17 Ağustos 2016 Çarşamba

Aizawa Olayı (a.k.a L'i sevmek için sayısız nedene bir tane daha ekleyin)

Death Note'u açmama asıl vesile olan,  bir sonraki yazıda ele alacağım (umarım) konu. Ancak onun için araştırma yaparken fark ettiğim bir detayı, en sevdiğim kişi hakkında da olunca burada paylaşmadan edemedim.

Gerçek ya da hayali, eğer birini seviyorsanız bu onu kusurlarıyla sevdiğiniz anlamına gelir. Kusurlarını kabul etmeden birini sevmek olmaz. O durumda siz, kendi kafanızda yarattığınız kişiyi seviyorsunuz demektir.

Benim L'e olan sevgim çok şiddetli olduğundan çoğunlukla obsesyon olarak değerlendirilir. Ama obsesyon haline getirdiğiniz birini ya da bir şeyi sağlıklı şekilde sevemezsiniz. Onu hiç kimseyle paylaşmaz, ona toz konduramazsınız... Belki L'i sağlıklı şekilde sevmiyorum, kabul ama bu, benim baştan aşağı sağlıklı olmamamdan kaynaklanıyor - o benim için bir obsesyon değil. Mesela L'in bencil bir karakter olduğunu kabul ediyorum ama asla Light gibi bir egoist değil. Light ile L, her şeyde olduğu gibi, bencilliğin de zıt yanlarını temsil ediyorlar bana göre. L insanların kendisi hakkındaki düşüncelerini önemsemiyor ama insanları önemsiyor. Light içinse insanların gözündeki yeri her şeyden önemli ama insanların onun gözünde hiçbir yeri yok. (Ya da iki ayrı şeyi bir tek kavram altında topluyor, hatta belki de tek bir kavramı ikiye bölüyorum, bilmiyorum.) Ama çoğu kişinin, L'in egoistliğini gösterdiğini iddia ettiği bir sahne var ki bence bu büyük bir yanlış anlaşılma ve bunu düzeltmek için bu yazıyı yazmak istedim. O sahne, Aizawa'nın operasyonu bırakma sahnesi.


Polis teşkilatı resmen L'e destek vermeyi bırakınca, bizim operasyon ekibi işleri ile dava arasında seçim yapmak zorunda kalıyordu. Soichirou, Mogi ve Matsuda tereddüt etmeden davayı seçerken Aizawa ailesi nedeniyle tereddütte kalıyor, operasyonda kalmasını sağlayacak çözüm önerileri ileri sürüyor ama L hepsini reddedip teşkilatta kalmasının en iyi seçenek olduğu konusunda diretiyordu. Aizawa içine düştüğü ikilemin (Bir yanda canını ortaya koyduğu dava, diğer yanda ise ailesini geçindirme kaygısı...) acısı içindeyken, Watari araya girip L'in, oradakilerin işten atılması ya da ölmesi durumunda kendilerinin ve ailelerinin maddi durumlarının güvenceye alınması konusunda ona verdirdiği sözü hatırlatıyordu, yani teşkilattan ayrılsalar bile aslında maddi durumları tehlikeye düşmeyecekti. Böylece Aizawa, operasyonda kalıp kalmayacağının, operasyona olan bağlılığının test edildiğini anlıyordu. Soichirou ile Matsuda bunun bir yanlış anlaşılma olduğunu öne atıyor fakat L kendi sözleriyle de bunu doğruluyordu. Sonra da Aizawa operasyonu hışımla bırakıyordu. 

Ama bu, hiç de L'e uygun bir davranış değil. 

Evet, L en başında operasyondakilere güvenmemiş, Kira olup olmadıklarını anlama amacıyla onları test etmişti. Ancak operasyona olan bağlılıklarını test etmeye gereksinimi yoktu: 
Bir kere, bu sahnede L'in "Kendi başıma devam edebilirim" diyerek bizzat kendisinin de belirttiği gibi, polis ekibi operasyonu terk etse bile onun için fark etmezdi. Teşkilat olarak polis gücü ve duruşuyla ona destek olmuştu ama birkaç eski polisin pek fazla yardımı dokunmazdı.
Sonra, eğer gerçekten herkesi test etmeyi amaçlasaydı, bu test bir işe yaramazdı. (Ve L gibi bir dahinin daha iyi bir deney düşünemeyeceğini söylemeye kalkmayın sakın.) Çünkü Soichirou ile Mogi kararlarını zaten belirtmişlerdi, bu da geriye sadece Matsuda ile Aizawa'yı bırakıyordu ki Matsuda gibi onaylanma isteğiyle her daim çevresindekilere göre hareket eden ve dahası zaten bir başka işi (Misa'nın menajerliği) daha elinde bulunan birinin kararını tahmin etmek hiç zor değil. Yani bu test, sadece Aizawa'yı hedef alıyordu ki Aizawa, belki Soichirou'dan sonra, L'in test etme ihtiyacı duyacağı son kişi çünkü arkadaşı Ukita öldürüldükten sonra bile operasyonu terk etmeyerek bağlılığını zaten kanıtlamıştı. Ee? O zaman L neden onun operasyondan ayrılmasına sebep oldu? 

Çünkü Aizawa'nın, küçük çocukları olan bir adamın operasyonda kalmasını istemedi. 

L'in pek fazla insanı önemsemediği söylenebilir ama kendi sorumluluğu altındaki kişileri önemsemediği kesinlikle söylenemez. Dava boyunca altında çalışanların canlarını, her zaman davadan üstün tuttu. Soichirou'nun, Ukita'nın ölümünün ardından Sakura TV binasına yaptığı baskın, Kira'nın yayınını durdurmak için çok önemli olmasına rağmen L'in ilk sorduğu Soichirou'nun durumuydu. Düz ahlaki mantıkla, "Elbette öyle olması gerekir," diyeceksiniz, "Sonuçta insan canı her şeyden önce gelir." Ama çevremizdeki dünyaya bir bakar mısınız? "Yukarıdakiler" diğerlerinin üstüne basarak yükselenler. Onların ayakları altında ezilenler? Kimsenin umurunda değil. Örneğin polis teşkilatı genel müdür yardımcısı Kitemura, Şef Yagami'nin Sakura TV binasından rahatça dışarı çıkabilmesi için polisleri siper etmişti. (Yüzleri gizlenmişti ama bunun Kira'yı onları öldürmekten ele koyacağını söyleyen üstleriydi, normalde kimse insanların durup dururken öldüğü bir yere hiçbir koşul altında gitmek istemez.) Ama L için kendi adamının -yani Soichirou- güvenliği önemli olandı. Üstelik Ukita'nın ölümünden ne kadar etkilendiği, alttaki panelde görülüyor: 


L, ekibinden birinin ölümünden yeterince etkilenmişti zaten. (Üstelik bu kişinin adının, bu sahnede de geçmesi tesadüf değildi bence.) Aynı şeyin Aizawa'nın da başına gelmesini istemedi. Peki ya diğer adamları? Onları umursamadı mı? Elbette onları da umursuyordu, zaten başta hepsinin gitmesini istemişti ama Aizawa dışında hepsinin kalmak için geçerli nedenleri vardı ve canlarını ortaya koyarak çalışan insanları zorla kovamazdı. Ama operasyon ile ailesi arasında kalan Aizawa'nın önceliği ailesine vermesini istedi çünkü doğru davranış buydu. Operasyonda kalırsa hayatı da tehlikede kalmaya devam edecekti. Eh, polislerin hayatı her zaman tehlikededir ama "Polis olarak ölürsen kahraman olursun, işsizken ölürsen pisi pisine gidersin." Aizawa gibi bir adamdan işini, rütbesini ve olasılıkla da hayatını almak istemedi.   

Soichirou ile Matsuda onu aklamaya çalıştıklarında "Hayır. Deniyordum. Nereyi tercih edeceğini görmek istedim" diyerekse Aizawa'nın parçalanmış onuruna son darbeyi indirmiş oldu. Eğer başka bir şey söylemiş ya da hiçbir şey söylememiş olsa, Aizawa'nın onurunu bir kenara atıp orada kalma ihtimali vardı ama L'in sözlerinden sonra kalamazdı: "Bırakıyorum! Şu an çok iyi anladım. Ryuzaki'den nefret ediyorum. Yaptığı her şeyden de!" Bunun hemen ardından operasyonu hışımla terk etmişti.  
Eğer L bu sahnede bencillik etmişse; bunun sebebi iki çocuk babası bir adamın paraya ihtiyaç duymasını anlamayan şımarık bir zengin olmasından değil, kendi hükmünü üstün görüp başkaları için onlar yerine karar vermeye kalkan aklını beğenmiş bir dahi olmasındandı.

L, kesinlikle yüzeysel bakarak anlayabileceğiniz bir karakter değil ama yüzeyin altına baktığınızda neden ona bu kadar taparcasına hayran olduğumu kesinlikle anlayabilirsiniz.  

5 yorum:

  1. L benimde takıntılı olduğum karakterlerden -zaten 2 tane var-hem ruhsal gücüyle hemde davranışlarıyla kendini aşık ettirebilen bir tip. Ne kadar kendini duygusuz olarak göstermeye çalışsada bir cümlesiyle aslında bir şeye ne kadar değer verdiğini gösteriyordu. Benim ölümüyle depresyona girdiğim tek karakterdi. Gerçektede böyle biri olamaz olsada birisi koluna takar bende kıskançlıktan kendimi bitiririm.

    YanıtlaSil
  2. Karakteri sevmek için nedenleri çok net bir şekilde açıklamışsın, gerçekten de duygularımı yansıttın, teşekkürler.
    Bazen L'in gerçek hayatta nasıl biri olacağını düşündüğümde aklımda hiçbir şey canlanmıyor. Etnik kökeni oldukça karmaşık (yanlış hatırlamıyorsam 1/4 İngiliz, 1/4 Japon, 1/4 Rus ve 1/4 İtalyan'dı.) ama Ohba ilk İngiliz olduğunu söylemiş. İngiltere gibi gelişmiş bir ülkeden geldiğini varsayarsak -ve Wammy gibi bir adamın da gerçek olduğunu- dahi bir yetim olarak iyi bir yere gelme şansı gene var ama dünyada "L" gibi bir pozisyon bulunduğunu sanmıyorum. Yani ICPO'nun son kozu, zirvedeki gölge isim... Bu kadar büyük bir gücü tek bir kişiye vermezler. O kişi de kaldıramaz zaten. Ama L'i kişisel özellikleriyle ele alacak olursak, birilerinin koluna takacağı biri olarak göremiyorum onu. Bu tür "farklı" tipleri kimse koluna takmaya tenezzül etmez. Gerçek insanları hayali karakterleri okuduğumuz gibi okuyamadığımız için onlara sadece yüzeyden bakarız çünkü.

    YanıtlaSil
  3. İlk olarak ben teşekkür ederim. Aslında ben L gerçek birisi olarak düşünmek istemiyorum zaten çoğu özelliği gerçeklikten uzak senin dediğin gibietnik kökeni oldukça karışık fiziksel yapısını düşününce normal bir insanda olamayacak özellikler (L'de normal değil ama neyse) nerdeyse hepsi. Benim gözümde 'imkansız tip' olduğundan DN'tun animesi ve mangası dışında birşeye bakacağımda önyargıyla bakıyorum yada tedirgin oluyorum L'yi alakasız saçma tipler oynayacak diye-ki öylede oluyor-. Bende sana katılıyorum öyle bir pozisyon ol(a)mayacağı konusunda çünkü hayat anime dünyasından -maalesef- çok daha farklı ilerliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten de haklısın, L ve onun gibi karakterler (Ki bunlar da varisleri oluyor) hayallerde kalmalı, gerçekliğe adapte edilmeye çalışıldığında bozuluyorlar çünkü... Görünüşleri çok önemli değil ama böyle derinlikli karakterleri canlandırmak için gerçekten iyi oyuncular gerekir ki onlar da anime adaptasyonlarında oynayacak kişiler değil. (Ne yazık ki, halbuki bir bilseler...) Her popüler anime bir live-action rezaletiyle karşılaşır ama Death Note'un bunu -üstelik çok da rezalet haline gelmeden atlatma şansı varken- defalarca yaşamış ve hala da yaşıyor olması sahiden büyük talihsizlik. Bu kadar önemli karakterlerin kıyımını izliyoruz resmen... (Amerikan adaptasyonunun iptal edilmesi için stüdyosunu talan etmeyi öyle çok isterdim ki.)

      Sil
    2. Amerikan versiyonun berbat olacağı şimdiden belli zaten izleyiciler olarak ilk bakacağımız şey karekterlerdir onlarada alakasız kişileri koymuşlar. Light'ı oynayan kişiye baktığımda Light'ın o sinsi ve kurnaz yüz ifadesinden çok herşeyi görüyosun Misa'yı oynayan kız tam tersi bence.L ... kesin mezarında ters dönmüştür merak ediyorum da varisleri ne duruma sokacaklar.

      Sil