'dan bahsedelim:
Neden gerçek hayattaki insanların en sevdiği Harry Potter filmi/kitabının Ateş Kadehi olduğunu geçen gün birdenbire çözüverdim. (Sınıfta Harry Potter maratonu yaptık da.) Tabii ki. İnsanlar ne kadar berbat işlense bile katıksız şartsız neye her zaman tav olurlar? ROMANTİZM. Ateş Kadehi de Harry'nin ergenliğin o hormonları çoşturduğu döneminde geçtiğine ve romantizm olaylarının ilk başladığı yer olduğuna göre... Ve "Allah belanızı vermesin" dedim içimden. İnsan nasıl zaman kavramına müthiş göndermeler içeren inanılmaz zekice bir olay örgüsüne sahip Azkaban Tutsağı'ndan sonra Ateş Kadehi'ne bu kadar bayılabilir sırf romantizm ve haydi bir de heyecan yüzünden? Yani favorisi Ateş Kadehi olanlar alınmasın ama Azkaban Tutsağı gerçekten serinin en güzel kitabı ve filmidir. Bana sorarsanız ilk üçünden sonraki filmler hiçbir bakımdan ilk üç filme yetişemez. Son filmse tam bir sıçış örneğidir zati ve kitapları okuduğunuz halde en sevdiğiniz filmse, her türlü hakareti üstünüze alabilirsiniz. Geçtim 7 kitap ve 7 film boyunca sürekli gözlerinin annesine çektiğini duyan yeşil/mavi gözlü Harry'nin annesinin küçükken kahverengi gözlü olmasını ya da kırılmaz mürver asayı kırıp uçuruma fırlatmasını, yaptığı her şeye rağmen sıradan, ölümlü bir büyücüden fazlası olmadığını vurgulamak için sıradan bir büyücü gibi ölmesi gereken Voldemort'un o absürt ölüm şeklinden sonra o film beğenilemez. Ha, etkilenebilir misin? Elbette. Kim etkilenmez ki? Ne olursa olsun çocukluğumuza biraz büyü katan serinin son filmi sonuçta.
Sanırım asla Harry Potter'ı mı yoksa Yüzüklerin Efendisi'ni mi daha çok sevdiğime karar veremeyecek ve sonsuza dek bu tartışmanın ortasında kalacağım.
Bahsetmek istediğim bir başka konu da şiddet eğilimim. Sınıfımda bir kız uzun zamandır hiç hissetmediğim bu eğilimi tehlikeli bir şekilde tetikliyor. Hatta yanımda olmadığı bir anda beni öyle sinirlendirdi ki buraya içimdeki şiddet hakkında uzuuun bir yazı yazdım fakat bildiğiniz gibi yayınlamadım. Nedeni sadece yayınlasam bir daha kimselerin buraya uğramayacağı değildi. Sadece, şiddet de tıpkı depresyon gibi, üstüne giderseniz üstünüze gelen bir şey. Aslında tüm kötü şeyler böyle. (İşte benim şiddet eğilimim sayesinde insanların neden bu kadar kötü olduklarını anladınız: İyilik sürekli sizden kaçar ama kötülük kollarını açmış sizi bekler hep.) Kısacası şiddet hakkında yazmak onun kucağına atlamak olurdu. Şiddetin kucağına atlamayı tercih edeceğim durumlar olabilir ancak bu kızın bana çocukça bulaşmaları, hem de sadece ondan farklı olduğum için, kesinlikle bu durumlardan biri değil ve asla sonuçlarına değmez.
Bu buzul
EWWWWWWWWW!!!
"Vajina fobisi"ni ilk duyduğumda bile bende bu fobinin olduğunu anlamıştım. Varlığından haberiniz var mıydı? Yoksa öğrenmiş olduğunuz. Evet, böyle bir fobi var. Ne vajinaya ne de vajinayı anımsatan herhangi bir şeye bakmaya katlanamıyorum. Mesela mutfak tezgahında yarım soğan görmek, normal insanlar için kanlı bir böbrek görmek neyse o benim için. Penis görmekse sosis görmekle. Ama kendi vücudumun bir parçası hakkında bu kadar bilgisiz olmam ve hatta ondan korkmam çok saçma! Aslında biraz üstüne gidersem her (ya da en azından "çoğu") fobi gibi bunun da geçeceğini biliyorum ama bu fobinin günlük hayatıma etkisinin 0'a yakın oluşu korkuların üstüne gitmenin zorluğuyla birleşince şevkim kırılıyor.
Biliyor musunuz, ben hiçbir zaman bir an önce büyümek isteyen çocuklardan olmadım. Sanırım yaşlı bir ruha sahip olduğum için. Bedenen gençliği tadan bir yaşlı ruh olarak, gençliğin ne kadar değerli bir şey olduğunun farkındayım. Bunun farkında olmayanları da anlamıyorum. Yani "çocuk" ve "genç" olmanın bir yığın avantajı var. Bunların başında da "çocuktur/gençtir, yapar" gibi yaptığınız saçmalıkları mazur gören harika bir görüş var. Sonra, tamam, bizi güçsüz gördükleri için kullanan ve canımızı yakan da onlar olabilir ama bizi koruyorlarsa yetişkinlerin verdiği o güven hissi muazzam. Mesela küçükken anne ya da babam yanımdaysa, hiçbir şeyin bana zarar veremeyeceğini düşünürdüm. Çünkü onlar dünyadaki en güçlü kişilerdi ve beni her şeye karşı korurlardı! Hatta bundan o kadar zevk alırdım ki aslında korkmuyorken bile korkmuş gibi yapardım, sırf bana aşıladıkları o güven hissini tadabilmek için. Ayrıca dünyanın en akıllı insanlarıydılar tabii. Oysa büyüdükçe dünya karşısında giderek güçsüzleştiler ve giderek daha az akıllı gelmeye başladılar. Hatta onları koruma ve onlara akıl verme sırası bana geldi... Ve bu durumdan daha az memnun olamazdım.
İçimde iki ayrı kişi var. Biri, saçları dökülüyor diye sinir krizi geçirebilecek kadar sinir bozucu şekilde duygusal ve ne yazık ki kontrolün başında o var. Diğeriyse, basitçe mantıklı olan. Diğerinin yaptığı hemen hemen her şeyi aptalca bulur. İnsanları etkileyebilmemi ve akıllı görünmemi sağlayan taraftır o. Mesela aldığım kötü notlar yüzünden ağlarken bana şunları söylüyordu: "Bu, dünyadaki en acı verici şey değil ve öyle olsaydı bile, ağlamanın hiçbir yararı olmazdı. Aksine, zararı olurdu, tıpkı şu anda olduğu gibi. Çünkü acıyı tetikliyor ve ne yapacağını düşünmeni engelliyor." Ama diğer taraf onu asla dinlemiyor. İkisi mantık ve duygunun içimde kişileşmiş haliler anlayacağınız. İnsanlar bana mantıklı tarafım yüzünden kapılıyor ve bir süre sonra kaybolmalarının sebebi diğer taraf. Ama ben yine de diğer tarafı seviyorum çünkü bu hayatta kesinlikle anlamı olan tek şeyi yapmamda en çok onun katkısı var diye tahmin ediyorum. (O şey tabii ki yazmak.)
Rüyalarım giderek daha gerçekçi oluyor ama nedense bu, rüya olduklarını anlamamı kolaylaştırdı. Çünkü rüyada olup olmadığımı sorgulama noktasına geliyorum her gece, ne var ki orada kalıyorum işte. Bu arada, geçenlerde çok ilginç bir rüya gördüm. ("Geçenlerde" demek için üstünden epey zaman geçti aslında ancak merak etmeyin, uyanır uyanmaz rüyayı telefonuma not aldığım için tam olarak aktarabiliyorum.) Aslında rüya olduğundan bile emin değilim çünkü genelde rüyalarımda ya 1. ya da 3. tekil şahıs olarak yer alırım ama bu rüyada ben yoktum. Rüyadan çok, rüyamda başka bir yere gitmiş ve bu olaya şahit olmuşum gibiydi... Neyse, rüya ya da her neyse artık, şöyle: İki çocuk bir şelalenin yanındaki kayalıklara tırmanırken konuşuyorlar. Birine A, diğerine de B diyelim. A. sohbetin benim duymadığım kısmıyla bağlantılı olarak "...Çünkü insanda en öncelikli duygu hayatta kalma içgüdüsüdür." diyor. B de "Heh, palavra" diye yanıtlıyor. A: "Nedenmiş o?" B: "Öyle olsa aşık olur muyduk hiç?" B: "Ama aşık olmayı seçemezsin. Tıpkı şelaleye düşmeyi seçemeyeceğin gibi. Yine de hayatta kalmak için mücadele etmeye devam edersin." Bu kısacık diyalog sırasında, çocukların yüzlerini hiç görmüyorum çünkü arkalarındayım. Sanki 3. bir kişi gibi, onları takip ediyorum. Giydikleri kısa kollu lacosteların renklerini, saç kesimlerini hatırlıyorum ama. Seslerine ve boylarına bakılırsa ya benimle aynı yaştaydılar ya da konuşmalarının olgunluğu beni yanılttı. Bu rüyayı gördüğüm sırada, serviste harika bir atmosfer vardı ve bunu fark eden tek kişi ben değildim üstelik, servisten inince arkadaşım benim de fark edip fark etmediğimi sordu çünkü. Dolayısıyla bu yaşadığımı sihirli bir deneyim olarak kabul ettim ben de, bir an benim için başka birilerinin dünyasına bir pencere açılmış gibi. Çünkü bu tür şeylere inanırım ben.
Şu an bu yazıyı yerine hikayemi yazmam daha iyi olurdu, onu yayınlamak için daha fazla sabırsızlanıyorum zira. Nefret mi edeceksiniz yoksa bayılacak mısınız, hiçbir fikrim yok ama ikisinden biri olacağı kesin. O tür bir hikaye. Çizim de yapabilirdim gerçi. Ya da ders çalışabilirdim. (Kimi kandırıyorum?) Dışarıda harika bir kar var... Dersem yalan olur çünkü bugün yine güneş açtı. Ben yine de huyum olmamakla birlikte şu theme'i ekliyorum çünkü Undertale'le ilgili bir şeyler paylaşacağıma söz verdim ve ne tanıtımını yaptığıma, ne de bir resim/gifini kullanmadığıma göre theme'ini koymak şart oldu: (Hem belki sizin olduğunuz yerde hala kar vardır?)

Şimdi en iyisi gideyim de karın altında yürüyüş yapayım, çok romantik olur. Burada upuzun bir yazıyla paylaşacağım ya da paylaşmayacağım daha fazla fikir üretirim, bu dünyaya hiçbir katkıları olmaz ama aslında yaşamı oluştururlar. Eğer bir yerlerde gökyüzüne bakıp sonsuzluk hakkında düşünen falan birilerinin olduğundan şüphe ediyorsanız sakın etmeyin, size öyle birilerinin gerçekten olduğunu temin edebilirim çünkü o kişi benim. Kalın sağlıcakla!
Not: Sağlıcakla kalın ve mümkünse Undertale'i oynayın. Bu oyun müthiş. Cidden.


22 yorum:

  1. Ahh. Sanırım aynı saçlardan muzdaribiz. Bir de ben o tel tel saçları her tarafta görmemek için hep kısa kestirirdim. Geçtiğimiz yazın sonunda uzun bırakmaya karar vermiştim ki, bir ay önce yine kısacık kestirdim. Çünkü etrafta UZUN SAÇ GÖRMEK DAHA KORKUNÇ. Öyle değil mi? Yağ konusuna gelirsek... Çözümü varsa bana da söyleyin. Her iki günde bir banyo yapmak acı verici olabiliyor çünkü.

    Vajina fobisi diye bir şey olduğunu ueni öğrendim. Ama o fotoğraf gerçekten korkunç. Bende bu fobi yok ama ben bile korktum.

    Ayrıca rüyan çok ilginç çünkü konuşmalar hiç saçma değil. Özellikle mekanın da bu kadar huzurlu bir yerde luşu servisin o anki ruhaniyetiyle bir bağı olabilir belki diye geçirdim içimden. Bende inanırım öyle şeylere...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yağlı saçların bir çözümü olduğunu sanmıyorum, varsa da, mantıken bunu bizimle paylaşmazlar çünkü devamlı saçımızı yıkamamız maddi olarak şampuan firmalarının işine gelmezdi.

      Sil
  2. Saçlar konusunda katılıyorum. O kadar olmasa da benim saçlarım da yağlı ve saçlarından şikayet eden kıvırcık/ dalgalı saçlı kızları boğazlamak istiyorum çoğu zaman.

    Bir aralar dökülen saçlarıma ben de takmıştım, her gün ağlıyordum kel kalacağım diye. Araştırmalarıma göre kadınların kel kalma oranı erkeklere nazaran çok çok çok düşükmüş. Ayrıca günde 80-100 saç teli normalmiş. Bu yüzden bir keresinde saymaya kalkmıştım kaç tel düşmüş diye. Sonra dönemsel olduğunu fark ettim, kışın daha az dökülüyor saçlarım, yazın daha çok. Adaptasyon herhalde.

    Vajina fobisi olduğunu düşünebiliyordum. Yakın bir arkadaşım da kendi vajinasına dokunamıyor ve bakamıyor, diğer vajinalar konusunda bi sıkıntısı var mı bilmiyorum.

    Rüyan çok güzel ve çok derin bir rüyaymış.

    Ayrıca Harry Potter konusunda söylediklerinin her kelimesine katılıyorum. Hangi kitap diye sorsan 3 ve 5 arasında bocalarım ama hangi film diyorsan benim için tartışmasız Azkaban Tutsağı'dır!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saçlar konusunda en azından yalnız olmadığımı öğrenmek beni çok mutlu etti gerçekten! Ve diğer saç tiplerine sahip kızlara karşı hissettiklerim konusunda da... Bazen fazla acımasız olabiliyorum ama demek ki hala normalmişim.
      Söylediklerini ben de duymuştum (Günde 100 saç teli dökülmesinin normal olduğunu ve kadınların kel kalmasının çok zor olduğunu.) ama benim saçımda gözle görülür bir azalma var. Yani saç çizgim alnımın ve kulaklarımın bir karış gerisinden başlıyor. Ama belki de psikolojiktir. Saç tellerini saymak iyi fikirmiş aslında - teşekkürler!
      Kendi vajinama hiç bakmadım zaten ve başkalarınınkine de bakamıyorum. Ama kendiminkine dokunmak konusunda bir sıkıntım yok. Gerçi çok fazla da dokunamıyorum ama mecbur olduğum kadar dokunabiliyorum.

      Sil
  3. yine çok zengin bir lawliet yazısı olmuş. bir garip okur olarak aklımdakileri toparlayıp bir yorum yapabilirim umarım. sağ baştan başlıyorum.

    geçen haftalarda kepek ve aşırı dökülme sorunumdan ötürü geçen haftalarda kuaförümün verdiği bir set vardı, 20 adet serum ve şampuanlardan ibaret. içindeki iki şampuandan biri "yağlı kafa derisi için" diye geçiyordu dikkatimi çekmişti de, yazını okurken aklıma geldi. dilersen bir araştır, marka ve isim belli olduğu için şu linki veriyorum http://www.kozmoya.com/matrix/Biolage/Scalptherapie/MATRIX-Biolage-Aminexil-Set bahsettiğim şampuan ise çimen yeşili kapaklı olan. belki işine yarar, memnun kaldım diyemiyorum çünkü hala kullanıyorum.

    sonracığma, o vajina korkusunu iyi bilirim birçok türk kızı gibi. ben de senin yaşlarındayken kızlık zarıyla alakalı biri konuşmaya başladığında hiç abartmıyorum tansiyonum sıfıra iner, oturduğum yerde gözlerimin önü kararır, inme inmiş gibi halden düşerdim. (eğer o sırada annem yanımdaysa o da sebebini anlar, gülmekten sandalyeden düşerdi) çok şükür ne ağır bir taciz ne tecavüze uğradım, ya da ne bileyim böyle manyak gerdek hikayeleri anlatan bi annem olmadı. zamanında kadınlar kulübü forumunda çok dolanırdım, inanır mısın orada da bu tür korkular yaşayan çok. genital bölgesini temizlemek için dokununca bayılayazanlar mı dersin, evlenme arefesinde olup ölürmüyüm diye korkudan geberenler mi. bakıyorsun yaşadığı yer: istanbul. Sonra oturdum kafayı kırdım, ben bu olayı çözerim dedim daldım hiç sevmediğim akademik makalelere.

    aslında senin de tahmin edeceğin üzere bunların hepsi toplum baskısı kaynaklı. bu toplum baskısı demek, kız çocuğunu evden dışarı çıkarmayıp 10 yaşında kocaya vermek değil sadece. aynı senin dediğin gibi "toplumsal değeri tamamen görünüşü üzerine kurulu bir varlık" olmamız dahi bu baskıyı zihnimizde kurmaya yetiyor. az buçuk araştırıp yaptığım sınırlı okumalarda, bu tür fobilerin kendimizi koruma amaçlı beynin ürettiği yönünde çıkarımlar yapıyordu.
    kısaca şöyle bir korelasyon kuruyormuş beyin:
    mutsuzum -> neden? -> çünkü kadınım ("kadın olmasaydım bu kadar mutsuz olmayacaktım" gerçeği)
    peki ben niye kadınım? -> çünkü bir vajinayla doğdum -> o vakit, kahrol vajina.
    günah keçisini gariban vajinaya kesip, kendimizi onunla ilgili her şeyden uzak tutma eğilimi bundan ileri geliyormuş.
    oysa bütün bunların sorumlusu toplum ve biz bunu zihnen biliyoruz değil mi? aslında değilmiş. beyin, kaderinin değiştiremeyeceği olgular üzerine olmasını kabullenemiyormuş çoğu zaman çünkü bu kendini 0 değerde hissettiriyormuş, bu da dementia'ya yol açıyormuş. bunun yerine, "aslında suçlu benim, değiştirip mutlu olabilirim" yolunu tutup, kabahati vajinaya kesmeyi seçiyormuş. hani taciz tecavüz olaylarında insanların kendilerini suçlama eğilimi de aynı bu mantıkta ilerlediğinden çoğu kadın kendini kabahatli görmeyi seçiyormuş (“bir daha şunu yapmazsam bunu yaşamam” düşüncesi vs vs).
    sen oldukça okuyan ve zeki bir insansın, neslindeki insanların da algıları gerçekten çok açık. Ama ne bileyim ben bunu ilk okuduğumda çok şaşırmıştım. boş boş tavana saatlerce baktığımı hatırlıyorum, "bu muydu" diye. özellikle kadınlar kulübündeki kızlar için çok üzülmüştüm. bir nesil, milyonlarca heba oluyor bir yerde. Cinselliği yaşamayı geçtik, daha kendi vücudundaki cinsiyetini kabul edemiyor ve hep kendiyle çatışma halinde insanlar. Ama senin gibi neyin ne olduğunun farkında olanların bu korkularının geçici olduğu kesin. Birkaç seneye o resimdeki şey (buz mu o ya, çok acaipmiş :D ) seni hiç rahatsız etmeyecektir.
    Yine çok uzun yazdım üzgünüm T___T ama öyle konulara değiniyorsun ki lawliet, okurken “HAAH HAH İŞTE HAHH ÇOK YAŞA” diye kafa sallayıp duruyorum, hem de bir sürü fikir paylaşasım geliyor.
    Bu arada o nasıl bir rüyadır? Yani rüya genelde saçmalama yeri değil midir? Bilinçaltın bile fazlasıyla bilinçli.
    Yerlerinde ve çatılarında hala az buçuk kar olan Fatih ilçesinden bildirdim. Buradaki tüm Suriyeli komşularım adına da söylüyorum, daha sık yazmanı istiyoruz Lawliet.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hay babayın kemüüne yazıya bak. valla farketmedim nasıl hayvanlaşmışım

      Sil
    2. Link için teşekkürler, umutsuz olsam da, bu dertten kurtulmak için her şeyi denemeye hazırım. TT_TT
      Çok güzel bir konuya değinmişsin. İsmen yabancı olsa da cismen hiç öyle olmayan bir şey aslında vajina fobisi bize. Açıklamalarının tümüne katılıyorum: Ne yazık ki cinsellik buralarda kadınlar için yalnızca acı verici, korkunç bir deneyim, e bunun suçlusu da "gariban vajina" pek tabii. Ne var ki ben toplumsal ahlak şeylerinden nasibini almış biri sayılmam. Cinselliği hiç de korkunç bir şey olarak görmüyorum. Yani benim vajinayla derdim işlevi değil, şekli. :D O yapı, şekil olarak hiç hoşuma gitmiyor. Sonra, o gizem var bir de. Penis bu kadar basit bir organken neden vajina bu kadar karmaşık? Onu hiç tanımıyorum, beni korkutma nedeni de bu sanırım.
      Bu arada başkalarını bilemem ama uzun bir yorum yazmak bana özür dilemen gereken son şey çünkü uzun yorumlar benim favorim. Bir kere yanıtlayacak daha fazla malzeme veriyorlar insana, hem de tabir-i caizse daha doyurucu oluyorlar. Bu yüzden bu bilgilendirici yorum için sana çok teşekkür ediyorum!
      :D

      Sil
  4. Saçlarımla benim de problemim var Alice. T_T Benim sorunum dökülmeleri ama arkadaşlar tek tek değilde toplu intihar edermişçesine birden dökülüyorlar. Küçükte olsa kafanın bir kısmının kelleşmesi hoş değil.

    Vajina fobisini ilk defa duydum, sebebini bilmiyorum ama kadının üzerindeki toplumsal baskı olabilir. Yani Young'a katılıyorum. Düşündüm de ergenlikte bende de var olan bir şeydi ama şu an sorunum yok. Seviyorum kendisini. :P Ama penis fobisi diye bir şey varsa belki bende o olabilir gerçi erkeklere de pek ilgim yok zaten sorun olacağını sanmam. ^^'

    Bu arada rüyanın atmosferi çok güzelmiş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten kelleşmek hiç hoş değil, herkes ne demek istediğimi anladığı için çok mutluyum. TTwTT
      Vajina fobisini toplumsal baskının ürünü olarak görürsek, herkeste vardır. Bir önceki yorumda da dediğim gibi, toplumsal baskıyı takan biri olduğumu söyleyemem. Cinsellikten bahsetmek ya da cinsellik düşüncesi, beni rahatsız etmiyor. (Gerçi en azından kızlık zarı konusu biraz olsun rahatsız edecek kadar etkilemeyi başarmış beni toplum!) Bu arada penis korkusu çok daha mantıklı geliyor bana, acı veren o olduğuna göre... Ki bazı feministlerin dediğine göre, acı verip vermemek tamamen penisin elindeymiş. Yoksa cinsel birleşme acılı bir deneyim olmak zorunda değilmiş, tabii doğruluğunu daha iyi araştırmak lazım. Eskiden bana da çok iğrenç gelirdi ama yaoi sayesinde alıştım artık.

      Sil
  5. O yağlı saç probleminden bendede var :/ Bunu ek olarak cildim de yağlı.Bir gün banyo yapmayı vereyim elimi saçıma götüreyim yağ.Bu yüzden hergün banyo yapıyorum.Ama habire de banyo yapınca da insan bıkıyo üşeniyo banyo yapmaya.Saç dökülmelerinde de nasibimi alıyorum bende.Saçımı tarayım saç.Yere bakayım saç.Saçımda açılmamış yeri elimle açmaya çalışayım saç.Saçım bide dalgalı ki pırasa gibi.

    Vajina fobisini ilk defa senden duyup öğrendim Alice.Ve fatografa bakıp kendimde olup olmadığını kontrol ettim.

    Rüyan gerçekten çok güzelmiş :) Hoşuma gitti :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım dişi milletinden herkesin saçıyla sorunu var. Kıvırcıklar dalgalı ister, dalgalılar düz ister, düzler canından bezer... Estetik ya da hayati, herkesin bir sorunu var işte.

      Sil
  6. bana o kadar benziyosun ki, senden nefret ediyorum.

    emezieyi nerden biliyosun. cidden emezieyi nerden biliyosun??????????????????????????????????????????????

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emezie'yi bildiğimi nereden biliyorsun?

      Sil
  7. L sevgin bittimi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 6 yıl önce bitmiş bir yapımın karakterine olan hayranlığını canlı tutmak, hele de o karakter bu yapımın yeni varyasyonlarıyla günden güne bozulurken, biraz zor ama L kadar sevdiğim bir başka karakter hiç olmadı, yok ve muhtemelen olmaz da.

      Sil
  8. Ben Ateş Kadehi'nin diğerlerinden daha çok seveninin olmasını Harry Potter'ın "karanlık" yönünün ilk defa gösteriliyor oluşuna bağlamışımdır hep. Youtube'da yalan yanlış bilgilerle dolu, Paint'ten hazırlanmış grafiklerle süslenmiş "Çizgi filmlerin gerçek sonları neydi?" videoları neden ünlüyse Ateş Kadehi de o yüzden bu kadar abartıldı. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş döneminde çocuksu olan her şeyi geride bırakmak istiyor bünye ve bunu nostalji hissini hırpalamadan yapmanın en iyi (ve muhtemelen tek) yolu da "çocuksu" eserleri daha "yetişkinleştirme"den geçiyor. Bu hastalıklı durumdan kurtulmanın yolu ise gerçek anlamda büyümekten geçiyor olmalı, bedenen değil ama. Yetişkinliğin çok da özenilesi olmadığını fark ettiğinde bu anlayıştan tam anlamıyla kurtuluyorsun. Sırf romantizm isteselerdi Zümrüdüanka Yoldaşlığı (aslında bu kitap o tür insanlara muhtemelen fazla uzun gelecektir, o yüzden Melez Prens diyelim) daha çok tutardı diye düşünüyorum. Filmini seviyor olmaları ihtimalini göz önünde bile bulundurmadım çünkü dediğin gibi Harry Potter filmleri dördüncü filmden bu yana ne kitap serisini ne de ilk üç filmi yakalayabilmişti.
    Vajina fobisinin penis fobisiyle aynı şekilde kadınlar arasında daha yaygın olması ilginç bir durum. Penis fobisinin kadınlarda yaygın olması ataerkil zihniyetten ciddi anlamda korkulduğu anlamına geliyor; vajina fobisinin kadınlardaki yaygınlığı ise korkunun kaynağını yanlış yerde aramak, zaten devamlı aşağılanan cinsine bir tekme de senin vurman demek. Daha önce söylendiği gibi senin gibi insanlarda bu korku çok uzun süre devam etmeyecektir sanıyorum.
    Dökülen saçlar yastık üstü, halı, sırtındaki ceket gibi saçma sapan bölgelerde istihbarat üsleri kuruyorlar ki insanlar arasında casusluk yapıp özel bilgilerini CIA'e satabilsinler. Burada köşedeki bakkalın ışığı Ay'dan fazla yansıtan kafasından neler aldılar var sen düşün. Aslında sokaktaki kâğıt toplayıcıları gibiler, fazla da bir kârları yok bu işten ama o karnın doyması lâzım. Yağlı saçlar da dökülen saçların kuzenleri. Şu an dünyanın dört bir yanında skeleton war için hazırlık yapıyorlar. Savaşta karşı tarafı yanıltmak için tüm yağlarıyla öncül kuvvet olarak karşı tarafa saldıracak fedailer onlar. Yağlarınızı sevin, üç öğün margarinle besleyin, onlara üç günde bir ayçiçek yağıyla duş aldırın.(Böyle alay ettiğime bakma, o kadar yağlı ki elimden gelse her saat saçımı yıkardım. Yağlı saçların kısmen de şehrin havasıyla alakası olduğunu duymuştum, zaten ağaçlarıyla ünlü bir şehirde yaşadığım söylenemez ama sanırım İstanbul'un havası, trafiğini göz önünde bulundurursak buradan daha kötüdür.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir tespit yapmışsın ama bana göre serinin en karanlık kitabı Sırlar Odası'dır. Seriyi baştan sona izlediğimde beni en çok ürküten o oluyor... Ama karanlık derken kast ettiğin sonunda birilerinin ölmeye başlaması gibi daha gerçekçi bir karanlıksa, evet, bu daha mantıklı bir neden olurdu. Yine de bu hipotezi kız lisesi sınıf arkadaşlarıma bakarak oluşturduğum göz önüne alınırsa, benimki de fena sayılmaz, ha?
      Sanırım saçlar hepimizin kafasına üs kurmuş hain casuslar.

      Sil
  9. Düz saç ve saçların yağlılığıyla ilgili sonuna kadar haklısın Alice! Bir kaç gün saçlarımı yıkamayadığım zaman kafamdaki şeyin saç olduğunda bile şüphe eder hale geliyorum. Hatta kimi zaman bir günden bile kısa sürede saçlarım yağlanmaya başlıyor. Bunun için eczaneden şampuan bile aldı annem ama hiç bir faydasını göstermedi. Dökülme hariç. En azından artık eskisi kadar dökülmüyor. Bir ara o kadar çok dökülüyordu ki yakın geleceğimde kel kalacağıma neredeyse tamamen kabullenmeye başlamıştım.
    Gördüğün rüya gerçekten ilginçmiş. Ben rüyalarımın çoğunluğunu hatırlamam bile. Hatırladıklarım da ya saçma sapan şeyler olurlar ya da iğrenç kabuslar.
    OST çok güzelmiş. Oyunlarla ilgili çok beceriksizimdir ama güzel müziği olan oyun çok kötü olamaz diyerek indiriyorum. Konusu da ilgi çekici görünüyor.
    Ayrıca lütfen yazılarını paylaş sevgili Alice. Senin yazman bile okumak için bir sebep!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vay be... Ne kadar çok insanla aynı saç tipini paylaşıyormuşum meğer! İnsan bir dertten muzdaripken içgüdüsel olarak genelde sadece kendisi dertliymiş gibi hissediyor ama yalnız olmadığını öğrenmek insanı güçlendiriyor nedense. Hiçbiriniz kel kalmadığına göre herhalde (umarım) ben de kalmam. İyi ki bu gereksiz konuyu paylaşmışım. ^^
      Undertale gerçekten harika bir oyun. Ne yazık ki bilgisayarım olmadığı için kendim oynayamadım, youtube'dan playthrough'larını izledim. (Neyse ki Cryaotic var, sayesinde kendim oynayamadığım oyunların tadına varabiliyorum.) Eminim oynanışı da müthiş eğlencelidir ama hikayesini kesinlikle seveceksin. Elbette müziklerini de! Hava durumuyla bağdaştığı için bu müziğini koydum ama daha bile güzel parçalar var. Sana oyunla ilgili önerim, merhametli ol ve kararlı kal Yuu-chan.

      Sil
  10. Alice bu aralar hiç yazmıyorsun :/

    Bu kadar bekletme bizi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar tatlısın! Uzun zamandır bir hikayeyle cebelleşiyorum, bitirdiğimde, inan bıktırana dek yazı yayımlayacağım. ^^ (Yazacak gerçekten çok şey var.)

      Sil
  11. E yeni yazı yok mu? Yok mu? :)

    Ben de Kafa'ya beklerim o halde! :)

    YanıtlaSil