19 Mart 2016 Cumartesi

Death Note'un Yapımcılarının Yeni Mangası: Platina End!


TANITIM: Mirai Kakehashi ailesinin ölümünden beri, ona korkunç davranan amcası ve teyzesiyle, acı dolu bir hayat sürmektedir. Bir gün bu acı dolu hayatı sonlandırmaya karar verip çatıya çıkar. Ancak kendini attığında bir melek imdadına yetişip onu kurtarır. Adı Nasse olan bu melek, Mira'nin kurtarıcı meleğidir. Mirai'ye mutluluğu getirmek için geldiğini söyler. Ancak mutluluğa inancı olmayan Mirai, ölmek istediği konusunda diretir. Öte yandan melek onu kurtarmaya kararlıdır çünkü "herkes mutlu olmayı hak eder." Mirai hala ona pek inanmasa da, melek onu istediği her yere uçurabilecek bir çift kanatla "özgürlüğü" ve istediği herkesi kendisine aşık edebilecek Crimson oklarıyla "sevgiyi" ona verince fikri değişmeye başlar. Daha sonra kanatlarla okların sadece hediye olmadığını, tıpkı onun gibi Tanrı tarafından seçilen diğer 13 yarışmacıyla (ve onların koruyucu melekleriyle tabii) Tanrı'nın yerine geçmek için yarışırken kullanacağı silahlar olduğunu öğrenecektir. (Lakin koruyucu meleği azıcık şapşal olduğu için bu "küçük" ayrıntıyı söylemeyi unutmuştur...)

Tanıtımı okuyunca aklınıza ne geldiğini biliyorum: MIRAI NIKKI. Eğer animeyi izlemişseniz (ya da mangayı okumuş) konunun benzerliği gözünüzden kaçsa bile, baş karakterin adı mutlaka aklınızda bu animeyi çağrıştıracaktır. Tabii onda Tanrı makamını kimin hak ettiği öldürme becerileriyle ölçülüyordu, bunda ise dünyayı daha iyi bir yer haline getirebilme potansiyeliyle. Daha mantıklı bir ölçüm olduğunu düşünülebilir ama kim demiş Tanrı dünyayı daha güzel bir yer haline getirmekle ilgilenir diye? Her şeye gücü yeten bir varlık olduğunu varsayıp dünyanın haline şöyle bir bakarsanız, Mirai Nikki'nin katliam oyunuyla hem yerine geçecek kişiyi belirleyip hem de kalan zamanını sıkılmadan geçirerek bir taşta iki kuş vuran Tanrı'sı Deus ex Machina daha gerçekçi bir Tanrı olabilir. Hem dizaynı da daha cooldu, spoiler sayılır mı bilmiyorum ama Platina End'in Tanrısı özellikleri kadar görünüşüyle de gayet insanımsı. (Mirai Nikki özlemim kabardı resmen, bir ara tekrar başlayayım şu seriye..) Tanrı dışında bir farklılık da, oyuncuların silahlarında. Gelecek günlükleri yerine kocaman melek kanatları ve havalı Crimson okları var. Ki ana karakterin yoldaşı olacak melekten ödünç aldığı güçler de Death Note'u anımsatıyor. Kısacası Platina End, Mirai Nikki ile Death Note'un mash-up'ı gibi diyebiliriz. Yani öyle çok değişik bir konu yok, peki ya işlenişi nasıl?
Henüz yalnızca 4 bölüm çıkmışken, bu konuyu detaylıca ele almak için henüz çok erken. Ancak hikayenin gidişatını ve tabii burada Ohba'dan (beklenmedik yerden vurarak okuyucu şaşırtmak konusunda bir usta) bahsettiğimizi göz önüne alarak, bizi heyecanlı şeylerin beklediğini söyleyebiliriz. (Şimdiden 5. bölümde olacaklar için sabırsızlanıyorum!) Keşke daha fazlasını da söyleyebilsem ama...
Bir ama var işte.
Mangayı ilk açtığımda 2 bölüm okuyup bıraktım. Kalan bölümleri okumak hiç içimden gelmedi. Tabii ki bir ara okuyacaktım (Alice Lawliet olarak favori serimin yapımcılarının yeni serisini öylece bir kenara atamazdım.) ama daha sonra... Geçenlerde internette gördüğüm bir panel vesile oldu o "daha sonra"nın nihayet gelmesine. Bu sefer dişimi sıkıp tamamını okuyunca aslında ilgi çekici olduğunu gördüm. Konu ve karakterler -en azından şimdilik- pek ilgi çekici olmasa da kurgu ümit vaad ediyordu. Ama'sı ise şuradaydı: "Herkes mutlu olmayı hak eder." 


Buna slogan mı denir, çıkış noktası mı denir, artık ne denir bilmiyorum ama Death Note için "bu deftere adı yazılanlar ölür" neyse, bu da Platina End için o. "Herkes mutlu olmayı hak eder." Doğru, çoğu kişi böyle düşünür ancak doğru mudur bu gerçekten? Herkes mutlu olmayı hak eder mi? Mutluluk gerçek midir ki? Ve gerçekse nedir? İşte bahsettiğim şey bu. Tsugumi Ohba bu soruları sorabilecek bir yazar değil. Platina End'in mutluluğa olan yaklaşımının yüzeyselliğinden anlayabilirsiniz bunu. How to Read'den üzerimde bıraktığı izlenim de bu şekildeydi şahsen. Death Note üzerinden yapılan ve yapılabilecek tüm çıkarımların sadece "çıkarım" olduğunu, Ohba'nın hikayeye öyle okuyucunun bulması için mesajlar filan gizlemediğini düşündüm cildi okuduktan sonra. Ki umarım okuyucuya bunu dedirtip sonradan şaşırtmak için bilerek yüzeysel imaji çizmiştir - Ohba'nın ustalığı ("beklenmedik yerden vurarak okuyucu şaşırtma") ile anime-mangalardan asla incelikli düşünce beklenmemesi gerektiğini (Bunun suçunu Japonluğa atmak istiyorum ama Murakami zihnimin içine yerleştirdiği tüm o derinlikli kelimelerden  şekil alıp işaret parmağını dudaklarıma bastırarak beni susturuyor.) göz önüne alarak şanslar yarı yarıya diyebiliriz.
Öhöm! Platina End'e geri dönersek... Dediğim gibi, manga, mutluluğa çok yüzeysel bir şekilde yaklaşıyor. Mirai'nin, Light'ın "Yeni dünyanın Tanrısı olacağım!" deyişindeki aynı edayla "Mutlu olacağım!" demesi çok yanlış duruyor. Mutluluk amaç değil, istektir. Oysa Mirai bunu amaç gibi söylüyor. Öyle ki Light'ın megalomanlığa, Mirai'nin mutluluğa kattığından daha fazla his kattığını söyleyebiliriz.
Ha, "yaşamaya devam etmeliyim" gibi bir çıkış noktasından ilerlese, anlarım. Spoiler sayılır mı bilmiyorum ama mangada, Mirai'nin kesin olarak yaşamaya karar verdiği bir yer var. Üstelik anlamlı bir sahne. (Shingeki no Kyojin'de Mikasa'nın tam intihar edeceği sırada, hayatın anlamının yaşamaya devam etmek olduğunu kavradığı sahne kadar değil ama. O sahne hala tüylerimi diken diken ediyor. Anime-mangalarda asla incelik aramama  gerekliliği hakkında tekrar düşünsem iyi olacak galiba...) Bu yüzden amaç yaşamaya devam etmek ve araç mutluluk olsa, daha iyi olabilirdi.
Bu arada, Ohba'nın aşka yaklaşımının da böyle olduğunu fark ettim: Yüzeysel. Bu da bana şunu düşündürdü: Belki Misa karakterine duyduğum nefret, aslında onun hislerine duyduğum nefretin simgesiydi. (Evet, "-di" çünkü artık Misa'dan nefret etmiyorum. Etmem de başından beri saçmaydı zaten. Hala L'in saçlarına uzanan ellerini koparıp mezarını kazmak için kazma olarak kullanasım geliyor, orası öyle ama bunu L'e dokunan herkes için hissederim - Light dışında.) Tamam, bence de aşk yüzeysel bir his ama en azından bunu doldurabilirsin ve bir yazar olarak doldurmalısın ki insanlar bir anlamı olduğuna inansınlar, değil mi? Fakat Ohba'nın 3 serisinde de romantizm, ihtiyaç üzerine kurulu (Öyle ki Misa, başta Light'a yardımcı olabilecek kadar zekiyken, hikaye için önemi azaldıkça giderek aptallışıyor. Yani erkek okuyucular için cezbedici olması dışında, kendi karakteri bile yok, hikayenin gidişatına göre belirleniyor. Miho'nun durumu daha bile kötüydü gerçi, Mahiro'ya hayallerinde öncülük etmek dışında hiçbir özelliği yoktu kızın, cezbedicilik bile!) ki bu gerçekçi olabilir ama kimse gerçeği istemiyor. İnsanların istediği şey... Heyecan, acı, DRAMA!!!
Kısacası, Ohba insani hisleri aktarmakta iyi değil. Ben de değilim, bu yüzden de bunu denemiyorum. Gerçi Ohba'yı suçlayamam. İnsan bazen kendisini zorlayacak şeylere meyledebiliyor.

Ne yazık ki erkek baş karakterin eksikliğini, kadın baş karakter de kapatamıyor. Ohba'nın kadın karakterleriyle kazandığı kötü şöhret nedeniyle, herkesin gözü Nasse'nin üzerindeydi ve birçok kişi gördüğünden memnun kalmış. Sonuçta kadın bir ana karakter ve üstelik tek işlevi erkek okuyucuları cezbetmek değil! Ama bununla yetinmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Nasse hala Ohba'nın iki kadın tiplemesinden birine kusursuzca uyuyor: Şirin ve eğlenceli olana. (Mirai'nin hoşlandığı kız da diğer tiplemenin, yani güzel ve ağırbaşlı olanın kusursuz bir örneği zaten.) Üstelik Platina End'in melekleri öyle pek meleksi sayılmaz. Tamam, görünüşleri sahiden meleksi (Obata bir kez daha karakter dizaynında müthiş bir iş çıkarmış.) ama karakterleri pek öyle sayılmaz. Örneğin Tanrı adaylarına çıkarı için birini öldürmesini rahatlıkla söyleyebiliyorlar. Yani "melek" kavramının akla getirdiği erdem sembolünden çok uzaklar. (Mirai, Nasse'den daha erdemli hatta.) Zaten mangada söylendiğine göre insanların kalplerinde yaşayanlardan başka şeytan da yok. Melekler de Tanrı'nın yardımcıları gibi işte, onun getir-götür işlerini falan yapıyorlar. (Getir-götür işi derken kast ettiğim ölenlerin ruhlarını yukarıya taşımak.) Öte yandan, Ohba önemli bilgileri bir anda vermek yerine kritik anlarda ortaya çıkarmayı sevdiğinden, manganın bir bölümünde karşımıza çıkıp gidişatı etkileyecek başka güçleri de vardır muhakkak. "İyilik" de dahil olmak üzere her türlü insani duyguya uzak, sadece görünüş olarak bildiğimiz meleklere benzeyen yaratıklar kısacası Platina End'deki melekler. Bu da onları biraz sinir bozucu yapıyor. Yani Mirai için çok kritik anlarda Nasse'nin verdiği tepkileri görmelisiniz ya da yüzünde sevimli bir gülümsemeyle "Neden sadece onu okunla vurmuyorsun Mirai-kun?" deyişini. İnsanların duygularını anlamayan bir varlık için bunlar yerinde tepkiler elbette ama yine de sinir bozucu. Ha, ayrıca, insanların duygularını anlamayan bir varlık nasıl olup da bir insana mutluluğa kavuşturabilir? Bakın, konuyu neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

Bu arada çizimler, tıpkı Obata'dan beklenileceği gibi, fevkalade. Karakter dizaynlarında müthiş bir iş çıkardığını zaten söylemiştim, Mirai'ninki klasik bir Death Note karakteri gibi (L ve Light'ın lovechild'ına benziyor.) gerçi ama olsun. Bu mangada Death Note-Bakuman arası bir çizim stili var. Hatta erkeklerin çizimi Death Note'u, kadınlarınkini Bakuman'ı andırıyor bile diyebilirim? Neyse, en azından çizimleri mangayı okumaya değecek kadar ilginçleştiriyor.

Ehem! Bu mangayı Death Note'la karşılaştırmamak için kendime söz verdim, zira bu hiç adil bir karşılaştırma olmazdı  - benim tarafımdan yapılıyorsa hele de... Ancak! Mirai ile Light arasında bazı paralelleri fark etmeden edemedim ve bunları sizlerle paylaşmasam olmazdı, değil mi? ^^
Mirai de, Light da, insanüstü bir yaratığın güçlerini ödünç alan insanlar. Fakat Light hemen "seçilmiş" olduğunu düşündüğü halde bu güçleri tamamen tesadüfen elde etmişken, Mirai gerçek bir seçilmiş. Light "cam fanusta yetiştirilmiş bir dahi" iken, ne yazık ki Mirai acılar çekmiş bir zavallı. Buna rağmen ahlaki ideallerinin arkasına saklanıp güçlerini kötülük için kullanan Light idi, Mirai ise şimdilik tam bir erdem sembolü gibi davranıyor ama akıbetini yeni bölümler gösterecek. Tüm ama'larına rağmen elimizde heyecan dolu bir seri olduğu gerçeğini inkar edemeyiz sonuçta!

Not1: Bu yazıyı tahminen yatmadan önce birkaç satır ekledikten sonra yanlışlıkla yayınlamışım. Bunun olmasından nefret ediyorum. Sadece 7 kişi görmüş olsa da, yazının bitmemiş halinin okuması, çıplak yakalanmak gibi bir şey. Çok utanç verici!

Not2: Anket sonuçlarından hiç ama hiç memnun olmadığımı söylemeliyim. Bildiğim kadarıyla birçok kişi bu bloğu Death Note ve yaoi için takip ederken ankette en çok oy verilen konuların farklı olması beni hayal kırıklığına uğrattı. SİZE GÜVENMİŞTİM DEATH NOTE HAYRANLARI VE FUJOSHILER!!!
Ayrıca "Cinsel Kimlikler" konusunu seçerken neden bahsetmemi beklediğinize emin değilim. Yani cinsel tercihleri açıklamayacağım? (Panseksüelin ne olduğunu merak ediyorsanız google'dan bakın bir zahmet.) Sadece cinsiyetlerden söz edebilirim çünkü sandığımızdan çok daha fazla var ve tumblr'da filan karşımıza çıkan o tuhaf isimler çoğumuzun kafasını karıştırıyor. Ama bu yazının araştırmaya dayalı ciddi bir yazı olacağını düşünüyorsanız lütfen oyunuzu değiştirin çünkü 17 yaşında sapık bir veledin içinde cinsellik geçen bir konudaki gevezeliklerinden fazlası olmayacak - yani her zamanki gibi...
O şıkka oy vermenizin sebebi cinsel tercihimi açıklayacağımı düşünmenizse de lütfen oyunuzu değitirin çünkü hayır, bunu yapmayacağım. (Neden bunu bu kadar merak ettiğinizi hiç anlamıyorum, yani bana ilgi duyuyorsanız go ahead??? Eğer duymuyorsanız (Ki bu açıkça imkansız.) size ne??? Kaldı ki bence her şey kabak gibi ortada.)

Not3: Çarşamba günü üniversite gezileriyle ilgili bir anons yapmıştım, o sırada bulunduğum yerden ayrılınca kaldırdım ancak o anons hala geçerli, evet. Mail atan herkese çok teşekkür ederim! ^_^ Ha bir de mailler konusunda: Telefonuma yüklediğim tüm mail uygulamaları (Outlook, e-posta vs...) nedense bir süre sonra cozuttuğu için genellikle mail geldiği an bildirim yollamıyorlar ve kendim e-posta kutusuna baktığımda da, mektuplarınız tüm o spamlerin altında kalmış olabiliyor, bu yüzden onları göremiyorum. Yani hemen yanıtlamamışsam sebebi budur, yoksa gördüğüm hiçbir maili yanıtsız bırakmam, ki en geç birkaç gün içinde de görürüm. Lütfen bana sitem etmeyin!

leegumjung:

sans chuchu
Love ya! (Eğer oylarınızı başka türlü kullanmış olsanız daha çok severdim gerçi... Şaka yapıyorum. Yine de
gerçekten hayal kırıklığına uğradım. <.< 
Ah, şimdi aklıma geldi de, bu mangayı bana haber veren içinizden biriydi - Ona beni aydınlattığı için çok teşekkür ediyor ve eğer beğendi ise, bu yazıyı ona adıyorum. ❤︎ 

-eklemekten hiç mutlu olmadığım- Not4: Bu yazıyı yayımladığım sırada olanlardan haberim yoktu, belki de daha bir şey olmamıştı bile. Şu saatten sonra, söyleyecek farklı bir şeyim yokken bu notu eklemem ne kadar anlamlı bilmiyorum ama yine de, sessiz kalmak istemedim. Tabii ki hiçbirimizin elinden bu olayları durduracak bir şey gelmez ama hiç değilse sessiz kalmamanın;  olayları normalleştirmemek, olanlara karşı duyarsız kalmamak adına önemli olduğunu düşünüyorum. Zaten yeterince duyarlı davranıp davranmadığım tartışılır, bu notu eklememin bir sebebi de bu açıkçası. Umarım hiçbiriniz olanlardan hiçbir şekilde etkilenmemiştir. 

7 yorum:

  1. galiba o yazının bitmemiş hallerini gören kişilerden birisi de benim. hatta o sırada yazdığın hikâyelerden birisini okuyordum Alice-san. ne yazık ki, telefonun ufacık ekranından okuduğum için yorum yazamamıştım. -yinede enfes bir öyküydü ve çokta keyif alarak okumuştum bir gün ölüm adlı hikâyeni. elbet burada, öykün hakkında laflamak istesem dahi (çünkü o an gerçekten etkisinde kalmıştım. ertesi sabah fanart resmini yapıp, ölümle yaşamın banktaki sahnesini resme aktramaya çalışma girişimime kadar) yapmayacağım, zira konu dış çıkmak istemiyorum- ertesi sabah bloguna tekrar girdiğim an (yine telefondan. ne yazık ki, birkaç gündür bilgisayar problemimden karınca duasını anımsatan minyatür yazılar evreninde takılı kaldım) platina end yazının gittiğini görmem ile hayli bir şaşırmıştım. çünkü death note'un mangakasının yeni bir yapımı olduğundan, mangayı takip ettiğim andan itibariyle aklıma ilk gelen sendin. açıkça; mirai karakterinin tercihlerinin çevresini korumak için yapılan 'iyilik' anlayışı sonucu uçuruma yöneleceğine inanıyorum. elbet benim düşüncelerim sadece boş safsatalar diyarındaki onlarca ya olursa fikrimden biri.
    ankete gelirsem; şahsen death note ve özellikle öykülerinden yana kullanmıştım oyumu, çünkü gerçekten yazdıklarını okumayı seviyorum. bu arada üniversite hakkında yapacağın gezilerden galiba tek havadisi olmayan benim, yahut sayılı kişilerdenim. umarım zamanın keyifli geçer. ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. FANART MI!? ONU GÖRMELİYİM RIVER-SAN. SADECE TEK BİR ÇİZİK BİLE ATMIŞ OLSAN KESİNLİKLE GÖRMELİYİM!!!!!! HİKAYELERİMİN BENİM DIŞINDA FANARTINI ÇİZEN OLACAĞINI ASSSLA HAYAL EDEMEZDİM. ŞU AN NE BİÇİM SIRITTIĞIMI GÖRSE FREDDY KRUEGER YA DA KORKUNÇ GÜLÜMSEMELİ HERHANGİ BİR KORKU KARAKTERİ BİLE KAÇARDI
      Öhöm! *kendisine çekidüzen verir* Platina End hakkında bir yazı zaten yayınlayacaktım, sadece o henüz bitmemişken yayımlanmış hali olduğu için kaldırdım. Demek mangayı takip ediyorsun? Peki sen ne düşünüyorsun? Eleştirilerimi katılıyor musun ya da farklı eleştirilerin var mı? Her ne kadar adil davranmaya çalıştımsa da, Tsugumi Ohba-Takeshi Obata Death Note ile özdeşleştirdiğim isimler olduğundan yeterince adil bir eleştiri olmadı belki bu. Mirai-kun hakkındaki tahminin de dikkate alınmaya değer. Bakalım iyiliği yüzünden uçurumdan mı yuvarlanacak yoksa Light gibi o da kötüye dönüştüğünü görecek kadar uzun mu yaşayacak?
      Oyunu en az ilgi çekici iki konuya kullanmadığın için teşekkürler! (Bu arada şaka yapıyorum, lütfen kimse söylediğim bu gibi şeyleri ciddiye almasın, -yaoi dışında- en çok oyu alan şıklar beni şaşırtsa da yazmayı bu kadar istemediğim şeyler olsaydı orada yer almazlardı.) Üniversite gezileri hakkında, kaldırmadan önce o yazıyı görmeyenler için yeniden söyleyeyim: Okulum bazı üniversitelere geziler yapacak işte, aranızda o üniversitelerden birine giden varsa beni aydınlatabilir.

      Sil
  2. Güncel serileri takip etmekte hiç iyi olmadığım için biriktirerek okumayı/ izlemeyi daha çok tercih ediyorum. Platina End'in ilk bölümünü çıktıktan oldukça kısa bir süre sonra okuduğum için senin yazını görene kadar diğer güncel serilerim gibi aylarca aklımdan çıkmıştı. Bu yazın vesilesiyle yeniden güncele de gelmiş oldum.
    Hikaye bana da Tanrı olayları nedeniyle fazlasıyla Mirai Nikki'yi hatırlattı. Mirai Nikki -hatırladığım kadarıyla (İzlediğimden beri iç yıl geçmek üzere olduğu için yanlışım olabilir)- daha çok karakterlerin hayatlarının trajedileri üzerinden bir eleştiri yaparak ilerleryen, ana karakterleri -bana kalırsa- aşırı zayıf bir seri ve karakterler ihtiyaçlarına göre telefonlara sahipken Platina End'deki karakterler benim gördüğüm kadarıyla Mirai Nikki'deki kadar trajik ve acı dolu değiller sadece umutsuz bir ruh durumundan kurtarılmış ve Mirai Nikki'deki kadar trajik olaylara karışmamış kişilerler, ana karakter Yukki kadar salak değil ve de en önemli fark onların sahip oldukları sadece gelecekte ne olduğunu söyleyen objektif günlükler değil, olaylara, o anki duruma, karakterlerin fikirlerine müdahele edip değiştirebilme şansına sahip kendi iradelerine olabilecek subjektif meleklere sahipler ve benim en çok hoşuma giden de bu. Melekler dinlerde her zaman iç ve dış olarak güzel anlamlarda tasvir edilmiş varlıklar ve Platina End'de ise meleklerin iyi olmak zorunda olmayışı, yazarın kendi yorumuna göre insansı bir hava katması acayip hoşuma gidiyor. O kusursuz varlıkların ne kadar kusur dolu olduğunu okumak ve hiç de hayal edildiği gibi şefkat dolu olmadıklarını okumak kaç defa olursa olsun kendi adıma çok eğlenceli. Nasse'nin ilk bakışta inanılmaz bir kurtarıcı gibiyken insan hislerinden anlamayan bencil (Mirai dışındaki insanların hayatlarına çok önem vermemesi gibi) bir varlık olmasını çok sevdim. Bir diğer ana karakter Mirai ile ilgili olarak ben karakterinin masum kalacağını pek düşünmüyorum. Hikayenin giderek öl yada öldür haline geleceğine varsayarak ve de Mirai'nin de ister istemez değişeceğini ve bu değişim sürecinin içinde mutluluk kavramını sorgulayacağını ümit ediyorum.
    Kısaca okuması güzel ve heyecanı dorukta bir manga olacağını umuyorum ama elbette Death Note gibi bir masterpiece beklemiyorum.
    Ayrıca Mirai'nin görünüşüyle ilgili yorumuna %100 katılıyorum.
    Ankette ben yaoiye oy vermiştim ve sadece bir oyla kaybettiğini görmek çok üzücü oldu. Elbette Senin her konuda yazdığı yazılarını okumayı hep çok seviyorum ama yaoi olsa daha çok hoşuma gideceği de doğru.

    Not 4 için: Bir olay yaşandıktan sonra pişman olmanın kimseye faydası olmaz. Önemli olan tekerrür etmemesi için var olan her şeyi ortaya koymak ama yukarılardaki birinin kılına zarar gelene kadar hiçbir şey duracak gibi gözükmüyor. Böyle zamanlarda yaşamaya devam etmek bencillik gibi görünebilir ama insanların ruhlarının yok olmasını isteyen zavallı güç sahiplerine ayaktayım diyebilmek gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylemeyi/yazmayı unutmuşum ama o Sans gifi çok şirin!

      Sil
    2. Mirai Nikki'nin karakterleri başlarından geçen trajediler (ve bu trajedilerin doğurduğu ruh hastalıları) üstüne kuruluydu ve hiçbiri sevilesi olmasa da -bana göre- bir ana karakter için Yukki'yi ilginç bulurum. Çünkü aşırı ezik bir karakterdir ve animelerde ezik ana karakterlere rastlamayız. Benim için Mirai Nikki'yi ilginç yapan buydu sanırım.
      Melekler konusunda haklısın ama; Platina End'deki Tanrı adaylarının, geleceği gösteren günlükler yerine, olaylara direkt müdahale edebilme yetisi veren özgür iradeye sahip meleklere sahip olmasının hikayeyi daha ilginç kıldığı kesin. Üstelik Ohba'nın yansıttığı melek imajı da başarılı. Yorumunu okuyunca fark ettim de Nasse'den hoşlanmamam için düzgün bir neden yokmuş çünkü saydığın yönleri benim de hoşuma gitti... İlk başta hoşlanmamamın sebebi her zamanki gıcıklığım ve sürekli gülümseyen neşeli anime kızlarının yarattığı antipati olsa gerek.
      Mirai'nin değişmesini ve sorgulamasını ben de çok istiyorum çünkü Ohba'nın yüzeyselliğine ve Death Note teorilerimin sadece teori olduğuna dair fikrim ancak böyle değişir. Görünüşü konusunda hemfikir olduğumuza da sevindim. (Light ile L'in çocuğundan çok Mikami'ye benzetileceğinden korkuyordum.)
      Eğer cinsel kimlikler konusunda yazacak düzgün bir şeyler bulamazsam yaoi hakkında yazacağım, benim de yazmak konusunda açık ara daha hevesli olduğum bir konu. Bir ara eşit oydaydılar, o zaman çok sevinmiştim ama kader yüzümü yine astı... En azından heyecanlı bir çekişmeydi.
      Not 4 hakkında yaptığın yorumda haklısın... (Bu arada neden o notun yazı boyutunun küçük olduğu hakkında bir fikrim yok.) Yaşamaya devam etmeli ama yaşananları unutmadan.
      Sans gifine bakıp kıkırdamak şu sıralar yapmayı en sevdiğim şey, sahiden feci şirin bir şey!
      Bu arada, bloğunu kaldırdığını görünce biraz endişelenmiştim ama hala buralarda olduğunu görmek beni mutlu etti. (Yani bloğunun kapandığını gördüğümde, bu yorumu henüz yayınlamamış olduğuna göre öyle olduğunu varsayıyorum...)

      Sil
  3. Çok çok uzun yazı yazıyorsunuz. Siteyi yeni keşfettim ama uzatmadan daha kısa yazı yazılabilir. Onun dışında anime Death Note'un yapımcılarından geliyor bayağı sağlam olucağına inanıyorum. Ohba reyiz çok iyi mangalar ortaya çıkarıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eh, n'apalım, benim tarzım da böyle işte. Önceliğim, anlatmak istediklerimi, anlatmak istediğim şekilde aktarabilmek olduğundan dolayı, değiştirmeye de niyetim yok maalesef.
      Ben de giderek güzelleşmesini umuyorum, Ohba'nın diğer eserlerine bakarak da öyle olacağını söyleyebiliriz. Anime dedin de, o ne zaman gelir acaba?

      Sil