13 Haziran 2017 Salı

Hanahaki Byou

"Seni seviyorum," diye yazdı genç kız, her bir harfin kalbine battığını hissederek.

-"Hey, selam."

"Bırakmak istemiyorum." Bu sefer kalbine saplanan kelimeleri çıkarıp ufak parmaklarının hızlı hareketleriyle bir çırpıda klavyeye dizdi.

-"Um..."

"Ama güle güle." Aralarında geçen, geçebilecek ve geçmesi gereken bütün sözcüklerin, zevkini birlikte çıkardıkları melodilerin peşinde bir duygu maratonu halinde geçip gidişini izledi yüzünde bir gülümsemeyle. Düşünülebilir ki bu gülümseme hatalarından yeni dersler alıp hayatta emin ya da titrek adımlarla ama titrek mitrek, önemli olan sürekli ilerleyen birinin ermiş gülümsemesi. Böyle düşünmek istersiniz. Ben de böyle düşünmenizi isterim. Çünkü bu güzel bir düşünce. Ama ne yazık, ne kadar yazık ki gerçek bu değil. Gerçek hiçbir zaman güzel değil. Hatta çirkin de değil. Gerçek, gerçek işte. İstediği her kulvara başıboşça dalıp yarışı mahveden, kimseyi umursamadan kendisi olmaya devam eden bir oyun bozan. Ve bu da hayatta hep ters yöne doğru giden, o berbat kişilikli oyunbozandan zikzaklar çizerek kaçan bir aptalın gülümsemesi. Çünkü ağzından çıkan bir sonraki söz (evet, o inanılamayacak derecede gülünç kekelemeyle birlikte hem de) şu:

-"S-Selam!"




1 yorum:

  1. Hanahaki Byou... Kısacık ama çok derindi. Öyle derin ki, boğulmak garanti.

    YanıtlaSil