1 Mayıs 2016 Pazar

Diğerlerinden Daha Az Bilinen Cinsel Yönelimler

Haytta en zor yaptığım şey, yapmaya zorlandığım şeydir. Bu zorunluluğu ne olduğu ya da kim/ne tarafından omuzlarıma yüklendiği önemli değil; ders çalışmak zorundaysam asla konsantre olamam (Ki sınıf geçtikçe bu zorunluluğun hayatınızda kapladığı yerin arttığını hesaba katarsanız, ders çalışmak için konsantre olmakta ne kadar zorlandığımı bulabilirsiniz.), annem odamı toplamamı emrederse odadaki karışıklığın haddinden gelemem, bir kitabı okumayı kendime ödev edinirsem okuduğundan hiçbir şey anlamam. Ama bir şeyi benim için zor kılan kesinlikle üstüne bindirilen "zorunluluk"tur. Bunun kaynağı ergenliğin verdiği asilik olabilir (Çünkü ben asi biri değilim, karakterimle (Bunun en temel yapıtaşları eziklik ve korkaklık olan bir karakter olduğunu da belirtelim hemen.) uyumlu olmaması asi olmadığıma dair yeterince tatmin edici bir gerekçe değilse, asilik olarak tanımlanabilecek pek fazla şey yapmadığımı da ekleyeyim - en azından sinir krizi filan geçirmiyorken ki sinir krizinin olayı zaten kişinin kendisinde olmaması olduğuna göre o sırada yaptıklarım sayılmaz.) ya da insan canlısının yapısında mevcut özgürlük arzusu... (Tabii ben bu fikre pek de sıcak bakmam; bana kalırsa, insanın içinde özgürlük arzusu varsa bile boyundurluk ihtiyacı tarafından yutuluyor olmalı ki insanların birinin himayesi altına girmek için bu kadar çırpınmasının mantıklı bir açıklaması olsun.) Tüm bu parantezlerle bölüne bölüne muhtemelen konu un ufak oldu kafanızda ama bu cümleyle şöyle bir üstündn geçtik mi hemencecik toparlanıverir, merak etmeyin: Benim için şeyleri zor kılanın zorunluluklar olduğundan ve böyle olmasının muhtemel nedenlerinden bahsediyorduk. Bakın, oldu işte - yazı fırına vermeye hazır, sonra da afiyetle (umarım) okuyacağız.
Ama fırına vermeden önce, neden bunları anlattığımı açıklayayım. Tabii ki bahane olarak. Ve hala da bitmedi. İşte burası okuyucunun derin bir iç çekip konuya girmeye dair kaybettiği yer oluyor sanırım fakat kaybetmesin! Çünkü bu bahanelerin konuyla ilgisi var. (Tamam, benim zorunluluk duygusuyla baş edemememin cinsel kimlerle alakası olmayabilir ancak bundan sonra sıralayacağım bahanelerin var, gerçekten!)
Sonra belki de kendime ödev bildiğim bir şeyi gerçekleştirerek yapabileceğimi kanıtlamak, ödevlerimi yerine getirmem konusunda daha başarılı olmamı sağlar diyerek, kendimi bunu yapmak için zorlamayı başardım. Ancak! Bu sefer de ortaya ne yazacağım sorunu çıktı. Cinsel kimlikler konusunda ne yazacaktım? Yani cinsel kimlikler öyle kapsamlı bir konu ki... Ne olduğu bile tam olarak belli değil. Ben bu deyişi hem cinsiyetler hem cinsiyet kimlikleri hem de cinsel yönelimleri kapsayacak bir şekilde kullandım ama google'da arattığınızda karşınıza çıkan sonuçlardan bazıları cinsiyetlerle ilgiliyken bazılarıysa yönelimlerle ilgili. Cinsel, cinsellik'ten geldiğine ve cinsellik de kendini hangi cinsiyete ait hissettiğinle değil, diğerlerinden hangi cinsiyette olanlara çekim hissettiğine bağlıysa, doğrudan bu anlama gelen cinsel yönelimlerle ilgili olması daha muhtemel. İyi ama, ya kendisine çekim hissedenler ne olacak?
Bu öyle karışık bir konuydu ki, altından çıkamayacağımı anladım. En azından bu yaşımda, bu bilgi seviyemle değil... Gerçi belki de hiçbir zaman bunun için yeterli bilgi seviyesi ulaşamayacağım çünkü ulaşılacak seviyede bir bilgi yok aslında. LGBT+ içindeki bütün kavramlar insan hisleri üstüne kurulu ve insan hisleri de maddenin en düzensiz halinden bile daha düzensiz olduğundan, x ve y gazlarının birer molünden kaç gram z gazının çıkacağını hesaplayabildiğimiz halde, insan hislerinin reaksiyonundan ne çıkacağını asla hesaplayamıyoruz. Çünkü insan hislerinin düzensizlik dışında değişkenlik özellikleri var bir de. Herkesin aynı şeyden bahsederken, herkesin farklı bir şey söylemesi de işte bundan kaynaklanmakta.
Mesela daha altında birleştiğimiz konuda bile bir fikir birliğimiz yok. "Altında birleştiğimiz konu" derken elbette cinsel yönelimler konusundan bahsediyorum: Şimdi kimse kalkıp da bana bunun belli bir tanımı olduğunu iddia etmesin. Bir eşcinselin, cinsel yönelimin aslında zaten romantik yönelim olduğunu "Gayler de kadınlarla yatabilir ama erkeklerle birlikte uyumak isterler" şeklinde açıkladığını duymuştum mesela. Öte yandan kendini "homoromantic lesbian" şeklinde tanımlayanlarla da tanıştım. Peki ben mi ne düşünüyorum?  Ben ilk düşünceye daha yakınım ama hala kafamda soru işaretleri oluşturuyor. Cinsel yönelimler aslına romantizmle ilgiliyse eğer, romantik hisler besleyip de cinsel ilgi duymayan (yani aromantik olmayan) aseksüeller ne oluyor mesela?
Bugün bahsedeceğim konu da bu işte. Muhtemelen duyduğunuz ama duymamışsanız da pek şaşırmayacağım aseksüellik ve yeni kavramlara açık Batı'da bile pek duyulmamışken Tumblr'da çok fazla takılmıyorsanız duyduğunuza hiç ihtimal vermeyeceğim aromantizm. [Bunun sonuna görünmez bir soru işareti koyuyorum (Gerçekten koyamam çünkü bu bir soru cümlesi değil ve artık imla kurallarının yanlış yerde kullanılan noktalama işaretleri için çok sıkı olduğunu duydum!) çünkü kelimeyi ilk Türkçeleştiren olduğuma eminim ama doğru yapıp yapmadığımdan değil.] Aseksüellik hakkında yaptığım Türkçe araştırmalar yetersizdi (Aseksüel bireylere dair bir oluşuma rastlayamadım örneğin.) ama aromantic, aromantik, aromantism, aromantizm aramalarımdan ulaştığım sonuç ekşi sözlük'te aromantik başlığı altında beş posttan ibaretti. Böylece, elbette ki bunu yapabilecek en yetkin kişi olarak, işe el atmayı üstüme vazife edindim.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki LGBT+ içinde olmam, LGBT+'nın genel olarak savunduğu tüm görüşleri kabul ettiğim ve dolayısıyla da tüm görüşlerimin kabul gördüğü anlamına gelmiyor. (Aslında birçok konu hakkındaki görüşüm hoş karşılanmayan ya da en iyi ihtimalle yaygın olmayan görüşler.) Başta herkes için böyledir gerçi, sonradan çoğu kişi ait olduğu grubun görüşlerine de ait olur. Belki benim için böyle ol(a)mamasının sebebi, belli bir gruba -ne L, ne B, ne G, ne T, ne de başka biri- ait olmamamdır çünkü evet, sır gibi sakladığım cinsel tercihim aslında belirsiz. Daha doğrusu flu. Gerçi ben cinsel tercih denen şeyin flu bir şey olduğunu düşünüyorum zaten - bu da, alın size, hoş karşılanmayan görüşlerimin başında yer alıyor çünkü bir diğer hoş karşılanmayan görüşüme göre, LGBT+ komünitesi muzdarip oldukları dargörüşlülük ile onun en yakın arkadaşı olan önyargıyı kendi içinde de barındırmakta. Ama dilerseniz şu konu bitince konuşalım bunları.
Bunları anlatmamın sebebi, aseksüellikle ilgili ilk fikirlerimin açıklamasını yapmaktı. Sonra "Alice, sen nasıl böyle düşünürsün?" diye şaşırmamanız için. Çünkü aseksüellikle ilgili "shout out to asexuals" konulu bir tumblr postu sonucu oluşan ilk görüşüm, son derece yadırgayıcıydı.
Genelde aseksüellikle ilgili sorun, seksüel insanları gerçekliğine inandırmaktır. Aseksüellikle tanıştığında çoğu kişi, cinselliğe yer olmayan bir hayat düşünemeyecek yaşta olduğundandır bu. Ama ben şu yazıda da bahsettiğim gibi, bir ara kendimi aseksüel olarak tanımlıyordum (aseksüel kelimesinden haberim olmadığı halde) çünkü cinsellikle çevrili bir ortamda kendimi ondan soyutlamıştım. Tabii ki aslında aseksüel filan değildim, seksüel olabilecek yaşta bile değildim ki olayım. (O yaşta nasıl cinsellikle çevrili bir ortamda bulunduğumu sormayın bile - şu anki acınası sıradanlığının aksine bir zamanlar kendime hikaye karakteri dememi boşuna çıkarmayacak kadar hikaye gibi bir hayatım vardı.) Yine de kendimi cinsellikten soyutlamayı bıraktıktan sonra (Detaylar için demin bahsettiğim yazıyı okumalısınız.), birkaç yıl önce olduğumu sandığım şeye "aseksüel" denildiğini öğrenince, nasıl bir şey olduğunu kavramakta hiç zorlanmadım. Benim düzenli olarak kendime dokunmayan ve neden çevremdeki insanların birbirlerine dokunmaya ya da birilerinin onlara dokunmasına bu kadar meraklı olduğunu anlamadığım halimdi işte... Ama o zamanlar şu anki üstün empati yeteneklerimden mahrum olduğum için, kendimi aseksüel addettiğim sırada yaşadığım sıkıntıları, hatta bu yüzden yaşadıklarımı anında unutup "Aseksüeller onları desteklememiz gereken ne gibi sıkıntılar yaşıyor ki?" diye son derece
anlayışsızca yaklaşmıştım aseksüellerin desteklenmesine. Ama hissettiğimden daha nazikçe aseksüellerin diğer cinsel tercihlerden insanlarla kıyasla ne gibi sıkıntılar yaşadıklarını sorup, şansıma nazikçe (Gerçekten nazikçe çünkü normalde tumblr, nefret kusulan azınlıkları savunmayanlara nefret kusanlarla doldurur.) cinsel bir tercihe sahip olmamanın da bazı cinsel tercihlere sahip olmak kadar anlayışsızca karşılanabildiği açıklamasını alınca bu anlayışsız tutumum biraz yumuşadı. Böylece aseksüelliği araştırmaya başladım ve araştırmalarım sonucu gördüm ki, aseksüellerin bundan çok daha fazla sıkıntısı var. (Son derece ciddi bir şekilde "araştırma" dememe bakmayın, oturup da kendi başıma düzgünce araştırmış değilim - aslında daha çok bilgi bana geldi çünkü bilirsiniz, bir işin içine atıldığınızda kendiliğinden öğrenirsiniz o işi - gittiğiniz memleketin dilini öğrenmeye benzer bu.) Eşcinsellik vb. kabul edilmiyor olabilir ama aseksüellik bırakın kabul edilmeyi, tanınmıyor bile. İnsanlar anlamını öğrendiklerinde bile, gerçekliğine inanmakta güçlük çekiyorlar. Geçen gün bir arkadaş başka bir arkadaşa ne olduğunu açıklarken gözlerimle gördüm bunu ve açıkçası şaşırdım. Çünkü cinselliğin tü kaka olarak karşılandığı bir toplumda yaşıyoruz, bu arkadaş da okulumdaki muhafazakar aile yapısından gelen çoğunluğun içinde. Yine de bir insanın cinsel dürtülerden uzak olabileceğini kavramakta zorlandı. Bu da gösteriyor ki, cinsellik ne kadar tü kaka da olsa, olmazsa olmaz bir tü kaka. Sonra, aseksüellik bilinmediği için, aseksüeller çoğu zaman eşcinsel addediliyor ve buna göre muamelesi görüyor çünkü seksi bir hatunu dikizlemeyen erkek net toptur aga. En büyük sıkıntı ise cinsel ilgi duymamanın romantik ilgi de duymamak olarak görülmesi. Sanki ikisi aynı şeymiş gibi... Gerçekten de ilk etapta aynı şey gibi görünüyor ama üstünde düşününce, cinsellik bir ilişkinin ne kadarını kaplıyor ki? (Cinselliğin tam olarak neyi kapsadığının önemli olduğunu da söyleyebilirsiniz tabii ama sanırım değişkendir bu, yine de en iyisini aseksüeller bilir.) Romantik bir ilişkiyi, diğer ilişkilerimizden ayıran temel şey cinsellik olabilir ama içinde bundan çok daha fazlası vardır.  Ve aseksüeller de bunları yaşamak isteyebilirler. İstemeyenlere ise, aromantik  deriz. Aromantik insanlar romantizm hissetmezler. Kalbine birilerine kaptırıp duranlardansanız (Ki 20 yaşın altındaysanız muhtemelen öylesinizdir.) ilk başta aromantizm, yani romantik çekim hissetmeme, fikrine "Aaa ne kadar harika ya aromantikler çok şanslı" şeklinde yaklaşabilirsiniz. Ama inanın bana, romantik ilgi hissetmemek romantik ilgi hissetmekten çok, çok, ÇOK daha zor. Ve bunu söyleyen bir aromantik bild değil. En azından aromantik olduğumu söylemek için erken; ayrıca eğer cinsel kimliği doğuştan gelip hiç değişmeyen katı bir şey olarak kabul ediyorsanız aromantik olamam çünkü daha önce aşık oldum.  Deliler gibi, körü körüne hem de. Fakat o aşk bittikten sonra kimseye karşı romantik şeyler hissetmediğim gibi, "romantizm" ya da "aşk" kavramları da tüm anlamlarını yitirdi. Hissetmeyi çok istediğim halde hem de... Önceki yazımda Al'ın benden hoşlandığını öğrenmem sonucunda tam da tekrar kavuşmuşken ilişkimizin bu sefer temelli bittiğini anlatmıştım. Bu olay yüzünden kalbim hala kırık. Korktuğum gibi pişman filan olmadım ve rahatlıkla asla olmayacağımı da söyleyebilirim, en azından, ilişkimizi bitirdiğim için olmayacağım en azından. (Hislerimi kontrol edemeyip kötü bir şekilde bitirdiğim için olabilirim belki ama şimdi değil.) Ama kalbi kırmak için yeterince güçlü olan tek duygu pişmanlık değil. Kalbim kırık çünkü ona karşı romantik şeyler hissedebilseydim, ilişkimiz devam edebilirdi. Tabii ki bu iyi olmazdı çünkü sonunda gördüm ki, hissettikleri, yalnızca ben onlara layık davranırken sürecek ve öyle davranmadığımda bana küfredebileceği kadar ciddiyetsiz ve boşmuş. Yani ona aşık olabilsem ve romantik bir ilişkimiz olsa, bunu kendi gerçek hislerim içime iyice yerleşmişken öğrendiğimde, çok daha acı verici olurdu. Yine de aşık olmamak ile olamamak farklı şeyler ve ben olamıyorum. Bu da bizi yine bir önceki yazımda bahsettiğim başka bir probleme götürüyor: Geride kalma hissi. Tamam, bu yazıya sonradan eklediğim bir şey olduğu için, buna hiç anlam verememiş olabilirsiniz ve muhtemelen bir kez bile zorla okuduğunuz (Çünkü aptal bir ergenin tipik düşüncelerini okumanızın başka ne sebebi olabilir, hayal edemiyorum.) yazıyı tekrar okuma zahmetine katlanmak istemiyorsunuz. Öyleyse sizi bu zahmetten kurtarmak için özet geçmeme izin verin: Tüm arkadaşlarım yaşlarının gereksinimlerini tıpkı onlardan beklendiği gibi yerine getirerek hayat yolunda emin adımlarla ilerlerken, ben resmen sürünüyorum. Ne zaman ayağa kalkıp onlara yetişecek olsam, aşk engeli çıkıyor karşıma. Sürekli konuştukları çocuklardan ya da hoşlandıkları kızlardan bahsedip duruyorlar ama bana hiçbir anlam vermiyor söyledikleri. Onları anlamıyorum. Aşk aramıza koca bir duvar örüyor; hatta dağ, kıta, dünya... Çünkü sürekli bahsettikleri bu his, onların tüm dünyaları. Ve ben bırakın bu dünyanın yasalarına uymayı, onları anlayamıyorum bile. Hatta "anlamamak", aşka karşısında hissettiğim en iyi şeydir herhalde çünkü romantizm filmi olmasa da tüm filmler gibi içinde aşk geçen bir filmin, üstümde bıraktığı o tiksinti ve korku karışımı müthiş rahatsız edici duyguyu haftalarca üstümden atamadığını bilirim.(Bahsettiğim film de Deadpool oluyor. Deadpool olmasından açıkça anlaşılacağı gibi gayet eğlenceli bir film yani... Tamam, Deadpool gibi bir anti-kahramanın filminin sonunu, kahramanın sevdiği kızı kurtarması klişesine bağlamaları gerçekten tiksinçti ama ben de uyandırdığı his öyle sıradan bir tiksinti değildi.) Ve bende bu duyguyu uyandıran his, tüm filmlerin, sadece filmlerin de değil; kitapların, şarkıların, reklamların ve aklınıza gelebilecek her türlü yapıtın en popüler malzemesi. Bende uyandırdığı duygu, benim manyaklığımdan kaynaklanan (Tıpkı hayatımızı sürdürebilmek için beslenme ihtiyacını gidermeye duyduğum tiksinti gibi.) aşırı bir his olabilir ama yine de, sahip ol(a)madığınız bir şeyin, yokluğunu hatırlatırcasına sürekli karşınıza çıkmasının hoş olmadığını çözmek pek zor sayılmaz, değil mi?
Şunu da belirtmek isterim ki, bunlar Al'la yaşananlardan önce hissettiklerim. Yani romantizme dair kötü deneyimlerimin bir sonucu değil... Aslında bakarsanız, gerçekten aromantik olabilirim. Gördüğünüz gibi, özelliklerine uyuyorum. Hatta aro/ace (Hem aromantik, hem de aseksüel kişilere verilen ad.) bile olabilirim çünkü aseksüelliğin cinsellikten tamamen uzak durmak anlamına gelmediğini öğrendim. [Nadiren cinsel çekim hisseden (grey-asexual) ya da sadece romantik çekim hissettiklerine cinsel çekim hissedebilenler (demisexual - Evet, onlar da aseksüel sınıfına giriyormuş) de aseksüel kabul ediliyor ve aseksüeller de mastürbasyon yapabilir.] Ama cinsellik konusundaki hislerimi değerlendirmek için henüz biraz erken, bana kalırsa. Benim yaşımda da cinsel aktivitelerden zevk alanlar var tabii, erkeklerin çoğu alır sanırım ama toplum cinselliği onlara mübah, kızlara ise günah sayarken hemcinslerim için böyle olması mümkün değil. Ben "elalem ne der" mentalitesine göre yetiştirilmediğim için, toplum baskısı karşımda engel olmaz genelde ama her ne kadar bu mentaliteyle yetiştirilmediysem de, onun öğretilerine maruz kalmamam elde değildi. Yani cinselliğin kötü bir şey olduğu görüşü, benim aklımda da girecek bir kavuk bulmuştur muhakkak. Hem erkek arkadaşlarının sarılmasından ya da öpmesinden bile hoşlanmayan arkadaşlarım var ki ben de erkeklerle cinsellik konusunda rahat olmasam da, en azından bu kadarından rahatsız olmazdım. Dolayısıyla yaşım ve cinsiyetim göz önünde bulundurulduğunda, cinsellikle olan ilişkimin olması gerektiği gibi olmadığı söylenemez sanırım.
Aslında bakarsanız ne var, biliyor musunuz? Bunların hiçbiri önemli değil. Çünkü kendine ne dersen de, neysen osun işte. Yani kendine ne dediğin, gerçekte ne olduğunu etkilemez. Tabii şöyle de bir söz vardır: "Bir şeyi yeterince tekrarlarsan sonunda ona inanmaya başlarsın." Bu sözden yola çıkarak -ki doğru da bir sözdür-, olduğunu söylediğin şeye dönüşebileceğini de göz önünde bulundurmalısın. Böyle baktığınızda kendini adlandırma, kötü bir şey gibi duruyor aslında. Çünkü değişme potansiyelini kısıtlıyor. İşte ben bu yüzden kendini isimlendirme taraftarı değilim, hele de her şeyin havada olduğu, hiçbir şeyin tam olarak yerine oturmadığı benim yaşlarımda... Onları alıp da bir yerlere oturtmaya çalışmanın bir anlamı yok bence, ne de olsa kendi başlarına oturacaklar ya da oturmayacaklar, sonsuza dek etrafta salınıp duracaklar ki bunda da sorun yok çünkü balonlar da aynen böyle yapar ve onları severim. Ama isimledirmenin tam olarak gereksiz olduğunu da söylemeyeceğime karar verdim bir süre önce, en azından şimdi, bu şartlarda değil... Elbette bir erkeğin başka bir erkekle birlikte olmak için kendine "gay" ya da "biseksüel" gibi adlandırmalar koymasına gerek kalmaması (Tıpkı heteroseksüel bir erkeğin "heteroseksüel" kelimesinden haberdar bile olmadan heteroseksüel ilişkiler yaşaması gibi.) en ideali ama henüz dünya böyle bir yer değil maalesef. Anlamlarının kabul edilmesinden önce isimlerinin duyurulup kabul edilmesi var. Bu yüzden kendi cinsel kimliğinle yaşaman önemli. (Yine de benim aksime bu konuya pek takılmamanızı öneririm çünkü ardındaki görüşün kabul edilmesi için önemli olsa da, isim, hala isimdir yalnızca.) Ve bu yazıyı yazmamdaki amaç da, romantik ve cinsel çekim hissetmeyenlerin, romantik ve cinsel çekim hissedenlerininkilerin arasında silik kalmış adlarını duyurmak. Elbette bu adı benimsemek zorunda değilsiniz ama bir şeye ait olma ihtiyacı duyar ya da yalnız hissederseniz, sığınacak bir adınız var.

Bir önceki yazımda "Kısa süre içinde planladığım yazıları yayınlayacağım" deyip bir haftayı aşkın sürede yayınladığım için yazıyı yayınlarken içime hafif bir utanç dalgasının yayılması gerekir belki ama kendimi bile kandıracak bir mazaretim var. Annem iş seyahatine giderken düzgün çalışan şarj aletini yanında götürüp bana bozuk olanı bırakınca, mecburen telefonumla arama mesafe koymak zorunda kaldım, haliyle de yazıları ekleyebilirdim. Annem döndükten sonra (Çarşamba günü döndü.) ekleyebilirdim ve eklemeye de çalıştım ama olmadı. Meşgul olduğumdan değil gerçi, zira oyalanmak dışında bir şey yapmadım... (Kendimi bir utançtan kurtarmışken, diğerine atlamış olmam, yangından kaçarken denize atlamak gibi değil mi tıpkı?) Gerçi beni oyalayan şey Alice Madness Returns oyunu olduğundan, çok da pişman değilim hani. Bu oyunun hayal gücüme yaptığı takviye, onu izlemeyi (İzlemek çünkü bilgisayarım bozuk - Kusso!) oyalanma olarak görmemi engelliyor zaten. Aslında oyun hakkında detaylı bir tanıtım/inceleme yapabilir, hatta ALICE konsepti üstüne bile yazabilirim. Anketi yeniden mi açsam? Aklımda başka konular da var.... Ama bu sefer de yazacak çok daha fazla yazı birikecek ve ayda 1 yazı ekleme hızımla bunca yazıyı yazmam gerçekten SENELER alabilir. (Sade buraya da yazmıyorum üstelik, kendi yazdığım hikayeler ve ilk romanımı yazma girişimim de var...) Ama böyle bir yazıyı (bir ALICE yazısını) boynuma borç biliyorum, yani er geç yazacağım ve şu an da bunun için uygun bir zaman çünkü tam havasındayım. (Ruhani olarak kendimi üstümde mavi elbise, kuyruk sokumumda pofuduk tavşan kuyruğu ve başımda siyah kurdelemle, bir çay masasının başında kuzgunla yazı masası arasındaki farkı düşünerek başımın kesilmesini beklerken görebiliyorum diyebilirim neredeyse.) Öte yandan bu havaya tekrar gireceğimden de eminim çünkü iklimime uyuyor. (Danimarka için karlı hava neyse, Alice için de Alice havası odur doğal olarak.) Yani, zamanın yakamdan düşmesiyle uygun iklim birleştiğinde yazmam daha iyi olabilir. Yine de insan nasıl kar yağarken karla oynamak isterse, ben de Alice havamda Alice'lemek istiyorum işte... Ama ne kendimi ne de sayfayı bunlarla doldurmamın hiçbir anlamı yok çünkü ne de olsa önemli olan benim ne istediğim değil, YAPMAM GEREKEN ve o da tabii ki elbette DERS ÇALIŞMAAAAAAAAAAAAAAAK

35 yorum:

  1. allahım bu yazı nasıl okunacak? :)

    YanıtlaSil
  2. Aseksüel deyince aklıma gelen çok net bir isim var: Muştik. Murathan Mungan'ın kült eseri Üç Aynalı Kırk Oda'nın ikinci hikayesi Aynalı Pastane'nin olağanüstü karakteri. Bilmiyorsan bir oku, kitapçıda ayk üstü yarım saatte okursun. 100 sayfadan fazla değildir tahminimce.

    Sevgili Alice, 38 yaşında adam akıllı bir hetero olarak tek bir şey söylemek isterim cinsel tercih vb hakkında: Sürünün içinde olmak zorunda değil kimse. Normal kavramı herkesin kendine göre. Birine zarar vermiyorsan sorun yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kitabı okumuştum, ilk hikayesi adımı veren şeylerden biridir hatta. :)
      Sonra, elbette kimse diğerleri tarafından belirlenmiş ve ölçüsü sayıca üstünlüğe dayalı kurallara uymak zorunda değil. Ama mesele şu ki, burada bitmiyor işte.

      Sil
  3. Selam Alice. Bu yazını iki kere okudum (anlamadığım için değil kesinlikle, sadece daha iyi anlamak için :)) ve gerçekten söylemek istediklerim buraya sığmaz. Bir yazı için on tane müthiş fikir barındırıyorsa hangi birini ele alsam diğerine haksızlık olacak. O yüzden sadece fikirlerini ve gözlemlerini asla içinde tutma. Bizimle paylaş bolca. :D
    Aromantic diye bir kavramın var olduğu bilmiyordum. Ama kavram olmamış olsa bile öyle insanların var olduğunu biliyordum, hatta bende bir dönem kendimi öyle tanımlardım. Şu anda da öyle miyim? Sanırm kesin bir cevap vermek için erken. Yine de her şeyi bir isme sığdırmak ve o ismin kalıbı içinde yaşamak bana da biraz hoş gelmiyor. Daha doğrusu rahatsız ediyor beni. Ama "sığınacak bir adınız var" derken, aslında antitezimi görüp çok etkilendim. Bunun üzerine bu yazını şimdi tekrar okumak istedim hatta....

    Bu konular üzerine tez yazmak istediğimi biliyor muydun? Sanırım seninle ortak çalışmam gerekebilir, kapını müsait bir zamanda çalacağım. Ama şimdilik, hoşça kal! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adlandırma konusu karşıma çıkan tüm LGBT üyeleriyle tartıştığım bir konuydu. Bir gün biri şuna benzer bir şey dedi: "Gönül ister ki hiç adımız olmadan yaşayalım istediğimizi... Bize göre biz zaten biz'iz, bize "o, bu, şu" diyen onlar. Bu yüzden kendimizi onlara "biz" olarak kabul ettirmemiz için "o, bu, şu" olarak kabul ettirmeliyiz önce." Bu da benim için yeterince tatmin edici bir açıklama oldu. Kendimizi "biz" olarak kabul ettirmemiz için ilkin "o, şu, bu" üzerindeki önyargıyı silmemiz gerek ve bu da bizim kendimizi kabul etmemizden geçiyor önce.
      İstediğin zaman çalabilirsin, yardımım dokunacak ne mutlu bana! ^^ Sen de sağlıcakla kal sevgili Roromiya.

      Sil
    2. Bir tane LGBT dergisine üyeyim ve sloganı aynen şu şekilde: "Eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir." Aslında demek istediği kesinlikle çok doğru ama oradaki "kurtuluş" kelimesinin seçimi bana gerçekten garip geldi. Öncelikle kendilerini tutsak olarak tanımlamaları bile bir engel sayılabilir bence. Ama senin verdiğin örneğin anlamı da çok yerinde. Gerçekten o önyargı sadece toplumda değil, aynı zamanda LGBT üyelerinde de şuursuzca bir şekilde var. Bu da ayrı bir nokta aslında. Son olarak, çok teşekkür ederim! :)

      Sil
  4. Yazın çok uzun, ama okumadım. Açıkçası senin bi yazın vardı, neden anti-feminist olduğuna dair, onu okuduğumda ruh ikizim olduğunu düşünmüştüm, ama yine de kendi cevabımı vermek için bikaç ay beklemem gerekti, çünkü bu bikaç ayın sonunda üni sınavına girecektin yanlış hatırlamıyorsam??? Sınav zamanı yaklaşmıştır, hangi bölümü okuyacağını bilmiyorum, ama yaşını biliyorum. İNGİLİZ DİLİ VE EDEBİYATI SEÇME.

    adını vermeyeceğim okulumda 1 kişi hariç herkes bayan hocaydı. O 1 kişi de eşcinsel bi erkek. Ama onun da feminist olmasının nedeni belli değil mi? Kadınları savunanların gayleri savunanlarla, gayleri savunanların Zencileri savunanlarla empati kurabilmesi, yani AZINLIKTAN OLMAK.

    1. sınıfta çömez olduğumuz için bize her söylenileni alıyoduk, ama 2. sınıfta yapmaya çalıştıkları şeyi fark ettim. Sadece feminizm görüşüne sahip olanların keyif alabileceği bir bölümdü, veya bize öyle geliyodu, ki bu da ünimin suçu.

    3. sınıfta işler daha vahim bir hal almaya başladı. Sırf zamanında kadınlardan nefret etmişler diye (Ki bu nefretin sebebi her şey olabilir.) Eflatun gibi düşünürlere, JJ Rousseau gibi ATATÜRKü etkileyen insanlara bok atmaya başladık. Ve bunu yaptığımız sürece 75ten düşük almıyoduk. Ben şahsen, yüksek not almak için kişiliğimi sattım çünkü antifem yazıp da 40tan aşağı almaya razı olamazdım.

    Ayriyeten ünlü feministlerin de bu akımı erkek nefretinden yaptıklarını düşünüyorum. Öyle olmadıklarını iddia ettikleri halde tek yapmaya çalıştıkları, feminen kızları erkeklerden nefret ettirmek, bunun da gittiği yol belli. Lezbiyenlik. Şimdi ben homofobik değilim ama ünlü feministlerin (Rossetti gibi.) güya çocuk şiirlerinde 2 kız kardeşin aşkını anlattığını biliyorum ben. lütfen beni homofobik sanma. Sadece şöyle düşün, komünizm, kapitalizme yeğdir değil mi? Eğer sana 7x24 komünizm anlatan hocaların olsaydı, 1 numaralı kapitalist olur hatta gider Tayyibe falan oy verirdin.

    Koskoca İngiltere tarihine dair öğrendiğimiz tek kuramın feminizm olması ve her yolun da lez-sekse çıkması beni bir antifem yaptı.

    Ama femlerin en irrite olduğum halkasıysa açıklayacağım "feminaziler".Bu kadınlarımız yüzünden ben başka bi kadının menstrual dönemini kendisi kadar iyi biliyorum. Demek istediğim, kendi adet günlerimi şaşırırım ama daha yeni tanıştığım iş arkadaşımınkini kendimkinden daha iyi bilirim. Bunda bi anormallik yok mu sence de???

    Bu kadar kendini dikte eden bi düşünce sisteminin ortasındada,kadın cinayetleri & tecavüzleri olmasına rağmen antifem olmakta direniyorum çünkü femlerin,konuşmak yerine bütün tabuları kırıp,gidip bi spor salonuna Nagihan Kaşıkçı kadar kas yapıp,sonra da kendilerini fiziksel olarak savunabileceğine inanıyorum ama bence bi ideal feminist bu şekilde vücut güzelliğinden vazgeçmiş,ağda yapmayı bile bırakmış bi kadın değil,tam tersine tek yaptığı saçlarını kısaltıp,ruj sürüp,menstrual dönemini bize vıdı vıdı anlatarak,lafla peynir gemisini yürütemeyen bi kadından başkası değil.

    Biliyorum, gayleri merak ediyorsun. Gaylere dair toplam 4 şey okudum 4 yılda. 4 ŞEY. Bölsen, yıla 1 adet gay texti çıkıyo. Bu 4 textten biri bi efsaneydi. Hani bizdeki Oğuz Kağanlar gibi. Diğeri de öyleydi. 3.sü bi korku romanından çıkardığım bi alt-metin benim. Sen okusan, sen aynı anlamı çıkarmazsın belki. 4.sü de bi tiyatro oyunu. Bu 4ü dışında gaylerle ilgili hiçbişey okumadık, sadece lezbiyenizm.

    Eğer aklında soru varsa sorabilirsin, çünkü bunları bi sinirle yazdım, o kadar aydan sonra daha güzel bi yazı yazabilirdim sana. Ama bugün sinirlendiğim şey, sırf anti-fem olduğum için benimle konuşmak istemeyen yapancı bi kız. Evet, “I dont have anything to share with a person like you” tarzından entelektüel konuşmalar arasında uğurlandım. Ve çok üzüldüm, kalbim kırıldı. Sırf düşünce sistemim yüzünden “bully” edildim. Düşünce suçu işlemiş gibi hissediyordum kendimi. Dedim ki, bir kardeşimin daha benim gibi hissetmesine izin vermeyeceğim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Woaaah, sen gerçekten çok dolmuşsun. Ama seni anlıyorum.
      Öncelikle şunu açıklığa kavuşturayım, bu seni biraz üzecek ama kendime anti-feminist demem aslında kadınları sevmememden ileri gelen bir şaka. Ama gerçekte kadınları sevmemekle, anti-feminist olmanın hiçbir alakası yok. (Aksi de savunulabilir tabii.) Sadece kendi cinsimin siyasal ve toplumsal olarak karşı cinsle eşitliğini savunan feminizme karşı son zamanlarda artan öfkeli tepki yüzünden bile, feminist diyebilirim kendime. Öte yandan, ne yazık ki tek nedeni bu değil. Türkiye gibi ataerkil zihniyette- Yok yok, senin gibi muhtemelen kalıplaşmış feminist laflarına yeterince doymuş biriyle bu üslupla konuşmayacağım, merak etme! ^^ Demek istediğim şu ki tecavüzcüler yerine mağdurlarının suçlandığı bir ülkede, insanların kafasındaki "feminist" imajı ne olursa olsun, feminist olmadığımı, hele anti-fem olduğumu asla söyleyemem. Nasıl ki gerçek İslamın teröristlerle alakası yoksa, gerçek feminizmin de "feminazilerle" alakası olamaz, değil mi?
      Öncelikle, bir görüşe çok fazla maruz kaldığında, o görüşten soğuma halini TAMAMEN anlıyorum. Bırak başkalarının yapmasını, çok güçlü hisler beslediğim hemen her türlü görüş ya da eğilimden soğuyup kendimi uzaklaştırıyorum bir süre sonra. Sana dayandırılan (bu dayatmayı yapan ister kendin, ister başkası olsun) görüşleri direk benimsememek bence daha iyi ama bu görüşleri etkisi altına kapıldığın hisler için de bir anda dışlamamalısın bence. Yani feminist zırvalarından ve "feminist" adıyla geçinen insanlardan gına gelmiş olmasını anlıyorum ama bu hisse kapılıp kendini anti-feminist addetmeden önce, feminizmi sana gına getiren insanlar ve fikirlerden bağımsız olarak anlamaya çalışmanı öneririm sana. Çünkü seni bu görüşten soğutan şey, karşıt görüştekilerin seni dinleyip anlamaya çalışmamış olmaları. Deme, "açık fikirli" insanlar da kendi görüşlerinin kalıpları arasında yaşamaya, yani "dar görüşlülüğe" meyilli olabiliyor aslında. Gerçek şu ki insan bir kere tarafını seçti mi, kolay kolay diğer tarafa geçmiyor. Herkes içten içe bunu bildiği için de, kimse oturup diğer tarafı dinlemeye, hele hele de anlamaya zahmet etmiyor boşuna. Bana kalırsa bu, hayatın en acı gerçeklerinden biri. Çünkü hepimiz dünyayı kendi ideallerimize göre değiştirebilmeyi umuyoruz. Oysa hangimizin ideali, ideal ki? Doğru ya da yanlışın ne olduğuna dair mutlak kararı, hiçbir insan veremez. Bu yüzden biz hepimiz, kendi doğrularımızı ve yanlışlarımızı seçeriz. Ben homofobik değilim çünkü homoseksüellik fiziksel ya da ruhsal olarak kimseye zarar vermezken, homofobi verir ve benim önceliğim budur: Yani insan. Ama homofobik olduğun için (Böylesin demiyorum, böyle olduğunu varsayıyorum yalnızca.) sana "yanlışsın!" diyemem. Yani derim tabii (kusura bakma) ama bu senin mutlak yanlış olduğun anlamına gelmez çünkü buna karar verme yetisi bana düşmez. Sonuçta ikimiz de insanız, aynı varlıklar. Birimiz diğerine üstünlük kuramaz.
      "I have don't have anything to share with a person like you.", ha? Biz anlaşamadığımız konularda kavga eder, gerekirse de kavgamızı ebediyete dek sürdürürüz ama yabancılar konuşmaz bile. İşte böyle kesip atarak, kesinlikle "Ama neden öyle düşünüyorsun güzel kardeşim?" şeklinde yaklaşmaya yanaşmadan, tabir-i caizse "gavur"luklarının hakkını sonuna kadar verirler doğrusu. "Açık fikirleri dar görüşlülükle savunmak" derken benim de kast ettiğim tam olarak budur işte. Ve böyle olmaya devam ettikleri sürece, karşılarındakinin de "homofobik" ya da "ırkçıdan" önce bir insan olduğunu hatırlamayı reddettikleri sürece, her zaman kaybedecekler. Hele ki yabancı feministler... Çünkü kadın-erkek eşitliğiyle zerre kadar alakası olmayan o kadar acayip fikirleri feminizm altında ortaya atıyorlar ki insan ciddiye bile alamıyor.

      Sil
    2. (Yorumumu bölmek zorunda kaldım çünkü karakter sınırını aşmışım - bir karakter sınırı olduğunu bile bilmiyordum ve daha da önemlisi, bu en uzun yorumum mu sahiden? O_O) Bu arada belki dikkatini çekmiştir, öne attığın fikirler hakkında kendi fikrimi belirtmek adına hiçbir şey söylemedim çünkü bu son zamanlarda popülerleşen feminizm karşıtı duruşu gözüme batmaya başlamış ve bir yazı konusu haline gelmeye başlamıştı, yorumunu da görünce bir işaret olarak değerlendirip gerçekten yazmaya karar verdim, yani bu konudaki görüşlerimi o yazıda paylaşacağım - uzunluğuna rağmen okur ve sen de fikirlerini daha detaylıca paylaşırsın belki.

      Sil
    3. Elbette okuyacağım. Yalnız sadece 1 sayfa önceki yorumlarına tam tersi bi yazı olacak, bunun farkındasın dimi? Mantıkla altından kalkacağına inanıyorum. Ama bi sorum da var. Blogun neden son zamanlarda sadece cinsellik, cinsel yönelim ve cinsel kimlik blogu haline geldi? Yani eskiden daha çok anime-manga tanıtımı vardı ve ben onun için takip ediyordum. Bu konularda en beğendiğim o "anti-feminist gibi görünen ama olmayan yazın"dı ama artık o fikirlerin de tersini savunmaya başlamışsan ne yapabilirim ki. :) Eğer anime-manga tanıtımları devam edecekse bikaç ay sonra tekrar gelmeyi umarım ama dediğim gibi, bu kadar cinsel-bişey içerikli yazının uzunluğu okuyucuyu itiyor. Anime-manga bulmak istiyorum ama bulamıyorum. Yanlış anlama, zaten piyasa kıt, uzun serilerin hepsi teker teker bitiyor, uzaması gereken kaliteli seriler de tadına doyamadan bitiyor, hal böyleyken gözden kaçırdığımız bir-iki öneri için geliyoruz bu tarz bloglara, çünkü misal Tumblr'a falan girsem orası apayrı bir cehennem, gerçekten bloglar en iyisiydi öneri almak için, aradığını bulamamak kötü şey vesselam.

      Sil
    4. Bir önceki yazımda, yazacağım yeni yazıyla çelişecek ne söylediğimi anlamadım ve son zamanlarda cinsellikten çok fazla bahsetmem meselesini de. Yazdıklarımı şöyle bir karıştırınca cinselliğe dair çok fazla şey bulamadım ama belki bana çok fazla gelmeyen şey, başkaları için çok fazladır. Öte yandan ben normal olduğuna inanmakta direniyorum çünkü kusura bakma ama, yazdıklarından anladığım kadarıyla, bu konulardan fazlasıyla sıkılmışsın - sana fazla gelmesinin sebebi de bu olabilir. Ha, eğer "son zamanlarda" derken daha geniş bir zaman yelpazesine göre konuşuyorsan, eh, ergenlikle birlikte hormonların da coşması sonucu bu konulara ilginin artması bence normal. (Kaldı ki istediğim kadar bahsetmiyorum bile - belki de sapıklığımı biraz seyreltmeliyim gerçekten de...)
      Her zaman insanların Saçmalık adlı bu zihin çöplüğüne nasıl düştüklerini ve kokuyu aldıkları an kaçmaları gerekirken neden buraya geri geldiklerini merak etmişimdir. Kısa bir süre önce farkına vardım ki nedeni, bu çöp yığınlarının arasında sıkışıp kalmış tek tük anime-manga içeriği imiş. Çöplüğü temizleyip bu içeriği pislikten arındırmak, herkes için yapabileceğim en hayırlı iş olur ama ne yazık ki bunu yapmak için hem çok tembelim, hem de yeterince iyi biri değilim. (Üzgünüm.) Aslında sadece bununla ilgisi de yok, anime-manga ağırlıklı yazılar paylaşmaya başlasam blog, çöplükten çöle döner (Ki bence çöplük çöle yeğdir çünkü pasaklılığım, minimalistliğime ağır basıyor.) çünkü animelerle aram öyle açıldı ki... Bir okuyucum One Punch Man'i önerene dek uzun zamandır doğru düzgün anime izlemiyordum. (Ama One Punch Man'a bayılmakla birlikte, hakkında bir şeyler yazmayı düşünmüyorum çünkü yeterince yazılıp çizildiğini tahmin edeceğim kadar popüler bir seri ve benim de hakkında söyleyecek farklı şeylerim yok. Daha az bilindik seriler ya da Death Note hakkında yazmayı tercih ediyorum ama yaptığım ankette oylanan konular böyle değildi - anket sonuçlarına takmasam da...)
      Hayal kırıklığına uğramış olabilirsin ama bu konuda yalnız değilsin, bu bloğun ziyaretçilerinin %90'ı hislerini paylaşıyor. Ve ben hepinizden üzgünüm! Ama anime-manga ağırlıklı bloglar, sanıldığı kadar az değil aslında. Sadece çok fazla etiket kullandığım ve yazılarımın konu yelpazesi geniş olduğu için, her yerden maydanoz gibi ben fırlıyorum. Anime camiasındakiler de "Aaa anime!" diye üstüne atlıyor ama sonrası klasik: HAYAL KIRIKLIĞI. Neyse, gelelim bu muhteşem bloglara: Bu konuda az çok araştırma yapmış herkesin karşılaştığı nihbrin ve içten-chan gibi isimleri saymazsak, bakashuu, meganearu, liarkitsune ve senin sevmediğini tahmin ettiğim halde sevenleri için eklediğim darknessyaoi gibi bloglar var. Zaten birkaç tane keşfedince gerisi de geliyor. Bu blog hiçbir zaman anime-manga odaklı olmadı, odağı hep bendim ve ne yazık ki öyle de kalacak. Üzgünüm.

      Sil
    5. hiii anime'leri neden biraktin?

      Sil
    6. :D Bırakmadım, bırakmanın eşiğindeyken Saitama'nın yumruğu sayesinde geri döndüm neyse ki. Eşiğe gelmemin suçunuysa Gangsta'ya atıyorum. O animeyi seveceğimden o kadar emindim ki - Bir animeyi sevip sevmeyeceğimi tek görüşte anlarım normalde- yani basitçe biri dilsiz diğeriyse jigolo ama ikisi de müthiş karizmatik iki kişilik mafya takımı çok cazip bir konu, üstüne bir de kaliteli çizimler ve güzel müzikler eklenince, tadından yenmez bir anime olması gerekiyordu. Ama olmadı işte. İlk bölümler yine iyiydi de 5'ten sonra devam etmek hiç mi hiç içimden gelmedi. Ben de bu yüzden animelere küstüğümü düşünüyorum ama belki de animelere küstüğüm için sevmemişimdir Gangsta'yı - neden devam edemediğim için iyi bir nedenim de yok çünkü... Bilemiyorum. Ama geçti, merak etmeyin. :D Uygun bir anime bulduğumda tanıtacağım yine. Benim tanıtımlarım pek iyi olmuyor gerçi, tanıtmaktan çok hayranlığımı kusuyorum. Yukarıdaki arkadaş tumblr'ı cehennem olarak tanımlamış ama Alice Lawliet de pek farklı değil bana sorarsan. :D

      Sil
    7. eh, ergenlikle birlikte hormonların da coşması sonucu bu konulara ilginin artması bence normal.

      Bunu bir aseksuelin söylemesi tuhaf .

      Sil
    8. Tuhaf olması doğal çünkü bunu söyleyen bir aseksüel değil. Evet, en azından göz önünde bulundurmaya değer bir ihtimal var ama fazla uzun süre bulundurulmayacak kadar az. Ben aseksüel olmayan insanlardan (Transgender olmayanlara "cisgender" denilmesi gibi, aseksüel olmayanlara da diyecek bir şey olsa keşke de uzun uzun yazmaya gerek kalmasa - "seksüel" denebilir de, kulağa düzgün gelmiyor.) yaşıtım ve hemcinsim olanlarının çoğundan daha sapık olduğum göz önünde bulundurulursa üstelik...

      Sil
    9. sen nesin o zaman? aseksüel yazısı yazıyorsun ama aselsüel değilsin. nesin o zaman=?

      Sil
    10. Diğer cinsel kimlikleri umursamayan heteroseksüellerdir, hatta direk azınlıkları umursamayan çoğunluktakiler... Benim ne olduğuma gelecek olursak, herkes gibi ben de bu sorunun cevabını arıyorum.

      Sil
  5. :)

    Alicecim darknessyaoi haric hepsini biliyorum darknessi hic duymamistim arastirdigimda da bir sey cikmiyor linkini verir misin??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kusura bakma, neden bilmiyorum ama, yorumun spam olarak gitmiş. https://darknessyaoimanga.blogspot.com.tr/?m=1 Bloğun adresi bu. Yeni bir blog ama güncel paylaşım yapıyor. :)

      Sil
    2. elbette gider. cunku "hiii anime'leri neden biraktin?" diye soran bendim. sonra cevap olarak ":)

      Alicecim darknessyaoi haric hepsini biliyorum darknessi hic duymamistim arastirdigimda da bir sey cikmiyor linkini verir misin??" yazdim. gitmeyince "keyifler nasil" diye bir yorum biraktim. heralde gitmiyor diye gitmesi icin zorlamam spam olmasina yol acmis. ama sen de pek bir hossohbetsin anladigim kadariyla. sevgiler..

      Sil
    3. Heheh, gitmesi için yazdığını anlamayıp ciddi ciddi yanıt vermişim ben de. :D Kusura bakma, neye uğradığını şaşırmış olmalısın.

      Sil
  6. keyifler nasıl?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah, teşekkür ederim, ben çok iyiyim. Tavşan her zamanki gibi endişe krizi içinde, Şapkacı yeni şapkasını gözyaşlarıyla doldurmaya çalışıyor - sürekli cırlayan fareyi içine atıp boğmak için, fare ise... Aaa yine uyuyakalmış! Bir fincan çay almaz mıydın?

      Sil
    2. alırım elbette. bahsettiğin bu anime bloglarından bahsedersin sen de sevgili alice. biçoğunun adını ilk kez senden duyuyorum!

      Sil
    3. Şey, bahsedecek pek bir şey yok, tanımadığım insanların blogları hakkında konuşamam. Ama hepsini seviyorum işte. Kendin incelediğinde daha fazla blog da keşdedeceksin. Benim panelim çok hareketsiz olduğu ve takip ettiğim blogların çoğu artık aktif olmadığı için ben daha fazla anime odaklı blog bilmiyorum.

      Sil
  7. artık yaoi izlemiyormusun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten pek izlemez, genelde manga okurdum.

      Sil
  8. Sen ekşi sözlüğe mi girdin? xDDDDD Allah akıl fikir versin

    Bu arada gay olmanın neden modası geçti?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, ben aratınca ekşi sözlük'te alice lawliet adlı bir kullanıcı göremedim ama varsa da benimle bir ilgisi yok. Ayrıca gay olmak bir moda olmadığı için, geçtiğini de sanmıyorum - insan ırkı olduğu sürece hemcinsine ilgi duyan erkek ve kadınlar da olmaya devam edece ve buna moda denemez.

      Sil
  9. ingilizceyi nerden öğrendin ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sims 3. Ve diğer bilgisayar oyunları. Ama en çok Sims 3. Gerçi İngilizce biliyormuşum gibi konuşmayalım, anlayabilecek kadar biliyorum ama her şey anlamaktan ibaret değil sonuçta.

      Sil
  10. Öncelikle merhaba; sürekli blogunu takip etmeme rağmen şimdi yorum yapma fırsatı budum^-^
    Başta cinsel kimlikle ilgili başlık görüp zorunluluklardan bahsettiğini görünce dedim bunu bir yere bağlar her halde:)Ahhh o zorunluluklar yok mu.Neyse devamındaki cinsel kimlik terimlerini hiç bilmediğimi fark ettim.Sorun bende olabilir mi acaba.kısaca bu konu hakkında bir şey bilmediğimden şu veya bu doğru-yanlış hakkında yorum yapmamam gerektiğini anladım.Ama kısaca yani anladığım kadarıyla aşık olamayanları istese bile cinsel bir yönelim olmayacağı tarzında olanları ele almışsın sanırım.Ne diyelim her insan farklı olduğundan bu tercihlerine saygı duymak gerektiğini düşünüyorum.Zaten öyle olsalar bile bize ne düşüncesi ortaya çıkıyor buradan da.Terimlerin sadece bir sözcükten ibaret olduğu anlamalılar gibime geliyor.Herkes kendi seçimlerinde özgürdür düşüncesi hakim bende sanırım.Neyse yeni postlarını bekliyoruz.^-^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazılarını severek takip ettiğim birini burada görmek çok hoş öncelikle. Sonra, söylediklerinde haklısın. Cinsel kimlikler hakkında fazla bilgin olmasa bile, onlara saygı duyabilme güzel bir şey. ^^ Şimdi fark ettim de, yazıda bir açıklama yapma zahmetine bile girmemişim. Aseksüel, cinsel çekim hissetmeyen kişi anlamına gelirken aromantic, romantik çekim hissetmeyen kişi demek oluyor. Öte yandan bu etiketlerin tanımları, konu insan hisleri olunca bir hayli kafa karıştırıcı oluyor.
      Yazar, sıcaktan erimezse 1-2 gün içinde üstünde uğraştığı yazıyı yayınlamaya çalışacaktır.

      Sil
  11. bişey sorcam senin sitende bi gif vardı "hi im gay" diye onu nerde bulabilirim

    hangi yazında kullanmıştın o gifi söyleyebilir misin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O gifin benim sitemde olduğundan şüpheliyim çünkü hiç öyle bir şey paylaştığımı hatırlamıyorum. :/ Üzgünüm, umarım bulursun aradığın gifi.

      Sil