8 Eylül 2016 Perşembe

Gökten Düşen Elmalar (Hayır, Newton ya da Yerçekimi Kanunu'yla Uzaktan Yakından Alakası Yok)

Uzun zamandır ortalıkta hiç mim yoktu (olsa da ben mimlenmem zaten), dolayısıyla Tawannanna'nın mimini görünce üstüne atlamaya karar vermiştim bile ama zaten mimlendiğimi görmek daha da büyük bir mutluluk oldu, bunun için ona teşekkür ederim! (◕‿◕) Bana gelince, mimleyecek pek fazla kişi tanımıyorum ama Roromiya sanki bunu güzel yapardı gibi? Onun dışında görüp de yapmak isteyen herkes, klasik deyişle, kendini benim tarafımdan mimlenmiş sayabilir. Yalnız, orjinal mimdeki tüm maddeler hakim olduğum konular olmadığından dolayı ben içlerinden kendime uygun olanları seçtim. Orjinal mim burada , siz de beğendiğiniz maddeleri seçebilirsiniz. Tamamdır, başlıyorum. (Bu arada siyah yazılar mimin kendisinden, mavi yazılar ise benim.)

1- Gökten üç Shakespeare trajedisi düşmüş. İlki Hamlet imiş, ikincisi Kral Lear, üçüncüsü ise On İkinci Gece imiş.

Çünkü bilmiyorum, muhtemelen Shakespeare'in en sığ eseri ama çok eğlenceli buluyorum. (*aslında müzikali yüzünden Romeo & Juliet demek istiyordu*) Bir de manga Shakespeare serisindeki versiyonunda karakter tasarımları müthiş hoşuma gitti, o günden beri eseri okurken karakterleri farklı şekilde düşünemiyorum, gözümün önünde o tipler beliriyor hep. Aslında Viola ile Sebastian'ı ilk okuduğum daha farklı hayal etmiştim ama mangadaki versiyonları gayet iyiydi. Öte yandan Dük Orsino ile Kontes Olivia bir harikaydı, hele Orsino'nun dramatikliği... Ve tabii ki Malvolio, beni çok güldürmüştü. Sonra Feste... Normalde manga Shakespeare serisine bayılmıyorum ama bu eser çok iyiydi gerçekten. Çünkü eğlenceli,  mangaya uyarlanabilmesi kolay bir eser, illüstratörün hayal gücü de buna katkı sağlamış. Bir saniye, mangasından değil de eserden bahsetmeliyim değil mi? Tamam, ayrıca biseksüel ya da eşcinsel olduğu dedikoduları dolaşan ve tüm biseksüellerle eşcinsellerin bunların dedikodudan ibaret olmadığını bildiği Shakespeare'in bu eseriyle heteroseksist toplumla alay ettiğini düşünüyorum. Yani erkek kılığındaki bir kadının bir erkeğe aşık olması, o erkek adına başka bir kadına kur yapması -hem de çoook baştan çıkarıcı bir şekilde-, o kadının erkek kılığındaki bu kadına aşık olması insanı cinsel kimlikler hakkında düşünmeye itiyor ama Shakespeare sonunda erkek kılığındaki kızın yerine erkek kardeşini koyarak ustaca paçayı sıyırıyor. Yine de heteroseksüellerin aklına homoseksüellik hakkında sorular bırakarak... Well, I see what you did there Shakes.  ( ͡° ͜ʖ ͡°) (Beğendiğiniz Gibi'de de aynı şeyi yapmıştı.)

2 - Rusya'dan 3 elma düşmüş. 1. Dostoyevski imiş. 2. Turgenyev 3. ise Anton Çehov

Çünkü diğer Rus romancıların ağırlığıyla tezat oluşturmasını seviyorum. 

3 - Gökten 3 elma düşmüş. 1 Oğuz Atay imiş 2. Reşat Nuri Güntekin 3. ise Mahir Ünsal Eriş 

Çünkü sanırım bu madde Türk edebiyatının büyük isimleri için olsa ve kendisi birkaç hikaye kitabı ve tek romanıyla henüz o mertebeye erişmiş olmasa da Dünya Bu Kadar kitabında o potansiyeli göstermişti bence. Gerçi Türk edebiyatı konusunda okuma alışkanlığı olmayan biriyle aynı düzeydeyim diyebilirim, yani zevkleri dikkate alınacak bir okuyucu değilim söz konusu Türk edebiyatıysa. Yukarıdakilerden bile Oğuz Atay'ın hiçbir romanını okumadım, Reşat Nuri Güntekin'inse sadece Çalıkuşu'nu okudum.  Ne bileyim, Türk edebiyatı bana tamamen gündelik duygusallıklarla bezeliymiş gibi geliyor. Okuduğum birkaç romandan hiçbirinde çok ilginç kurguya rastlamadım, yazım, tamam ama biraz daha yaratıcı kurgulara ihtiyaç var gibi. Böyle toplumsal baskıların farklılıkları yok ettiği bir toplumda bu ihtiyacın olması da çok normal tabii. Neyse ki şahsen asla topluma dahil olmadığım gibi baskısı altında da kalmadım. 
(Bu egoist çıkışı yapıp gitmem çok havalı olurdu ama ne yazık ki havalılık karaterimin dışında. Eğer fikirlerimi değiştirecek bir roman öneriniz varsa, lütfen yapın.)  

4 -  Yüzük Kardeşliğinden 3 elma düşmüş. Birincisi Aragorn, ikincisi Frodo, üçüncü ise Samwise!!! imiş.

Çünkü ilk kez fil görecek olmanın heyecanıyla bir çırpıda yazdığı "Fül "şiiriyle kurgu tarihinin en şirin karakteri olduğunu kanıtlamıştı. "Füldür benim adım / Her şeyden büyüğüm / Uzundur boyum /  Rastlarsan bana / Unutmazsın asla / Eğer rastlamazsan / Sanırsın bunlar yalan" Ortadünyanın güneş ışığıdır Sam. (Ama şu kimsenin sevmediği Boromir'i de severim, Aragorn'dan daha çok.)  


5 - Gökten üç elma düşmüş. Birincisi müzik imiş, ikincisi bale, üçüncü ise müzikal

Çünkü bu maddeyi sahne sanatları olarak algılayarak yukarıdaki iki sanatın birleştiği müzikal diyorum. Ne film, ne tiyatro... İnsanın ayaklarını müzikaller kadar yerden kesen bir şey daha yok. Özellikle canlı olarak Romeo & Giulietta kadar güzel bir şey daha izleyebileceğimi sanmıyorum. 


6 - Gökten üç elmanın içinde üç masal düşmüş. 1. Pamuk Prenses ve 7 Cüceler  imiş 2. Hansel ile Gretel  imiş  3. Kahraman Terzi imiş.

Çünkü çoğu çocuk masalındaki ana karakterlerin temel meziyetleri "iyilik" ve "cesaret"ken, bu masalın ana karakterinin karşısına çıkan engelleri aklı, kurnazlığı ve her şeyden de önce kendisine olan güveniyle (Yedisini Bir Vuruşta) alt etmesi müthiş hoşuma gidiyor.  Üstelik bu kişi basit bir terzi, öyle yakışıklı bir prens ya da gizemli bir sihirbaz gibi uçuk kaçık biri değil. Bir de, annemin de en çok sevdiği masal olduğu için defalarca dinlemem sonucunda da en sevdiğim olmuş olabilir. 


7 - Gökten 3 elma düşmüş. 1. Yunan Mitolojisi imiş. 2. İskandinav Mitolojisi imiş 3. Maori Mitolojisi imiş.

Çünkü çok keyifli. Mesela Yunan mitolojisindeki Uranüs ile Gaia gibi bir Gök Baba ile Toprak Ana var. Ancak Uranüs çocuklarını yer, Gaia da onu hadım ettirirken bu ikisi sadece sarılıp binlerce yıl yatarlar (Aradığım ilişki.), hem de aralarına sıkışmış çocuklarıyla. Göğün yerden ayrılıp dünyanın oluşması da bu çocukların isyanlarıyla meydana gelir.  Sonra deniz tanrısının oğlunu öldürmesinin intikamını almak için onun evini yakan bir adamın öyküsü de vardı. Bugün denizlerde yaşayanların yangından kaçan balıklar olduğuna inanılıyormuş. Hayal etsenize? Ölen oğlunun intikamını almak için hiddetle deniz tanrısının evini yakan ve sonucunda balık yağmuruna maruz kalan bir adam. Güzel bir mitoloji bence.  


8 - Gökten 3 elma düşmüş. 1. Ilyada imiş 2. Ramayana imiş  3. Gılgamış imiş.

Çünkü aslında Odysseia demek istedim, Oedipus kompleksinden ötürü ama okuyalı çok zaman oldu, ayrıca Gılgamış'ın sonu. Geliştirmekte olduğum ideolojimi etkileyen şeylerden biridir ya da ideolojimin etkilediği. 


9 - Gökten üç elma düşmüş. Birincisi Joe Hisaishi imiş 2. Hans Zimmer 3. ise Yoshihisa Hirano & Hideki Tanuichi 

Çünkü muhtemelen bu isimleri bilmiyorsunuz ama belki de bir yerlerden bildiğiniz hissi uyanmıştır içinizde. Söylediğimde "yine mi Death Note?" diyeceksiniz ve dediniz işte. Yine Death Note ama Death Note'dan ötürü değil sadece. Yarattıkları şahesere rağmen asla adları yeterince geçmeyecek, bari burada geçsin, ne kadar önemsizse de burada geçmesi ve eğer yarattıkları şaheser değilse, ben müzikten bir cacık anlamıyorum demektir ama varsın anlamayayım, müziği anlamaktan bana böyle şeyler hissettirmesini yeğlerim. 



10 - Gökten elma şeklinde üç adet film türü düşmüş. 1. si bilim kurgu imiş. 2. si komedi imiş.  si  3. sü ise Korku/Gerilim imiş.

Çünkü birçok kişi için bu maddeyi açıklamaya gerek yok, malum, birlikte izlemiş, o da olmadıysa mutlaka üstüne konuşmuşuzdur. İnsanları tutmakta iyi değilim ama bu konuyu açmadan da bırakmış olamam. Mümkünatı yok. :D Korku derseniz kesinlikle en sevdiğim film türü değildir, bakın, gerilim olabilir ama korku değil. Sevdiğim filmler arasında pek fazla korku filmi bile yok ve izlediğim korku filmleri arasında sevdiklerim de pek az. Bu türü sevmemin nedeni tamamen izleme kısmı, çok eğlenceli oluyor çünkü. Birlikte teoriler üretiyoruz ("Öyleyse neden gidip polisiye filmi izlemiyorsunuz?" diyeceksiniz ama polisiye filmlerde bu olmuyor çünkü birçok polisiye izleyici/okuyucunun çözebileceği şekilde işlenmiyor, işlense bile nasıl olsa dedektif çözecekken ve filmi izlemiş olmanın tüm anlamı buyken, izleyici olarak çözesi gelmiyor insanın.), yorumluyoruz, komik anlar yaşanıyor... Vs. Birlikte izlemesi eğlenceli bir film türü işte. Ayrıca etrafımdakiler ne kadar korkarsa o kadar az korkuyorum, sanki onların korkusu benimkini absorbe ediyormuş gibi. Sınıfta Ruhlar Bölgesi ve Sinister gibi kült korku filmlerini izlerken gözümü kırpmamamla çok saygın bir yer edinmiş bulunmaktayım.  

Bu yazı biraz geç geldi ama son günlerde eğer hepten kafayı yemediysem hayatımda o kadar acayip şeyler oluyor ki bir sonuca ulaştıklarında (Eğer ulaşırlarsa tabii.) paylaşmak için sabırsızlanıyorum. 









9 yorum:

  1. Ya ben mimlendim mi şimdi? :D Hem de iki kişi tarafından aynı mimle? :D Normalde olsa sevinçten havalara uçardım ama bu mim acayip zor bence. Gerçekten genel kültürüm bu tip konularda yerin dibinde olduğunu belli ediyor. Gerçi saklayacak mıyım bunu? Hayır. Ama yine de sizin kadar döktüremem. :)

    Bir de bu mimle çok güzel müzik ve kitaplar keşfetmiş oldum. O yüzden teşekkür edip ellerinize sağlık demek istiyorum. Sanırım sonra da hangi soruları seçeceğime karar vermeliyim. Kolay olmayacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, entellektüel bakımdan zor bir mim. :D Ama bu yüzden iyi yapacağını düşündüm zaten.

      Sil
  2. Mimi yanıtladığın için ben teşekkür ederim ^^ Çok güzel olmuş, eline sağlık :))

    A. Çehov' un edebi yeteneği bambaşka, hem oyunları hem öyküleri. Benin en sevdiğim yazarlardan bir tanesi. Mahir Ünsal Eriş' i duymamıştım ama not aldım, şans vereceğim. (bu mimlerin en güzel yanı bu ^^)

    Samwise :))) Karakter olarak sevmekle birlikte, patatesi kutsal bulduğumdan Gollum ile aralarındaki patates diyalogundan ötürü ayrı bir sempatim var kendisine :)) Y. Hirano&H. Tanuichi'yi ayrıca selamlıyorum... Death Note' un harikalığına katkıları büyüktür bence^^

    YanıtlaSil
  3. Sanwise her şeyiyle bir tatlılık abidesi! Hirano ve Tanuichi'nin birileri tarafından bilinmesi beni mutlu ediyor. Kesinlikle Death Note'u Death Note yapan en büyük isimlerden her ikisi de.

    YanıtlaSil
  4. Merhaba, müzikal demişsin ya ayakları bu denli yerden kesecek bir şey olmaz deyu, şayet Tatbikat Sahnesinin bulunduğu şehirlerden birindeysen mutlaka Woyzeck Masalı ni izlemelisin

    Not: geçenlerde uzun süre aglayamamanla ilgili yazını okudum ve bayıldım, kalemin çok kuvvetli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kontrol ettim, varmış. Woyzeck Masalı'nı hiç duymadım ama hakkında güzel şeyler yazmışlar, meraklandım. Bu öneri ve yorumun için teşekkür ederim :)

      Sil
  5. Ya, benim aklıma bir şey takıldı. Gökten üç elma düşmüş, diyor. Sonra sayıyor: Birincisi müzik imiş, ikincisi bale, üçüncü ise müzikal, diye. Şimdi düşen elma mı, yoksa müzik mi? Burada bir mantık hatası var. Öncelikle cümle saçma zaten. Hem nimetle oyun oynuyorsunuz ama çarpılacaksınız. 1. soruda “Gökten üç Shakespeare trajedisi düşmüş...” diyor gerçi. Ayrıca bunları gökten kim atıyor? Afrika’da bu kitapları bulamayanlar da var.
    Ben fazla Türk romanı okumadım, fakat okuduğum kadarıyla bir türlü sevemedim. İleride daha çok Türk romanı okumaya yönelmek istiyorum. “Türk edebiyatı bana tamamen gündelik duygusallıklarla bezeliymiş gibi geliyor.” Doğru bir noktaya değinmişsin sanırım. Beni de rahatsız eden sebeplerden biri bu.
    Death Note’u Death Note yapan şeylerden biridir müzikleri. Bu iki isim (Kahretsin, bende isimlerini unuttum! Neyse, çaktırma çaktırma, devam et...) olmasa çok daha farklı bir Death Note izliyor olurduk. Benim en sevdiklerim; Light's Theme, L's Theme, Kodoku, L's Theme B, Kyrie, Low of Solipsism, Dirge, Light Lights up light, Low of Solipsism II ve her dinlediğimde çok duygulandırmakla birlikte birçok farklı duyguyu da yaşatan Hirano Yoşihisa’nın Coda’sı.
    Aranızdan bu çok gerekli makaleyi paylaşarak ayırılıyorum: https://en.wikipedia.org/wiki/Toilet_paper_orientation

    LL

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yine ne yazmışım ben...

      LL

      Sil
    2. Haha, yorumunu yeni gördüm. Aslında çok doğru bir noktaya değinmişsin, gerçekten de, neyin ne olduğu belli değil yahu. u_u *gökten bir elma kafalarına düşmüş, adı sembolizmmiş*
      Coda mı? Öyle bir parçayı hiç duymadım.
      Makale tam da şu anda okumak istediğim tarzda bir şeye benziyor, hemen bakıyorum.

      Sil